24 Haziran 2018 Seçimi ve Sonrası Ne Oldu?- Av. Mehdi Bektaş

Kimine göre, etnikçi, mezhepçi Kemal Kılıçdaroğlu ile anası örtülü, bacısı türbanlı, imanlı, fizikçi, cumhuriyetçi, ulusalcı Muharrem İnce kaybetti; millete din iman yakınlara han hamam işinde olan, imam hatipli, üniversite diploması meçhul, dinci, mezhepçi, laik cumhuriyet karşıtı Recep Tayip Erdoğan yine kazandı, üretmeden hazineden yemlenenler de “layığını buldu”.

Kimine göre, AKP, MHP, BBP’nin içinde yer aldığı “Cumhur İttifakı” zafer kazanıp göklerde uçuyor, CHP, İyi Parti, Demokrat Parti, Saadet Partisinin içinde yer aldığı “Millet İttifakı” yerlerde sürünüyor.

Kimine göre, halk, Atlantik ittifakının (AB+ABD) desteklediği, PKK’ye ve Gülen Çetesi’ne yandaş olan “Millet İttifakını” sandığa gömdü; PKK’ye, Gülen Çetesi’ne ve Atlantik İttifakına karşı “vatan savaşı” sürdüren “Cumhur İttifakını” diriltti.

Kimine göre, cumhuriyet gitti padişahlık geldi, Tayyip 1.nci Sultan Recep  oldu, yandaşları beytülmalden beslenerek, el etek öperek, kullar (ayan) meclisinde yer tutarak, makam, mevki sahibi olarak, ikbal ve istikbale koştu, mutluluktan dört köşe oldu.

Burada kısa bir açıklamaya ihtiyaç var: Bilindiği gibi “Pa”, Farsça ayak demektir, padişah sanı “Şah’ın ayağı” anlamındadır. Osmanlı Beyliği kurulduğunda, Acem ve Anadolu’da egemen olan Selçuklularda hükümdarlar, şah, sultan sanlarını kullanırlardı. Osmanlı, Selçukluya bağlılığını ve statüsünü göstermek için Padişah (Şah’ın ayağı) sanını kullanmıştır. Yani Anadolu’da Padişah, Acem’de Şah’tır. Oğuz kökenli Yavuz Sultan Selim Padişah’tır, oğuz kökenli İsmail Şah’tır. Günümüzde Anadolu’da Padişah olmaya soyunmak, emperyalizmin, eli, kolu, ayağı, hizmetkârı olmaktır. “Ey Amerika” diye efelenip, Büyük Ortadoğu Projesi’nin eş başkanı olmak, iktidarda kalmak ve Sarraf belasından kurtulmak için Washington’u yol etmek, görüşmeleri resmi kayda almamak bu olsa gerek.

Kimine göre, seçim sürecince hak, hukuk, adalet yoktu, reis konuştukça konuştu, muhalefet konuşacak yer ve zaman bulamadı, sesini duyuramadı, oyu çalan oynaya güle Üsküdar’ı geçti.

Herkesin kuşkusuz haklı olduğu noktalar var, ama bana sorarsanız, bu seçim süreci FİKİRSİZ bir seçim sürecidir, gerçek düşünceler (ideoloji) gizlenmiş, yoksullara, dar gelirlilere, küçük üreticilere, işçilere, köylülere, esnafa, üniversite öğrencilerine ve de emeklilere bol vaatler sıralanmıştır.

Cumhur İttifakı, mevcudu korumak, iktidarını sürdürmek için, sürekli CHP’yi hedef almış, HDP üzerinden ayrılıkçı PKK ile dinci Gülen çetesiyle işbirliği içinde olmakla suçlamış, izlediği Suriye politikasının yarattığı yıkımı, Türk Ordusu’na Fırat Kalkanı ve Zeytindalı harekâtı yaptırmak zorunda kalışını unutturarak, bu harekâtları kendisi düşünüp yapıyormuş gibi sahiplenerek, boşalmış Kandil’i vuruyormuş gibi yaparak, ırkçı, dinci, mezhepçi, fetihçi duyguları körükleyerek, yığınları saflaştırıp ayrıştırarak, istediğini elde etti.

Millet İttifakı, tam bir karmaşaydı, ortak dil ve söylem birliği yoktu, içi boş demokrasi, kuvvetler ayrımı, hak, hukuk, adalet söylemi yeterli oy almaya yetmedi, umduğunu tam bulamadı. Burada merkez sağ denilen liberal muhafazakâr DP, AP, Anavatan Partisi geleneği ile ırkçı milliyetçi MHP geleneğini harmanlamaya çalışan İyi Parti ile Milli Görüşü diriltme derdinde olan dinci Saadet Partisi’nin yetersiz çalışmalarını bir yana bırakırsak, sorumluluk CHP’ye düşer.

CHP, İyi Parti’yi seçime sokarak, Millet İttifakını kurup ittifakta yer alan partilerin baraj sorununu sıfırlayarak, polemikçi Muharrem İnce’yi aday göstererek, iyi bir başlangıç yapmış ise de, Cumhuriyetin ve CHP’nin kuruluş ilkelerini savunmayarak, halkın birliğini, ülkenin bütünlüğünü, laikliği, halkçılığı, bağımsızlığı, emperyalizm karşıtlığını, emeği, sanayileşmeyi, kalkınmayı hiç dile getirmeyerek, bol vaatlerle buz üstüne yazı yazmıştır.

Koskoca bir seçim döneminden geriye kalan, seçim gecesi parti merkezinin yönetimsizliği, beceriksizliği, fizik öğretmeni adayın hesap bilmezliği, özveriyle çalışanların ihmal edilmesi, halkın, seçmenin bilgi edinme hakkının savsaklanıp, yok sayılmasıdır.

CHP kendi içinden bir aday çıkardı, aday merkez yönetimle birlikte CHP’yi Mevlana Dergâhına çevirdi, ne sağ var ne sol, ne emek var ne sermaye, ne kapitalizm var ne sömürü, ne emperyalizm var ne bağımsızlık, varsa yoksa Tayip’in maceraları.

Tayip’in maceralarını bilmeyen mi var, herkes biliyor zaten. Bunla uğraşana kadar, ülkenin, halkın geleceği ile ilgilenmek, insanlara mücadele azmi, kitlelere gelecek için umut vermek gerekmez mi? Bir parti, kadrolarına, seçmenine umut vermez, mücadele ve çalışma azmini diri tutmaz, düzenli ve sağlıklı bilgi akışı sunmazsa, adayın ve yöneticilerin dili tutulursa, açıklama yapacaklar diye saatlerce bekleyenlerin umutları kırılınca, yönetim hiçbir şey olmamış gibi nasıl durur, anlamak zor!

Seçimden sonra, CHP sözcüsü Bülent Tezcan, bir gazeteye yaptığı açıklamada, seçim gecesi yaşananları anlatmış ve “Türkiye’nin seçimlerdeki fotoğrafını çekeceğiz. Oy aldığımız ‘bizim mahalle’ye hitap eden dili terk edeceğiz; ‘karşı mahalle’den oy isteyen, onlara hitap eden bir dil ve çalışma yöntemini benimseyeceğiz” demiş!…

Şimdi sormak gerekiyor bugüne kadar yaptıkları bu değil mi? Karşı mahallenin dili, AKP, MHP, SP, İyi Parti’nin oy aldığı, sağcı, muhafazakâr, ırkçı, dinci bir dil değil mi? Sağ seçmen, kendi mahallesinin asıl partileri dururken karşı mahallenin partisine niye oy versin, asılları dururken suretiyle niye avunsun?

CHP’li yöneticilerde, kendisi olmak yerine başkası olmak çabası, anlayışı sürekli var? Bu anlayış, laikler inanca saygısızmış gibi Ecevit’in “inanca saygılı laiklik” söylemiyle başlar, sonra gelenlerce sürdürülür, CHP’nin halkçı, devrimci, laik çizgisi terk edilir, sermayenin emeği uysallaştıran, kaba sömürüsünü görülmez kılan sosyal demokrasi düzenine sığınılır. Uzun yıllardır sosyal demokrasiyi savunuyorlar, ama bunun çıkmaz bir yol olduğunu görmüyorlar, her seçimde sağa yanaşarak halktan oy almaya çalışıyorlar, Tezcan’ın açıklamasından da anlaşılacağı gibi aynı yolda aynı hızla yürüyorlar.

CHP, bana göre, halkçı, devrimci, laik, bağımsızlıkçı, anti-emperyalist çizgisine dönmeden büyüyemez, iktidara gelemez, gelse de bu anlayışla uzun süre iktidarda kalamaz.

Seçime katılan diğer partilerden HDP, AKP fazla milletvekili çıkarmasın diye düşünenlerin, saftirik Türk solcularının oylarıyla barajı aştı; bunda solcu diye listelerden aday gösterilenlerin bir katkısının olduğu kanısında değilim. HDP üzerinden milletvekili olmak için geçmiş sol hareketlerini ve partilerini “ezilenlerin yanında olmak” söylemiyle yönlendiren ya da hareket ve partilerini terk ederek HDP listelerinde aday olan farklı kimliklerin, Kürt sorunun çözümüne, ülkeye bir yararının olacağını, HDP’ye yönelik algıyı değiştirebileceğini pek sanmıyorum. HDP ister kabul etsin ister etmesin toplum, HDP’yi ayrılıkçı PKK’nin partisi kabul ediyor, aldığı oyların esas olarak etnik karakterli olduğunu biliyor, ortalık kızışınca HDP’lilerin bedel ödediğini, farklı kimliklerin suskun kalıp toz olduğunu görüyor.

Seçime katılanlardan Vatan Partisi, encamı küçük iddiası büyük olarak ortaya çıktı, kendi çaldı kendi oynadı; liderlerinin AKP’ye ve Tayip’e destek gibi algılanan söz ve söylemleri dikkat çekti, kitlelerin lidere güvensizliğinin parti tabanına yansıdığını, partiye verilen oylarla cumhurbaşkanı adayı lidere verilen oylar arasındaki fark gösterdi. Doğu illerinde oy artışı sağladıklarını yazıp söylüyorlar, ama alınan oylar gelecek için pek umut vermiyor. Türkiye solunda pek sempatik bulunmayan liderlerini değiştirseler, gelecek için bir umut olur mu, kestiremiyorum!

CHP mitinglerine bakarak bir yanılgıya düşmemek gerek, bu kalabalıkları Muharrem İnce toplamış görünse de asıl toplayan güç, cumhuriyetin kurucularına “iki ayyaş” diyen, cumhuriyetin kuruluş ilkelerine ihanet eden, ülkenin varını yoğunu satan, AKP iktidarından ve liderinden kurtulma umududur. Bu umudu, seçim gecesi konuşmayan, kimseye çaktırmadan bir gazeteciye “adam kazandı” diye mesaj atan, hesap bilmez gibi arada 10 milyon oy farkı var, hile olmaz diyen Muharrem İnce bitirmiştir.

Muharrem İnce, her işi bitirmiş gibi şimdi de CHP başkanı olmaya soyunuyor, bu kadar acemilik yapandan, umudu söndürenden, adaletli bir seçim yarışı olmuş gibi kazananı kutlarım diyenden, daha seçimin kesin sonucu belli olmadan, fırsat bu fırsattır anlayışıyla CHP Genel Başkanı’na “ ben başkan, sen onursal başkan ol” önerisinde bulunandan başkan olur mu, bilemem, ama lider olamayacağı kesindir.

Özgüvenimizi yitirmeyerek, iyi ve güzel günleri hayal ederek, umutlu ve direngen olarak, günümüze ve geleceğimize sahip çıkarak, gelecek kuşakların yaşanır Türkiye’si için kaldığımız yerden mücadeleye devam.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!