31 Mart 2019 Yerel Seçimini Kim Kazanacak? -Av. Mehdi Bektaş

12 Eylül 1980 darbesinden önce toplumda oluşmaya başlayan sol sağ, ilerici gerici, kapitalist sosyalist, ülkücü devrimci, faşist komünist gibi kavramsal sınıfsal, ideolojik, politik, toplumsal ayrışım, 12 Eylül’ün baskı ortamında kılık değiştirerek, neoliberal ve muhafazakâr sosa bulanarak farklı alanlara kaydı, at izi it izine karıştı, toplum önünü göremez, yolunu bulamaz oldu, şaşkın ördeğe döndü, geri geri gidiyor.

 

12 Eylül faşist yönetimi, “Bağımsızlık benim karakterim” diyen bağımsızlıkçı, devrimci, halkçı, laik, millici, aydınlanmacı, kamucu Kemalizm’in düşünsel, politik yürüyüşünü fikren dondurdu, fiilen durdurdu;  dinci, ırkçı, uşak ruhlu, çıkarcı, işbirlikçi, sömürücü, ahlaksız ne kadar musibet varsa ortaya çıktı. “Devlet malı deniz yemeyen domuz” diyenler cumhuriyetin değerlerine, birikimlerine saldırdı, cehaleti, hırsızlığı, yolsuzluğu, kültürsüzlüğü, hukuksuzluğu, bilgisizliği benimseyenler devlet ve toplum yaşamına girdi.

 

Emperyalizmin işbirlikçisi dinciler iktidar oldu, gençleri softa yurttaşı ümmet yapmaya, Osmanlıcılık hayaliyle komşu topraklarına göz dikip bir koyup üç almaya, savaşmaya kalktı. Laik Türkiye Cumhuriyetini din devletine dönüştürme, toplumu milliyet (etnisite) ve inanç (din ve mezhep) temelinde ayrıştırarak birbirine düşürme hızlandı. Cumhuriyetin birikimlerini, fabrikalarını, stratejik kuruluşlarını emperyalist kuruluşlara tekellere haraç mezat sattılar. Ulusun kesesinden beslenen, cumhuriyetin kurucularına kin ve nefret duyan dinciler, ulusun varlıklarını fonlayarak,    emperyalizmin, işbirlikçileri petrol zengini uşaklarının kapılarına yüz sürerek, fonu teminat gösterip kredi (para) dilenmeye başladılar. Kandilin yağı tükendi, devletin hazinesi  “tam takır kuru bakır” oldu, övündükleri Osmanlı’yı batıran “Duyun-u Umumiye”yi arar duruma geldiler, ekonomi dikiş tutmuyor, fiyatlar yükseliyor, işsizlik artıyor, şirketler batıyor. .

 

Bu ortamda yerel seçim yapılacak. Seçimde iktidarla muhalefet, adaylar yarışmıyor, cumhuriyete düşmanlıkla ve hayat pahalılığı yarışıyor. 1950’den bu yana ağırlıkla ülkeyi yöneten liberal zihniyetle ile Turgut Özal’la devlet ve toplum yaşamına giren AKP ile büyüyüp gelişen dinci zihniyet, ülkeyi yaşanmaz hale getirdi.

 

2002’den bu yana ülkeyi yöneten ve iflasın eşiğine getiren müflis AKP iktidarı,  ülkeyi başkaları yönetmiş ve halen yönetiyormuş gibi zeytinyağı gibi suyun üstüne çıkarak, çıkar ortağı MHP’yi yağlayarak,  cumhuriyetin kurucularını, 1950’den bu yana doğru dürüst iktidar yüzü görmemiş CHP’yi, tek parti dönemini, Millet İttifakı’nı suçlayarak, Cumhur İttifakı adıyla destan yazacaklarını söylüyorlar.

 

Cumhur ittifakını kuran bu parti liderlerinin, geçmişte birbirine söylediklerini sosyal medyadan duyunca, insanın yüzü kızarıyor, dili tutuluyor.  Anlaşılıyor ki bunların destanı, cumhuriyet, Atatürk ve İnönü düşmanlığı üzerine yazılmış, yalana, talana, çıkara dayalı bir destan olmalı.

 

Bunların yanında kimler duruyor? Atatürkçülüğü CHP’ye bırakmayan, Vatan Savaşı veriyor diye AKP’ye su taşıyan Vatan Partisi, CHP’nin döküntülerini aday göstererek var olmaya çalışan rahmetli Ecevit’in Demokratik Sol Partisi, kurucu liderleri Muhsin Yazıcıoğlu’nun suikasta kurban gittiğini savlayan, MHP’nin dayatmasıyla ittifak dışında kalan, kişisel çıkardan başka işleri olmayan dinci ırkçı Büyük Birlik Partisi.

 

Bunların karşısında kimler var? Laik Türkiye Cumhuriyetin kurucusu ana muhalefet Cumhuriyet Halk Partisi(CHP), MHP’nin ırkçı ve iktidar destekçi tutumunu sakıncalı görerek ayrılanların kurduğu milliyetçi liberal kimlikli İyi Parti, AKP kurucularının içinden çıktığı Müslüman kimlikli Saadet Partisi (SP), Kürt kimliğini (etnisite) öne çıkararak kurulan, örgütlenen, Kürdistan adıyla bağımsız ya da özerk bir bölge oluşturmak hayaliyle yanıp tutuşan, binlerce insanı kurda kuşa yem eden Halkların Demokrasi Partisi (HDP), seçime katılamayan Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP), seçime katılma olanağını yakalayan Türkiye Komünist Partisi (TKP).

 

Bu gruplaşma içinde AKP ve MHP “Cumhur İttifakını”, CHP ve İyi Parti “Millet İttifakını” kurdu. İttifaklar kimi yerde ortak aday çıkardılar, kimi yerde biri diğerinin adayını destekleyeceğini ilan etti. AKP ile MHP aynı bağın üzümünü yolup aynı tastan su içtikleri, aynı kaba yaptıkları için yarıcılık ortakçılık yapmalarında şaşılacak bir durum yoktur!  Anayasa değişikliğinin oylanmasında, parlamenter sistemden diktatörlük sistemine geçmede, Reis ve vekil seçiminde ortak olduklarına göre bu seçimde de ortaklıklarını sürdürüyorlar.

Bu konuda en atak ve cüretkâr olan “Millet İttifakı” olmalı. Cumhur İttifakı denilen “Şer ittifakını” sandığa gömmek için meşru bütün yolları deniyor. Bu tutumu doğru bulanlar olduğu gibi karşı çıkanlarda var. Karşı çıkışlar daha çok ideolojik düşünenlerden geliyor. Haklı olabilirler, ancak unuttukları bir nokta var, o da CHP bir ideoloji partisi değil bir kitle partisi olduğudur. Bünyesine çeşitli sınıf ve katmanlar yansıtan düşünceler, eğilimler yer alır. Seçimi kazanmak için de çeşitli düşünce, sınıf ve katman temsilcileriyle, bazılarının hoşuna gitmese de iş tutar.

Bu nedenle olsa gerek İyi Parti ile Millet İttifakını kurmuşlar, SP, HDP, ÖDP ile dirsek temasına geçmişlerdir.  İyi Parti ile 23 büyükşehir, 27 il olmak üzere 50 ilde işbirliği kararı almışlardır. Mersin, Mardin, Van ve Erzurum büyükşehirleri ile 31 ilde her parti kendi adaylarını çıkarır.

CHP,  “Adıyaman, Afyonkarahisar, Aksaray, Düzce, Elazığ, Isparta, Nevşehir, Karabük, Kırıkkale, Kilis, Osmaniye, Tokat, Yozgat, Gaziantep (Büyükşehir), Balıkesir (Büyükşehir),  Kayseri (Büyükşehir), Kocaeli (Büyükşehir), Konya (Büyükşehir), Manisa (Büyükşehir), Sakarya (Büyükşehir), Samsun (Büyükşehir), Şanlıurfa (Büyükşehir), Trabzon (Büyükşehir) ve Denizli (Büyükşehir)”  illerinde aday göstermeyerek İyi Parti’ye destek olacaktır.

İyi Parti, Adana (Büyükşehir), Ankara (Büyükşehir), Antalya (Büyükşehir), Aydın (Büyükşehir), Bursa (Büyükşehir), Diyarbakır (Büyükşehir), Eskişehir (Büyükşehir), Hatay (Büyükşehir), İstanbul (Büyükşehir), İzmir (Büyükşehir), Kahramanmaraş (Büyükşehir), Malatya(Büyükşehir), Muğla (Büyükşehir),  Ordu (Büyükşehir), Tekirdağ (Büyükşehir) illerinde aday çıkarmayarak CHP adaylarını destekleyecektir.

CHP bu işbirliği ile yetinmeyerek, partili olmayan birçok ilerici, devrimci ve demokratı listelerinde yer verir, ÖDP Eş Başkanı Alper Taş’ı ÖDP’nin onayıyla İstanbul Beyoğlu’ndan belediye başkanlığına aday gösterir.  İttifakın, Şanlıurfa’da Sadet Partisi adayının destekleyeceği, doğu ve güney doğuda HDP adaylarına yol vereceği söyleniyor.

HDP, iktidarın ve iş ortağının siyasi ve hukuki baskısı karşında, Türkiye’nin batı illerinde adaylarını geri çekti, Millet İttifakı adaylarına destekleyeceğini duyurdu.

Cumhur ittifakı, devletin, yürütmenin, siyasi partinin başı Recep Tayyip Erdoğan önderliğinde, devletin, yerel yönetimlerin tüm olanaklarını kullanarak, TRT’yi siyasi iktidarın borazanı yaparak, özel medyayı iktidara bağlayarak, cami açılışları yaparak, ezan okunurken protesto edildiğini öne sürerek, dini siyasete alet ederek, devlet memurlarını, valileri, kaymakamları, müftüleri, imamları sefere çıkararak seçim kampanyasını sürdürüyor, Millet İttifakı ve HDP’ye ateş püskürüyor. MHP, bu çalışmalara aynı dille ve beka söylemiyle destek veriyor. Beka sorunu, ülkeden çok Cumhur İttifakı denilen şer ittifakının gelecekleri sorunu olduğu,  Recep Tayip Erdoğan ile Devlet Bahçeli’nin canhıraş bağrışından,  semalarda yankılanmasından anlaşılıyor. .

Sadet Partisi geçmişin Erbakanlı dönemine kavuşur mu, HDP geçmiş gücüne ulaşarak varlığını korur mu, ÖDP eş başkanı Alper Taş Beyoğlu’ndan seçilir mi, TKP hatırı sayılır oy alır mı; Vatan Partisi iktidara yağ çekmenin, CHP’ye düşmanlık etmenin, DSP ise iktidarın desteği ve döküntülerle seçime girmenin hayrını görür mü?  Gerçekten bilemiyorum, ancak bildiğim ve gördüğüm şey, seçimde düşünceler, anlayışlar, partilerden çok,  iktidarın halktan, halkın da iktidardan korkması gibi bir durum yaşanıyor, korkuyla hayat pahalılığı birbirini tetikleyerek sürüyor ve yarışıyor. Seçimi şer ittifakı kazanırsa ülke kaybedecek,  millet ittifakı kazanırsa ülke ve halk kazanacak görünüyor.

 

Kaybetmemek için ülkesini, halkını sevenler, bağımsızlığa, eşitliğe, özgürlüğe, bilime inananlar, laik cumhuriyet ve demokrasiyi erdem sayanlar, oylarını kullanmalı, kullanmayanlar kullanmaları için teşvik edilmeli, sandıklara sahip çıkılmalı. Ülkenin sahipsiz olmadığı, kurda kuşa yem edilmeyeceği; hukuk tanımazlara, emperyalizmin uşaklarına, laik cumhuriyet düşmanlarına gösterilmeli…

 

Yaşasın Laik Demokratik Cumhuriyet

Kahrolsun faşist dinci diktatörlük!

 

 

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!