31 Mayıs Halk Hareketi-Mehmet Ali Yılmaz

Yeni ve devrimci Türkiye’yi 31 Mayıs Halk Hareketi ya da ondan türeyecek bir

hareket –parti kuracaktır. Bize düşen görev bu hareketin sağlıklı bir şekilde gelişmesine yardımcı olmak ve katkı koymaktır. Önderlik etmeye kalkışmak yapılacak en önemli hatadır.

31 MAYIS HALK HAREKETİ, “TARİHİN SONU”NUN SONUNU GETİREN DİRENİŞ…

Dünya sosyalistlerinin başaramadığını Türkiye halkı başardı. Emperyalizmin sözcülerinin 1990’larda ortaya attıkları “Tarihin sonu” geldi, “kapitalizm zafer kazandı” tezini 31 Mayıs direnişçileri yerle bir ettiler. Bu müthiş direnişin öncülüğünü 1990’larda dünyaya gelen gençlerin yapması ise tarihin egemen sınıflara attığı çalımdan başka nedir.

Bu şanlı direnişiyle halkımız, emperyalizmin taşeronunu ve ABD’nin Ortadoğu planını ezdi geçti. Halk kazandı, emperyalizm ve işbirlikçileri kaybetti.

Ortadoğu’nun ezilen halkları kazandı, gericilik ve faşizm kaybetti.

Hâlbuki egemen sınıflara göre, işler tıkırındaydı. Ama yoksul halk ve emekçiler için, orta kesim için hiç de öyle değildi. Bu büyük kitle için ne ekonomi iyi gidiyordu ne siyaset ne de hükümet ediş. Gittikçe zorlaşan hayat şartları altında milyonlar eziliyordu. Neoliberal ekonomi modeli gereğince ülkemiz, ithalatın merkezi haline getirildi, sanayileşme yönünde hiçbir ciddi gelişme kaydedilmedi, gerçek işsizlik sürekli arttı ve ucuz işgücü mekanı olduk. Ülkemizin yer altı ve yerüstü kaynakları uluslararası tekellerin ve finans şirketlerinin emrine sunularak talan edilmesi sağlandı. Diğer yandan son on sene içinde yapılan dış borç, 2002 öncesinde, tüm cumhuriyet tarihi boyunca yapılanın yaklaşık üç katı oldu. Böylece Türkiye tam bir borç tuzağı içerisine sokularak daha da bağımlı hale getirildi. (Prof. Dr. Erinç Yeldan, Cumhuriyet yazarı.)

 Üstelik bu yapılanlar “IMF’ye borcu biz bitirdik” ve “ülkemiz yabancı yatırımcı cenneti oldu” gibi yalanlarla süslendi.

Bu iktidar, ülkeyi sadece soydurmadı halkın yaşam tarzına da müdahale etti ve geleceğini ipotek altına almaya kalkıştı. Siyasi plandaki baskıcılığının yanı sıra insanları küçümseyici ve kendinden olmayanı aşağılayan-ötekileştiren bir yönetme anlayışını esas aldı. Büyük dağları da ben yarattım diyen hastalıklı kafalar, halkın ilerici değerleri üstünde tepinen ve ülkeyi ortaçağa götürmeye çalışan bir zihniyet, yalanlarıyla halkı hep kandırabileceğini ve zorbalığı ile kitleleri sindirebileceğini sanan gerici bir yönetim anlayışını dayattı. İşte bu faşist yönetime karşı hiç kaale almadıkları “apolitik” gençler ayağa kalktı.

Öyle anlaşılıyor ki, bu internet kurdu gençler gizli gizli okumuşlar, bağımsızlığı, özgürlüğü ve demokrasiyi öğrenmişler. İşte bu hazırlık süresinde Tayyip uyumuş, onu uyutmuşlar. Belki de Sultan Hazretleri en çok da bu duruma öfkeleniyordur. Yoksa “öfkeyle kalkan zararla oturur” özdeyişi bugünler için mi söylenmişti.

İktidar güçlerinin gittikçe artan saldırıları, Tayyip’in güç gösterileri, gözaltılar hiç biri gençliği ve halkı mücadelelerinden vaz geçiremedi, geçiremiyor. Her gün, her an yeni bir mücadele biçimiyle, yeni bir sloganla, yeni bir güç ve azimle, en önemlisi de yeni bir zekayla faşizme karşı direnişi tüm dünyaya öğretiyorlar. Bu toprakların tarihi boyunca zalimlere ve diktatörlere karşı yapılan direnişlere, verilen mücadelelere yenilerini ekliyorlar.

Mücadele dalgası yirmi gün boyunca, her gün yeniden kabardı, coştu. Bir anlamda doyum noktası yaşandı. Şimdi hem direnişi sürdürüyorlar hem de soluklanıyorlar. Geldiğimiz aşamada artık şu hayati soruya cevap üretilmesi gerekiyor.

Mücadele bundan sonra kendini örgütleyebilecek mi, diğer bir ifade ile bu direniş kendi örgütünü mü yaratacak yoksa mevcut örgütler içinde mi kendini ifade edecek?

Bu direnişin geleceği için bu sorunun cevabı çok önemli. Daha açık ifade edersek,

1-Bu direniş kendini en büyük muhalif parti olan CHP içinde mi ifade edecek,

2-Sosyalist partilere mi dağılacak,

3-“Milli Merkez”e mi katılacak,

4-Yoksa bu direnişin içinden yeni bir siyasi parti mi çıkacak,

5-Yukarıdaki şıkların hepsi birden mi gerçekleşecek?

Gerek CHP, gerekse de sosyalist partiler ve Milli Merkez kendilerine göre haklı gerekçelerle 31 Mayıs hareketini kucaklamak isteyebilirler. Ama bu hareketin ve bileşenlerinin yapısı, amaçları, eylemlerinin karakteri ve biçimleri mevcut partilere ya da hareketlere sığacak mı? Bu kadar devasa büyüklükteki halk kitlesini ve eylemlilik halini mevcut hangi parti, hangi örgüt kucaklayabilir? Bu büyük gücü mevcutların önderliklerinin, örgütlülüklerinin ve en önemlisi de politikalarının kucaklaması mümkün görünmüyor. Kaldı ki bu sonsuz zenginliğe sahip eylemsel gücün çıkış nedenlerine ve hedeflerine bakınca mevcutların çoğu aslında bu çıkış gerekçelerinin, nedenlerinin ve hedeflerinin çok uzağındalar. Ve hatta bazıları bunlara ters yolda giderlerken bu büyük dalganın anaforuna takılıp yollarından çıktılar ve bu hareketin peşine takıldılar. Böylece anti-emperyalist, yurtsever ve laik, AKP gericiliğine karşı, Mustafa Kemalci ideolojiyi benimsemiş büyük kitlelerin ana gövdesini oluşturan bu direnişçi hareketin mevcut partilere, gruplara sığma ihtimali yok. Burada en fazla şansı olan parti CHP’dir ama onun da güven vermeyen önderliği ve son yıllarda takip ettiği liberal politikalar bu gücün özlem ve istemlerine cevap vermekten çok uzakta.

Her ne kadar Milli Merkez ve İşçi Partisi bu harekete sahiplenmeye çalışsa da 31 Mayıs devrimci hareketi onlardan da uzak kalmakta kararlı görünmektedir. Onların bu hareketle bütünleşmesi ihtimali yoktur. Onların son yıllarda aydınlanmacı, ilerici-demokrat kitlelerle kısmen bağ kurmuş olmalarının nedeni devrimci hareketin geleneksel ana çizgilerini takip ettikleri iddiasında olanların yanlış politika ve ittifak anlayışı içine sürüklenmeleridir. 31 Mayıs devrimci hareketi bu boşluğu doldurmaya devam ettiği sürece, ilerici-demokrat halk kitlelerine dayandığı ölçüde başarılı olacak ve mücadelenin gerçek merkezi olmayı da kimseye bırakmayacaktır.

Geriye yeni bir örgütlenmenin yaratılması kalmaktadır ki bugün doğru görünen de bu tercihtir. Bu hareketin amaç ve ilkelerine, ortaya çıkış gerekçesine uygun yeni, genç ve devrimci bir örgütlenme yaratılabilir. En geniş kitleleri örgütlenme sürecine katarak, en demokratik yöntemlerle, bir büyük ve kucaklayıcı halk örgütü yaratmak mümkün görünüyor. En altta tartışma platformları oluşturarak, bu hareketin çıkış nedenleri esas alınmak koşuluyla ilkeler, amaçlar ve politikalar kitleler önünde tartışılarak tarifi yapılabilir ve en demokratik usullerle, katılımcı bir anlayışla temsilciler seçilebilir. Bu temsilcilerin başka hiçbir örgüte angaje olmayan kişilerden meydana gelmesi ve bu direniş hareketinin örgütünü yaratmayı esas almaları gerekir. Temsilcilerin oluşturacağı kongreler yapılarak yeni bir örgüt, parti yaratılabilir. Tabii ki bu süreci yaratan halkın denetiminde…

Bu hareketi bundan sonra da mevcutların hiçbirisi götüremez, buna ne güçleri, ne örgütsel kapasiteleri, ne de politikaları müsaittir. Aslında sosyalistlerin dar kapıcılığı terk ederek bu büyük ve yeni hareketin içinde yer almaları gerekir. Halkın talebi de devrimci olan davranış da budur. Kaldı ki önümüzdeki dönemde bu hareketi emperyalist güçler ve uzantıları türlü yollarla kontrol altına almaya kalkışacaklardır, bu tür girişimleri etkisiz kılmada da sosyalistler önemli görevler üstlenebilirler.

Artık şu gerçek açıkça ortaya çıkmıştır: Yeni ve devrimci Türkiye’yi 31 Mayıs Halk Hareketi ya da ondan türeyecek bir hareket –parti kuracaktır. Bize düşen görev bu hareketin sağlıklı bir şekilde gelişmesine yardımcı olmak ve katkı koymaktır. Önderlik etmeye kalkışmak yapılacak en önemli hatadır.

Mehmet Ali Yılmaz

 

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!