ABD Emperyalizmi Ortadoğu’dan Vazgeçemez, Ancak Vazgeçirilir.- Mehmet Ali Yılmaz

ABD emperyalizminin günümüzde nasıl bir Ortadoğu planladığını anlamak için BOP haritasına yeniden

bakmalıyız. Planın ve politikanın esası, özü o meşhur haritada saklı.

maliyilmaz@anafikir.gen.tr

 

Ne Pasifik planı ne de ekonomik kriz ABD’nin Ortadoğu’dan elini çekmesini sağlamıyor. Çünkü kapitalizm tekelci aşamaya geçtiğinden beri Ortadoğu’nun petrolüne ve jeo-stratejik konumuna göz dikmiş vaziyette. Yüz yıldan fazla bir zamandır (kapitalizmin rekabetçi dönemine kadar uzanır) bölgemizden vaz geçmeyen, geçemeyen emperyalizm, son dönemlerde, özellikle BOP’ni ortaya atmasıyla birlikte Kuzey Afrika ve Ortadoğu’yu çıkarlarına daha uygun bir şekilde yeniden ve köklü olarak düzenliyor. Demokrasi ve özgürlük adına, insan hakları ve inanç özgürlüğü adına bu bölgedeki ülkeleri etnik veya mezhep farklılıklarına dayanarak bölüyor, iç savaş çıkartıyor ve sonuçta Birinci Paylaşım Savaşı’ndan sonra oluşturduğu coğrafi ve siyasi haritayı yeniden çiziyor. Bu arada bazı bölge aktörleri de emperyalizmin bu operasyonlarından faydalanmaya çalışıyor. Suriye’deki işbirlikçiler gibi yıllarca pusuya yatıp emperyalistlerin saldırı zamanını kollayanlar, çoğunlukla saldırıya uğrayanın felaketini fırsata dönüştürmeyi amaçlayan taşeron yönetimler ve bölgede cirit atan paralı askerler…

***

ABD emperyalizminin günümüzde nasıl bir Ortadoğu planladığını anlamak için BOP haritasına yeniden bakmalıyız. Planın ve politikanın esası, özü o meşhur haritada saklı. O haritanın içinde gizli inceliklerin neler olduğunu gün geçtikçe daha net olarak görebiliyoruz. Bu haritada zamana ve koşullara göre bazı ciddi değişiklikler de olabilir ama önemli olan esas amacın gerçekleşmesidir.  O haritaya iyi bakan bir göz, söz konusu incelikleri de emperyalizmin bölge politikalarını da görebilir, gerçekte neyi hedeflediklerini anlayabilir.

Özetleyelim: Emperyalizmin asıl amacı:

 1-Yüzyıldır olduğu gibi, bölgenin petrolünü ve doğal gazını tümüyle elde ederek dünya rezervinin yaklaşık %70’ini kontrol altında tutmaktır. Böylece hem kendi enerji ihtiyacını karşılayacak hem de rakiplerinin enerji taleplerinin karşılanmasını denetimi altına alacaktır.

2-Bölgenin jeo-stratejik üstünlüğünden yararlanarak dünya hegemonyasını elde tutmayı sürdürmek istemektedir. Böylece Akdeniz’den Hindistan’a ve Orta Asyaya’ya kadar olan bölgeyi denetimi altına alarak dünya coğrafyasının ve tarihinin en önemli bölgesi üzerinde hegemonya kurmuş olacak.

3-Enerji kaynaklarının yanı sıra enerjinin kara ve denizden geçiş yollarını da ele geçirerek büyük bir üstünlük sağlayacağı da gün gibi ortada.

Suriye’nin Önemi

Emperyalist devletlerin bu amaçlarını istedikleri gibi gerçekleştirmelerine yıllardır engel teşkil eden en önemli ülkelerden biri Suriye’dir. Soğuk Savaş dönemi de dâhil Suriye sürekli ABD emperyalizminin karşısında yer almış ve hatta Varşova Paktı’nın yedek üyesi gibi hareket etmiştir. 1960-1980’li yıllarda Sovyetler Birliği ile sıkı ilişkiler içinde bulunmuş, bu ülkeye üs vermiş, silahlarını bu ülkeden satın almış, ABD’nin Ortadoğu’daki en önemli ve stratejik ortağı İsrail ile savaşmış ve savaş haline son vermemiş, İsrail’in işgali altındaki Golan Tepeleri’nden vaz geçmemiş, Filistinlilere sürekli destek olmuş, Lübnan’da Amerikan ve İsrail karşıtlarını desteklemiş, kısacası genellikle (Saddam konusu hariç) ABD’nin bölge politikalarının karşısında yer almış bir ülkedir. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra da Rusya ile iyi ilişkiler geliştiren Suriye yönetimi İran ile dostluk kurarken ABD kuklası Suudilerle ve Körfez ülkeleri ile olumlu ilişkiler içinde olmamıştır.

Doğu Akdeniz’in bu en stratejik ülkesine hâkim olamayan bir dünya gücünün, bu bölgede, İran’a yönelmesi, İsrail’in elini rahatlatması, bölgede yeni oluşumların yolunu açması ve kısacası BOP’ni istediğine yakın bir düzeyde hayata geçirmesi pek mümkün görünmüyor. Bu arada emperyalizmin bölge politikalarına karşı olan ülke ve güçler ise Suriye’nin teslim olmasını istemediklerini açıklıkla ortaya koymaktadırlar. Suriye gerçekten de bu bölgenin anahtar ülkesidir. İşte bu yüzden Batı emperyalizmi ile Doğu halklarının çok kritik bir çatışma alanı durumundadır ve mücadele, savaşın yanı sıra uluslar arası platformlarda diplomatik, ekonomik, ideolojik ve propagandif düzlemlerde değişik araçlarla ve yöntemlerle sürdürülmektedir.

Gelişmelerin Gittikçe Artan Etkisi ve Çare…

Stratejik önemi çok büyük olan bu ülkenin parçalanmaya doğru itilmesi, Ortadoğu’da yeni oluşumları ve çatışmaları hızla tetikleyecektir ve hatta tetiklemeye başlamıştır bile. Lübnan’dan, Irak ve Türkiye’ye kadar birçok ülke çok önemli gelişmelerle ve muhtemel iç çatışmalarla karşı karşıya kalacaktır. Bu gelişmeler ve çatışmalar, AKP’nin “derinlikli stratejisi”nin ne kadar da emperyalizmin işine yaradığını ama Türkiye halkının aleyhine büyük yaralar açacak özelliklere sahip olduğunu daha şimdiden göstermeye başladı. AKP iktidarı izlediği Ortadoğu politikası ile ülkemize ve halkımıza büyük bir kötülük yapmaktadır. Attığı her adım ABD ve İsrail’in işine yaramakta ama bir bütün olarak bölge halklarına zarar vermektedir.

Bölgede izlenen emperyalist politika ne Türklerin, ne Arapların ne de Acemlerin işine yaramaktadır. Bugün için Kürtlerin işine yarayan bir ortam yaratılmış ya da ortaya çıkmış gibi görünse de orta ve uzun vadede yoksul Kürt halkının da çok önemli sorunlarla karşı karşıya kalması kaçınılmazdır. Gelişmeler emperyalizmin kazanması esasına göre planlandığı için bölge halklarının hiçbirinin kalıcı olarak kazançlı çıkması söz konusu olamaz. Kısa vadede birinin kazançlı çıkması ya da öyle görünmesi onun orta ve uzun vadede de kazanacağı anlamına gelmez.

Diğer yandan, bölge halklarına rağmen emperyalist ve hatta başka birçok ülkenin (Türkiye de dâhil) desteği ile kurulan İsrail yarım yüzyıldan bu yana çevresi ile savaş halindedir ve huzur yüzü görmemiştir ve görme ihtimali de yoktur. Çünkü İsrail, emperyalizm tarafından bölge halklarının hakları hiçe sayılarak, yayılmacı amaçlarla kurdurulmuştur. Kaldı ki İsrail sürekli ABD’nin ve diğer Batılı emperyal güçlerin desteğini aldığı halde yoksul Filistin ve diğer bölge halkları karşısında bir türlü kazanamamaktadır.

***

 Emperyalist güçlerin mazlum Suriye halkına yaşatmakta olduğu zulüm koşullarından yararlanarak hiçbir kesimin kurtuluşu gerçekleştirilemez. ABD emperyalizmi ile işbirliği yapanlar halklar arasına bitmeyecek düşmanlık tohumları saçarken, fırsatçılık yapanlar ise halklar arasında iz bırakan büyük kırılmalar yaratır. Doğru olan davranış emperyalist saldırıyı ezilen halkların hep birlikte püskürtmeleridir.

Kürt sorunu da diğer bölgesel sorunlar da Ortadoğu’da yaşayan bütün halkların ortak gelecekleri çerçevesi içinde, anti-emperyalist bir anlayışla, bu halkların ortak kararları ile çözüme bağlanmalıdır. Bölge halkları eşit koşullarda, ortak karar alma ortamları yaratarak sorunlarına çözüm yolları aramalıdırlar. Emperyalist güçlerin etkisini bertaraf ederek kendi öz güçleri, öz çözüm yol ve yöntemleriyle ve mutlaka demokratik esaslarla çare üretmeleri gerekir. Bunun için de her şeyden önce emperyalizmin etkisinden ve baskısından hep birlikte kurtulmaları zorunludur. Yoksa “çözüm” diye ortaya sürülen görüşler emperyalizmin işine yarayan, onun politikalarına hayat veren dayatmalar halini alabilir. Sırtında bölge halkları için çaktıkları tabutla Genişletilmiş Ortadoğu’da bugünlerde yeniden sahneye çıkan Pentagon’un başı Panette’nin yeni “çözüm” dayatmaları ile karşı karşıya kalmamaları için ortak olan sorunlarına eşit, demokratik koşullarda gerçekçi ve hakkaniyetli çözümler üretmeleri tek çıkar yoldur. Savaşlarla ve dayatmalarla bir yere varılamayacağı açıktır.

Ama bu olması gerekenin bugün gerçekleşmeyeceği de bilinen bir şey. İlkesel olan ile hayatın gerçekleri ne yazık ki çoğu zaman uyum halinde olmamaktadır. Bölgemizde savaş tanrısı borusunu neredeyse tarih boyunca hep çalmış,  egemenler insanları hep öldürmüş, şehirleri hep yakmış ve yıkmışlardır. Bu güne kadar bu gidişi değiştirmeyi bölge halkları olarak başaramadık. Egemenlerin saltanatını kalıcı olarak yıkamadık. Bölgemiz yine kan gölüne döndürülüyor. Ülkemiz de AKP işbirlikçileri sayesinde bu kötülüklerin önemli bir parçası haline sokuldu. Ama her şeye rağmen biz devrimciler doğru olanı söylemeye ve yapmaya devam etmeliyiz. Kötülüğe karşı koymayı sürdürmeliyiz ki haramilerin düzenini yarınlarda bozabilelim.

Ortadoğu halklarının tamamını veya bir kısmını kötülükler tanrısı emperyalizmin hegemonyasından kurtarmayacak olan her türlü bölgesel savaşın haksızlıklarla dolu bir savaş olduğunu anlatmaya ve önlemeye çalışmaya devam etmeliyiz. Bu bölgedeki bütün devrimci mücadelelerin esas amacı, emperyalizmin doğrudan veya dolaylı her türlü taarruzuna karşı koyarak bölge halklarının haklarını, onlarla birlikte, savunmak ve sonuçta baş şeytanı yenmek olmalıdır. Devrimciler bu anlayışla hareket etmeli ve buna uygun politikalar geliştirmelidir.

Mehmet Ali Yılmaz

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!