ABD Emperyalizmine Karşı Mücadele Büyüyor

ABD Başkanı Trump, krizden kurtulamayan emperyalist sermayenin çıkarları için dünyanın yaşlı kıtası Asya’nın hem doğusunu hem de batısını daha fazla karıştırmayı kafasına koymuş görünüyor. Doğuda, emperyalizminin 1980’lerden sonra izlediği neoliberal politikaları zarar görmeden atlatmakla kalmayan ve hatta bu süreçten kazançlı çıkmayı başaran Çin’e doğrudan saldıramayan ABD, Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’ni “haydut devlet”leştirerek bu ülkenin arkasında duran Pekin’i köşeye sıkıştırmaya çalışıyor. Batıda ise ezeli düşmanı Rusya’ya karşı çeşitli alanlarda kısıtlamalar getirmekle birlikte, bu ülkenin Ortadoğu’daki önemli müttefiki (önce Saddam sonra da BOP ile parçalayamadığı) İran’ı hedefine koymaktadır. Bu politikalarla ABD emperyalizmi aslında 1979’dan itibaren kontrolünden çıkan İran’a ve hiçbir zaman hizaya sokamadığı K. Kore’ye karşı saldırganlaşarak doğrudan saldıramadığı Rusya ve Çin’le dolaylı kavga etme yolunu tercih etmektedir.

Bu arada 25 yıl öncesinin ABD’si ve dünyasıyla bugünün ABD’si ve dünyası arasında da önemli farklar meydana geldiğini unutmamalıyız. Çeyrek asır önce Sovyetler Birliği dağılmış, geride darmadağınık, ne yapacağını bilmeyen bir Rusya kalmıştı. Buna karşın “tarihin sonu” geldi vaveylası altında ileri sürülen küreselleşmeci siyasasıyla ABD emperyalizminin dünyanın tek ve değişmez hâkimi olduğu kabul ettirilmeye çalışılıyordu. Ama geçen zaman içinde, yaşamakta olduğu ekonomik güçlüklere karşın, kendini toplayan ve dünyada sözü ciddiye alınmaya başlanan bir Rusya ortaya çıkarken, gittikçe etkinlik yitiren bir ABD’den söz etmek gerekir. Bu arada Çin ise ekonomik yönden dev adımlarla ilerlemekte ve önümüzdeki dönemlerde yapmaya karar verdiği yeni İpek Yolu projesiyle de Asya ile Avrupa’yı ticari olarak birleştirmeyi amaçlamaktadır. Bu arada Rusya, Doğu Akdeniz ve Ortadoğu’da tarihinde hiç ulaşmadığı düzeyde etkinlik kurdu. İran ve Suriye başta olmak üzere bazı bölge ülkeleriyle ileri düzeyde ilişkiler geliştirdi, üsler kurdu.

Bütün bu gelişmelerle birlikte ABD için sorun yaratan bir durum da işbirlikçi AKP iktidarının Amerikancı politikalarının, Türkiye’nin iç dinamiklerinin yanı sıra dış gelişmelerin (Zarrap davası dâhil) ve bu partinin iktidar hesaplarının etkisiyle değişmeye başlamasıdır. AKP, yakın geçmişteki yanlış politikalarının yarattığı sorunların Türkiye için var olma-yok olma sorunu halini almaya başlaması üzerine bu yanlışları kısmen de olsa düzeltmek zorunda kaldı. İç ve dış koşulların, siyasi ve askeri gelişmelerin zorlamasıyla Türkiye, Soğuk Savaş dönemindeki düşmanı ve uçağını düşürdüğü Rusya ile ilişkilerini düzeltmek mecburiyetinde kaldı. Mezhepçilik (Sünnicilik) dış politikasının önemli bir unsuru olan AKP iktidarı, yanlış Suriye ve Irak politikaları nedeniyle sıkıştığı köşeden kurtulabilmek için Şii İran’la süren sorunlu ilişkilerini de düzeltmek zorunda kaldı.

Bu zorunlu yönelimlerle sağlanan Astana sürecine dayanarak İdlip operasyonunu başlatarak ve Irak’ta Barzani’nin referandumuna karşı çıkarak İsrail-ABD planlarına zarar veren Türkiye’nin önümüzdeki günlerde yeni ABD oyun ve planlarıyla karşı karşıya kalması ihtimalinin yüksekliği görmezden gelinemez. Trump’ın 13 Ekim 2017’de yaptığı konuşmaya ve bu konuşmadan sonra İran’a karşı tavır geliştiren ülkelere bakınca da bu sonuca ulaşabiliriz. ABD Başkanı Trump konuşmasında İran’ın “fanatik bir rejimin yönetimi” altında olduğunu, dünyaya ölüm, yıkım ve kaos yaydığını iddia ederek, 2015 yılında bu ülke ile varılan nükleer anlaşmayı onaylamayacağını ve İran Devrim Muhafızları’nın da yaptırım listesine alındığını açıkladı. Bu konuşmasından sonra İran karşıtlığıyla bilinen İsrail, Suudi Arabistan, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Yemen, ABD Başkanı Donald Trump’ın açıkladığı “yeni İran stratejisini” desteklediklerini bildirdiler.

Trump’a destek veren Suudi Arabistan, Bahreyn, BAE ve Yemen’in Sünni yönetimlere sahip oldukları düşünülünce AKP iktidarı bu devletlerle birlikte mi davranacak, yoksa Astana sürecini mi sürdürecek? Bu tercihin önümüzdeki dönemin Türkiye’si için oldukça önemli sonuçlar yaratacağı çok açık. AKP hükümeti, Türkiye’nin çıkarları ve Astana süreci doğrultusunda davranacaksa Trump’ın ve Suudi Arabistan ile İsrail’in yanında yer almamalı. AKP iktidarı, Suudi Arabistan vd. ile birlikte İran’a karşı tavır geliştirirse Trump’ın yanında durmuş olur ki, bu durumda son zamanlarda halkın Amerikan politikalarına olan büyük karşıtlığının da etkisiyle sürdürmek zorunda kalınan, sınırlı ölçülerde de olsa yanlıştan dönme olarak nitelendirilebilecek son Suriye ve Irak politikaları havaya uçurulmuş olur. Böyle bir gelişme ABD emperyalizminin Ortadoğu, Asya ve hatta başta Venezüella olmak üzere Latin Amerika ülkelerine yönelik planlarını güçlendirirken, Türkiye dâhil birçok ülkenin ve halkın daha fazla ezilmesi, sömürülmesi sonucunu yaratacaktır. Bu ayni zamanda yüzde doksanlara varan ABD karşıtlığı içinde olan halkımızın sürekli bir o yana bir bu yana yalpalayıp duran AKP’yi siyaseten silmesine de yol açabilir. (Son dönemlerde ülkemizde gerek ekonomik sorunların ağırlaşması ve halk üzerindeki baskıların-Cumhuriyet-laiklik karşıtı girişimlerin giderek yoğunlaşması, gerek Amerikancı Ortadoğu politikaları sonucunda Suriye’nin parçalanmasındaki rolü, gerekse de PKK ve Barzani’nin yaratmakta oldukları bölgesel sorunlarda hükümetin sorumlulukları gibi nedenlerle Erdoğan’ın kitlelerin gözünde güç kaybetmeye başladığı anlaşılmaktadır.)

Emperyalizmin sorunları artarken halkların mücadelesi ilerliyor

Dünyada Batı emperyalizmiyle en zorlu savaşları yapan ülkelerin başında gelenler bugün tarihte hiç olmadığı kadar birbirleriyle yakınlaşmaya başladılar. Bu ülkelerin başında gelenler Türkiye, Rusya, Çin ve Venezüella’dır. Bu ülkelere İran ve bazı Latin Amerika ülkelerini de eklemek gerekir. (Rusya ve Çin gibi büyük güçlerin ABD’nin hedefinde olmaları bu iki ülke ile Washington arasındaki çelişkileri ve çatışmaları derinleştirmektedir. Bu durum da dünyanın geri bıraktırılmış ülkelerinin ABD hegemonyasına itirazlarını yükseltmelerini kolaylaştırmaktadır.)

Günümüzde dünya halklarının ezici çoğunluğunun emperyalistlerle çelişkisi, ortaya çıkmış ya da gizli kalmış olsa da, keskin ve bu güçle mücadeleleri giderek büyümektedir. Bu arada ABD emperyalizmi dünya halklarına karşı küreselleşmeyle kazandığı üstünlüğü ve etkiyi kaybetmektedir. Artık zaman ezilen dünyanın lehine işlemektedir. Öyle ki bu gidişi içine sindiremeyen ABD Başkanı K. Kore, İran, Küba ve Venezüella’ya karşı agresif politikalara başvurmaktadır. Öte yandan bu gelişmeler, büyüyen ekonomik sorunlarla birlikte, emperyalist devletler arasında var olan çelişkilerin giderek derinleşmesine yol açmaktadır. ABD hegemonyasından ve politikalarından rahatsızlık duyan Almanya ve Fransa gibi emperyalist ülkelerin de son zamanlarda seslerini yükseltmeye başlamaları bu durumun kanıtıdır.

Dünya 21. yy devrimlerine doğru adım adım yol almaya başlarken, ülkemizde gerici ve işbirlikçi bir partinin iktidarda olması halkımız için büyük bir handikap oluşturmaktadır. Bizim için başka bir sorun da ülkenin kanaat önderleri ve solcularının bir kısmının Türkiye’de de ortaya çıkması kaçınılmaz olan devrimci gelişmenin önünde engel oluşturmalarıdır. Bu iki engel de dünyada ve ülkemizde yükselen devrimci gelişme ve mücadeleyle aşılacaktır. Ülkemiz devrimcilerinin önümüzdeki dönemdeki en önemli işleri, emperyalizme karşı mücadeleyi örgütlerken, AKP gericiliğinin ve yanlışta ısrar eden entelejansiya ile devrimci yurtseverliği terk etmiş solcuların kitleler üzerindeki hegemonyalarını kırmak için çalışmak olmalıdır.

Emperyalizme, gericiliğe ve her türlü oportünizme karşı emekçi halkımızın Devrimci-Demokratik Türkiye Devrimini savunmalıyız.

Benzer yazılar

1 Yorum

  1. Kamil Paslıkılıç

    “Emperyalizm Kâğıttan Kaplandır.”
    Son üç günde ABD emperyalizmi biri Ortadoğu’da diğeri Latin Amerika’da iki ülkede birden darbe yedi.
    1-ABD’nin kurdurduğu Barzani devletinin işgal etmeye kalkıştığı Kerkük Irak hükümet güçleri tarafından geri alınarak Washington’un Ortadoğu planlarına önemli bir darbe vuruldu.
    2-ABD’nin yıkmaya çalıştığı Venezüella’daki Bolivarcı Maduro yönetiminin desteklediği Büyük Yurtsever Cephe eyalet seçimlerinde büyük bir başarı kazanarak emperyalizme ve işbirlikçilerine önemli bir tokat attı.
    Seçim zaferinin ardından konuşan Başkan Maduro, “Chavizm muhalefeti perişan etti. 17 eyalet valisi bizim partiden seçildi. Oyların yüzde 54’ünü kazandık. Ülke çapında katılım oranı ise yüzde 61 oldu. Valiliklerin yüzde 75’ini alarak vatanımız güçlendi” dedi.
    Seçim sonuçlarını “Demokrasi ve barışın zaferi” olarak nitelendiren Maduro, “10 milyon seçmen dünyaya Venezuela’da demokrasi var, barış istiyoruz, özgürlük istiyoruz, vatanımızı istiyoruz” şeklinde konuşarak emperyalistlerin ve işbirlikçilerinin yalanlarını bir kez daha yüzlerine vurdu.
    Gördük ki, ABD emperyalizminin Irak’ta Barzani’ye yaptırdığı referandum ve Kerkük’ü işgal hamlesiyle kurdurmayı amaçladığı üs devlet projesi Ortadoğu halkları tarafından bir gün içinde yere serilebildi.
    Diğer yandan Venezüella’daki son seçimlerle, Latin Amerika halkı emperyalizme geçit vermeyeceğini bir kez daha ilan etti. ABD’nin yıllardır yıkmaya çalıştığı Bolivarcı Chavez’in devamı Maduro yönetiminin, CIA’nın karşı devrimci faaliyetlerine, işbirlikçilerin sabotajlarına karşın Venezüella halkının desteğini koruduğu ortaya çıktı.
    Bu son iki gelişme bir kez daha gösterdi ki, emperyalizm hala kâğıttan kaplan.
    Emperyalizme ve gericiliğe karşı haklı davamız uğruna mücadeleyi elden bırakmadan halkın birliğini sağlayabilirsek, kazanmamamız için hiçbir neden yok.

    Yanıt

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!