ABD’ye Tepkiler Yükseliyor…Haluk Başçıl

2000-2012 arasında –son 10 yılı aşkın sürede- ülkelerin büyük bir çoğunluğunda halkların

ABD politikalarına yönelik tepkilerinde artış görülüyor.

hbascil@anafikir.gen.tr

“…Bizim her eylemimiz emperyalizme karşı bir savaş çağrısı ve insanlığın düşmanı ABD’ye karşı halkların birliği için savaş marşıdır…” Ernesto Che Guevara

İçinde yer aldığımız Büyük Orta-Doğu kuşağında Tunus’tan Pakistan’a kadarki bölgede halkların ABD’ye yönelik tepkileri gittikçe artıyor. Batı kapitalist sistemin Müslüman halkların inançlarına yönelik her türlü aşağılama, küçük düşürme vb girişimlere yönelik gösterilerinde anti-ABD tepkiler açığa çıkıyor.

Washington merkezli araştırma şirketi Pew, birçok ülkede halkların ABD’ne yönelik düşüncelerini ve duygularını belirlemeye yönelik anketler yapıyor. Her yıl yapılan bu anketlerin sonuncusu 2012 yılının Nisan’ında gerçekleştirildi[i].

Pew’in yaptığı bu anketlere göre 2000-2012 arasında –son 10 yılı aşkın sürede- ülkelerin büyük bir çoğunluğunda halkların ABD politikalarına yönelik tepkilerinde artış görülüyor. En çarpıcı artış ise ülkemizin de içinde yer aldığı Orta-Doğu’da ortaya çıkıyor (Bakınız tablo U.S. Favorability).

ABD politikaları hakkında olumsuz düşünenlerin oranı George W. Bush’un başkanlığı döneminde (Ocak 2001-Ocak 2009 yılları arasında) hızla artmıştır. ABD emperyalizminin bu dönemde enerji kaynaklarını tam olarak kontrol altına almaya yönelik saldırgan askeri politikaları ile birlikte yürütülen ‘Medeniyetler Çatışması ve Dünya Düzeninin Yeniden Kurulması’ siyaseti doğrultusunda Müslüman halkın aşağılanması, düşman ilan edilmesi tüm bölgede anti-ABD tepkileri hızla yükseltmiştir.

Son on yıl içinde Müslüman halkların ABD’ye duydukları tepki, Mısır’da %70’den %81’e, Ürdün’de (%75’ten %88’e), Pakistan’da %77’den %88’e ve Türkiye’de %48’den %85’e çıkmıştır. ABD’ye karşı tepki Obama’nın başkan seçilmesi ile birlikte bu ülkelerde hafif bir azalma göstermiş olsa da 2012 yılına gelindiğinde halkların ABD’ye yönelik tepkileri yeniden artmaya başlamıştır. Tepkilerde Türkiye’de %3 oranında azalma olsa da diğer 3 ülkede Mısır, Ürdün ve Pakistan’da daha da artmıştır. Önümüzdeki yıl Anket tekrarlanırsa, bölgemizde Suriye’ye yönelik emperyalist politikalar ve Müslüman toplumların inanç ve değerlerini aşağılayan girişimler – son film, karikatürler ve devam edecek olanlar- nedenleriyle anti-ABD tepkilerin daha da artması şaşırtıcı olamayacaktır.

ABD politikalarının bölgede ve ülke içinde yaşanan politik gelişmelerdeki belirleyiciliğinin eski dönemlere göre çok arttığı bir konjonktürde 18-29 ve 30-49 yaş grubunda ABD’ne yönelik tepkilerin yaşlı kuşağa göre (hemen hemen yarısı kadar) daha az olduğu görülmektedir. Bakınız tablo Double-Digit Age in U.S. Favorability). Tepkilerin 50 yaş ve üstündeki toplum kesimlerinde çok yüksek olmasının nedeni, bu yaşlardakilerin Orta-Doğu’da ADB emperyalizminin izlediği politikaları yaşayarak görmeleri ve yaşamlarının bir döneminde anti-emperyalist politikaları açığa çıkaran, bu politikalara karşı direnişleri örgütleyen sol siyasetlerden etkilenmeleridir. Ülkemizde 50 yaş ve üstündeki toplum kesimlerinde ABD’ye yönelik tepkiler % 92 oranındadır. Oranın bu derece yüksek olmasında 60’lı ve 70’li yıllarda sol siyasetlerin anti-emperyalist mücadelelerinin etkileri yadsınamaz.

ABD Dış Politikası

ABD’nin dünya üzerinde hâkimiyet kurma, Rusya ve Çin’i kuşatma, enerji kaynaklarını kontrol altına almaya yönelik saldırgan dış politikaların yarattığı mağduriyetlerin en fazla yaşandığı, halkın onurunun kırılıp aşağılandığı Müslüman ülkelerdeki tepkilerin Bush döneminde zirveye ulaştığı görülüyor. Obama’nın başkanlığının ilk döneminde bu tepkiler yumuşatılsa da günümüzde tepkilerin yeniden yükselişe geçtiği görülüyor.

Anket sonuçlarının ortaya koyduğu tabloya göre; Mısır, Ürdün ve Türkiye’de her 10 kişiden 7-8’i ABD’nin dış politikalarına tepki duymaktadır. Pakistan’da ise her 10 kişiden 9’u ABD dış politikasına karşıdır.

Bu durum ABD dış politikasının yürütücüsü olarak görünen Hillary Clinton’un (yani ABD’nin) güvenirliliğine ilişkin olarak elde edilen verilerde de ortaya çıkıyor.

Değerlendirme

Ülkemizde AKP iktidarı öncesinde halkın %30’u ABD hakkında olumlu bir düşünceye sahipken bu oran ABD’nin bölge politikaları ve Türkiye-ABD ilişkileri nedeniyle gittikçe azalarak 2012’de %15’e düşmüştür. 2000-2012 arasındaki 12 yıllık bir sürede Orta-Doğu’da Türkiye dahil olmak üzere farklı ülkelerde yaşayan halklarının% 80-88’i ABD’ye karşı olumsuz düşüncelere sahiptir. Bu ABD yöneticilerinin de söylediği gibi oldukça yüksek bir orandır.  Yapılan ankette Körfez ülkelerine yer verilmemesi –yada bunlara ilişkin verilerin yayınlanmaması- nedeniyle bu ülke halklarının tepkilerini bilmiyoruz.

20 yıl boyunca CIA’nin Türkiye, Lübnan, Suudi Arabistan, yemen, Afganistan ve Çin bürosunda, daha sonra da CIA’nin Ulusal İstihbarat Konseyi’nde stratejik öngörü bölümü başkan yardımcısı olarak çalışan Graham Fuller ‘Yeni emperyalizm Müslüman dünyasındaki varlığını iki nedenle güçlü bir şekilde sürdürmektedir:

  • Enerji kaynakları ve nakliye yolları nedeniyle Müslüman dünyanın büyük bir kısmı ciddi ölüde jeostratejik öneme sahiptir. Dünya üzerinde zayıf ve itaatkar yönetimlerin görev başında olduğu son bölge yine burasıdır.
  • …ABD tarafından yapılan büyük ekonomik yardımlar, ABD’nin kontrolündeki Dünya Bankası’ndan kredi kullanımının sağlanması, askeri satışlar, diplomatik destek, askeri üslerin kurulması, düzenli siyasi müdahale, bölgesel politikaların manipüle edilmesi, askeri tehditler bu devletlerde kişisel özgürlükler ve insan hakları ihlalleri…’nin güçlü bir Amerikan karşıtlığı doğmasına yol açtığını açıkça söylemektedir[ii].

Son dönemde Batı kapitalizminin Orta-Doğu ülkeleri üzerinde oluşturdukları siyasi ekonomik hâkimiyetin yanı sıra buralarda yaşayan Müslüman halklara karşı takınılan kibir, umursamazlık, kültürlerine saygı ve anlayış göstermeme, hakaretler, onur kırıcı tutumlar, inançların, değerlerin aşağılanması vb. bölge halklarında öfke ve nefrete yol açıyor. İşbirlikçi yönetimleri ve sınıfları gözden düşürüyor. Toplumları radikalleştiriyor, şiddetin doğumuna zemin oluşturuyor. Emperyalist sömürü ve aşağılama her zaman olduğu gibi, sömürülen ve aşağılanan halklarda anti-emperyalist tepkileri doğuruyor. Orta-Doğu halklarının bir asrı geçen süredir Batı emperyalizmine karşı verdiği mücadelenin seyri, düşünme ve direnme biçimlerini görmezden gelerek varlığını günümüzde de sürdüren bu mücadeleyi doğru bir şekilde değerlendirmek olanaklı değildir.

Orta-Doğu halklarında gittikçe güçlenen anti-emperyalist tepkilerin, solun dünya ölçeğinde etkinlik ve güç yitirme dönemine denk gelmesi, bu tepkilere karşı yeterince duyarlı davranmaması bu konjonktürde dinci örgütlenmelere kitleleri etkileme ve yönlendirmede alan açmıştır. Bu örgütler kendi kanallarını yaratma doğrultusunda zamanın ruhuna uygun ideolojilere ve siyasi yapılanmalara yönelmişlerdir. Öte yandan bu dinsel ideolojik yapılanmaların bazılarının koşullara göre manipülasyona açık oldukları ve zaman zaman emperyalist kuruluşlarca yönlendirildikleri de unutulmamalıdır.

Günümüzde ABD emperyalizminin politikalarına karşı çıkan İslami örgütlere ilişkin olarak söylenen cihat, direniş, savaş ve terörizm kavramları, dini anlamlarının çok ötesinde yabancı hâkimiyetine karşı halkların içinde var doğal tepkinin ortaya çıkardığı direniş biçimleri olarak değerlendirilebilir. Ancak günümüzde Müslüman ülke halklarında görülen son derece güçlü anti Amerikan tepkilerin merkezine dinin konmaya çalışılması bir yanılsama, saptırma girişiminden başka bir şey değildir. Siyasi İslamcıların yaptıkları şey: kendilerine sunulan ortamın değerlendirilmesi, kendi ihtiyaçları ve hesapları doğrultusunda kitlelerin harekete geçirilmesidir.

Kısaca, Orta-Doğu halklarında gittikçe artan Anti-ABD tepkiler dinsel nedenlere dayanıyor gibi görülse, ya da izah edilse de mevcut gerilimlerin merkezinde dinin olmadığı açıktır. Toplumlarda ortaya çıkan ekonomik, siyasal vd nedenlerle ortaya çıkan huzursuzluklar, tepkiler dinciler tarafından dinsel içerikli motiflerle süslenerek kitleler örgütlenmekte ve harekete geçirilmektedir. Yeni-sömürgeci-hegemonyacı politikalar Amerikan karşıtı bir tablonun doğmasına ve bu somut durumdan da dinciler yararlanmasını iyi bilmektedirler.

Ülkemiz başta olmak üzere bölgede Amerika’ya karşı duyulan tepkilerin Anti-Emperyalist bir tavra dönüştürülmesinin uygun ortamı olmasına karşın Sol bu dönüşümü gerçekleştirecek konumdan ne yazık ki uzaktır. Siyasi ortam Anti-emperyalist politikaların geliştirilmesi açısından son derece uygun olmasına karşın Sol’un anti-emperyalist bir politik hat izlenmesindeki tutukluluk hali günümüzün en önemli sorunlarından birisidir. Bölgeyi giderek daha fazla tahakküm ve sömürü altına alan emperyalizme karşı mücadeleyi esas almayan ve bu tavrını gerektiği ölçüde kitlelere anlatamayan “sol”un politik zeminde bir varlık gösterebilmesi ve İslami örgütlerin ‘Amerika karşıtı politikaları’ karşısında seyirci durumdan çıkabilmesi olanağı yoktur. Libya ve Suriye’ye yönelik emperyalist müdahalelerde açığa çıktığı gibi, Kaddafi ve Esat’ın yanında gözükmemek yada destek sunuyor duruma düşmemek adına kılı kırk yararak emperyalist saldırganlığa kayıtsız kalan yada adet yerini bulsun türünden karşı çıkan sol kesimlerin anti emperyalistliği tartışma götürür. Anti-emperyalist mücadelenin gereklerini yerine getirebilmek için emperyalizme ilişkin kafalarda berrak bir bilinç, yüreklerde de emperyalizme karşı kin ve nefret duygusu gerekir. Che’de… Mahir’de… Deniz’de olduğu gibi…

“Büyük Orta Doğu” bölgesi, günümüzde çatışmanın merkezidir. Bu çatışma ABD emperyalizmi ile ezilen halklar arasındadır. Washington’un kendi çıkarına ve Orta-Doğu halklarının aleyhine oluşturduğu projelerin engellenmesi, ancak bölge halklarının büyük çoğunluğunun içinde taşıdığı Anti-Amerikan tepkileri emperyalist tahakküm ve sömürüye karşı bilinçli siyasal mücadeleye dönüştürmesiyle mümkündür.

Mehmet Ali Yılmaz, Anafikir’de yayınlanan yazısında, ‘Günümüzün dünya ölçüsündeki baş çelişkisi ya da belirleyici çelişkisi, emperyalizm ile ezilen- mazlum halklar arasındaki çelişkidir. Emperyalizme karşı mücadele, emperyalizmin yenilgiye uğratılması bütün halkların hayati sorunlarının çözümü için olmazsa olmaz ön ve belirleyici koşuldur’ değerlendirmesi son derece yerinde bir tespittir. Mazlumların Bugünkü Cephesi-Mehmet Ali Yılmaz başlıklı yazının okunmasını öneririm.

Haluk Başçıl



[i] Global Opinion of Obama Slips, International Policies Faulted, http://www.pewglobal.org/2012/06/13/global-opinion-of-obama-slips-international-policies-faulted/

 

[ii] İslamsız Dünya, Graham E. Fuller, 2010, Sf 272

 

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!