Akıl mektupları … Mehmet Tanju Akad

İnsanlar bütün sorunlara rasyonel bir şekilde mi yaklaşır…

 

 

mtakad@anafikir.gen.tr

Gülin Hanım fikirlerine değer verdiğimiz, ara sıra ziyaretine gittiğimiz bir büyüğümüzdür. Zamanında bize birçok kez düşüncelerini açmıştı ama yeterince istifade edemedik. Gençtik ve akıldan çok duygularla hareket ediyorduk. Gerçi şimdi de duygularla hareket ediyoruz ama öyle umuyorum ki (inşallah kuruntu değildir) daha fazla akıl yürütebiliyoruz. Tabii eskiye göre ne kadar akıllandığımızı da bilmiyorum ama artık Gülin Hanım’a daha çok kulak verdiğimizi söyleyebilirim. Geçen gün birkaç arkadaş ziyaretine gittik. Laf lafı açtı ve birkaç konuyu açıklığa kavuşturmak için bize yakınlarından gelen bazı mektupları göstermek nezaketinde bulundu. Bunları nasıl yanıtladığını da anlattı. Tabii kelimesi kelimesine aklımda kalmadı, mealen hatırladığım kadarıyla aktarıyorum. Eğer görüşlerini tam olarak yansıtamadıysam öncelikle kendisinden, sonra da siz okurlardan peşinen özür dilerim. … Lafı fazla uzatmadan sorulara ve yanıtlara geçiyorum. Ben kendi düşüncelerimi kısa notlar şeklinde yanıtlara ekledim.

Sevgili Gülin Abla,

Ben Lise 2’den beri aynı görüşleri savunuyorum. Tabii zamanla ufak bazı değişiklikler olsa da temelde bir farklılık yok. Ne var ki o zamanlar bana komünist diyen aynı kişiler şimdi neler neler (tövbe tövbe ağzımdan yel alsın, müfrit sağcı filan gibi şeyler) diyor. Ayrıca yüzlerine sevimsiz bir bakışın yerleştiğini ve giderek kalıcı hale geldiğini görüyorum, rahatsız oluyorum. Ne yapmam gerekir?

Değerli Kardeşim,

Sakın moralini bozma. En azından istikrarlısın. Ben senin çocukluğunu da bilirim. Neredeyse yarım asır geçti değişmedin. O zaman da inadın inattı. Hatta ne derlerdi hatırlarsın. Doğru bildiğin yolda devam et. İstikrar sembolü olmak da az şey değildir. Ama sana şunu sormam gerekir. Ne olduğunu mu anlayamıyorsun yoksa sen ne olduğunu mu anlayamıyorsun. Yani, dünyada ne olduğunu mu anlayamıyorsun, yoksa sana ne olduğunu mu? Dünyanın değişimine ayak uyduramamış olma ihtimalin de var. Bunu düşünmeni öneririm. Öte yandan kalbini temiz tutmuşsan, kem sözlere aldırma. Kötü söz söyleyene aittir. Keza kötü bakış da tamamen öyle. Eskiden olsa tuz çatlatabilir ve kurşun döktürürdük ama şimdi halıyı filan yakarsın, hiç deneme eşin benden bilir. Sana Platon’un bir sorusuyla yanıt vereceğim. Bir “şey”e bir nitelik atfedersen, o nitelik “şey”in kendisinde mi var, yoksa senin düşüncende mi? Buradan farklı yorumlara gidebilirsin. Hayal gücüne kalmış. (Hoppala deme! kulağıma gelir bak, bilirsin!).

Not: Gülin Hanım’ın bu yorumu bana duran bir saatin dahi her gün iki kez doğruyu gösterdiğini anımsattı ama o anda bunu dile getirmenin yerinde olmayacağını düşündüm. (Acaba yaşlanıyor mu?) Ayrıca değişen kişiler, yani o “aynı kişiler” niye değiştiklerini ve nasıl değiştirildiklerini düşünsün.

Sevgili Gülin Teyze,

Geçen gün okulun bahçesinde otururken Ayşe “ben yurdumu sevmek zorunda mıyım?” diye sordu. Annem bizi her sabah “benim yurdunu özünden çok seven çocuklarım” diye okula gönderiyor. Bu nedenle Ayşe’ye çok şaşırdım. Ya başka çocuklar da onun gibi olmuşsa ne yaparız. Korkmuyorum dersem yalan olur…

Sevgili Çocuğum,

Ayşe belki de haklı olarak yurdunu faşistler gibi sevenlerden korkmuştur. Ama öyle anlaşılıyor ki sen biraz gelişmelerin dışında kalmışsın. Bugün yurtseverlik hiç de yükselen bir değer değil. Böyle derken, yani Türkler için değil. Eğer Türk değilsen yurtsever olabilirsin tabii. Ama sen sakın aklından geçirme emi çocuğum. Araplar, Yahudiler, Acemler ve daha niceleri yurtlarını sevebilirler. Batılılar ise haydi haydi çok daha fazla severler. Japonları ve Korelileri hiç saymıyorum, onlar fazlasıyla severler. Ama sen sevemezsin. Ayşe herhalde bunu da vurgulamak, en azından hatırlatmak istemiştir yavrucuğum. Seni modaya uyman için uyarmıştır. Öte yandan Ayşe’ye kızma. Kimse yurdunu sevmeye mecbur değil. İster sever, ister sevmez. Bu onun bileceği bir şey. Zorla olmaz biliyorsun. Kimse insanları, hayvanları, doğayı veya başka herhangi bir şeyi sevmek zorunda değildir. Şayet bu konuda sıkıntın varsa etrafına bak. Sevebileceğin bir şeyler bulmaya çalış. Öte yandan unutma ki herhangi bir şeyi sevmek zorunda değiliz ama birçok şeyi saymak zorundayız.

Not: Gülin Hanım’a şunu söylemek isterdim ki insanlık bir gün şayet ilkellikten kurtulacaksa, bu etnisite veya inançla ilgili her türlü alt kimliğin ortadan kalkmasıyla olacaktır. O zamana kadar herşey ara çözüm bile değil, sadece olayların akışı içerisindeki geçici varyasyonlardır. Ama buna ayak uyduracağız naçar. Sonuçta biz de herkes gibi kendimizi daha baskın çıkmaya çalışan homo sapiens gruplarına karşı kollamak zorundayız ve dıştan dayatılan çözdürmeleri kabul etmeyeceğiz. Bir baskıyı reddederken yerine önce iki sonra da üç yeni baskı getirilmesi çözüm değil çözülmedir.

Sevgili Gülin Abla,

İnsanlar rasyonel midir? Hep mantıkla mı hareket ederler. Dünyanın bütün sorunları mantıkla mı çözülür?

Ah! Çocuğum ah! Dünya nereye gidiyor, sen hala nerelerdesin. Bu gidişle kafanı daha çok taşlara vurursun. Ama gene de seni tenvire (yaşından dolayı aydınlatma yerine eski kelimeyi kullanıyor) çalışacağım. … Öncelikle, İnsan tabii ki rasyonel bir varlık değildir. Ancak bazı durumlarda rasyonel olabilir. Kapitalist öğretiye tam uygun davranırsa rasyonelliğe ulaştığı varsayılır. Biliyorsun bu öğretide “rasyonel davranışlar kuramı” diye bir “şey” var. “Şey” ne deme. Şeyler işte. Sana ne zaman ve neyi tüketeceğini,  ne zaman tasarruf yapacağını, bunları hangi araçlara yatıracağını söylüyor. Ama yavrum. İşte insanların hepsi rasyonel davranırsa herkes aynı yere yöneliyor ve piyasalar şişip patlıyor. Bunlara kriz diyorlar. Öte yandan rasyonel davranmazlarsa da kriz bundan oluyor diyorlar. O halde rasyonel olup olmamak pek fark etmiyor. Buradan giderek, rasyonel olan ve olmayan davranışların bazen pekala aynı sonucu verebileceği sonucu çıkıyor! Bu örnekten de görülebileceği gibi insanlar istisnasız her yerde ve her koşulda rasyonelliği ve mantığı katledebiliyorlar. Zaten bunu anlatmaya çalışıyorum. Bir de tersinden anlatayım, belki daha iyi anlarsın. Şöyle ki, şayet rasyonel olsan böyle şeylerle zaten ilgilenmezdin, biraz liboşluk yapıp paraları kapardın. Artık şu fon mu olur, bu vakıf mı olur… bir hafta sonra dolarlar, eurolar çuvalla gelir. Bu paraları alınca otomatik olarak daha rasyonel olursun. Bu dünyada duygulara fazla yer olmadığını daha da iyi anlarsın. Ya da bazı duyuları bastırıp başkalarını beslersin. Duygularını bile rasyonelleştirirsin. Yani rasyonel olmayan bir dünyada da rasyonel olunabilir. Sadece nasıl rasyonel olunacağını veya duygusallıktan ne yönde arınacağını bilmelisin. Daha diyeyim evladım! Kulağından tutup elimle teslim edecek halim yok ya. Sadece akıl değil irade de lazım. Herkesi gevşetmişler. Bir tek sen ve senin gibi birkaç kişi kalmışsınız, numunelik. Teslim olmayacaksan sen bilirsin. Olacaksanız da bari keyfini çıkartın. Herkes malı götürdü siz yaya kaldınız. Kendinizi düşünmüyorsanız bari yakınlarınızı düşünün. Paranın yolunu izlersen rasyonellik diye bir derdin dahi kalmaz.

Not: Gülin Hanım burada ironik, hatta yer yer satirik bir anlatımı tercih etmiş. Öte yandan insanın asla rasyonel bir varlık olmadığı tespitine katılıyorum. İnsan rasyonel yanları olabilen, ancak, temelde duygusal bir varlıktır ve bu haliyle iyiye veya kötüye yönlendirilebilir. Zaten herkes rasyonel olsaydı sorunlarımız çok azalırdı. Aklın yol göstermediği durumlarda duygulara kapılmak zarar verir. Bununla birlikte duygulardan arınmak olanaksızdır ve gereksizdir. Örneğin çocukların yetişmesinde sevginin muazzam bir önemi olduğunu ve yeterli sevgi görmeyen bebeklerin iyi beslenseler dahi öldüğünü herkes bilir. Hayvanların sevgisi bazen karşılıksız olduğu için öğreticidir. Her şeyi yerli yerine koymak gerekir. Kötüye yönlendiriliyor diye duyguları yok edemezsiniz. Tam tersine, marazi sevgi öncelikle insanların bencil ve vahşi içgüdülerinden ve ayrıca gerçek sevginin eksikliğinden kaynaklanır ki bunun en çarpıcı örnekleri faşizm ve ırkçılıktır. Emperyalizm bunları çok iyi kullanır. Tanrı bizi bu tür sevgilerden korusun ama sevgisizlikten de korusun, çünkü kötülüğe karşı mantık yetmez, moral güç şarttır. Öfke ve şiddet de ilkel dürtülere teslim olmaktan kaynaklanır ve burada akıl eksikliği daha bir öne çıkar. İnsanları kötüye yönlendirmek maalesef daha kolaydır çünkü bencillik, korku ve grup aidiyeti gibi kozları oynayabilirsiniz.

Sevgili Gülin Abla,

Salt akılla bir mücadele yürütülebilir mi?

Bu soruyu bağlamına göre düşünmek gerekir. Hangi, nasıl, ne tür bir mücadele diye sormak gerekir. Ancak tarih boyunca liderlerin hepsi moral unsuruna son derece büyük bir önem vermişlerdir. Şayet insanları büyük davalar için seferber edecekseniz bu, duyguları hesaba katmadan yapılacak bir iş değildir. Sadece ve sadece mantıkla hareket eden bazı kişiler olabileceğini kabul etsek bile (ki bence olanaksızdır veya “normal” dışıdır), bunlar yüzde biri geçmez. Öte yandan duygular insanları dürter ama başarıya ulaştırmaz. Mücadelenin stratejileri akılla belirlenmeli ama duyguların varlığını ihmal etmemelidir. Akılsız hiçbir şey olmaz ama salt akılla da olmaz.

Not: Burada ikinci bir soru akla geliyor: Duygudan yoksun bir akıl olabilir mi veya olursa ne olur? Madem ki ben sordum, bunu da kendim yanıtlayayım. Duygulara aşırı kapılmak nasıl zararlı ise, duygudan yoksun bir akıl da bence en azından “zor” bir durumdur ve zaten olanaksızdır. Önemli olan insana yol gösteren değerler sistemidir. Bu değerler sistemi olumsuz veya zayıf olunca hem duygular, hem de akıl kötüye yönlendirebilir. Nitekim çoğu zaman karşılaştığımız durum budur. Örneğin dünyaya Avrupa merkezli bakış ırkçılığın ve faşizmin alabildiğine gelişmesine vesile olmuştur. Diğer ırkların geriliği konusunda son derece sözde “bilimsel” teoriler geliştirilmiş, iş gaz odalarının ve insan fırınlarının sipariş edilmesine kadar gitmiştir. Doğa sevgisinin olmaması ise örneğin, en küçük bir ek kazanç için insanların atıklarını arıtmak yerine nehirlere salmasına ve binlerce benzer felakete yol açıyor. Bir avcının dağdaki bütün keklikleri katletmesini salt mantıkla önleyemezsiniz. Bunlara vereceğiniz değerler ise en başta insan, doğa ve yurt sevgisidir. Başka olumlu değerler de vardır: Tutarlılık, açıklık, bilgi sevgisi (philo+sophia), hoşgörü, saygı, merhamet, bencillikten uzaklaşmak vs. vs. Hak ve adalet de olumlu değerlerdir ama sonsuz çeşitliğe tabidir. Bu son ikisini tanımlamak hiç de kolay değildir ve zaten bu telakkiler sürekli değişime uğrar. Mantığa dayanan iyi sosyal programlar ancak olumlu duygular ve değerlere dayanan bir irade varsa geliştirilir ve pratikte yararlı olabilir. Öte yandan aynı kanunlar, döneme ait değerlere ve geleneklere bağlı olarak farklı ülkelerde son derece farklı uygulanabilir. İnsan karmaşık bir varlıktır ve kendini tanıma yolunda henüz yolu yarılamamıştır. Galileo dünyanın döndüğünü mantık saikiyle mi açıklamıştı yoksa bilim sevgisiyle mi? Ya da başka değerler mi ön plandaydı? Kimse mantık için ölümü göze almaz.

Sonsöz: Hem akıl, hem de duygular önemlidir ama bunları yönlendiren sahip olunan değerler sistemidir. Üzerinde durmamız gereken esas husus budur. Değerler sistemi hem başka maddi ve gayrı maddi unsurlar tarafından belirlenir, hem de onları derinden etkiler. Bütün sistemler iyi olduklarını iddia ederek var olmaya çalışır. İlk efsane Gılgamış’tan başlayarak, hepsinde iyilik ve kötülük teması işlenmiştir. Sonuncu efsane de aynı tema üzerinde olacak.

Mehmet Tanju Akad

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!