AKP Kaybediyor Recep Tayyip Erdoğan Gidiyor Mu? -Av. Mehdi Bektaş

Herkesin merak ettiği bir soru. Reis kaybediyor, AKP’de gidiyor deniyor. Reis meydanlarda usta olduğunu söyleyerek, 16 yıldır yapamadığı vaatlerini yineleyerek, muhalefete sataşıp yandaşı överek, devlet olanaklarını, iftar sofralarını, camiyi, mescidi, türbeyi kullanarak, yeniden cumhurbaşkanı seçilmeye, MHP ve AKP’den oluşan, BBP destekli ‘Cumhur İttifakı’nın Mecliste çoğunluk olmasını sağlamaya çalışıyor.

Her türden muhalefet, reisi, iktidarını, işbirlikçilerini yerden yere vuruyor, iktidarın karşılık vermesiyle kıyasıya bir çekişme yaşanıyor.

Reis, iktidar ve işbirlikçisi siyasi parti ve başkanları, TRT ve yandaş kanallar aracılığı ile yurttaşın zihnini bulandırmaya ve aklını çelmeye uğraşıyor; ancak Türk lirasının yabancı paralar karşısında sürekli değer kaybetmesi, ülke birikimlerinin, kaynaklarının yabancıya haraç mezat satılması, yokluk, yoksulluk, yolsuzluk ve işsizlik sarmalının artarak sürmesi, cumhurbaşkanı seçiminde ilk turda kullanılan oyların %50+1’ni almanın zorunlu olması, ana muhalefet CHP’nin SP, DP ve İyi Parti ile “Millet İttifakı’nı kurarak baraj sorununu sıfırlaması, işbirlikçisi Devlet Bahçeli’nin AKP’yi tehdit ederek çıkıntılık yapması, reisin ve iktidarın uykusunu kaçırıyor, DSP ve FB sendromu yaşatıyor, sonlarının Bülent Ecevit, Aziz Yıldırım’dan daha kötü olacakları, hesap verecekleri korkusu yayılıyor, korku korkuyu besliyor. Bu korkuyla olsa gerek açmadıkları üniversiteyi, fabrikayı açıyorlar, yapmadıkları yolu, köprüyü, havaalanını, barajı yapıyorlar, yurttaşın gözünün içine baka baka desteksiz atmayı beceri sanıyorlar.

Buna karşın reisin ve iktidarın sonları geliyor diye ülkede müthiş bir rüzgâr esiyor, toplumu sarıp sarmalıyor. Bir yandan CHP, İyi Parti, Saadet Partisi’nin oluşturduğu Millet İttifakı, bir yandan cumhurbaşkanı adayı tutuklu HDP, bir yandan yüz bin imzayı bulup başkanının cumhurbaşkanı adayı gösteren Vatan Partisi, seçmeni etkilemeye, hiç olmazsa ilk turda reisi seçtirmemeye, parlamentoda da çoğunluğu sağlamaya çalışıyor.

CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce, CHP’lileri ayağa kaldırmış, liberallere, muhafazakârlara, İslamcılara ve de ayrılıkçılara zeytin dalı uzatıyor; İyi Partinin cumhurbaşkanı adayı Meral Akşener, geçmişte MHP ile DP, AP, DYP ve Anavatan Partisi’ne oy vermiş milliyetçi liberal muhafazakâr kitleyi derlemeye çalışıyor; Saadet Partisi’nin cumhurbaşkanı adayı Temel Karamollaoğlu, İslamcı değil Müslüman olduklarını söyleyerek AKP’nin siyasallaştırdığı kitlesini toparlamaya uğraşıyor.

HDP, tutuklu başkanı Selahattin Demirtaş’ı aday göstererek, mağduriyet propagandası eşliğinde, halklar kavramını kullanarak, “ortak vatan” diyerek birlik kardeşlik vurgusu yapıyor, Kürtlere ve farklı etnik gruplara, Alevilere ve farklı inançlara yakın görünerek, çok kimlikli demokrasi söylemiyle solu ve sosyalistleri etkileyerek, “Erdoğan’ı seçtirmeyiz” diyerek AKP’ye tavır alıyor.

AKP, MHP, CHP, İyi Parti ve HDP’nin ABD’nin başını çektiği Atlantik İttifakı içinde yer aldığını, kapitalizmi ve NATO’yu savunduklarını; Türkiye’nin bağımsızlığı, ekonomik gelişmişliği için NATO’dan çıkılması, Çin’in ve Rusya’nın başını çektiği Şangay örgütlülüğü (Avrasya İttifakı) içinde yer alınması, üretim ekonomisine döneceğini, kamucu, karma ekonomik bir sistem uygulayacağını ileri sürerek Doğu Perinçek’i aday gösteren Vatan Partisi, iktidardan çok muhalefeti hedefe alarak, Türk Devriminin ve CHP’nin altı ilkesini (Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Laiklik, Halkçılık, Devletçilik, Devrimcilik) savunarak, CHP ile HDP işbirliğinin Türkiye’yi bölünmeye götüreceğini, Türk ordusunun ayrılıkçılığa karşı mücadelesinin vatan savaşı olduğunu söyleyerek seçmen kitlesi oluşturmaya, özellikle CHP, MHP, AKP tabanından oy devşirmeye çalışmaktadır.

Aslında seçim çalışması çok adaletsizdir, seçmenin iradesinin sandığa eşit ve adil biçimde yansımasını sağlayacak hiçbir kural kalmamıştır, seçimin eşitliğinden ve dürüstlüğünden sorumlu YSK, OHAL altında üç maymunu oynamaktadır. Reis ve AKP, iktidar olmanın gücüyle, devletten aldığı mali yardım yetmiyormuş gibi devlet olanaklarını sınırsızca kullanarak, TRT’yi iktidarın borazanı yaparak, özel kanalları yemleyip bağlayarak, kamu görevlilerinden yararlanarak çalışmalarını sürdürüyor. Muhalefet birkaç kanalın dışında TRT ve özel kanallarda kendine yer bulamamakta, yakınmalarını sağır sultan duymakta YSK duymamaktadır.

Cumhuriyetin ilanından sonra ülkede çekişmeli, çatışmalı seçim dönemleri ve süreçleri olmuştur, ancak 1961 Anayasası’nın getirdiği hukuksal düzen içerisinde, YSK’nın gözetim ve denetimi altında işleyen bir seçim sistemi, 12 Eylül 1980, 1982 Anayasası ve Özal iktidarıyla sarsıntı geçirse de işliyordu. Ne olduysa AKP’nin 2002’de iktidara gelmesiyle başladı, usulsüzlük, hile, sahtecilik olağanlaştı, kediler trafoya girdi, elektrikler kesildi, oylar çöplüklerden toplandı ve sonunda YSK eliyle mühürsüz oylar geçerli sayıldı, kazanamayan kazandı.

24 Haziran’da ne olacağı bayağı merak konusu. Çünkü bu seçimle ülkenin kaderi yeniden çizilecek, muhalefet kazanırsa 1876 Meşrutiyetin ilanıyla başlayan, iyi-kötü kesintilerle işleyen parlamenter sisteme yeniden dönülecek, iktidar ve yandaşları kazanırsa parlamenter sistem tarihe gömülecek, bir kişinin (diktatörün) yönetiminde ülke sonu belirsiz bir maceraya sürüklenecek, toplum yitirdiğini yeniden kazanmak için çok acılar çekecek.

Millet İttifakı içinde CHP adayı Muharrem İnce’nin, İyi Parti adayı Meral Akşener’in, Saadet Partisi adayı Temel Karamollaoğlu’nun, cumhurbaşkanı adayı tutuklu HDP’nin, tek kanallı Vatan Partisi’nin, her türlü olumsuzluğa karşın, seçim çalışmaları kötü görünmüyor. Son günlerde BBP destekli AKP, MHP’den oluşan Cumhur İttifakı içinde ortaya çıkan çatlaktan dem vuruluyor, reisin gafları, prompter arızaları dilden düşmüyor, genel olarak toplumun suskunluğundan söz ediliyor. Bu tutum karsızlıktan mı yoksa kararlılıktan mı oluyor, anlamak zor. Gazetelerin, televizyon kanallarının, partilere ve adaylara yanlı yaklaşımı, olayları ve yaşananları nesnel yansıtmamaları seçmenin sağlıklı karar vermesini zorlaştırıyor!

Görünüşe bakıp aldanmamak gerek, CHP’nin cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci tura kalması olasılığını düşünerek, HDP’nin desteğini almak için Kürt sorununu gündeme alması, hiçbir partinin gündeme almaya cesaret edemediği “Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’ndaki Türkiye’nin çekincelerini kaldıracağını, Anayasa’da herkes kanun önünde eşittir denilmesine karşın, cemaatlere, tarikatlara, mezheplere, etnik milliyetlere statü tanımak anlamına gelen eşit yurttaşlığı vaat etmesi; Saadet Partisi’nin “Kürdistan’a itirazımız olmaz” diye “ana dilde eğitimi” savunması, İyi Partinin sıcak mesajlar vermesi, siyasi bir terim olan Kürdistan’ın coğrafi bir terim gibi kullanılması bir hesap işi gibi görünüyor; HDP’nin ise bu yaklaşımlardan yararlanarak ayağa kalkacağını, Kürtleri savunarak var olacağını sanması ise bir ham hayal olarak yansıyor.

1970’lerden bu yana MDD çizgisi içinde sosyalizmin Çin modelini savunan Vatan Partisi, üç dünya teorisinden Kemalizm’e sıçrasa da, ayrılıkçı partinin kapatılmasını istese de sağdan da soldan da üzerinde kararlılıkla çalıştığı CHP tabanından umduğu desteği alması zor görünüyor, lafı büyük encamı küçük kalıyor.

ÖDP-TKP gibi Sosyalist Partiler, seçime katılamadıkları için olsa gerek, HDP ile CHP arasında git gel oynuyorlar, somut hedef gösteremiyorlar, tabanlarını yönlendiremiyorlar, uzun erimli mücadeleye hazırlandıklarını söyleyerek diri durmaya, gelecekte var olmaya bakıyorlar.

Dilerim, AKP kaybeder, Reis gider, laik cumhuriyete yönelik dinci gerici operasyon biter, ülke düzlüğe çıkar, millet önünü görür, ne yapacağına sağlıklı karar verir.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!