Aşılamayan Düşence ve Mücadele Adamı Mahir Çayan

Mahir Çayan’ın Türkiye devrimini amaçlayan devrimci düşüncesi ve mücadele çizgisi 45 yıldır devrimcilere ışık tutuyor…

Başlangıçta genellikle bir “aydın” hareketi olarak ortaya çıkan devrimci hareket, işçi sınıfı ve diğer emekçi kesimlerle kucaklaşıp bütünleşmeyi gerçekleştirebilecek bir politika ve eylem hattı izlemeyi başarabilirse gerçek bir sosyalist harekete dönüşür. Bu ise ancak, dünya koşullarıyla bağlantılı olarak, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik, siyasi, sınıfsal vd. koşulları açıklayan, somut pratikten hareketle doğru bir tahlilin yapılmasına, buna uygun mücadele yürütülmesine, örgütlenmenin yaratılmasına ve bütün bu faaliyetlerin emekçi sınıfların çıkarlarını savunan bir anlayışla hayata geçirilmesine bağlıdır. Ülkemiz solunun ilk 50-60 yıllık geçmişinde işçi sınıfı ve emekçilerle buluşma ve bu devrimci yolu yaratma işi büyük ölçüde başarılamadı. Bu dönemde sosyalist sol genellikle sağ çizgilerin etkisi altında kaldı ve bu yüzden önemli bir varlık gösteremedi.

Sosyalist hareketin bu sağ etkisindeki gidişini durduran devrimci bir yola sokan Mahir Çayan’dır. İçinden çıktığı bu hareketin zaaflarını ve yanlışlarını 1970-72 döneminde verilen devrimci mücadele ve bu mücadelenin teorisini yaparak aşan Mahir Çayan (çizgisi) toplum içinde büyük bir saygınlık, güven oluşturmayı başardı. Bu özelliklerinden dolayı, O’nun mücadele çizgisi ve teorisi 1974 sonrası devrim mücadelesinin de bayrağı oldu. Toplumsal mücadele tarihimizin çok kısa bir evresini oluşturan bu mücadeleler (Dev-Genç, THKP-C ve Devrimci Yol) ülkemizin devrim tarihinde ve halkımızın hafızasında unutulmaz yerler edindiler.

30 Mart 1972’de Kızıldere’de devrimci yoldaşları Cihan Alptekin, Sinan Kazım Özüdoğru, Hüdai Arıkan, Nihat Yılmaz, Sabahattin Kurt, Ömer Ayna, Ertan Saruhan, Ahmet Atasoy ve Saffet Alp ile birlikte katledildiğinde oligarşi her şeyin bittiğini, Mahir’in ve düşüncelerinin yok olduğunu sanmıştı. Ama çok geçmeden sayıları yüzbinleri aşan genç devrimci ve emekçi kitleler O’nun yolundan yürümeye başlayınca neye uğradıklarını şaşırdılar. Bu devrimci yükseliş ancak emperyalizmin dünya ölçeğindeki neo-liberal saldırısıyla dünya sosyalist hareketinin dağılmasına paralel olarak, 12 Eylül 1980’den sonra durdurularak yenilgiye uğratılabildi.

Sosyalizmi fikren de yenmeyi amaçlayan bu uluslararası saldırının olumsuz etkileri hala atlatılabilmiş değil. Bu emperyalist saldırı sadece solla sınırlı kalmadı, ülkemizde iki yüz yıldır verilen ilericilik, modernleşme mücadelesi de son yıllarda büyük darbeler yedi ve çok önemli kayıplara uğratıldı. Uluslaşma-demokratikleşme sürecinin temel dayanaklarını oluşturan Cumhuriyet değerleri ve kitlelerin mücadeleyle kazandığı demokratik haklar birer birer yok edildiler.

Emperyalizmle işbirliği içinde iktidarı ele geçiren dinci kesimlerin bu gericileştirme faaliyetlerine “sol”dan destek olanlar, emperyalizmin politika ve ideolojisinin; demokrasi ve insan hakları görüntüsü altında ilericiliğe-aydınlanmaya, uluslaşma sürecine yönelik saldırısına mihmandarlık ettiler. Bu yeni liberaller, egemen sınıfların emekçi halk kesimlerinin kazanılan haklarına yönelik saldırılarını durdurmayı amaçlayan toplumsal mücadeleleri (işçi sınıfının-Zonguldak işçi direnişi gibi- haklı mücadeleleri, uluslararası büyük sermayenin ülke değerlerini talan etmeye başladıkları özelleştirmelere karşı verilen mücadeleler, Cumhuriyet değerlerine karşı yürütülen saldırılara karşı aydınların öncülüğünde yapılan Cumhuriyet mitingleri, geniş kitlelerin gericiliğe karşı giriştiği Haziran direnişi gibi) emperyalizmin ve dinci gericiliğin yenilgiye uğratmasına hizmet ettiler. Emperyalist güçlerin ve işbirlikçilerinin ilerici-devrimci gelişmelere karşı giriştikleri bu saldırılarına etnikçiliği, kültürel yozlaşmayı ve Ortadoğu’da yaratılan içsavaşların doğrudan etkisini de ekleyince son yıllarda ülkemizdeki gericileştirme faaliyetleri şaha kaldırılmış oldu. Emperyalizm, post-modernist akımların yanı sıra İslamcı tarikatların, cemaatlerin önünü açtı ve bu gerici hareketlerin siyasi platformdaki etkinliklerini destekledi. Son Anayasa değişikliği de bu gerici saldırının en uç noktasını oluşturmaktadır. Toplumu bölen, geleceğimizi daha fazla karartacak olan bu saldırıyı yenilgiye uğratmak bu günlerdeki en önemli sorunumuz olmalı. Ne bu gerici-faşist saldırıyı ne de buna karşı verilen mücadeleleri küçümsememek gerekir. Bu anın devrimciliği,  bu saldırıyı def etmek için daha fazla çalışmak olmalı. Çünkü 16 Nisan’ın sonucu Evet olursa ülkemizde gericiliğin, karşı-devrimin daha da güçleneceği çok açık…

Devrimci mücadeleyi öncelikle Türkiye’nin emperyalizme bağımlılıktan kurtarılması, işbirlikçi büyük sermaye ve feodal güçlerin halk üzerindeki hegemonyasının kırılması olarak gören Mahir Çayan’ın ülkemiz devriminin somut sorunlarına çözüm üreten, zaman ve mekân kavramlarını esas alarak ortaya attığı devrimci düşüncesine ve mücadelesine bugünden bakınca, bu son gerici saldırıyı durdurmak için çaba harcanmalı…

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!