Ayn el Arap (Kobani) Meselesi

KARIŞIKLIĞI ARTIRMANIN BİR VASITASI OLUYOR

Bu hem siyasi karışıklıktır, hem de kafa karışıklığı. İkisi de batılı güçlerin ve güncel gözdelerinin çok işine yarayacaktır. Ayrıca böyle durumlarda kullanılan ile kullananı ayırt etmek çok zor hale gelir. Zaten, herkes birbirini kullanmaya çalışmasa, kimse kullanılmaz. Kurnazlık peşindeki aklıevveller olmasa dolandırıcıların iş yapamayacağı gibi.

IŞİD’i Irak’taki Amerikan terörünün yarattığı konusunda kimsenin şüphesi yok. Bağdat mahallelerindeki suikastler, bombalı arabalar, Saddam’ın işsiz kalan Baasçı komutanları ve nihayet Felluce. Çaresizlik hissine kapılan Sünniler Irak El Kaidesi sayılan bu örgütlenmeye sığınarak onu büyüttüler. Akan kanın miktarı terörü onların gözünde meşrulaştırdı. Sizin de mahallenizde, çarşınızda her gün elli kişi paramparça olsa, şiddete yönelirdiniz.

IŞİD büyüdükçe bunu kullanmak isteyenlerin sayısı arttı. S. Arabistan ve Katar Vahabbi politikaları desteklemek, İsrail Suriye’ye karşı bir koz daha elde etmek, Türkiye Sünni aleminde öne çıkmak ve bu arada PKK-PYD’yi zayıflatmak, ABD uzun vadede Şii gücünü, dolayısıyla İran’ı zayıflatmak için kullanmayı amaçladı. Başka şeyler de vardır. Ne ki, bu arada IŞİD’in kendi politikaları da vardı ve bunlar, onu kullanmak isteyenler ile her zaman çakışmıyordu. Böylece, herkesin birbirini kullanmak istediği, ancak bazen de kullanmak isterken kullanılan durumuna düştüğü durumlar bir diğerine karışarak sarmal bir kaos yarattı.

Terörün bir politika olarak kullanılması batı kamuoyunda haklı bir infial yarattı. (Bu arada vahşet videolarının muhtemelen batılı servisler yardımıyla dağıtıldığı düşünülmelidir. Hepsi uygun uzunlukta montajlanmış, gayet iyi “paketlenmişti.”

Süreç içerisinde IŞİD’in fazla büyümesinden endişe edenler oldu tabii ama bu hususu önce onu büyütenlere sormalı. Muhtemel ki, batılı ülkeler videolarda -itinayla ve aralıksız- sergilenen vahşet karşısında dünya kamuoyunu susturmak için şimdi buna karşı bir söylem geliştirdiler. Ayn el Arap’a gelince, daha önce defalarca ifade edildi. İsteseler kenti birkaç saat içerisinde kurtarabilirler. Aksi mümkün mü? Demek ki istemiyorlar. Bu kentin ekonomik bir değeri yok (ne su, ne petrol), askeri değeri de pek sınırlı ama siyasi olarak değer kazandı. Bu değer bir şekilde tüketilinceye veya çok zayıflatılıncaya kadar IŞİD’i burada tutan güçlerin, ABD’den bağımsız olduğu düşünülemez. Ama ABD hem bunu yaptırır, hem de yaptırdıklarını azarlar, buna da şaşmamak gerekir. İkinci Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında Amerikalılar ve İngilizlerin hem her telden direnişçilerle, hem de komünist direnişçilere karşı Nazi’lerle ve onların piyonlarıyla işbirliği yaptıklarını unutmayalım. Bunlar şimdi tarih oldu ama yöntemlerine işaret eder.

Kısacası, IŞİD’in burasını hedef almasının tek nedeni, buraya yukarıdan yönlendirilmesidir. Yoksa, çok daha önemli hedefleri var ve ikmal yolları zaten açık. Burada henüz tam çözemediğim şey, IŞİD konusunda ABD’nin Türkiye ile ortaklığının ve/veya hasımlığının derecesidir. Anlaşılması çok uzun sürmeyebilir.

İmdi,
Öyle görülüyor ki, batının burada direnenleri desteklemeleri ağırlıkla PYD yanına Barzani kuvvetlerini getirip onları dengelemeleri yönünde olabilirdi (ve zaten gelişmeler bu yönde). Bölge iyice dağılıp sosyal güçler atomize oluncaya kadar da bütün tarafları, varlıklarını sürdürmelerini sağlayacak ama hakim olmalarını engelleyecek ölçüde destekleyebilirler. Unutmayın, ABD bugüne kadar bölgede Türkiye, İsrail, Kürtler, Lübnan Hıristiyanları, Maliki’nin ordusu, “ılımlı” gördükleri diğer Iraklılar, Suriyeli muhalifler, IŞİD ve Tanrı bilir daha kimlere ne kadar silah ve malzeme gönderdi. 2003 işgalinden sonra bölgeyi istedikleri gibi yeniden düzenleyemediler. Sonra da geçici olarak -o da kısmen- çekilip (elleri daima bölgenin üzerindedir) kangrenin yayılmasını izlemeye karar verdiler. Bütün güçler iyice zayıflayınca öne çıkarmak üzere başka güçleri hazırladıkları düşünülmelidir. Bu arada Barzani dışındaki Kürt gruplarına verecekleri destek ancak işlerine geldikçe sürecektir. Gerçi bu Barzani’den tutun RTE’ye kadar herkes için geçerlidir. Esad’ın arkasında İran ve Rusya var. RTE’nin arkasında destek kalmadı izlenimi yaratıldı ama alternatifi var mı bunu şimdilik değerlendiremiyoruz. Mutlaka vardır ama henüz ortada görünmüyor.

Bunları düşüneduralım.
Öte yandan bölgedeki gelişmeler ancak Ermenistan-İsrail parantezi içerisinde anlaşılabilir. Parantezin içerisinde de su ve petrol olduğu için bakışlar -haklı olarak- buraya teksif edilmiş durumda. Ama çok daha önemlisi Ermenistan ve İsrail’in uzun vadeli hedefleri ve güvenliğidir. Gerçi su da bu uzun vadeli güvenliğin en önemli unsurlarından birisidir. Batı bölgede ancak bu ikisine güvenebilir uzun vadede. Ve bu nedenle şimdi Türkiye’ye karşı batıda bir dışlama kampanyası açılmaya başlandı. NATO’dan çıkarılsın, AB ile temaslar kesilsin filan. Şimdilik ciddi olmasa da, en azından bir tepkiyi ve ayrıca muhtemelen psikolojik baskı unsurunu temsil ediyor. Aynı anda Yunanistan’ın Ege’de ardı ardına askeri tacizleri oldu ve Kıbrıs Rum kesimi dış destekle Türkiye’nin araştırma gemisini izlemesi başladı. Batının bu tutumunun tek bir amacı olabilir; o da Hıristiyan ve Yahudi komşularına karşı tavize zorlamak. Müslüman komşular -zaten- geleceği olan toplumlar olarak görülmüyor. Mevcut yönetim Sünni olmayanlara hücuma -gene zaten- her zaman razı. Sünniler üzerinde etkisi de hatalarıyla sürekli zayıflatılıyor. Yakınlaşmak istediği Arap alemi RTE yönetimini kabul etmeyecek, sadece kullanmaya çalışacaktır. Niçin çalışmasın ki. Kendi ayağıyla gidiyor sonunda. Yoksa itiliyor mu? Yoksa ikisi de mi? Açık kaynaklarda sürekli dezenformasyon yayılıyor. Bunların arasından durumu görmeye çalışıyoruz.

Mehmet Tanju Akad

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!