Beş Kurum, Bir Durum: Kadına Şiddetten Gence, Ere, Hükümlüye ve Emeğe Şiddete…Serkan Yaman

Şiddet toplumun her hücresinde.  Şiddet stadyumlarda, hastanelerde. 

Şiddet polisin TOMA’sında,  siyasi iktidarın copunda, biber gazında, gaz kapsülünde… Şiddet kadına,  gence,  ere. Şiddet çocuğa, hekime… Şiddet emekçi halka, işçiye. Şiddet ve korku hepimize…  İşte faşizm.  İsterseniz mikro faşizm de diyebilirsiniz.

Öyle bir şiddet ki bu şiddet, ağır travmanın da ötesinde, ölüme götürüyor! Polis devletini de aştık.

 

 

KADIN CİNAYETLERİ
 214 kadın ve 10 çocuk erkekler tarafından öldürüldü. 167 kadın ve kız çocuğuna erkekler tarafından tecavüz edildi veya girişimde bulunuldu. Bütün bunlar 2013’te oldu.

“Türkiye, bugün bir yol ayrımına gelmiştir; herkes artık hangi tarafta olduğunu belirlemelidir. Gün karar günüdür. Aydınlar arasında bu kararı vermesi gerekenler ise, hiç kuşkusuz, ‘sol’da olduğunu söyleyenlerdir. Niçin böyledir? Çünkü, Profesör Bülent Tanör’ün bir ankete yanıt verirken dediği gibi, emeğin, ezilenlerin, çevrenin, özgürleşmenin, eşitleşmenin vb dostu yine ve hep ‘sol’dur. Böylece, önemlidir onların tavırları gelecek için…” ( Server Tanilli, Değişimin Diyalektiği ve Devrim, Adam Yayınları, İstanbul, 2004, s.275 )

Neler oluyor bize?

“Çünkü iddia ediyorum… Göz göre göre çocuklara nikâh kıyan imamların yakasına yapışılsın, çocuk gelin dramı yüzde doksan biter Türkiye’de” ( Kader mi? Yılmaz Özdil, Hürriyet gazetesi, 15 Ocak 2014 )

Biter mi? Tam olarak bitmese de çok etkili olacağı kesin.   

Hapishanelerimiz ise ayrı bir dert, apayrı bir dram. Oralarda mı bu kadınlara, çocuklara, gençlere zulmedenler topluma kazandırılacak? Pöh pöh…

“Eşcinseller, muhalifler, kadınlar, işçi sınıfı, yoksullar/yoksunlar ve devlet politikalarının ötekileştirdiği tüm kesimler, medyada çarpıtılmadan, ‘eksik’ ya da ‘yanlış’ temsille değil, tam olarak temsil hakkına kavuşmalıdır. Toplumu nefrete sürükleyecek, bu kesimleri yok sayacak söylem ve programlara izin verilmemelidir.”  ( Ece Erdenk, Yerli Dizilerde Aile Kavramının Sunumu: Çocuklar Duymasın Dizisi Örneği; Küreselleşme, Medya, Toplum içinde  s.231, Birgün Kitap Yayıncılık )  

Örnekleri çoğaltabiliriz, örnekler tekrar da edebilir…

Ve bir gazete haberi: Suriyeli Hıristiyanlar alıkoymalardan, tecavüzlerden, infazlardan kaçıyor.

Görmekten, yüzleşmekten kaçınıyoruz. Doğru mu değil mi?

Eğitimlisi… Bu kesimden de şiddet uygulayan var.

Kültürel yapı erozyona uğramış durumda…

Baskı grupları etkisiz kalıyor. Feministler ve sosyalistler çözümün önemli parçası olabilirler hâlbuki.

Hakaret, tecavüz, cinsel istismar, kaba muamele, dayak, küfür, işkence, tehdit, taciz… hepsi birer şiddet örneği. En hafifinden en ağırına kadar travma sebebi. Ahlakı arıyoruz.

Sorunun özüne dokunmayan çözümlerle vicdanlar geçici rahatlatılabilir… ne zamana kadar?

ÜNİVERSİTEDE ŞİDDETİN İŞİ NE?

Bu haber için bir haber kanalına bakmaya gerek var mı? İşte Marmara Üniversitesi’nde ülkücüler sol görüşlülerin üzerine satır, sopa, bıçakla saldırmış. Yeni mi yeni, eski mi eski.

HAPİSHANEDE ŞİDDET: “SENİN YOLUNU GÖZLÜYOR HAPİSHANE KAPISI, POLİS COPU FALAN…”
 ( Michel Foucault’nun Hapishanelerin Doğuşu kitabından bilerek alıntı yapmadım. )

 “ Pozantı, Şakran, Kürkçüler, Antalya ve Sincan cezaevlerinde ortaya çıkan sistematik işkence, taciz, tecavüz olayları ve diğer hak ihlalleri, 13 farklı sivil toplum kuruluşunu Çocuk Cezaevleri Kapatılsın Girişimi altında bir araya getirdi.” ( Basından,  23 Ocak 2014 )

VE GECİKEN ADALET…
ASKERİYEDE ŞİDDET ( yorumsuz )

“Er Uğur Kantar’ın disiplin koğuşunda öldürülmesine ilişkin 3 sanık hakkındaki dosya iki senedir mahkemeler arasında gidip geldiği için yargılama yapılamıyor. Dosya şimdi Uyuşmazlık Mahkemesi’nde.”  ( Basından, 23 Ocak 2014 )

EMEĞE ŞİDDET: Davutpaşa patlama davası ( yorumsuz )
“İstanbul’da 21 kişinin öldüğü 116 kişinin yaralandığı Davutpaşa Patlaması’nın üzerinden 6 yıl geçti. Patlamanın ardından ailelerin mücadelesiyle 2 yıl sonra yargılama başladı. Geçen sürede 4 hâkimin, 2 savcının değiştiği, son olarak bilirkişinin istifa ettiği davanın bugün yapılacak duruşmasında geciken bilirkişi raporunun açıklanması bekleniyor.”  ( Basından, 20 Ocak 2014 ) “ Davutpaşa davasında açıklanan bilirkişi raporu çelişkilerle dolu. Duruşma 7 Nisan’a ertelendi.” ( Basından, 21 Ocak 2014 )

TERSANE(LER)DE ŞİDDET
Tuzla Tersaneler Bölgesi’nde kurulu bulunan Çiçek Tersanesi’nde, önceki gün meydana gelen iş kazasında ağır yaralanan Bekir Seven isimli işçi yaşamını yitirdi. ( Basından, Tersanelerde 152. Cinayet, 4 Ekim 2012 )

“17 Aralık 2005’te 19 yaşındaki Sezai Demiral, Tuzla Orhanlı’daki İstanbul Tersanesi için basınçlı kazan üreten Arıtaş fabrikasında meydana gelen ‘iş kazası’nda çatıdan düşerek hayatını kaybetti.”

 (1 Umut Yayınları, İş Cinayetleri Almanağı 2012, s.152 )

“22 Ağustos 2006’da, Tuzla Tersaneler Bölgesi’ndeki Dearsan Tersanesi’nde gaz sıkışması sonucu meydana gelen patlamada 7’si ağır çok sayıda işçi yaralandı. Ağır yaralı 51 yaşındaki tersane işçisi İbrahim Levent, 26 Ağustos 2006’da Gülhane Askeri Tıp Akademisi Hastanesi’nde hayatını kaybetti… (Bu isim bizi nerelere götürdü…)

İbrahim Levent’ten sonra, işçiler Subutay Soysal  ( 2007 ) ve Cevat Toy ( 2008 ) da Dearsan Tersanesi’nde gerçekleşen ‘iş kazaları’nda hayatını kaybetti.”  ( agy. S.153 )

EMEĞE ŞİDDETE NASIL DUR DENECEK? ( “ELİM SANATA DÜŞER USTA, YÜREK ACIYA“ )
“ Eylemde Punto Deri’de ilk işten atılan işçilerden olan ve 166 gündür fabrika önünde işe geri dönüş mücadelesi veren Ramazan Akgün de söz aldı. Tekstil işçisinin yarı zamanlı, geçici süreli çalıştırma biçimleriyle köle haline getirildiğine de dikkat çeken Akgün, Zeytinburnu’nda binlerce işçinin bodrum katlarında, lağım boruları arasında, kaçak atölyelerde karın tokluğuna, sigortasız çalıştığını belirtti.”
 ( Burak Öz, Birgün gazetesi, 12 0cak 2014 s.4 )

EMEĞE ŞİDDETE KARŞI KISA DÖNEMDE NE YAPILABİLİR?
İşçi sağlığı ve iş güvenliği ( İSİG )tedbirlerinin alınması sağlanmalı. İşçiler denetimsiz alanda çalışıyorlar; üstelik müfettiş sayısı da yetersiz.

Alanın hepten ticarileşmesinin ( piyasalaşmasının ) önüne geçilmeli.

Yasaların işçiler lehine düzenlenmesi gerekir.

Emek örgütleri acilen İSİG politikası oluşturmalı.

İSİG tedbirleri maliyet hesaplarının dışında düşünülmeli. Patronlar bu düşünceyi kabul etmeseler de baskın çıkılmalı.

Meslek hastalıkları var sayılmalı. İş cinayetlerinin 6 misli sayıda işçi meslek hastalıklarından yaşamını yitirmiş durumda… 2013’te 1235 işçiyi iş cinayetlerinde kaybetmiş bulunuyoruz.

Taşeronlaşma, kuralsız çalışma, örgütsüz, esnek çalışma engellenmeli. Çalışma saatleri uzun tutulmamalı.

İş müfettişi maaşını patrondan almamalı; yansız olmalı, objektif davranmalı.

SONSÖZ

Kadına şiddete dair

Mor Çatı ve benzer kuruluşlar şiddet görmüş bir kadını bir yere kadar barındırır. Palyatif tedbirler olsun olmasına ama sorunu bugünden yarına salt kapitalizme indirgemeden, çok faktörlü ele alalım. Aksi takdirde çözüm yollarımız tıkanır kanaatindeyim.  Kültüre uzak kalan bir toplumda kolay kolay gelişme-değişme gözlemlenemez. Sol düşünceyi dominant kılmalıyız. Hâkim düşünce bu olursa şiddet vakalarının sayısı düşer, daha anlayışlı olunması sağlanır diye düşünüyorum. Çözüm;  bilinç ve olgunluk düzeylerinin yükselmesine de bağlı.

Emeğe şiddete dair

’80 öncesi hiçbir işçi sendikasının tabanından “Açız” sözü yükselmiyordu. “Açız” ’80 sonrasına özgü. Çünkü sendikalar, öncesinde olduğu gibi güçlü değil artık. Çatışmacı sendikal mücadele yerini nasıl bir sendikal anlayışa bıraktı bilemiyorum ama haklar söke söke alınır benim bildiğim. Alınan hakların kalıcı olması uğrunda verilecek mücadeleye bağlıdır. Tepeden verilen haklar tepeden alınabilir.
                                                            ***
Kadına el kalkmaz… Ezilenlere ( Emekçi halka ) kalkan eller kırılır. Solun kitabında bunlar da yazar. Emeğe uygulanan şiddete karşı sıfır tolerans gerekir. Devrimci ahlak, sosyalist bilinç bunu gerektirir. Dünya görüşümüzün ve insanlık anlayışımızın gereklilikleridir bunlar.

Geçmişten bugünlere gelen ve yarınlara taşıyacağımız değerde önemli özellikler…

Şiddete teslim olduğumuzda; ölen her işçi, ölen her kadın, ölen her genç, ölen her hükümlü ve ölen her er ( seyirci olarak yaşanılan bu hayatta ) bizleri eksiltir. Ancak durumu değiştirme yönündeki çabalarımızla zenginleşiriz.

Bu sayılan beş kurumdaki şiddet olgusu yalnız seni beni değil hepimizi yakından ilgilendiriyor, şu veya bu düzeyde…  Tabii,  topluma gözümüzü kapamamışsak. Bir başkasının yaşamı olarak gözüken gerçek kendi yaşamlarımıza uyarı niteliği taşımalı… Toplum sağlığı için, kendi sağlığımız için toplumun sorunlarına sırt çevirmeyelim.  Sosyalist düşünceyi kendi yaşamımızda içselleştirelim. Ete kemiğe büründürelim. Feodal kalmayalım. Aksi takdirde sözde sosyalist, özde kaba kalırız. Devrimciliğin dönüştürücü etkisini çevremize ve kendimize tatbik edelim.

“Soylu davranış”lara o kadar çok ihtiyacımız var ki; “soylu davranış” sergileyen o kadar az ki… Can güvenliği kalmamış insanlara bir biçimde destek vermek, omuz olmak zorundayız. Bunun için de kendimizi yok yere heba etmeden anlamlı uğraşların içinde yer almalıyız.  Devrimcilik bir yaşam tarzıysa ve bu toplumun sorunları devrimcileri yakından ilgilendiriyorsa… Kendimizi var edebilmek için…  Ötesi berisi yok bu işin!

Serkan Yaman

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!