Brezinski ve ABD’li üst düzey yetkiliden Türkiye darbesi itirafı

 Brzezinski gibi bazı ABD’liler ise darbe girişiminin arkasında ABD istihbaratının olduğunu söylüyorlar.

Brezinski ve ABD’li üst düzey yetkiliden Türkiye darbesi itirafı

Jimmy Carter ve Zbigniew Brzezinski

  1. William Engdahl

New Eastern Outlook

(Editörün Notu: 15 Temmuz sonrası günlerde AKP hükümetinin bazı bakanları darbe girişiminin arkasında ABD var demişlerdi ama zaman geçtikçe aynı hükümetin daha etkili bakanları bunun tersini söylemeye başladılar.  Brzezinski gibi bazı ABD’liler ise darbe girişiminin arkasında ABD istihbaratının olduğunu söylüyorlar. Aşağıda bu fikri destekleyen bir çeviri yazısı okuyacaksınız. Selim Sezer’in çevirdiği bu yazıyı medyasafak. net’ten aldık.)

Obama Yönetimi ve CIA resmi olarak, CIA güdümündeki Fethullah Gülen örgütünün Türkiye’de gerçekleştirdiği 15 Temmuz başarısız darbe girişiminde ABD istihbaratının her türlü müdahaleden masum olduğu şeklindeki incir yaprağı yalanına tutunsa da, gerçeklik bizzat ABD istihbaratının üst düzey üyelerinin dilinden geliyor. Bu durum ABD’nin yönetici çevreleri arasında yaşanan ve her açıdan, Amerikan tarihindeki en acayip Başkanlık seçimi yılını şekillendiren dev bir iç hizip mücadelesini yansıtıyor.

Erdoğan’ın NATO’dan uzaklaşıp Rusya’ya doğru yönelen büyük bir stratejik kaymayı ilan etmesinden yalnızca birkaç gün sonra gerçekleşen Erdoğan karşıtı darbede ABD istihbaratının parmağının olduğu yönündeki ilk itiraf Zbigniew Brzezinski’den geldi. Brzezinski, ABD istihbarat yapısının en önde gelen üyelerinden biri, Obama Yönetimi’nin eski bir danışmanı ve Jimmy Carter’ın 1979 yılında Afganistan’daki Sovyet güçlerine karşı Mücahitler eliyle yürüttüğü terör operasyonlarının mimarı olan, eski Ulusal Güvenlik Konseyi yöneticisi.

Brzezinski, kendi sayfasından attığı bir tweet’te, American Interest dergisi için yazdığı son makalesinin bir özetini sundu ve şunu yazdı: “ABD’nin Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik darbe girişimini desteklemesi, ABD’nin şöhretine büyük bir darbe indirebilecek ağır bir hataydı.” Türkiye’de 15 Temmuz’dan beri gelişen şeyler düşünüldüğünde bu kesinlikle kibar bir ifadedir.

Brzezinski yazısının devamında şunları yazdı: “Türkiye son beş yılda Suriye’de yaşanan başarısızlıklık sonrasında dış politikasını gözden geçirmenin eşiğindeydi ve ABD’nin darbeyi destekleyip liderine [Fethullah Gülen] evsahipliği yapma yönündeki hesap hatası o kadar ciddiydi ki, bir zamanların ABD müttefiki Türkiye ABD’ye sırt çevirip politikaları üzerine yeniden düşünürse Türkiye’yi suçlamak artık mümkün olmayacaktır.” Sözlerine “Potansiyel bir Rusya-Türkiye-İran koalisyonu Suriye krizinin çözülmesi için bir fırsat yaratacaktır. Eğer Erdoğan bir nebzecik bilgeliğe sahip olsaydı, bazı ‘çürümüş’ Arap ülkelerinin yardımıyla bağımsız bir güvenilirlik elde edemeyeceğini anlardı” şeklinde devam eden Brzezinski, şüphesiz Suriye’de 2011 yılından beri Esad’a karşı yürütülen terör savaşının baş finansörleri olan Suudi Arabistan ve Katar’dan bahsediyordu.

Henry Kissinger’la birlikte savaş sonrası dönemin en önde gelen ABD’li dış politika stratejistlerinden biri olan, Rockefeller’ların Üçlü Komisyonu’nun kurucu icra direktörü olan ve muhtemelen bugün bile “Çok Gizli” ABD istihbarat raporlarına erişim sağlayabilen Brzezinski, ABD istihbaratının Türkiye’yle olan ilişkileri yönetmedeki mutlak yetersizliğine duyduğu öfkeyi ifade ediyordu. ABD Dışişleri Bakanlığı içinde, Ukrayna’da Şubat 2014’te gerçekleşen ve felaket getiren ABD darbesinden doğrudan sorumlu olduğu gibi Türkiye’deki darbe girişiminden de sorumlu olan en önemli isimlerden biri, daimi savaş taraftarı, aynı zamanda bir neo-con olan Robert Kagan’ın eşi, Victoria “lanet olsun AB’ye” Nuland.

Brzezinski’nin açık yürekli eleştirisini, Türkiye hükümeti tarafından ihanetle ve 15 Temmuz darbesini desteklemekle suçlanan Fethullah Gülen ile ABD istihbaratı arasındaki bağlara ilişkin daha da ayrıntılı bir ifşaat izledi. ABD’nin çevrimiçi dergisi EurActiv.com’a 17 Ağustos 2016 tarihinde bir misafir makale yazan Arthur H. Hughes, Gülen ve CIA arasındaki yakın bağları doğrulayarak, “Gülen’in ABD’ye  diplomat Morton Abramovitz, CIA ajanları Graham Fuller ve George Fidas ve yukarıda sözü edilen Peder Alexander Karloutsos’un yardımıyla kaçtığını” belirtti.

Gülen’in CIA’den dostu 1. Bartholomeos

Hughes’un makalesi birçok bakımdan bomba niteliğinde; özellikle de CIA, Gülen ve şimdiki İstanbul Rum Ortodoks Patriği, İstanbul Başpiskoposu ve Ekümenik Patriği 1. Bartholomeos arasındaki bağların ayrıntısını ortaya koyması açısından. Hughes, yukarıda bahsedilen Peder Alexander Karloutsos’u şöyle tanımlıyor:

“…İstanbul Patrikhanesi’ndeki Amerikan-İsrail lobisinin üyelerinden biri, [Amerikan] Başpiskoposu Demetrios’a yakın olan halkla ilişkiler görevlisi Peder Alexander Karloutsos. Peder, üst düzey yetkililerle ve Yunan-Amerikan milyarderleriyle olan bağları sayesinde temel olarak, Fener’e ABD’den giden para akışını kontrol eden tek kişi ve bu ona Ekümenik Patriklik üzerinde basınç oluşturma imkânı sağlıyor. Öte yandan Karloutsos aynı zamanda eski CIA Direktörü George Tenet ve Amerikan istihbaratıyla işbirliği yapan vaiz Fethullah Gülen ile iyi ilişkilere sahip.”

Clinton’un siyasi aygıtının yakın bir müttefiki olan George Tenet,  Bill Clinton ve aynı zamanda George W. Bush döneminde CIA’in başında yer almış olan bir Yunan-Amerikalı. Clinton’ların her ikisinin de geçmişte Fethullah Gülen’i övdüğü biliniyor. Bu, tümü “Yunan-Amerikan milyarderlerinden gelen para” tarafından finanse edilen samimi bir CIA-Gülen-İstanbul Patrikhanesi-Clinton’lar ağı gibi görünüyor.

Arthur H. Hughes, Türkiye ve Ortadoğu’daki olaylar hakkında rastgele yorumlar yapan biri değil. 1990’larda Clinton’un başkanlığı zamanında ABD’nin Yemen Büyükelçisi olarak çalıştı, ardından da Ortadoğu’dan sorumlu Dışişleri Bakanı Yardımcılığı’na getirildi. Ortadoğu ve Güney Asya’dan sorumlu ikinci müsteşarlık da yapan Hughes, bir dönem de Tel Aviv’deki misyon şefi yardımcısı olarak çalıştı. Onun Gülen’i CIA ve İstanbul Patrikhanesi’yle ilişkilendirmesi, dünyanın en az konuşulan ve en etkili CIA güdümündeki ağlarından birine, İstanbul Patriği 1. Bartholomeos’un Moskova karşıtı Ortodoks Patrikhanesine işaret ediyor. Hughes, Erdoğan ve Türkiye hükümeti gelecekteki darbe tehditleriyle baş etme konusunda ciddiyse, İstanbul Patrikhanesi’ni büyüteç altına koymaları gerektiğini söylüyor.

Kayıp Hegemon: Tanrıların Yok Edecekleri başlıklı kitabımda belgeleriyle ortaya koyduğum gibi, her ikisi de on yıllardır üst düzey CIA yetkilileri olan Graham E. Fuller ve George Fidas, 1999 yılında Gülen Türk otoriteleri tarafından ihaneti teşvik etmekten suçlanmak üzereyken ABD Dışişleri Bakanlığı’nın yüksek sesli resmi itirazlarına karşın onun için Saylorsburg-Pennsylvania’da olağanüstü bir daimi ikamet temin edebildi.

Daha yakın zamanda Fuller blogunda, gerçekten de Gülen’in ABD’den yeşil kart almasına yardım ettiğini yazmak zorunda hissetti, ama söylediğine göre Gülen 15 Temmuz başarısız darbesinin arkasında değildi. Bununla birlikte Türkiye’de yayımlanan haberler, Fuller ve bir diğer önde gelen CIA müttefiki olan Henri J. Barkey’nin darbe girişimi gecesinde, İstanbul’a yirmi dakika mesafedeki Adalar’da bulunan lüks bir otelde bulunduğunu yazdı. Daha sonra Washington’da, eski CIA direktörü, neo-con James Woolsey’nin başkanlık ettiği Demokrasileri Savunma Vakfı’nın düzenlediği bir forumda görünen Barkey ve etkinliğin evsahibi, darbe gecesi İstanbul’da bulunması ve Gülen’le olan bağları hakkında çürük şakalar yapmaya çalıştı.

Öncelikle, Brzezinski haklı.

CIA ve Gülen’in Moskova’yla yakınlaşmaya başlaması sonrasında Erdoğan’ı devirmeyi amaçlayan başarısız darbe girişimi “ağır bir hata” idi. Sonuçları, Türkiye içindeki Gülen ağlarına ve medyaya demir yumruk inmesinin yanısıra, Erdoğan ve Türkiye Başbakanı Binali Yıldırım’ın Rusya’yla ve şimdi İran’la, Suriye savaşına Beşar Esad’ın en azından bir geçiş figürü olarak içinde yer alacağı bir “çözüm” getirme konusunda açık diyaloğa girmesini de içeriyor.

Erdoğan’ın CIA’in başarısız darbe girişiminden beri yüzünü Doğu’ya dönmesi, Pentagon’u Türkiye’nin Suriye sınırı yakınlarındaki İncirlik hava üssünde bulunan nükleer savaş başlıklarını hızla Romanya’ya taşımak zorunda bıraktı. Aynı zamanda Türkiye Başbakanı 20 Ağustos günü medyaya, Rusya’nın gerekli olması halinde İncirlik Hava Üssü’nü kullanabileceğini söyledi. Bu kuşkusuz Langley-Foggy Bottom’da (ABD Dışişleri Bakanlığı için bundan daha uygun bir isim olamazdı) ve Obama’nın Beyaz Sarayı’nda çok daha şiddetli gaz sancıları meydana getirmiştir.

15 Temmuz tarihe, Amerika’nın küresel güç projesinin, David Rockefeller ve dostlarının sözde Yeni Dünya Düzeni’nin en kesin yenilgilerinden biri olarak geçebilir. Eğer öyleyse, daha barışçıl bir dünya ihtimali için son şanslardan biri.

 

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!