Brzezinski, Suriye Krizi Üzerine Konuşuyor

ABD, Suriye’de olanların zamanında Irak’ta yaşananları kurtaracağını umut ediyor.

Ama bence aklımızın bir köşesinde bulundurmamız gereken şey, bu sefer bu bölgede yaşananların Irak’ta yaşananlardan çok daha dengesiz oluşu.

Brzezinski, Suriye Krizi Üzerine Konuşuyor

24 Haziran 2013

Editörün notu: Aşağıda yer alan TNI(Transnational Institute) röportajı, 39. ABD Başkanı Jimmy Carter döneminde Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı olarak görev yapmış olan ve halen Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezinde danışman, Johns Hopkins Üniversitesi’nin Uluslarası İlişkiler Fakültesi’nde kıdemli bir araştırma profesörü konumunda çalışmaya devam eden Zbigniew Brzezinski ile yapılmıştır; bu röportaj TNI editörlerinden Jacob Heilbrunn tarafından gerçekleştirilmiştir.

Heilbrunn: İşte buradayız, Obama iktidarının beş yılı geride kaldı ve siz Batı’nın “kitlesel propagandalar” yaptığını belirtiyorsunuz. Sizce Obama’nın Suriye’deki olaylara sürekli olarak dâhil edilmesinin nedeni statükosunun gerektirdiklerini reddedemeyecek kadar zayıf olması mıdır? Bizi buralara getiren başkan Obama’ya ne oldu?

Brzezinski: Ben psikoanalizmle veya herhangi bir tür tarihsel revizyonizmle uğraşmak istemiyorum.  Obama’nın elindeki problemin büyük olduğu açık, ve tüm bu olayların gizemli bir yanı da var. Zamanlamayı bir düşünün. 2011’in sonlarına doğru Suriye’de kuraklık dolayısıyla ortaya çıkan olaylar, dünyanın en bilindik Otokrasilerinden ikisi, Suudi Arabistan ve Katar, tarafından kışkırtıldı. Obama da bir anda aniden Esad’ın gitmesi gerektiğini söyledi, fakat ortada bunun gerçekleşmesi için gerçek bir çalışma yoktu. Ardından 2012 baharında, yani Amerika’da seçimlerin olduğu yıl, New York Times’ın 24 Mart tarihli bir haberine göre, General Pertaeus komutasındaki CIA’in Suudilere ve Katarlılara büyük bir destek kampanyası içinde olduğu, hatta Türkleri de bir şekilde işin içine sokmaya çabaladığı ortaya çıkarıldı. Bu stratejik bir pozisyon muydu? Neden ansızın Suriye hükümetinin düşürülmesine karar verdik? Bu soruların cevabı Amerikan vatandaşlarına söylendi mi? Daha sonraları, 2012’nin sonlarına doğru, burada seçimler tamamlandıktan sonra, olaylarda politika birden isyancıların aleyhine dönüveriyor; onların o kadar da “demokratik” olmadığı ortaya çıkıyor. Ve ardından bütün politikamız yeniden gözden geçiriliyor. Bunların açıkça anlaşılması lazım ki insanlar burada gerçekten neler olduğunu ve ABD’nin bu olaylardaki politikasının neleri amaçlandığı daha iyi anlaşılabilsin.

Heilbrunn: Tarihsel olarak, isyancı hareketlerini sıklıkla desteklediğimiz ortada(ABD olarak), mesela Nikaragua, Afganistan, Angola… Kendinizi bir “özgürlük şahini” olarak görüyorsanız, bu halk ayaklanmalarına verilen desteği “diktatörü yıkmaya çalışan özgürlük arayışına destek” olarak algılayacaksınızdır. Peki, sizce insancıl gerekçelerle müdahalede bulunmanın nesi yanlış?

Brzezinski: Prensip olarak bu gerekçenin yanlış bir tarafı yok. Ancak bu işe kalkışacak birinin eyleme geçmeden önce olayın barındırdığı riskleri gözden geçirmesi gerektiği kanaatindeyim. Orta Amerika’da ABD’nin dominant pozisyonu göz önünde bulundurulduğunda Nikaragua’da risk nispeten küçüktü; bu bölgeye rakip bir dış gücün erişim olanağı yoktu. Afganistan meselesinde bence Pakistan’ın problem teşkil edebileceğinin bilincindeydik, ama 11 Eylül olayları yüzünden yapmak zorundaydık. Ama tamamen kendi adıma konuşuyorum: ben dönemin Savunma Bakanı Donald Rumsfeld’e verdiğim tavsiyede sadece Afganistan’a girip, Taliban’ı ortadan kaldırıp çıkmamızı söylemiştim.

Suriye’deki problem ise olayların potansiyel dengesizliği, istikrarsızlığı ve yayılmaya, bulaşmaya meyilli oluşu nedeniyle kontrol edilmesi güç olması. Örneğin, Ürdün ve Lübnan’ın savunmasızlığı, ya da Irak’taki Sunni-Şii olaylarının büyüme ihtimali, hatta daha da önemlisi en sonunda İranlılarla çarpışma olasılığımız. Demek istediğim, Suriye örneği diğer örneklerden çok daha büyük çaplı ve çok daha fazla değişken olduğundan yaşanacakların öngörülebilirliği oldukça düşük; olayların sadece Suriye’de kalması da Amerikan gücü ile de olsa mümkün gözükmüyor.

Heilbrunn: Aslına bakarsanız, acaba ertelenmiş bir zincirleme reaksiyon mu yaşıyoruz şu an? Irak’taki yeni muhafazakârların rüyaları doğrultusunda kuracakları yeni yönetim ve bunun tüm Orta Doğu’ya yayılması ile sırayla bütün rejimlerin yıkılıp baştan kurulması amaçlanırken, tam tersi gerçekleşerek bu aslında bölgede ürkütücü bir farkına varışa ve arzuya mı neden oldu?

Brzezinski: Doğru, durum bundan ibaret olabilir. ABD, Suriye’de olanların zamanında Irak’ta yaşananları kurtaracağını umut ediyor. Ama bence aklımızın bir köşesinde bulundurmamız gereken şey, bu sefer bu bölgede yaşananların Irak’ta yaşananlardan çok daha dengesiz oluşu. Ayrıca İsrail’in stratejik çıkarları ve umutları doğrultusunda çevresindeki bütün komşu devletleri istikrarsız ve patlamaya hazır tutmak, bu olaylarda Amerika’nın konumunun ve tutumunun nedenlerinden biri. Ancak benim düşünceme göre eğer bu yaşanırsa uzun vadede İsrail için tam bir felaket olur, çünkü eğer gerçekleşirse bu, bölgedeki Amerikan etkisinin ve gücünün sonu anlamına gelecektir ve bu İsrail’in tamamen yalnız kalması demektir. Bunun İsrail için hiç iyi olduğunu düşünmüyorum, ve aynı zamanda olaylara bir Amerikalı’nın çıkarları doğrultusunda baktığım için bizim için de pek iyi olmayacaktır.

Heilbrunn: Bir röportajınızda, yanılmıyorsam MSNBC’ye verdiğinizde, bir uluslar arası konferans umutlarınızdan bahsetmiştiniz. Bunun hala geçerli bir yaklaşım olduğunu düşünüyor musunuz? Sizce ABD; Çin, Rusya ve bunlar gibi diğer güçleri bu iç savaşı barışçıl bir biçimde bitirmek adına işin içine dâhil etmeli mi?

Brzezinski: Yalnız başına olaylarla kısmen ilgisi olan Rusya’nın veya İngiltere ile Fransa gibi şu an bölgede fazlasıyla nefret edilen eski koloni güçlerinin olaya dâhil olmasının çözüm yolundaki başarı olasılığını yüksek olarak görmüyorum. Bunun aksine stabil bir Orta Doğu için rolleri daha büyük olan Çin, Hindistan ve Japonya’yla yapılacak olan iş birliğinin şansı daha yüksek. Bu da daha önce bahsettiğin konuyla bağlantılı. Belki de bu ülkeler böylece toplu olarak en azından yüzeyde hiç kimsenin kazanan olmayacağı bir uzlaşma ortamı yaratılmasına yardımcı olabilirler. Bu durum,  benim yaklaşık bir yıldan fazla süredir değişik ifadelerle önermeye çalıştığım bir şekilde uluslararası desteklenen/finanse edilen? seçimlerin yapılmasına olanak sağlayabilir.  Bu ortam isteyen herkesin adaylığını koyabileceği, Esat’ın bir şekilde itibarını kurtaracağı ama sonuçta Esat’ın görev süresini önümüzdeki yıl dolduracağı ve tekrar adaylığını koymayacağı bir düzenlemeyle sonuçlanabilir.

Heilbrunn: Peki bu karar vermesi zor konuda risk ne kadar büyük? Obama’nın Suriyeli milislere silah gönderme konusunda çok da hevesli olmadığı açık- Ben Rhodes’a bu yönde bir açıklamada bulundu. Sizce risk ne boyutta? Daha büyük bir Amerikan müdahalesine doğru yol aldığımızı düşünüyor musunuz?

Brzezinski: Korkarım şu anda etkisiz bir Amerikan müdahalesine doğru yaklaşıyoruz, ki bu çok daha kötü. Bu koşullar altında bir müdahale, olabilecek şeyler arasında en iyisi değil ama en kötüsü de olmadığı kesin. Ama sizin söylediğiniz şey, yani muhaliflere silah verme, Esat’ın düşmanları arasında yalnızca en etkisiz ve en zayıfına yardım etmekten fazlası değil. Yani en basit ifadeyle, en iyi ihtimalle bu sadece güvenilirliğimize zarar verir. En kötü ihtimalle ise Esad’ın geçmişte olduğundan veya gelecekte olabileceğinden kat kat daha saldırgan ve düşmanca davranan grupların zaferini hızlandırır. Ama dediğim gibi, hala nedenini anlayamadığım şey neden 2011-2012 civarında, hem de bir seçim yılında, aniden Esad’ın gitmesi gerektiği sonucuna vardığımız.

Heilbrunn: Daha önce İsrail ile ilgili kullandığınız ifadeler çok çarpıcıydı. Eğer bölgede böyle büyük çaplı ayaklanmalar artarak devam ederse, bölgedeki Amerikan gücünün ve etkisinin de azalması ile İsrail bu fırsattan yararlanarak çıkarlarını pekiştirmek adına harekete geçip daha radikal hamlelerde bulunabilir mi?

Brzezinski: Evet, konuyu nereye çektiğinizi anlıyorum. Kısa vadede, karşısında duracak kimse olmadığından dolayı daha güçlü bir İsrail kalesi ortaya çıkacağı doğrudur. Ama bunun sonucu olarak her şeyin başında çok büyük bir kan gölü ortaya çıkacaktır ve bu sırada İsrail’in de çok ciddi rakamlarda kayıp vermesi kaçınılmazdır. Ama sağ görüşlüler bu kayıpların hayatta kalmak uğruna zorunlu olduğu görüşünde birleşecektirler.

Fakat uzun vadede, böyle düşmanca hareketler, nükleer silahlara sahip bir İsrail tarafından bile zorla insanlara kabul ettirilemeyecektir. Bu durum İsrail’e bizim geçmişte bazı savaşlarda yaşadıklarımızı küçük ölçekte birebir yaşatacaktır- bezdirme, yorma, usandırma, moral bozukluğuna  ve göç etmelerine neden olma ve bütün bunların sonucu olarak kimlerin ne zaman büyük felakete uğrayacağını daha önceden kestirememe. Ve bir diğer yandan da İran’ın hemen yan tarafta olduğunu da unutmamak gerek. Onların da nükleer bir gücü olabilir. Hadi diyelim İsrail onları devreden çıkarmayı başardı. Pakistan ve diğerleri ne olacak? Çok güçlü ve motivasyonu çok yüksek bir ülke bulunduğu bölgeyi kontrol edebilir, ama bunu yalnızca altı milyon nüfuslu bir İsrail’in yapması gerçekten çok uzak bir rüyadan başka bir şey değil.

Heilbrunn: Sanırım artık son sorum; eğer bu konuya girebilirseniz tabii ki… Sanırım entelektüel figürlerin ve medyanın baskın sesinin liberal ve tutucu olduğu bu günlerde sizin bu görüşe muhalif olduğunuzu söyleyebiliriz. Bu görüş, Suriye’ye müdahaleyi destekler nitelikte. Peki sizce Amerika’nın dış politikası ve buna yönelik tartışmalar, başarısız ve sonuçsuz bir Irak savaşı sonrasında bile nasıl oluyor da böyle bu yönde gelişmeye devam edebiliyor?

Brzezinski: (Güler) Sanırım bu sorunun cevabını benden daha iyi biliyorsunuz, ama ben de kendi bakış açımı sizinle paylaşayım: Biz motivasyonu yüksek olan, iyi bir ülkeyiz. Güzel motiflerle yönetiliyoruz. Ama bir diğer yandan dünya meselelerini anlama konusunda fazlasıyla dar bakışlıyız, ve hala Amerika’nın, eğer gerekirse güç kullanma pahasına da olsa, her konuda istediğini yapabileceğini düşünüyoruz. Bence bu karmaşık bir durum, insanlar tarafından önerilen basit çözümler ise ya dalkavukça ya da yalnızca insanlara oyalanacakları bir şeyler vererek durumu geçiştirmek üzerine kurulu. Durumun karmaşıklığını ve gizli değişkenleri göz önünde bulundurmadan, böyle silah yardımı yaparak asıl istedikleri hedefe ulaşabileceklerini, bunun kendilerine iyi ve doğru bir hedef uğruna zafer getireceğini düşünüyorlarsa, bizi yalnızca devasa bir bölgesel savaşın derinliklerine çekeceklerdir ve sonucunda da Arapların bize karşı şu anda olduğundan çok daha düşmancıl davranmalarına neden olacaklardır, ki bu da bizim için felaket demektir. Ama bu benimki ne yazık ki böyle büyük meselelerle ilgili okumayan, araştırmayan, fikri olmayan ortalama bir Amerikan vatandaşının benimseyebileceği bir perspektif olmaktan çok uzak. Burası iyi duyguların vatanı, ama ne yazık ki bilgi ve erdem konusunda aşırı fakir, dolayısıyla dünya ile ilgili konularda da entelektüellik seviyemiz çok kötü.

Heilbrunn: Çok teşekkür ederim. Söylediklerinize daha fazla katılamazdım.

Çeviri: Anafikir

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!