Büyük Direnişlerin Buluşması- Mehmet Ali Yılmaz

Onunla beraber hamuru yoğurmak lazım, fırına vermek lazım. Esas sahibi o.

 

 

15-16 HAZİRAN DİRENİŞİ, DİSK ESKİ GENEL BAŞKANI KEMAL NEBİOĞLU ANLATIYOR…

BÜYÜK DİRENİŞLERİN BULUŞMASI

Türkiye işçi sınıfının yüzyılı aşan mücadele tarihinde şanlı 15-16 Haziran Direnişi’nin yeri çok büyüktür.15-16 Haziran 1970’te DİSK’in yönlendirmesiyle Dev-Genç’in açık desteğiyle İstanbul’dan Kocaeli’ne yayılan çok geniş bir alanda yüz binlerce işçi, üretimi durdurmakla kalmamış, meydanlara çıkarak tarihinin en görkemli direnişini gerçekleştirmiştir. 274 ve 275 sayılı sendikalar ve grev yasalarının AP hükümetince hakları kısıtlayıcı ve DİSK’i sendikal hareketten tasfiye edici yönde değiştirilmek istenmesi üzerine 15 Haziran sabahı başlayan ayaklanma, bir anda Türk-İş’e bağlı işyerlerine de yayılarak İstanbul ve Kocaeli’de hayatı durdurmuştur.

15-16 Haziran 1970 şanlı direnişine zamanın İçişleri Bakanı H. Menteşeoğlu Meclis kürsüsünde “Bir isyan, bir ayaklanma” şeklinde tarif ediyordu. Bu büyük direnişin ortaya çıkmasının altında AP hükümetinin kısıtlayıcı, baskıcı tutumu yatıyordu.

“11 Mayıs 1970 günü Erzurum’da Türk-İş kongresi toplandı. Bu kongrenin beşinci gününde söz alan eski Çalışma Bakanlarından ve TBMM Çalışma Komisyonu Başkanı Turgut Toker (AP milletvekili) bir konuşma yaptı ve ‘Sendikalar Kanun Tasarısının yürürlüğe girmesiyle, Türkiye’de Türk-İş’ten başka İşçi Konfederasyonu kalmayacağını’ açıkladı.(Milliyet 1970, S.89)

Bu konuşmadan bir gün sonra DİSK’ten sert tepki geldi. Aynı günlerde Sendikalar Kanun Tasarısı Meclis Genel Kuruluna geldi. Bu tasarı, “Bir sendikanın Türkiye çapında faaliyet gösterebilmesi için, o işkolu işçilerinin üçte birini temsil etmesini” gerekli görüyordu.

DİSK bu tasarının kanunlaşmaması için çaba sarf ederken Türk-İş tasarıyı savunuyordu.

Tasarı Mecliste görüşülürken TİP İstanbul Milletvekili ve DİSK Genel Başkan Vekili Rıza Kuas şöyle konuşuyordu:

 “Bu tasarı, işçiyi elini kana bulamaya sevkedebilir. Tasarı, anarşiyi bilerek davet edecektir… Bununla Türk-İş diktası getirilmek isteniyor. 27 Mayıs devriminin getirdiği haklar geri alınmak isteniyor. DİSK Anayasal haklarını kullanarak sonuna kadar direnecektir.” (Age, s.90-91)

İşçi kökenli AP Milletvekili Hasan Türkay ise şöyle konuşuyordu:

 “Türkiye’de işgal ve tahrik gibi hareketleri benimseyen sendikacılar vardır. Bunlar ideolojik amaçlarını tahakkuk ettirmeğe çalışıyorlar.” (Age, s.91)

CHP’den kopan sağ eğilimlerin kurduğu GP’nin Milletvekili olan Vefa Tanır’ın konuşması ise daha da tanıdıktı!

“Marksçı, Leninci kuruluşlar elbette bu tasarıya itiraz edeceklerdir. Onların itirazları tasarının isabetli olduğuna delildir.” (Age, s.91)

12 Haziran 1970’de Mecliste kabul edilen kanunun Anayasa’ya aykırı olduğunu belirten DİSK Genel Başkanı olan Kemal Türkler şunları söylüyordu:

“Bu tasarı sendika seçme özgürlüğünü yok etmekte, memleketimizde faşist sendikacılığın temellerini atmaktadır.” (Age, s.91)

DİSK yönetimi, tasarıyı meclis’te engelleyemeyince kesinleşmesini önlemek için Cumhurbaşkanına başvurdu. Cumhurbaşkanı C. Sunay, DİSK heyetiyle görüşmeyi kabul etti. Görüşmeye giden üç DİSK yöneticisinden biri de Kemal Nebioğlu’ydu. 1990’lı yıllarda DİSK Genel Başkanlığı da yapmış olan Kemal Nebioğlu ile 11.10.2003 tarihinde İstanbul Çekmece’deki evinde Hakkı Zabcı ile birlikte bir görüşme yaptık. Bu konuşmada, Kemal Nebioğlu,15-16 Haziran direnişinin gelişimi, Cumhurbaşkanı ile yaptıkları görüşme, direniş süreci ve sonuçlarıyla ilgili hatırladıklarını anlattı.  Bu konuyla ilgili bize anlattıklarını sizlerle paylaşıyoruz.

Kemal Nebioğlu’nun 15-16 Haziran Direnişi hakkında anlattıklarını ilk kez yayınlıyoruz:

“15-16 Haziran’da Komite başkanı bendim.

Çalışma Bakanı Seyfi Öztürk bir konuşma yaptı. ‘DİSK’in çanına ot tıkayacağız’ dedi. Çalışma hayatı ile ilgili yasa tasarısı Meclise sunuldu. Olayı duyduk. Yönetim kurulu komite kurdu…

Ankara’ya gidip, Mecliste grubu bulunan partilerle görüşmek için Ankara’ya gittik.

Başbakan randevu vermedi.

Ecevit’le görüştük. CHP’nin yasadan haberi yoktu.

Milli Birlik Grubu yakından ilgilendi.

Milli Güvenlik Kurulu’nun Genel Sekreteri ile konuştum. Adli Müşavir ‘Bizi ilgilendirmiyor’ dedi.

AP iltifat etmedi bize.

11 Haziran Perşembe İstanbul’a döndük. Cumartesi günü Cumhurbaşkanı randevu verdi. Görüşmeye Kemal Sülker ile birlikte ben ve Rıza Kuas gittik.

Rıza Kuas: ‘Paşa hazretleri, bu yasayı herhalde iptal edersiniz’ dedi.

Cumhurbaşkanı: ‘Ben neyi iptal edip etmeyeceğimi sana soracak değilim’ dedi.

Tam ayrılırken Cumhurbaşkanı, ‘Nebioğlu’ dedi, ‘Ben İstanbul’a giderken bazı gençler sol ellerini kaldırıyorlardı, ne demek istiyorlar’ dedi.

‘Her halde size size bir diyecekleri vardı’ dedim. Cumhurbaşkanı umut vermedi.

Pazar günü Marmara bölgesindeki büyük işyerlerinin temsilcileri ile toplandık. Programı koyduk. Program yönetimden geçmişti. Bazı işçiler DİSK ile birlikte kazanımlarını anlattılar. Fabrikalardan işçiler çıkacak Taksim’e yürünecek, büyük miting yapılacak.

 

1.gün bildiri okunacak işyerlerinde alınan kararlar tartışılacak, çalışma yapılacak.

2.gün komşu fabrikalarla birlikte belli merkezlere çıkılacak alınan kararlar tartışılacak.

3.gün Taksime yürünecekti. Alınan kararlar buydu. Ama gelişmeler başka türlü cereyan etti.

Sendika merkezinde bazı tedbirler alınıyor.

1.gün raporlar geliyor gelişmelerle ilgili ona göre talimatlar veriyorduk.

2.gün DİSK Genel Merkezi(ne) 5 subay 1 sivilin geldiğini bildirdiler. ‘Birinci Ordu Komutanı sizinle görüşmek istiyor’ dediler. Gittik, barikatları aşarak gittik. Birinci Ordu Kurmaybaşkanı karşıladı. Kemal Türkler anlattı. Kurmaybaşkanı iyi karşıladı.

Birinci Ordu Komutanı Kemalettin Paşa zılgıt çekmek istedi.

‘Nedir yaptığınız, kan gövdeyi götürüyor’ vb.

Karşılıklı konuşmalar yapıldı. Ama ikna olmaya niyeti yok. Ayrıldık. Arabada ‘sıkıyönetim ilan edilecek’ dedim. İkincisi ‘bizi gözaltına alacaklar’ dedim.

Yolda polisler bizi Vilayete İçişleri Bakanı Haldun Menteşeoğlu’na götürdüler. Biraz sonra Deniz Gezmiş’i getirdiler. Yirmi dakika geçti görüşmedi. Oyalıyorlardı.

İçişleri Bakanı, Vali, Paşa, Emniyet Müdürü, Milli Emniyet ve diğerleri vardı. Bakan zılgıt çekmeye kalkıştı. Kemal Türkler aynı sertlikle cevap verdi. Biz de konuştuk.

Çıkışta Kemal Türkler solcuların eleştirdiği demeci verdi. Biz de destekledik.

Ben sendikaya gittim, polis arıyordu. ‘Ne arıyorsunuz’ dedim. ‘Silah arıyoruz’ dediler. ‘DİSK de aranıyor’ dediler.

Polisler gidince, ‘bizi toplarlar’ dedim. Hepsini ben hariç topladılar. Ben üç gün evi değiştirmiştim.

O günden bugüne kalan: İşçilere anlatınca, onlarda size güveniyorsa çok şey yapılır. Çok ileri hamlelerle birçok şey kazanılabilir. Bana göre DGM direnişi bir başka boyuttadır. 15-16 Haziran’da kendi örgütünü ilgilendiren bir durum var. DGM direnişi direk onları ilgilendirmiyordu…

Onunla beraber hamuru yoğurmak lazım, fırına vermek lazım. Esas sahibi o.

Tankları ilk aşanlar kadın işçilerdi. Silahları aştılar.

Ne güzeldi…”

***

15 Haziran 1970 sabahında ilk kıvılcım OTO-SAN’da çakıldı.2700 işçi fabrikadan çıkarak Gebze’ye doğru yürüyüşe geçti. Aynı saatlerde Cevizli’deki Singer işçileri de fabrikadan çıkıyorlardı. Üsküdar yönünde ilerlemeye başlayan bu işçilerin ellerindeki pankart ve dövizlerde şunlar yazılıydı:

Savaş Başladı,

Bütün Kininiz İşçilere Mi?

Yaşasın İşçi Sınıfı,

Zincirlerimizden Başka Kaybedecek Hiçbir Şeyimiz Yok,

AP İktidarı Bizim İktidarımız Değildir,

Tüm Gericiler ve Faşizm Kahrolsun.

Değişik yönlerden yürüyüşe geçen işçiler yol boyundaki fabrikaların işçilerini de kendilerine katılmaya çağırıyorlardı. Ankara yolu üzerinde uçan keşif uçakları durumu telsizle Valiliğe bildiriyorlardı. Kartal kavşağında işçilerin karşısına bir askeri birlik ve üç tank çıktı. Tankları aşan işçiler yürüyüşlerine devam ettiler… Onlar hala yürüyorlar…

Bu günler büyük günler

Büyük günler pek sık yaşanmaz,

Ayın hem güneşin birlikte parlaması

Onlar yürüyüşlerinde hem Taksim’de hem her yerde

Yere düşsek de kalkarız yine de…

Mehmet Ali Yılmaz

 

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!