CHP Nedir, Ne Yapıyor, Ne Yapmalı? – Av. Mehdi Bektaş

Bu yazıyı bir CHP’li olarak yazmıyorum, birçok konuda düşünce birliği olmasına karşın CHP’li olmadığımı biliyorum. CHP’li olmamak CHP hakkında yazmaya, konuşmaya, eleştirmeye engel olmamalıdır, olamazda. Türkiye Cumhuriyetini kuran ve Türk devrimini gerçekleştiren bir partinin irdelenmesi, eleştirilmesi kadar daha doğal ne olabilir? CHP’ye karşı yurttaşın vefa borcunun olduğunu, kimlik ve kişiliğinin oluşmasına katkı sunduğunu düşünüyorum. CHP’nin katkısı olmadan Türk toplumunun çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmasının olanaksızlığını görüyor, bu yolda CHP’nin uğraşını ülke ve toplum için vazgeçilmez sayıyorum.

CHP’yi dışlayarak ne aydınlanma, ne gelişme, ne hukuk, ne sosyal adalet, ne özgürlük, ne demokrasi ne de toplumsal huzur olur. Bunun böyle olduğunu dostları, düşmanları, karşıtları, yandaşları sanırım biliyordur, bilmiyorlarsa bilmeleri gerekir. CHP’nin başarılı olmasını istemek ülke ve toplum yararınadır, o nedenle beklentiler genel, eleştiriler dostçadır.

İkide bir CHP fabrika ayarlarına dönmelidir diyorlar. Bu ayarların, emperyalizme karşı durma, ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel yönden bağımsızlığı savunma, halkçılık temelinde emeği esas alma, iç ve dış sömürüye karşı koyma, çalışma, gelişme, kalkınmayı laik bilimsel eğitim ve öğretim temelli yapma, yurttaşlar arasında eşitliği sağlama ve eşit davranma, yurtta ve dünyada barışa katkı sunma olduğu kuşkusuzdur.

CHP’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, dağınık milli güçleri (Kuvva-ı Milliye, Kuvva-ı Seyyariye) derleyip toparlayarak düzenli orduya geçerek Türk Silahlı Kuvvetlerini oluşturur, Müdafaa-ı Hukuk cemiyetlerini siyasi partiye dönüştürerek Halk Fırkası’nı (Partisi) kurar. Mustafa Kemal, ordunun desteği, TBMM’nin aracılığı, Halk Fırkası örgütüyle halka dayanarak cumhuriyeti ilan eder, devrimleri yapar. Dikkat edilirse devrimlerin gerçekleşmesinde CHP’nin örgütlülüğü ve TBMM’si belirleyicidir. Cumhuriyet ve devrimler, CHP’nin örgütlü gücüyle gerçekleşen halka dayanan oluşumlardır. CHP, aydınlanmasının öncü güçleri olan Genç Osmanlılar, Jön Türkler, İttihat Terakki, Müdafaa-ı Hukuk’un Cumhuriyet dönemindeki izdüşümüdür, Türk devrimin halkçı sivil siyasi örgütlenmesidir, bunun böyle bilinmesinde kuşkusuz yarar vardır.

CHP kurulduğundan itibaren cumhuriyet karşıtlarının, halk ve devrim düşmanlarının, emperyalizmin işbirlikçilerinin, ağa, eşraf, mütegallibe takımının hedefi olmuş, din, demokrasi, özgürlük düşmanı ilan edilmiştir.

CHP bu saldırılar karşısında 1950’den itibaren savunmaya geçmiş, sağa kayarak, halktan ve üretici sınıflardan koparak, işçinin, çiftçinin, küçük üreticinin, esnafın temsilcisi olamamış, cumhuriyetçi aydınların ve laik çevrelerin desteği de iktidar olmaya ve iktidarda kalmaya yetmemiştir.

CHP’nin bugün de yaşadığı sıkıntının nedeni, yerinin ve yönünün net olmamasındandır. İşçiye, çiftçiye, esnafa gerçekleşmesi kuşkulu vaatler sunmakla, emperyalist merkezlerle diyalog kurmakla iktidar olunamayacağını öğrenememişlerdir. İşçisi, çiftçisi, esnafı, memur, tüccar, sanayicisi, kamu mallarının yağmacısı, birikimlerinin satıcısı, emperyalizmin işbirlikçisi, din bezirgânı iktidarların ağına düşmüştür. Bu gerici, tutucu, yağmacı, çıkarcı, din istismarcısı çevre tasfiye edilmeden, kuşatma yarılmadan, CHP’nin iktidar olması hayal gibi görünmektedir.

Bu çemberin kırılması, ablukanın dağıtılması ancak devrimci bir mücadeleyle mümkün olabilir. CHP aslına dönmeli, antiemperyalist bağımsızlık bayrağını eline almalı, iktidarların işbirlikçi, yağmacı, sömürücü yüzünü açığa çıkarmalı, kurtuluşun laik demokratik halk iktidarıyla mümkün olacağını göstermeli, düzen değişikliği istemeli, parti ve teşkilatlarını profesyonel siyasetçilerden, edilgin, bireyci, çıkarcı, teslimiyetçi kadrolardan arındırmalı, kişisel çıkar ve hedefler için değil ülke ve halk için mücadele edenler, birlikte çalışmayı, birlikte yüceltmeyi savunanlar öne çıkmalıdır.

Kadrolar, inançlı partililerden ve ağırlıkla üretici sınıf temsilcilerinden oluşmalı, gençlik ve kadın örgütlülüğü canlandırılmalı, egemenlerin, iktidarların ülke ve halk düşmanı uygulamalarına karşı dişe diş göze göz mücadele örgütlemelidir. CHP, arkası, çevresi olanların, siyaset simsarlarının, mezhepçilerin, bölgecilerin söz ve yetki sahibi olduğu görüntüden kurtarılmalı, halkın partisi olmalıdır.

Günümüzde CHP’nin ne yaptığını anlamak mümkün değil, iktidarın çizdiği sınırlar içinde, iktidarın başına laf yetiştirmeye, hırsızlığı, yolsuzluğu açığa çıkarmaya çalışarak kitlelere ulaşacağını sanıyor ve aldanıyor. Çünkü iktidar, yardımlarla yurttaşı, camileri, okulları, sendikaları, meslek kuruluşlarını, makam mevki vererek üniversiteleri, emniyeti, yargıyı, hatta kışlayı ele geçirmiştir, medyayı yemleyerek günde 24 saat kafa yıkıyor. Bu iktidarla bu şekilde mücadele edilemez, farklı bir siyaset, farklı bir mücadele yolu tutturmak gerek. Bu iktidarın yalnızca hırsızlığını, yolsuzluğunu açığa çıkarmakla kalınamaz, emperyalizmle işbirlikçiliğini, egemen sınıfın koruyuculuğunu, ülke ve halk düşmanlığını, dinci faşist niteliğini ortaya dökmek gerek.

Türkiye, 1923’den 1950’lere kadar kalpaklı demokrasiyi, 1950’lerden 1980 kadar “şapkalı”, 1980 sonra da “takkeli, türbanlı, cübbeli, çarşaflı” demokrasiyi (!) yaşıyor. Kalpaklı demokrasi devrimciydi, şapkalı demokrasi idare-i maslahatçı, “takkeli, türbanlı, cübbeli, çarşaflı” demokrasi ise gerici ve karşı devrimcidir. Karşı devrimden kurtulmanın yolu, devlet ve toplum hayatına yön verecek politik, ideolojik mücadeledir. Politik mücadelenin örgütlü, ideolojik mücadelenin devrimci olması zorunluluktur. Bu politik ve ideolojik mücadelenin öncülüğünü CHP yaparsa ülke için, halk için yararlı olur.

CHP gerçekten halkın ve ülkenin partisi olmak istiyorsa; silikleşmiş, ruhsuzlarmış, kapitalizme bağlanmış teslimiyetçi çizgini ve yapısını değiştirmeli, anti-emperyalist, devletçi, kamucu, sosyal adaletçi, yurttaşı ve emeği esas alan bir çizgiyi tutturmalı.

Hiç vakit kaybetmeden, Menderes’le başlayan, Demirel ve Özal’la süren, Erdoğan’la devam eden kapitalist ekonomik, sosyal ve siyasal sömürü düzenine son vereceğini, KİT’leri yeniden açacağını, özelleştirmeleri iptal edeceğini, özeleştirilen kurum ve kuruluşları yeniden kamulaştırıp devletleştireceğini, tarım, hayvancılık ve sanayide üretimi destekleyeceğini, kooperatifleşmeye öncelik vereceğini,

Parasız eğitim ve öğretimi yeniden planlayacağını, özelleştirmeye, okullar ve öğrenciler arasında ayrım yapılmasına izin vermeyeceğini, bilimsel ve laik eğitimi zorunlu kılacağını, üniversiteleri yeniden yapılandırarak bilimsel, mali ve idari özerkliğe kavuşturacağını,

Çalışanların ekonomik, sosyal haklarının yeniden düzenleyeceğini, memur ve işçi ayrımının yasal güvenceye kavuşturulacağını, grevli toplu sözleşmeli sendika kurma hakkı tanınacağını, taşeron uygulamasına son verileceğini,

Anayasa değişikliğinin gündeme alınacağını, parlamenter sisteme dönüleceğini, kuvvetler ayrımının hayata geçirileceğini, Yargı bağımsızlığının, yargıç tarafsızlığının sağlanacağını, savunmanın etkin kılınacağını, HSK’nın yeniden yapılandırılarak Adalet Bakanı ve Müsteşarının kuruldan çıkarılacağını, YSK’nın bağımsız hale getirilerek siyasi baskıdan kurtarılacağını,

Çevrenin, tarihi alan ve eserlerin, yoksulların, kimsesizlerin, sakatların, yaşlıların titizlikle korunacağını, kadınlara, çocuklara, canlılara yönelik baskı ve şiddetin önleneceğini, köylünün kooperatifleşmesine, çalışanların sendikalaşmasına çalışılacağını, ulusal sanayinin korunup destekleneceğini,

İlan ederek ilerek yola çıkılmalı, ev ev, köy köy, kasaba kasaba, ilçe ilçe, şehir şehir gezilerek, fabrikalara, tarlalara, işyerlerine girilerek, mücadele yükseltmeli, siyasi iktidarın baskı ve şiddetine kararlılıkla karşı konulmalı ve direnilmelidir.

Mustafa Kemal Atatürk, emperyalist kapitülasyonları, imtiyazları iptal etmiş, demiryolu, deniz yolu işletmelerini millileştirmiş, uçak, silah, lokomotif, traktör, demir, kömür, çimento, şeker, dokuma fabrikalarıyla, üretim ve tüketim kooperatifleriyle ülkenin ve halkın ihtiyaçlarını öne alan bir çeşit devlet sosyalizmi ile sanayileşmeyi, kalkınmayı esas almıştır. Bu çizgi 1950’lerde Demokrat Partinin iktidara gelmesiyle terk edilmiş, kapitalist ekonomik sisteme geçmekle bitirilmiş, halk üretime değil tüketime yöneltilmiş, ülke borç batağına batırılmış, dışarıdan yardım dilenir hale getirilmiş, kapitalist yoldan kalkınmanın hayal olduğu ortaya çıkmıştır.

Kurtuluş, bilim ve tekniği esas alan, üretime ve sosyal adalete dayalı, halkçı, kamucu, devletçi kalkınmadadır. Bunu da yapabilecek tek güç şimdilik CHP’dir, onun için egemenler ve temsilcileri CHP’ye saldırılmakta, küçümseyerek, aşağılayarak etkisiz hale getirmeye uğraşmaktadırlar. CHP yönetim ve teşkilatları, silik, teslimiyetçi, ideolojiden yoksun tutum ve davranışlarıyla buna olanak tanımaktadır.

Bu gerici, dinci, emperyalist ablukanın dağıtılması CHP yönetim ve örgütlülüğünün ayağa kalkması, kitleleri örgütleyip tam bağımsızlık doğrultusunda, anti-emperyalist, anti- feodal, bilimsel, laik, devletçi, kamucu mücadeleyi devreye sokmasıyla olanaklıdır.

Tam bağımsızlığı ve düzen değişikliğini hedef almayan mücadeleler, kapitalizmin değirmenine su taşımaktan, dişleri arasında ezilmekten kurtulamaz. Dikkatli ve uyanık olmak gerekir. Bu CHP’nin geçmişinde vardı, şimdi niye olmasın, ha gayret diyoruz, dostça söylüyoruz, dost acı söyler biliyoruz!

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!