Çin Gerçeği Üzerine Tartışma-Cem Kızılçeç

Çin’den son dönemde yansıyan çeşitli haberler, Batılı büyük medyada olduğu gibi, Çin’in önemli

yayın organlarının İngilizce baskılarında (bunların web sitelerinde) ve ÇKP nin günlük yayın organı Halkın Günlüğü  İngilizce yayınında (englishpeoplesdaily) da yansımaktadır.

Son Günlerde Sol Basında Çin’deki Çeşitli Olaylar Üzerine Yayınlanan Makalelerin Düşündürdükleri Üzerine Bazı Notlar

Son günlerde sol basında Prof. Korkut Boratav’ın Çin üzerine çeşitli değerlendirmeleri yayınlanmaktadır, en son geçtiğimiz yıl Çin’de ortaya çıkan Wukan köylülerinin eylemleri üzerinden kısa bir değerlendirme yazısı yayınlamıştır. Kuşkusuz bu tür makalelerde ele alınan bu sorunlar daha kapsamlı değerlendirmeleri hak etmektedir. Bu yazıda söz konusu sorunlar üzerine genel bir değerlendirme sunmaya çalışacağım.1986’dan bu yana imkanlarım ölçüsünde Çin ve Vietnam’daki gelişmeleri izlemekte ve araştırmaktayım, bu ülkelere çeşitli araştırma gezileri yaptım ve bu ülkelerde çeşitli düzeylerden insanlarla görüşmelerim oldu, örneğin aydınlar içinde önemli bir konumda bulunan Çin Sosyal Bilimler Akademisi’ne bağlı 2005 te kurulan Marksizm Akademisi Akademik Kurul Başkanı Cheng Enfu ve bu akademinin siyasi sorumlusu olan Hu Huqin ile zaman zaman yazışma ve görüşmelerim olmaktadır. 2007 yılında bu akademide yabancı konuklara Hu Huqin tarafından verilen ÇKP Çin’deki yolsuzluk olgusunu nasıl analiz ediyor ve nasıl bir mücadele stratejisi öngörüyor, ikincisi Çin Komünist Partisi Çin’de gelir dağılımındaki bozulma sürecine karşı hangi önlemlerle ve nasıl bir mücadele çizgisi öngörüyor başlıklı bir brifingi de izleme fırsatı bulmuştum.

Burada kaydetmeliyim ki, Cheng Enfu Çin’deki aydınlar arasında varolduğunu gözlemlediğim ideolojik siyasi bölünmeler içinde sol kanat olarak bilinen eğilimin önde gelen temsilcilerindendir. Çin’de aydınlar arasında (tabii ki Çin koşullarına göre) sol kanattakiler, sağ kanattakiler ve ortadakiler biçiminde çeşitli farklı eğilimler bulunmakta ve aralarında rekabet etmektedirler. Bu rekabet genellikle Batılı haber ajanslarında partinin yönetim organları içinde anormal çatışma ve gruplaşmalar olduğu biçiminde ele alınmaktadır. Benim aldığım bilgilere göre ise, ÇKP içinde her parti içinde olduğu gibi farklı görüşlerin bulunduğu ve bugünlerde de normal bir parti içi düşünsel yaşamın devam ettiği yönündedir. Aşağıda Cheng Enfu’nun son dönemde Çin işçi sınıfının durumu üzerine bir sunumunu görebilirsiniz.

Çin’den son dönemde yansıyan çeşitli haberler, Batılı büyük medyada olduğu gibi, Çin’in önemli yayın organlarının İngilizce baskılarında (bunların web sitelerinde) ve ÇKP nin günlük yayın organı Halkın Günlüğü  İngilizce yayınında (englishpeoplesdaily) da yansımaktadır.

Son haberlere şöylece bir göz atarsak: Bir Tayvan yatırımı Exxcon fabrikasında meydana gelen işçi intiharları, Wukan adlı bir köyde meydana gelen üç köylü direnişi, eski Futbol federasyonu yöneticilerinin yolsuzluk ve şike ve iddia şebekesi olayları, bir fabrikada işçilerin şirket hisselerin bir bölümünün özel sektöre devredilmesine karşı yürttüğü protesto eylemleri, üst düzey bir parti yeklilisinin bir ingiliz vatandaşının ölümüne neden olan yolsuzluğu gibi olaylar, bu olaylar karşısında Partinin ve hükümetin tutumu, yaklaşımı çok açık bir biçimde izlenebilmektedir. Bkz. Aşağıda Wukan köylülerinin olayı ile ilgili 23Nisan 2012 Xinhua haber ajansında yayınlanan haber. Ek2

Batı’nın üst düzey istihbarat ve siyaset üretim merkezleri bu olayları yakından izlemekte ve çeşitli yorumlar getirerek bu olayların büyüme potansiyeli ve kendilerine doğurabileceği fırsatlar üzerinde çeşitli çalışmalar yapmaktadır. Şüphesiz bu batılı çevrelerin özlemi Çin Hükümetinin bu olayları kontrol edemez duruma gelmesi ve hükümetin kilit öğesi olan ÇKP nin halk nezdinde meşruiyetinin zayıflaması ve ÇKP ile halk kitleleri arasında SB’de 1980’lerin başlarından itıbaren olduğu gibi yaygın bir yabancılaşmanın ortaya çıkmasıdır.

ÇKP yetkilileri de bu olaylar üzerinde getirdiği yorumlarda, bu olayların doğru ele alınmasının ÇKP için ölüm/kalım ve varlık/yokluk sorunu olduğunu olayların hem semptomları hem de kök nedenleri ile ilgilenildiğini, ÇKP nin ve hükümetin bu tür olaylarla kuruluşundan itibaren başarı ile mücadele ettiği ve özgüvene sahip olduğu ve mücadelenin uzun vadeli bir perspektifle kararlı bir şekilde sürdürüleceğini beyan etmekte, bir yandan halkın bu mücadeleye desteği teşvik edilirken bunları önleyecek-parti hükümet ve belediye organlarını kapsayan- çeşitli idari ve toplumsal tedbirler alındığını vurgulamaktadır. “Yöneticilerin elinde toplanan yetkilerin denetlenmesinde ve sınırlanmasında” ..  “devlet ve parti organları olduğu kadar birleşik cephe organları, basın, kamuoyu ve doğrudan halk desteğini koordine eden”  bir çabanın yürütüldüğü ve sürdürüleceği beyan edilmektedir. Çin partisi ve hükümeti bu sorunlarla mücadelenin Çin devrimi gibi uzun süreli bir savaş olduğunu düşündüğünü açıklamaktadır. Bkz Ek 1. aşağıdaki tipik haber ÇKP’nin bu konuda yaklaşımını yansıtmaktadır.

Öte yandan Çin’deki ziyaretlerimiz sırasında merkez kentler dışında konuştuğum çeşitli aydın ve halk içindeki insanlar arasında yaygın dile getirilen bir eğilim şöyle formüle edilmektedir: “Merkezi yönetim çok iyi ve başarılı, fakat yerellere gelince çok aksaklıklar var” bu da kanımca iki bakış açısını yansıtmaktadır, birincisi merkeziyetçi bir toplum yapısında-uzun bir demokrasi geleneği görülmeyen- genellikle görülen merkezin kutsanması eğilimi, ikincisi ise ÇKP nin kitleler içinde genel olarak kendi yanlarında görülmesi, kitleler nezdinde güven ve karizmasının korunuyor olması, ÇKP nin olumsuzluklar üzerine kararlı bir biçimde gittiği ve bunları düzeltmek için elinden gelen tüm çabaları gösterdiği düşüncesi.

Nitekim batılı istihbarat ve siyaset üretim/uygulama merkezlerinde bu gerçek kabul edilmekte, bu olayların/eylemlerin kısa ve orta vadede Çin hükümetinin başını ağrıtacak boyutlara gelemeyeceği yargısı dillendirilmektedir. Bununla birlikte onların olayları çeşitli biçimlerde etkileme çabası devam etmektedir. Batı basını bu çaba çerçevesinde Çin’deki çeşitli olayaları tek yanlı bir biçimde dilediği gibi yansıtmaya ve Batı Kamuoyunu Çin’e karşı olumsuz bir biçimde şekillendirmeye çalışmaktadır.

Bunlar dışında Çin dışındaki batılı sol kanat aydın-düşünürler, akademisyenler, eko-marksistler, demokratik sosyalistler, sol-liberaller, anarşist çevreler, anarko-sendikalist çevreler,  bazı troçkist organlar bu olaylar vesilesi ile kendi genel bakış açıları çerçevesinde bu olaylardan hareketle çeşitli eleştirel yorumlar ve suçlamalar getirmektedirler. Korkut Boratav’ın yaklaşımı ve değerlendirmeleri genellikle bu kapsam içinde değerlendirilebilir.

Aynı zamanda dünyanın çeşitli bölgelerinden birçok komünist partisi, partiler arası ilişkiler çerçevesinde yarattıkları olanaklarla Çin’de bizzat yerinde çeşitli araştırmalar yürütmekte ve vardıkları sonuçları kendi kamuoyları ve üyeleri ile paylaşmaktadırlar. Bunların vardıkları sonuç ve izlenimler kendi yayın organlarndan izlenmektedir. Bu konuda öncülüğü yapan partilerden biri Çin-Sovyet partileri çatışmasının dışında kalmış gelişmiş kapitalist ülkelerdeki en güçlü partilerden biri olan (parlementoda %8 belediyelerde %20 Üniversite akademi çevrelerinde %40 gücü olan) Japonya Komünist Partisi ve Hindistan Komünist Partisi (Marksist)’in yaptığı araştırmalar olmuştur. Japon Partisi ÇKP ile 2006 yılında 4 gün süren bir teorik tartışma yürütmüş ve Japon partisi kendi tartışmasını bir kitap ve TV yayın programı ile kamuoyu ile paylaşmıştır. İmkan bulduğumuz takdirde bu tartışmanın tam metnini yakında Türkçe bir kitap olarak yayınlayacağız.

En son Avrupa sol partisi içindeki Almanya sol partisi yaptığı araştırma gezisinde olumlu bir rapor sunmuş Çin’de her kademede katılım ve demokrasinin ve doğrudan demokrasinin ilerletildiği ve Parti’nin bu adımları kararlıkla geliştirme çabası içinde olduğu belirtilmiştir. Bunun yanısıra Britanya Komünist partisinin heyet başkanlığını yaptığı Avrupalı 7 komünist partisi 5 ay once yaptığı ziyarette çok olumlu izlenimlerle dönmüşler ve bunu kamuoyu ile paylaşmışlardır. Buna karşın Yunanistan Komünist Partisi yaptığı inceleme ve değerlendirme sonucunda Çin’i emperyalist bir ülke olarak nitelemiş ve bunu çok yakın bir zamanda bir açıklamasında dile getirmiştir. Fakat Yunanistan komünist partisinin tutumu dünya komünist partileri ve Avrupa sol partisi içindeki genel eğilimi yansıtmamakta ve fazla destek görmemektedir. Bunun yanısıra ortak idealler geçmişte karşı karşıya gelmiş ve çatışmış bulunan Çin Partisi ile Vietnam, Küba ve Güney Afrika, Japon ve Rus partilerini bugün yanyana getirmiş öte yandan Sovyetler Birliğin’deki sosyalist mirası savunan Rusya Federasyonu KP ve diğer iki Rus Komünist partisi, çeşitli uluslararası toplantılarda bugün sosyalizm bayrağını Çin, Küba ve Vietnam ileriye taşıyor açıklaması yapmışlardır. Bkz Avrupa-Asya sol ve komünist partiler toplantısı haberi Almanya Sol Partisinin International adlı dergisinden. Prag toplantısı 2007.

Elbette bunlar bu partilerin samimi duygularıdır ve herhangi bir çıkar gözetme güdüsü ile ortaya çıkmamışlardır. Castro ise bundan 12 yıl önce Çin’e gizlice giderek uzun bir araştırma ve inceleme gezisinden sonra ilişkiler bulunduğu sıfır noktasından kurtulmuş ve bugünkü mükemmel denilecek düzeye gelmiştir.

İdeolojik ve siyasi alanla ilgili olan bir Marksist için doğal kabul edilecek bir gerçek hiç bir haber veya yorumun ideolojik ve politik bakış açısından azade olmadığıdır. Aynı zamanda belirtmemiz gerekir ki sosyalizmin bir akım olarak doğuşundan itibaren çok çeşitli farklı sosyalist bakış açılarının varlıklarını sürdürdüğüdür. Marx’ın yaşadığı çağda ve sonrasında bu akımlar bugüne kadar varlıklarını sürdürmüşlerdir. Marksizmin çok çeşitli biçimlerinin ve yorumlarının da ortaya çıktığı bilinen bir gerçekliktir, Marksizmin gelişmesi ile heterodoks Marksist okullar da ortaya çıkmıştır. Örneğin Analitik marksizm okulu, Pazar sosyalizmi okulu, Feminist-Marksizm ve birçok benzerleri gibi.

Batılı radikal sol aydınlarda 1960’lardan 68’e ve 70’lere doğru bir Mao ve Kültür Devrimi efsanesi ortaya çıkmıştır, bunun nedenleri çok çeşitlidir, fakat önde gelen nedeni bu aydınların kendi ülkelerinde duydukları ihtiyaçla bağlantılı olarak üstyapıların, ideolojik ve kültürel alanın dönüştürülmesine duydukları ilgidir. Bu ilgiden dolayı kendilerinin batı toplumu için özledikleri şeyin bir tür örneğinin Çin’de yaşandığını düşünmüşler, Kültür Devrimini bürokratik toplum karşıtı bir devrim olarak algılamışlar, Çin’de özellikle Kültür Devrimi döneminde ortaya çıkan radikalizm ve aşırılıkları sempatik bulmuşlardır. Bunların devamı olan batılı sol aydın ve düşünürler tipik bir örnek olan Alan Bodieu gibi kendi bakış açılarından bugünkü Çin’in izlediği genel çizgiyi eleştirmektedirler.

Aynı dönemde ikinci bir eğilim Doğu’da ve gelişmekte olan ülkelerdeki aydınlarda da Çin’in ve Mao’nun izlediği radikal anti-emperyalist tutum, Mao’nun kentlerin kırlardan kuşatılmasına dayalı silahlı halk savaşı ve iktidar namlunun ucundadır biçimindeki görüşleri kendilerini Marksist-Leninist-Maoist olarak adlandıran taklitçi ve dogmatik Marksist partilerin ve aydın grupların ortaya çıkmasıdır. Bunlar da bugünkü sosyalist geçiş ülkelerine – Küba dahil – olumsuz yaklaşmakta, revizyonist ve emperyalist olarak ele almaktadırlar.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi, bunlar dışında batılı sol aydın düşünürler, eko-marksistler, demokratik sosyalistler, sol-liberaller, anarşist çevreler, anarko-sendikalist çevreler, post-modern Marksistler, bazı troçkist organlar bu olaylar vesilesi ile kendi genel bakış açıları çerçevesinde çeşitli eleştirel yorumlar ve suçlamalar getirmektedirler. Uzun tarihi kökleri bulunan bu akımlar ve eğilimler, Sovyetler Birliği ve Doğu Avrupa’da meydana gelen kapitalizme dönüşme sonucunda genellikle bir özgüven duygusuna kapılmışlar, ve “reel sosyalizme karşı” kendi görüş ve eleştirilerinin doğru ve haklı çıktığı konusunda geniş bir kampanya yürütmüş ve yürütmektedirler.

Bunlara göre 20.Yüzyılda sosyalizm adına, yaşanan ve inşa edilen toplumsal yapı, sosyalizme tümüyle yabancı olan, en iyimser ifade ile ise bir tür devlet sosyalizmi toplumudur, bu toplumun ekonomik yapısı ise devlet kapitalizminden daha öteye gidememiştir. Bu ülkelerdeki devlet sistemi ise – halkla ilişkilerin en iyi yürütüldüğü dönemlerde dahi- bir tek parti diktatörlüğü (merkez komitesi diktatörlüğü) veya bürokrasi diktatörlüğünden öteye gidememiştir, işçi sınıfı ile onun partisi arasında daima bir yabancılaşma söz konusu olmuştur. Bunlar, bugün de sosyalizmin inşasında direnen ve aralarında yakın bir işbirliği sürdüren Çin-Vietnam-Küba-Laos ve Kuzey Kore gibi ülkeleri de- Sovyetler Birliği eleştirisi ile-  aşağı yukarı aynı kodlarla eleştirmektedirler. Bazı ilaveler de söz konusudur tabii ki, bu kez bu ülkelerin 1980’lerde Sovyetler ve Doğu Avrupa’dan farklı olarak dış dünyaya açık bir ekonomik yapı içinde sosyalizmi inşa etmenin vazgeçilmez olduğunu ve bunun çeşitli avantajlar getirebileceğini kabul eden gelişme stratejileri izlemeleri ve planlama dışında Pazar mekanizmalarını da yararlı görmeleri nedeniyle, bu ülkelerin dış kapitalizme boyun eğdikleri, ülkenin emek kaynaklarını aynı zamanda kapitalist ülkelere sömürttükleri savunusu yapılmaktadır. Dolayısıyla varılan sonuç, bu ülkelerin komünist partilerinin ülkenin devlet kapitalizmi artı yabancı kapitalizmin sınıfsal güçlerini temsil eden partiler olduğudur. Dolayısıyla bunlara göre, Sovyetler Birliği ve Doğu Avrupa’daki sosyalizme getirilen yukarıdaki eleştiriler aynen devam etmekle birlikte, yabancı kapitalizm etkeni ilave edilmelidir. Bunların bir bölümü Küba’yı devrimci görmekle birlikte, bu ülkeyi de otoriter olarak nitelemekte, çoğulculuğun zayıf olduğu eleştirisini getirmektedirler. Fakat öte yandan Küba,  Çin ve Vietnam arasındaki yakın ideolojık ve siyasi birlik ve pratik işbirliği konusunda suskun davranmaktadırlar.

Sonuç olarak, bu ülkelerde yaşanan çeşitli olaylar, kitle eylemleri ortaya çıkan olumsuzluklar, bir yanda bürokratik devlet kapitalisti hakim sınıflar ve onların temsilcisi olan parti ile öte yanda ezilen halk kitleleri arasındaki sınıf mücadeleleri olarak değerlendirilmektedir. Böylece ÇKP’nin başarıları da, başarısızlıkları da kapitalizmin başarıları veya başarısızlıkları olarak sunulmaktadır. Bu ülkelerde kapitalist ekonomilerde yaşanan türde tipik devrevi ekonomik krizlerin yaşanmaması ve ekonomik ve toplumsal gelişmenin istikrarlı bir seyir izlemesi dahi sorgulanmamaktadır.

Halk kitlelerinin reel gelirlerinde gerçekleşen artışlar, demokratik katılım mekanizmalarının-doğrudan demokrasi uygulamalarının güçlenmesi, kentlerde yaşayan ailelerin %85’inin kendi konutlarına sahip olması (kırlarda bu oran daha yüksektir), halkın gelirlerinin %26 sını biriktirebilecek bir durumda yaşamaları, işsizliğin %3–4 gibi oranlarda tutulabilmesi, halk eğitimi ve kültürel alanda kazanılan başarılar, kadınların yaşamında gerçekleştirilen devasa değişiklikler, BM insani gelişme kriterlerine göre 1980 yılında 370 milyon olan yoksulluk sınırı altında yaşayan insan sayısının bugün 16 milyona düşmüş olması gibi birçok başkaca olumlu gösterge görmezden gelinmektedir.

Öte yandan bazı iyimser sosyalist yorumculara göre,  sosyalizme doğru ilerleyen bu gelişmekte olan ülkelerde kitleler ile yönetim arasında çelişmelerin olabilmesi ve bunların açığa çıkması, halkın çeştli kesimleri arasında çelişmeler olması ve bunların açığa çıkması, parti ve devlet yöneticileri arasında çeşitli ideolojik ve ahlaki yozlaşmaların ortaya çıkabilmesi dahi, sosyalizmle çelişen ve olmaması gereken şeylerdir, onlar sıfır sorunlu, çelişmesiz ve çatışmasız mükemmel bir geçış toplumu hayal etmektedirler. Sadece yaşamdan kopuk bir bakış problemsiz-sorunsuz çelişmesiz bir sosyalizme geçiş süreci hayal edebilir; bugün sosyalizme ilerleyen bu tür gelişmekte olan ülkelerde -çeşitli düzeylerde- çeşitli toplumsal ve ekonomik sorunların olması işin doğası gereğidir.

Diğer bir görüş ise, bugün sosyalizme geçiş çabaları içinde olan ülkelerin Sovyetler Birliği ve Doğu Avrupa blokunda yaşanan büyük olumsuz gelişmelerden sonra, bir tür geri çekilme taktiği izledikleri dünya kapitalizmi ile çeşitli uzlaşmalar yaparak içinde bulunulan bu güç dönemi aşmaya çalıştıklarının düşünülmesidir. Kanımca bu bir yönüyle doğru bir gözlem olmakla birlikte eksiktir. Çünkü bu ülkeler dünya kapitalizmi ile çeşitli türden siyasi ve ekonomik işbirliği ve uzlaşmaların gereğine ve bunların stratejik ve uzun vadeli bir süreç olduğuna inanmakta, kapitalizme karşı mücadeleyi ülke içinde ve dışında uzun vadeli ve uzun soluklu bir mücadele süreci olarak planlamaktadırlar. Zorunlu olmadıkça dış dünyaya kapalı bir inşa modelinin, faydadan çok zarar getireceğine inanmaktadırlar. Bununla birlikte hegemonyacılığa, emperyalizme karşı güçleri ölçüsünde direnen ve kapitalizme karşı uyanıklığı elden bırakmayan bir çizgi izlemekte ve dışa açılma süreçlerini kendi kontrol ve inisiyatifleri içinde tedrici bir süreç olarak kontrollü bir biçimde geliştirmeye çalışmaktadırlar.  Bu ülkeler, ayrıca dünya kapitalizminin çeşitli parçaları arasındaki siyasi ve ekonomik çelismelerden yararlanmayı hesaplamaktadırlar. Örneğin 5 BRICA ülkesinden dördü kapitalist gelişme yolunu seçmiştir (bilindiği gibi bunlardan Güney Afrika’da Komünist Partisi 1994’teki anti-apertheit devrimden sonra iktidarı ilerici parti ANC ile paylaşmaktadır) ve bunların ABD’nin başını çektiği G-7 tekelci kapitalist merkezlerle çelişmeleri bulunmaktadır. Öte yandan kapitalizme taze kan sağlayan ve kapitalist gelişme yoluna 1950’lerden itibaren bağlanmış yüzlerce gelişmekte olan kapitalist ülkenin, kapitalizmin eski merkezleri ile çeşitli tipte çelişmeleri mevcuttur. Bu anlamda sosyalizme geçiş ülkeleri, dünyadaki bu sürecin ve güçler dengesinin bugünden yarına değişmesi mümkün olmayacağından hareketle çeşitli politikalar geliştirmeye çalışmaktadırlar.

Eleştiricilerin bazılarının açıklamakta güçlük çektikleri bir yön ise, bu ülkelerdeki partilerin tüm belgelerinde ideolojik ve siyasi kurumlarında ve sembollerinde Marksizm-Leninizmin temel ilke amaç ve politikalarına sosyalist toplumun hedeflerine sahip çıkmaları olmaktadır, bu noktada kaçamak olarak getirdikleri açıklama partinin kitlelerin devrimci tepkisinden korktukları için bu ideolojik çizgileri yazılı programları ve sembolleri terketmediği yönündedir. Çin’in bu yeni çizgiye geçmesinden bu yana 34 yıl, Vietnam 26 yıl, Laos 25 yıl ve Küba için 16 yıl gibi bir süre geçmiştir, Kuzey Kore ise bazı değişikliklere karşın bu tür bir çizgi değişikliğine pek fazla gitmeden eski çizgide ısrar etmiştir. Dolayısıyla şunu söyleyebiliriz ki, bu uzun değişim yılları içinde bu ülkelerin halklarının sosyo-ekonomik yaşamında ve bilinç yapılarında köklü değişiklikler meydana gelmiştir ve Partiler halkı bu değişimler konusunda ikna edebilmişlerdir, bunu başarabildiklerine göre, birtakım ideolojik ve siyasi sembolleri değiştirmeye ikna etmeleri de o kadar güç olmasa gerekir. Üstelik dünyada sosyalizmin başarısız olduğu, pratikte bir karşılığı olmadığının (Sovyetler ve Doğu Avrupa olaylarının ardından koparılan liberal yaygaradan söz ediyorum) savunulduğu koşullarda bu zor olmayacaktı.

İkinci olarak,  bir tarihsel gerçeğe işaret etmek gerekir, tarihte hiç bir kapitalist sınıfın- hatta proleteryanın- başka bir sınıfın bayrağı altında mücadele etmediği, eninde sonunda -fakat eline geçen ilk fırsatta-gemisinin bordasına kendi öz partisinin bayrağını çektiği görülmüş ve kanıtlanmış bir tarih dersidir. Bugün sosyalizme ülkelerde kapitalizmi “temsil eden” iktidar partilerinin ideolojik sembol ve ayakbağlarından kurtulmaları halinde dünyada işlerinin daha kolaylaşacağını farketmemiş olsalar gerekir ki, hala Marksizmi ve Leninizmi ve bilimsel sosyalizmi başköşeye koyan programlar benımsemekte ve uygulamaktadırlar. 30 yılı aşkın bir süredir neden beklemektedirler acaba?

Burada Marx’a yeniden dönmemiz gerekiyor, insanların bilinçlerini belirleyen toplumsal varlıkları ve toplumsal gerçeklik olduğuna göre sosyalizme doğru ilerleyen bu ülkelerdeki “kapitalist gerçeklik” bu partilerin ideolojilerine ve temel programlarına nasıl yansımaktadır veya neden tersine başaşağı çevrilmiş bir biçimde yansımaktadır? Bu ne zamana kadar böyle gidecektir?

Özetle bu grup altında incelediğimiz ve Korkut Boratav’ın eleştirilerini de dâhil edeceğimiz kesimlerin eleştirileri, 20.yüzyıl sosyalizmin inşa pratikleri ile temelde hiç bir zaman barışık olmamış, aynı zamanda bu pratiklere bütünsel ve derinlemesine bir eleştiri getirememiş kesimlerin eleştirisidir. Bu eleştiriler genellikle birçok olumlu özlemi ve hissiyatı içermesine karşın, bu toplumların içinde bulundukları tarihsel gerçekliklerden içinde bulundukları sosyo-ekonomik gelişme aşamasının özgün sorunlarından kopuk, doktriner veya parçalı nitelikte eleştirilerdir. Diğer deyişle belirli bir bakış açısını veya doktrini gerçek pratiğin veya gerçek mücadelenin yerine geçirmektedirler. Veya parçaya bakılmakta bütün ise göz ardı edilmektedir. Örneğin bu ülkelerdeki sendikaların, kapitalist ülkelerdeki işçi sendikalarından farklı roller ve farklı mücadele yöntemleri benimsemeleri dahi yadırganablmekte ve eleştiri konusu haline getirilmektedir.  

Kanımca 20. Yüzyıldaki “reel sosyalizme” getirilecek yapıcı ve içerden eleştiri bütünsel ve zengin bir teorik temele oturmalıdır. Bugün sürmekte olan sosyalizm inşa deneyleri, Sovyetler Birliği ve Doğu Avrupa’daki inşa deneylerinin hem bir devamı hem de onların eleştirisi ve aşılması temeline dayanan yeni bir süreçtir, onların olumlu birikimlerini devralmakta, başarısızlığı kanıtlanmış veya çözülememiş sorunları çözmeye girişmektedirler. Bu iki aşamadaki deneylerin ortak toplumsal özellikleri kapitalizmin gelişmiş merkezlerinde olmayan ve demokratik modernleşmenin yaşanmamış olduğu ve yoksul ülkelerde ortaya çıkmış olmalarıdır, Doğu Almanya dahi bu kategori içinde değerlendirilebilir. Çünkü Doğu Almanya, Almanya’nın geri ve tarımsal üretime dayanan bir bölgesi olduğu gibi Almanya genel olarak köklü bir demokrasi geleneğine sahip olmayan despotik bir ülkeydi.

ÇKP, 1956’lardan itibaren birinci aşamanın/modelin sorunlarını farketmeye başlamakla birlikte, bu konuda sistematik ve derinlemesine bir eleştiri getiremediği için, ciddi savrulmalar yaşamış başını taşlara vurmuş ve SBKP ile yaşadığı çelişmeleri sağlıklı bir biçimde ele alamamış bunun zararlarını uzun yıllar birebir yaşamıştır. Bu anlamda kimi doğru yönler taşıyan eleştirileri de istenen sonuçları vermemiştir. Hatta bu ülkede üretici güçlerin geri gelişme ve toplumsallaşma düzeyi dikkate alınmaksızın, doğrudan komünist üretim ilişkilerinin inşa edilmesi deneylerine dahi girişilmiştir.

Tabii ki,  Sovyetler Birliği’nde ve Doğu Avrupa’daki gelişmeleri ÇKP’nin bu sola savrulma durumu ile açıklamak doğru olmayacaktır. Fakat Sovyetler ve Doğu Avrupa’daki gelişmeler Çin’i daha fazla etkilemiştir, yine de ÇKP’nin içine girdiği 1957-66 arası zigzaglı ve 1966-76 arası çok sorunlu süreç de kendi iç dinamiklerinin bir ürünüdür.

 

Fakat bu parti bu sürecin sonunda 1978’den itbaren olumlu bir yönelime girmiş bir yandan kendi hatalarını düzeltirken diğer yandan Çin gibi gelişmekte olan bir ülkede sosyalizmin nasıl inşa edilebileceği sorunu üzerine daha önceki evrensel sosyalist deneylerden süzülen adım adım sağlıklı bir teorik inşa süreci içine girmiştir. Örnegin Lenin’in NEP politikalarını oluşturma sürecinde araştırdığı görüşler tartışılmış ve derinleştirilmeye çalışılmış ve önemli bir esin kaynağı olmuştur. Kanımca Sovyet modeli sosyalizm inşa pratiği, dünyada bir ilki başarmış olan başarı ve başarısızlıkları ile bir bütünsel sistemdir. Bu model özellikle başarıları ile dikkat çekmiş ve birçok başka ülke bu başarılardan etkilenerek bu modeli sosyalizmin inşasının tek alternatifi olarak görmüştür. (Burada SBKP’nin diğer ülkelere karşı dayatmacı tutumlarını da görebiliyoruz.). 

 

Bu modelin sona ermesinin en önemli nedeni, ortaya çıkan başarısızlıkların düzeltici reformlarla giderilmesi yerine, Parti içinden çıkan bir grubun çeşitli alanlardaki başarısızlıkları kullanarak, sosyalizmin yerine kapitalizme geçişin bir ara aşaması olarak demokratik sosyalizmi uygulamaya girişmeleri, bu amaçla kendilerine engel olarak gördükleri komünist partisini kapatmaları, fakat bu uygulamanın da başarısız olması sonucunda bu ara aşama (demokratik sosyalizm) yaşanmaksızın, Batı’nın da teşviki ile doğrudan şok bir geçiş ile yukarıdan dönüşümle kapitalizme geçilmesidir.

Hatta ülkemizde bir çok TKP üyesi ve çeşitli sosyalist akımlar Gorbaçev’in hangi ideolojik siyasi mirası devraldığına ve ideolojik siyasi çizgisine bakmaksızın onun sosyalizmin başarısızlıklarını ve eksikliklerini giderebileceği beklentisine kapılmışlar ve onun demokratik sosyalist (sosyal-demokrat) yönde bir reform tasarladığının ayırdına varamamışlardır.

Oysa 1980 lerden itibaren Çin, Vietnam ve Küba’da girişilen reformların ve eleştirilerin ideolojik siyasi çizgisi hiç bir zaman Marksist bilimsel sosyalizm çizgisinden ayrılmamış, partinin demokratik-merkeziyetçi Marksist örgütsel yapısı, kadro yapısı ve örgütsel ilkeleri ve iyi çalışma tarzları sürekli canlı tutulmaya çalışılmıştır. Bu partilerin kitleler ile sağlıklı bağlar içinde oldukları ve yöneticilerin özel ayrıcalıklı bir tabaka oluşturmadıkları görülmektedir. 

Kanımca Boratav’ın eleştirilerine verilecek en iyi yapıcı yanıt, birincisi Sovyet modeli olarak anılan sosyalist inşa modelinin yapıcı ve gerçekçi bir eleştirisinin derinleştirilmesi, ikincisi bugün sosyalist yolda ilerleyerek  gelişmeye ve modernleşmeye çalışan ülkelerin sosyalist demokrasiyi ve sosyalist üstyapıları ve sosyalist sosyo-ekonomik temeli hangi teorik yaklaşımlarla geliştirmeye çalıştıklarının incelenmesidir. Bu konuda araştırmaların ve Türkçe’ye çevrilmiş kaynakların yetersizliği açıktır. Bu koşullarda, çok çeşitli görüşler yabancı dilde okumalarla kendi bakış açılarından parça parça, nokta eleştirilerle kamuoyunu oluşturmaya çalışmakta ve tek kale bir maç oynanmaktadır. Oysa ÇKP çeşitli ülkelerin sol ve sosyalist partilerine karşı son derece dostane ve açık bir yaklaşım sergilemekte, eleştirel parti ve grupların da yerinde gelip inceleme ve araştırma yapmalarına olanak sağlamakta, düşüncelerini onlarla açık bir biçimde paylaşmakta ve eleştirleri sabırla dinlemektedir. ÇKP’nin http://www.idcpc.cnuluslararası sitesi incelendiğinde yüzlerce sol partinin bu ülkeye araştırma amaçlı ziyaretler düzenlediği görülebilecektir.

Bunlarla birlikte Çin’deki Marksistler, 2005’te Marksizm akademisinin kuruluşundan itibaren dünya Marksistleri ile düşünsel alışverişleri zenginleştirmek için çabalarını arttırmışlar,  bir Dünya Ekonomi Politikçiler Birliği adı altında  üç başkanlı bir dernek kurmuşlardır. Bu dernek dünyanın her köşesinden farklı görüş ve eğilimleri benimseyen (tabii ki Çin’e eleştirel yaklaşan) Marksist iktisatçıları barındırmaktadır. Ayrıca bu kuruluş 3 aylık bir ekonomi politik dergisi çıkartmaktadır. Bkz Pluto Press. Bunun dışında 2011 Mayıs’ından itibaren iktisat dahil diğer disiplinleri de kapsayan yeni bir üç aylık İngilizce dergi yine üç baş editörlü bir dergi olarak International Critical Thought dergisi çıkarılmaya başlanmıştır. Kanımca Boratav değerli fikirlerini daha geniş makaleler biçiminde bu dergilerde de yayınlayabilir.

Bkz dergi yazı kurulu listesi ve platform aşağıda. Ek 4.

Tarih,  Marksist ve Komünist partilerin ideolojik ve politik açıdan ciddi hatalar yaptıkları takdirde;  bunun partinin örgütsel yapısına ve kadro yapısına yansıdığını ve Marksist çalışma tarzının ve partinin halk kitleleri ile bağlarının zayıflamasına yol açtığını göstermektedir. Bunun sonucunda toplumsal pratikte; özellikle parti kadrolarından oluşan bir ayrıcalıklı tabaka oluşmakta, bu kadro zümresi, özellikle demokratik sosyalizm (sosyal demokrasi) biçiminde burjuva sosyalizminin ilkelerini ve programlarını partiye hâkim kılmaya ve partinin gücü üzerinden ekonomik ve sosyal “reform” programları ile önlerini açmaya ve yeni bir burjuvazi yaratmaya çabalamaktadır.

Bugün sosyalizme ilerleyen 5 ülkede bu türden olguların hiçbiri görülmediği gibi, tam aksine,  partilerin ideolojik ve politik örgütsel ve çalışma tarzı olarak istikrarlı bir biçimde iyileştirildiklerini, saflıklarını korumaya çalıştıkları görülmektedir.

Bugünkü sosyalizme ilerleyen ülkeler kendi ülkelerine yönelik emperyalist ve hegemonyacı askeri, siyasi ve ekonomik baskılara direndikleri gibi, güç ve olanakları ölçüsünde yakın çevrelerinde bölgelerinde ve olanaklar ölçüsünde dünya ölçeğinde emperyalist ve hegemonyacı politikalara, müdahalelere, halklara ve ülkelere destek olmaktadır. Bugün Venezüella ve Nepal gibi devrimci/halkçı bir reform süreci içinde olan ülkelerin en yakın ve samimi desteği sosyalist ülkelerden almaları asla bir tesadüf değildir. Sosyalist ülkeler, Irak, Zimbabwe, Yugoslavya, Belorusya, Libya ve Suriye’de Batılı ülkelerin rejim değişikliği hedefli askeri müdahalelerine karşı çıkmakta, uluslararası alanda eşitlik ve demokrasiyi savunmaktadırlar.

Bu nedenle de onların gelişmekte olan ülkelerde çok geniş sayıda ülkelerin kalıcı dostluk ve güvenini kazandığı bir gerçekliktir. Bu sosyalist ülkeler 20.yy’a ezilen sömürge veya yarı sömürge uluslar olarak girmişler ve bugün sürdürmekte oldukları sosyalist devrimlerinin koşullarını, en başta emperyalizme karşı mücadele olmak üzere yabancı kapitalizme, pre-kapitalizme, bürokratik kapitalizme karşı mücadele içinde oluşturmuşlardır: Bunlardan Çin büyük bir ülke olması nedeniyle özellikle ülke anayasasına kuruluştan itibaren Çin H.C.  asla hegemonya peşinde koşmayacaktır, maddesini koymuştur.

Cem Kızılçeç

 

Ek 1. Commentary: CPC shows no tolerance for corruption

 

 

English.news.cn2012-04-19 22:40:17

   

BEIJING, April 19 (Xinhua) — Vowing thorough investigations into the Wang Lijun incident, the death of Briton Neil Heywood and Bo Xilai’s serious violations, the Communist Party of China (CPC) has shown its dedication to the fight against corruption.

The Party’s unequivocal and consistent opposition to corruption and the steady, notable new progress made in fighting corruption and upholding integrity provide an important guarantee for advancing reform, opening up, and socialist modernization.

However, it’s a fact that the country’s anti-graft fight is still very challenging. And in the future for a very long time, achievements will be accompanied by problems, just as increasing crackdown efforts and higher public expectations will meet with frequent and die-hard corrupt phenomena.

The country’s anti-corruption drive is set to be a long-term, complicated and arduous one. It is not surprising that the CPC, with more than 80 million members, have some black sheep. The important thing is that the Party is fully aware of the grave situation and has been resorting to forceful measures to improve the institutions for punishing and preventing corruption.

Corruption is a common enemy for all, especially for a country that is undergoing social and economic transformations. If the issue is left unattended, a country may implode, its ruling power will collapse, and its society left in chaos.

In this war of triumph or downfall, the CPC has chosen its stance from the very start.

After its founding in the 1920s, the CPC issued its first document on fighting corrupt members within the Party. And then there was the three-year Rectification Movement in the 1940s and numerous campaigns after the founding of the New China in 1949 that aimed to curb graft, extravagance and bureaucracy.

Following the Wang Lijun incident, the death of Neil Heywood and Bo Xilai’s discipline violations, the CPC is expected to further heighten officials’ awareness of self-discipline and integrity, and develop intra-Party democracy.

It should improve the mechanism to effectively spot corrupt behaviors, such as strengthening a declaration system for officials’ assets and major personal issues, adopting more measures to protect and reward whistleblowers, and enhance inspection and supervision.

While maintaining a high-profile crackdown coupled with harsh punishment, the Party should also explore more scientific and innovative methods to supervise and restrict officials’ power, and thus, address both the symptoms and root causes.

It should be noted that such supervision and restriction of power (yetki ve iktidar) should be realized through joint efforts from the Party, the National People’s Congress, government, political consultative bodies, non-CPC parties, judicial organs, the media and the people.

Only by doing so, can CPC ensure the operations of power (iktidar) in full transparency.

Ek 2. Former Wukan village heads expelled from Party

 

English.news.cn   2012-04-23 21:17:16

   

GUANGZHOU, April 23 (Xinhua) — Two former officials from south China’s Wukan village have been expelled from the Communist Party of China over corruption and election-rigging charges, provincial authorities announced Monday.

Xue Chang, former Party chief of Wukan, and Chen Shunyi, former head of the village committee, were also ordered to hand over illegal gains of 189,200 yuan (30,031 U.S. dollars) and 86,000 yuan respectively, said Zeng Qingrong, deputy head of the supervision department of Guangdong Province.

Wukan grabbed international news headlines last year when the small village’s residents staged three waves of large-scale rallies in four months to protest against village officials’ alleged illegal land grabs, corruption and violations of financing and election rules.

In December, after a senior provincial official held direct talks with villagers, order was restored. Re-elections were held earlier this year while the investigation into the villagers’ complaints continued.

Zeng said after three months of investigation, authorities found that Wukan’s former officials were involved in illegal transfers of land use rights, embezzling collective properties, accepting bribes and rigging village elections.

Six other former village officials were also punished.

Twelve township and municipal officials who collaborated with the Wukan officials in discipline violations were punished as well, including two who were transferred to judicial authorities for suspected law infringements.

More than 1.06 million yuan of illegal gains had been confiscated from the officials involved.

Investigators said as the probe work continues, Xue and Chen, the former Wukan top officials, may also be handed over to the judicial authorities.

Monday’s announcement was welcomed by Wukan villagers, who also urged the authorities to swiftly settle the disputed land use rights concerning the land allegedly impropriated by businessmen through under-the-table deals with former village officials.

“We want the authorities to thoroughly probe the corruption problems as well as the land grabs,” said Zhuang Honglie, a 60-year-old Wukan villager.

“We hope the land issues can be dealt with in time,” said another villager, Zhang Jianxing. “If the probe drags on too long, the village’s development will be affected.”

Yang Junbo, deputy head of the provincial land and resources bureau, had earlier said the villagers’ demands were largely reasonable and some businesses were suspected of impropriating Wukan’s land.

Yang leads an investigation team that focuses on land issues. Four such teams were set up last December to handle the claims of Wukan villagers.

Lin Zulian, the newly elected village committee head, said some of the land issues are being tackled and he believes a satisfactory solution will come soon.

Lin said Wukan’s development is in full swing. Public projects including water supply, road repairs, and construction of school facilities that involve tens of millions of yuan are on the table for the government.

But the new village head also stressed the need for security. “We are determined to install surveillance cameras around the village because it is important to maintain stability and the

safety of the people,” he said.

Ek. 3 

2006 yılında Şangay-Hongkong merkezli olarak kurulan farklı eğilimlerden dünya Marksist ekonomi politikçilerin ortak Derneği’nin yayını olan ekonomi politik dergisi

İkincisi  dünyanın tüm sorunlarını kapsayan  farklı eğilimlerden dünya Marksistlerinin katkılarıyla hazırlana “Uluslar arası Eleştirel Düşünce“ dergisi bu dergiler şu anda İngilizce yayınlanmaktadır.

İlgili internet bağlantıları

Dernek  http://www.wrpe.org/

1.Dergi http://www.tandf.co.uk/journals/journal.asp?issn=2159-8282&linktype=145

2.Dergi http://wrpe.plutojournals.org/Home/Editorial.aspx

 

Derginin Tanıtım Yazısı ; tam çevirisi

International Critical Thought(Uluslararası Eleştirel Düşünce) Dergisi 1 mayıs 2011 tarihinden itibaren yayına başlamış bulunuyor. Editötleri ve Yayın Kurulu içinde aşağıdaki isimler bulunmaktadır.

Derginin amaçları şöyle tanımlanmakta :

Dergi düşünsel ve akademik dünyada,  günümüz dünyasında gelişen ve ortaya çıkan kapsamlı toplumsal ,politik kültürel ve ekonomik değişimleri teşvik etmeyi, yansıtmayı  ve bunlara cevap oluşturmaya çalışan fikirleri ele almaktadır.  

Çabamız :

1-Çok-disiplinli bir düşünsel forum sağlayarak insanlığın bugün karşı karşıya kaldığı başlıca sorunlar (enerji,çevre,yoksulluk,savaş gibi) üzerine düşünceleri yansıtmak ve derinleştirmek.Aynı zamanda günümüz dünyasında yaşadığımız ve soluduğumuz  deneyleri teorik derinliğe ve akademik  canlılığa dönüştürmek.

2-Sadece sol içinde diyalogu hedefleyen bir küresel forum değil çeşitli diğer güncel toplumsal akımları da kucaklayarak böylece farklı bakış açılarını entegre etmeye çalışmak ve farklı gereksinimler ve çıkarları yakınlaştırma uğraşı içinde olmak. Kanımızca bugün bu yaklaşımın gerekliliği,özellikle mevcut hiç bir politik felsefenin tamamen doğru ve yanlış olduğunun kanıtlanmaması bakımından özellikle önemlidir.

3- Üçüncü Dünya’nın konumunu vurgulamak ve Batı-dışı bağlam içinde ortaya çıkan pratik, teorik ve metodolojik çabalara dikkat çekmek. Bugünden baktığımızda, kanımızca, insani gelişmenin geleceği, Marksizm dahil çoğu modern Batı teorilerinin tek-çizgisel evrimci karakteri nedeniyle, kültürel  çeşitliliğe gereksinim duymaktadır.

4- Sosyalist dönemde Rusya’daki yoldan farklı bir “arayışta”, reform döneminde de Amerikan yolundan ayrı bir hat izleyen, pekala alternatif  bir  yaklaşım olanağı ve gerçekliği sergileyen ve  yeni tipte bir sosyalizmin ortaya çıkacağı tarihsel dönüm noktasına  doğru ilerleyen–bu insanlığın geleceği açısından kuşkusuz  önemli bir gelişmedir –Çin  olgusunun altını çizmek.

 

Baş Editörler
Cheng Enfu  Çin Sosyal Bilimler Akademisi Marksizm Akademisi  Akademik Başkanı  
David Schweickart  Loyola University Chicago,U.S.
Tony Andreani  CNRS, France

Yazı kurulu

Wallerstein, Immanuel,  Yale University, USA
Bond, Patrick,  KwaZulu-Natal University, South Africa
Brie, Michael,  Rosa Luxemburg Foundation, Germany
Brien, Kevin M,   Washington College, USA
Buzgalin, Alexandr V.  Lomonosov Moscow State University, Russia
Chandrasekhar, C. P,  Jawaharlal Nehru University, India
Chen, Guangxing  National Tsinghua University, Taiwan, China
Craven, James M.  Clark University, USA
Desai, Radhika,  University of Manitoba, Canada 
Dieterich, Heinz,  Metropolitan Autonomous University, Mexico
Dirlik, Arif,  Oregon, USA
Dumenil, Gerard,  Paris 10 University, France
Filho, Daniel Aarão Reis,  Fluminense Federal University, Brazil
Fleissner, Peter,  Vienna University of Technology, Austria
Fung, Thalia,  Havana University, Cuba
Seto, Hiroshi,  Setsuan University, Japan
Hollander, Samuel,   Ben-Gurion University of the Negev, Israel
Hou, Huiqin,  Çin Sosyal Bilimler Akademisi, Marksizm Akademisi  Siyasi Sorumlusu  

Jaggar, Alison M.  University of Colorado, Boulder, USA
Jiang, Liu,  Chinese Academy of Social Sciences, China
Kanyinga, Karuti, University of Nairobi, Kenya
Karatani, Kojin, University of Law and Administration, Japan
Kim, Hyungkee, Kyungpook National University, South Korea
Kizilcec, Cem,  Socialism Studies Association, Turkey
Kotz, David, University of Massachusetts Amherst, U.S.A.
Laibman, David,  City University of New York, USA
Li, Chongfu, Chinese Academy of Social Sciences, China
Liang, Zhu,  Beijing University, China
Liu, Guoguang,  Chinese Academy of Social Sciences, China
Mori, Kenji,  Tohoku University, Japan
Noda, Ramon Sanchez,  Ministry of Higher Education, Cuba
Panitch, Leo,  York University, Canada
Pham Van Duc,   Vietnam Academy of Sciences, Vietnam
Ramírez, Luis Sandoval,   National Autonomous University of Mexico, Mexico
Sasaki, Chikara,  University of Tokyo, Japan
Sayers, Sean,  Kent University, UK
Schmied-Kowarzik, Wolfdietrich Kassel University, Germany
Toukala, Kyriaki,  Aristotle University of Thessaloni, Greece
Vidanapathirana, Upali,   Open University of Sri Lanka, Sri Lanka
Wang, Shaoguang,  Chinese University of Hong Kong, China
Yang, Yang,   Chinese Academy of Social Sciences, China

 

Riccardo Bellofiore from the Department of Economics at the University of Bergamo, Italy;

Al Campbell from the Dept. of Economics at the University of Utah, USA;

Terry Eagleton from the Dept. of English & Creative Writing at Lancaster University, UK;

Rolf Hecker, Chairman of the Berlin Society for the Promotion of MEGA-Edition;

Sam Moyo from the African Institute for Agrarian Studies (AIAS), Zimbabwe;

Ramaa Vasudevan from the Dept. of Economics at Colorado State University, USA.

 

  1. 2010 yılında brükselde yapılan dünya komünist partileri toplantısında Marksizm akademisi başkanı Prof Cheng Enfu’nun Çin’deki işçi sınıfının durumu üzerine sunduğu rapor

Since the global financial crisis broke out, the Communist Party of China has let government and trade unions play their full role in safeguarding workers’ interests with regard to employment and social security, etc.

The measures CPC and its government have taken to safeguard workers’ interests

1-The All Federation of China Trade Unions (AFCTU) has adopted three major measures:  Initiate “co-operation agreements” based on “no layoffs and fewer layoffs, no pay cuts and less pay cuts, and promote payment consultation”. Till the end of 2009, 631,000 enterprises have joined this initiative covering 84 million workers.  Carry out “Migrant workers aid operations.” In 2009 AFCTU put in 1.1 billion yuan for 13.930 million migrant workers [i.e., migrating between village and city] business guidance, rights safeguarding services and life helping. AFCTU was involved in the formulation of rights safeguarding regulations. For example, in August 2009, AFCTU issued a notice on “further strengthening the democratic management in cases of enterprise closure, bankruptcy and restructuring” which stipulates that restructuring scheme is subject to scrutiny and control by trade unions before implementation.

2. Raise the level of the basic pension by 10% (120 yuan per month) for enterprise retirees. This is the fifth consecutive increase in corporate pensions since 2005.

3. Economically developed areas have increased the minimum wage. The minimum monthly wage in Guangdong, Jiangsu and Zhejiang Province all increased by more than 10% in the first quarter of 2010, reaching 1,030, 960 and 1,100 yuan respectively.

  Problems faced by China in safeguarding workers’ interests

Under the effect of various measures, China’s registered urban unemployment rate was controlled at 4.3% in 2009. The number of China’s trade union members grew to a new record high. By the end of 2009, the total reaches 226 million, with an increase of 14.173 million, of which 7.983 million are migrant workers.

Despite these achievements, China still faces many problems in safeguarding workers’ interests, as the global financial crisis will not be over in the foreseeable future and there’s long way ahead for China’s urbanization.

1. As workers’ wage remains low relative to other kinds of income, the percentage of total workers’ wages in national income keeps declining. Currently total wages accounts only 30% or so of national income.

2. Many employers do not sign labor contract with workers or refuse to abide the contract. 30% -40% of urban employment personnel are “disposable workers”. 60% migrant workers do not have labor contracts. Random dismiss and wage arrears phenomenon is prevalent.

3. The legitimate right to leave hasn’t been effectively implemented and compensation for working overtime is low. Among the 145 million migrant labors working outside their neighborhood in 2009, 89.8% worked more than 40 hours. Workers working overtime can only get 20% -30% of the statutory compensation.

4. The ratio of employees covered by social security insurance is low. Insurance premiums comprised of basic pension, medical and unemployment insurance account for an average 28% of total wages, with 11% paid by individual worker. The rate is too high for enterprises and workers to take part in the insurance scheme.

5. Corporate safety and health conditions do not meet national standards. As a result, workers are frequently injured and suffer from occupational diseases.

6. Coordination mechanisms  in  labor disputes  have not been established or incomplete within most enterprises. Among 13 million companies in China, more than 10 million small and medium enterprises have not established collective bargaining mechanism for wages.

China’s strategy to safeguard and promote workers’ interests

It is proved by practice that, in a capitalist market economy based on private property, the government, as the representative of capitalists’ interests, will not stand in the position of the working class and actively participate in the protection of workers’ rights. As a result, workers’ interests can only be maintained and improved through improving the bargaining power of workers, ongoing strikes and other kinds of struggle initiated by trade unions.

In socialist China, the ruling party CPC, as the representative of the fundamental interests of the working people, should be conscious of standing in the position of the working people and take the initiative to safeguard and promote workers’ interests.

At the macro level, the Government should safeguard workers’ rights from the standpoint of legislation, economic structure upgrading, the establishment of the ownership structure conductive to labor, and so on.

1.  Revise and improve relevant provisions of the Constitution and other important laws. Protection for worker’s survival and development rights should be written into the Constitution. Workers’ rights should not only be protected by the Labor Law, but should also be recognized by the Constitution, by company law, and by other important laws.

2.  Adhere to the ownership structure dominated by public ownership. In China, the protection of workers’ interests in general, is better in public enterprises than in non-public enterprises. Adhering to the ownership structure dominated by public ownership lays the foundation for CPC and its government to safeguard worker’s rights.

3. To promote industrial upgrading to seek breakthrough of “comparative advantage trap” featured by low-cost labor force. The competitiveness gained by suppressing workers’ benefits is not sustainable. In contrast, it will only lead to a lack of upward mobility of labor and thereby into a “comparative advantage trap” where Chinese companies are locked in low-end of the global value chain.

At the micro level, it is urgent to build three-facets-workers-rights-protection-system which is led by the state (the People’s Congresses and governments at all levels) with active participation from trade unions and workers,  and with cooperation from employers.

1. The Government should play a leading coordinating role.

2. Trade unions should be truly representative of the interests of workers and pursue better organization.

3. The Corporate social responsibility should be strengthened to regulate and guide the organization of enterprises. Trade union congress, worker director/ supervisor system and the employee stock ownership system need to be improved to ensure workers’ participation in decision-making and supervision and their share of the revenue.

 

Not: Aşağıdaki yazılar haber.sol.org.tr web sayfasından alınmıştır

Çin’de sınıf kavgaları-Korkut Boratav

“Çin toplumu nereye gidiyor?” Ölümünden kısa bir süre önce bu soru Marksist sosyal bilimin önde gelen temsilcilerinden Giovanni Arrighi’ye sorulmuştu. Arrighi, Adam Smith Pekin’de başlıklı son kitabının Çin odaklı olması nedeniyle bu soruya muhatap oluyordu ve şu yanıtı veriyordu: “Çin belki kapitalisttir; belki de değil…1990’lı yılların yöneticileri sermayenin çıkarı için işçiler-arası rekabeti kamçıladılar. Şimdiki yönetim ise, devrimin ve Mao döneminin geleneğini dikkate almaktadır; ama ana belirleyici, Çin işçi ve köylülerinin dünyanın başka hiçbir yerinde gözlenmeyen bir direnme-ayaklanma geleneğine sahip olmasıdır. Yönetim, esas olarak bundan ürkmektedir… Çin’in bağımlı sınıflarının ayaklanmaları,…önümüzdeki 20-30 yıl içinde [dünyanın] biçimlenmesini de etkileyebilecektir.” (New Left Review, Mart-Nisan 2009)

Soru, önemini, güncelliğini koruyor. İzleyebildiğim kadarıyla son üç yıl içinde de, “Çin işçi ve köylüleri, başka hiçbir yerde gözlenmeyen direnme-ayaklanma geleneğini” sürdürdüler ve toplumlarının geleceği üzerinde söz sahibi olduklarını gösterdiler. Ben de bugün, Arrighi’nin söylediklerinden hareket ederek aynı soruya eğilmeyi düşünüyorum.

Çin’in sınıf kavgalarında geleneksel saflaşma söz konusu: İşçi ve köylü sınıfları ile sermaye arasındaki karşıtlık, sert çatışmalara yol açmaktadır. Peki, Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP’nin) yönetimindeki devlet aygıtı? Sınıflar, devleti denetlemeye, etkilemeye ve çıkarlarını siyaset düzlemine taşımaya çalışıyorlar.

Köylülerin ve işçilerin sorunları, mücadele gündemleri farklıdır. Gözden geçirelim.

***

Çin köylülerinin sorunları, tarımın bünyesindeki kapitalist ve feodal ilişkilerden kaynaklanmıyor. Çin devrimi bu sınıfları tasfiye etmişti. Sorunlar, 2004’te, “vatandaşların yasal özel mülkiyeti güvence altındadır” ibaresinin Anayasa’ya eklenmesiyle başladı; 2007’de de kamusal ve kolektif mülkiyetin satışına imkân veren yasayla ağırlaştı. Köy arazisi böylece alınıp-satılabilir oldu; meta’laştı.

Bu adım köylülüğün içsel farklılaşmasına; giderek zengin, kapitalist çiftçilerin oluşmasına yol açmadı. Farklı bir kutuplaşma süreci oluştu: Köy dışından gelen (çoğu kez yabancı) sermaye grupları, köy arazisini satın almaya başladı. Çin Sosyal Bilimler Akademisi’ne göre her yıl, üç milyon köylü bu nedenle toprak yitirmektedir. Kısmen mülksüzleşen köylü ile bu sermaye grupları arasındaki gerilimler, her yıl onbinlerce direnme eylemine yol açmaktadır.

Guangdong eyaletinin deniz kıyısında yer alan 12000 nüfuslu Wukan köyü örneğini verelim. Civardaki tarım arazileri peyderpey büyük yatırımcılara satılmıştır. Yakındaki lüks tatil sitesi Wukan köylülerinde de tedirginlik yaratmaktaydı. Nitekim, geçen Eylül’de yerel yöneticiler, köy arazisinin yüzde sekseninin ve sahilin Country Garden adlı bir şirkete satıldığını ve her köylüye 550 renminbi (85 dolar) düştüğünü bildirirler. Arsa alım-satımında uzmanlaşmış bir şirket olan Country Garden, (rivayete göre) 45.5 milyar renminbi tutarında varlıkla Çin’in en zengin ailesi olan Yang’lara aittir. Köylüler kısa zamanda, satışın 700 milyon renminbi’ye (110 milyon dolara) yapıldığını; paranın bir bölümünün yerel bütçeye; bir bölümünün de komisyon/rüşvet olarak yöneticilere dağıtıldığını öğrenirler ve ayaklanırlar. Bir ölü ve üç tutuklu verdikten sonra yerel yöneticileri ve polisi kovarlar; köylerine giriş-çıkışı engellerler.

İstekleri çiftçiliği ve balıkçılığı sürdürmelerini imkânsız kılan satışın iptal edilmesi; yöneticilerin görevden cezalandırılmasıdır. Ayaklanmanın siyasi çağrısı da basittir: “ÇKP’yi seviyoruz. Eyalet yönetiminin sorunlarımıza sahip çıkmasını istiyoruz…”

Çalkantı, Guangdong eyaleti yönetiminin Aralık sonunda köylü taleplerine olumlu yaklaşmasıyla giderilir. Yerel yöneticiler Parti’den atılır; görevden alınır, tazminata mahkûm edilirler. Ayaklanmanın liderlerinden biri Wukan Parti sekreterliğine getirilir. Yerel seçimler yenilenir. Yeni yöneticiler de direnişçi köylüler arasından seçilirler. Arazi satışı da (galiba) iptal edilmek üzeredir.

***

Sınıf kavgalarının yoğunlaştığı diğer alanda ise, köy kökenli göçmen işçiler ile büyük (çoğunlukla yabancı) sermaye karşı karşıya gelmektedir. Bu karşıtlığın kökeninde, 1980’li yıllarda ekonomiyi ihracat öncelikli bir büyüme modeline geçirme kararı yatar. Bu dönüşüm, üç öğeye dayanmıştı: (1) Çin’de üretim ve ihracat yapacak yabancı sermayeye kapılar açılmış; (2) tahminen 130 milyon köylünün güvencesiz olarak sanayi merkezlerine göçmesi teşvik edilmiş; (3) geçmişte devletçe üstlenilen eğitim, sağlık, emeklilik harcamaları azaltılmış; bu hizmetler fiyatlandırılmış; bireylerce üstlenilmiştir.

Bu dönüşümlerin sonunda işgücü maliyetleri düşmüş; ortalama emek verimi hızla artmış; döviz fiyatları denetlenebilmiş ve Çin rekabet gücünü dört nala artırmış; adım adım dünya ekonomisinin üretim merkezi haline gelmiştir. Mao döneminde var olmayan bir sınıf kavgasının tohumları da böylece atılmıştır.

Bu kez de Apple’ın Çin’deki marifetlerini örnek gösterelim: Bu dev ABD şirketinin Çin’deki taşeronu Taywan kökenli Foxconn’dur. Şenzen/Longhua’daki Apple/Foxconn fabrikasında birkaç yüzbin işçinin çalıştığı söylenmektedir. Çalışma koşulları korkunçtur. Bazıları çocuk yaştaki işçilere 12 saatlik çok düşük ücretli, ağır, sağlıksız bir mesai; toplama kamplarını andıran askerî bir disiplin… Bir işçinin ifadesiyle, “bize insan gözüyle bakmıyorlar; hayatımız yok; esir gibiyiz; sadece çalışma…”

Apple, “kabahat bende yok; Foxconn’da…” bahanesine sığınıyor; ama 30 Mart tarihli Financial Times’a göre Taywan şirketine yüzde bir buçukluk bir kâr marjı bırakan sözleşmesi bu çalışma koşullarını adeta kaçınılmaz kılmıştır. Kendi ürünlerinin pazarlanmasında ise Apple’ın kâr marjı yüzde otuzdur.

Çin’i “dünyanın fabrikası”na dönüştüren çokuluslu şirketlerde işçilerin çalışma koşulları ortaktır. Sonuç, on binlerce işçinin katıldığı grev dalgaları; zaman zaman sert kalkışmalar ve artan intiharlar… Sıklaşan intihar girişimlerine karşı, yatakhane pencerelerinin altına ağlar gerilmektedir ve işe alınanların mirasçılarından, “ölüm halinde tazminat davası açmayacakları” taahhüdü istenmektedir.

Otuz yıl öncesinde ÇKP’nin başlattığı ve Arrighi’nin ifadesiyle, “sermayenin çıkarı için işçiler-arası rekabeti kamçılayan” düzenleme, artan sınıf çatışmaları nedeniyle değişiyor mu? Değişiklik, yeni bir iş kanunu ile başlamaktadır. Ne var ki, yasanın uygulanması yerel yönetimlere düşmektedir. Orada ise, yöneticilerin bölgelerindeki şirketlerle çıkar ilişkileri yaygındır.

Çin’in geleceği, bu sınıf kavgalarının ÇKP içindeki yansımalarına bağlı olacaktır. Tartışmak üzere…

 

 

 

Çin Nereye?-Korkut Boratav

Çin nereye gidiyor? Mao sonrasında başlayan, 1990’lı yıllarda hızlanan “reformlar, piyasaya ve dışarıya açılma” Çin toplumunu hangi doğrultuda etkilemektedir?

Sol çevrelerde üç farklı yorum var: Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP’nin) resmî söylemini benimseyenlere göre, “sosyalist piyasa ekonomisi” ve “Çin özelliklerini taşıyan sosyalizm” nitelendirmeleri geçerlidir. Batı Marksizminin geçmişte Mao’cu akıma destek vermiş olan ağır topları, örneğin ABD’de Monthly Review dergisi ve Fransa’da Alain Badiou’ya yakın olan çevreler, kapitalizme dönüş sürecinin büyük ölçüde gerçekleşmiş olduğunu düşünüyor. Troçki akımını temsil eden (Verite ve Links gibi) kaynaklara bakarsak, Çin’de bürokrasinin yozlaşmış hegemonyası sosyalizmi dejenerasyona uğratmıştır ama üretim araçları üzerinde yaygın devlet mülkiyeti hâlâ korunmakta olduğu için kapitalizme geçiş de gerçekleşmiş değildir.

Maddeci tarih görüşünü, özgün Çin kaynakları ile birleştiren düşünürlerin yorumları belirleyicidir. Ben ise, bu yazıda birkaç bilgi aktarımı ve yorum ile yetineceğim.

***

Mao’nun ölümü sonrasında Deng Xiaoping’in öncülüğünde başlatılan dönüşüm, Sovyet blokunun tarihe karışmasını izleyen yıllarda hızlandırıldı. Anlaşıldığı kadarıyla SSCB ve Doğu Avrupa’daki rejimlerin çöküşü ÇKP yöneticilerini derinden etkilemiş; onları, piyasa mekanizmasının ve kapitalist işletme biçimlerinin üstünlüğüne inandırmıştır.

Yeni stratejik hedefin, kapitalistleri olmayan bir kapitalizmin oluşması olarak ifade edilebileceğini sanıyorum. Buna göre kapitalizm, ülkeye dinamizmi, hızlı büyümeyi yabancı sermaye aracılığıyla getirecektir. Süreç ÇKP’nin denetiminde yürütülecek; büyük sermaye “yabancı” olduğu için, iktidar arayamayacak; yerel ve küçük boyutlarda tutulacak olan Çin burjuvazisinin egemen bir sınıfa dönüşmesi engellenecektir. Siyasette plüralizme izin verilmeyecek; ÇKP iktidarı paylaşmayacak; toplumsal gelişimin ana çizgilerini belirlemeyi sürdürecektir. Sistemin (1989 sonrasında SSCB’de gözlenen biçimde) dağılması, çözülmesi böylece önlenecektir.

Başlangıçta devlet işletmelerinin özelleştirilmesinden kaçınılmış; toprakta devletin çıplak mülkiyet hakkı korunmuş; yarı-kamusal işletmelerin yerel yönetimlerce geliştirilmesine ve küçük boy özel sektöre yeşil ışık yakılmıştır.

Ne var ki, bu “temkinli” başlangıç iki dramatik adımla Çin’de kapitalizmin gelişimini hızlandıracaktı. Geçen hafta bu köşede açıkladık: 100 milyonu aşkın köylünün sosyal güvencelerden tamamen yoksun olarak sanayi merkezlerine göçmesi teşvik edildi ve kırsal bölgelerde köylerin ortak arazisinin satışına imkân verildi. Böylece, sosyalizmin iki temel ilişkisi tasfiyeye uğradı: Göçmen işçilerin emek-gücü ve köy arazisi alınıp-satılabilir oldu; meta’laştı. İşçilerin büyük bölümü, çok düşük emek maliyetleri karşılığında çokuluslu sermaye için çalışmaktadır. Köy arazisini satın alan turistik, spekülatif vb yatırımcıların içinde yabancı sermayenin önem taşıdığı anlaşılmaktadır. Ne var ki, zamanla Çin toplumunun bünyesinden palazlanan bir yeni burjuvazinin, dört nala servet biriktirmeye başladığı da anlatılmaktadır.

Kapitalizmin gelişiminin sınıf mücadelelerine yol açması kaçınılmazdı. Çin köylüleri, köy arazisini ucuza kapatan yatırımcılara ve onların işbirlikçisi yerel yöneticilere karşı kalkışmaya; göçmen işçiler ise, çok ağır sömürü koşullarına karşı direnmeye dalga dalga başlayacaklardı. Resmî makamlarca “toplu protesto olayları” diye adlandırılan işçi ve köylü eylemlerinin sayısı, 2011’de 180.000’e ulaşacaktır.

***

Çin’in gelecekte izleyeceği yolun güzergâhı, sadece sınıfsal eylemlere değil, ÇKP’nin içindeki saflaşmaya da bağlıdır. Mao, 1960’lı yıllarda Kültür Devrimi’ni “Parti içinde kapitalist yolu seçenler”e karşı başlatmıştı. Son 20-30 yıl boyunca izlenen “kapitalist yol”un bugünkü durak noktasında, eskinin tam karşıtı bir soru gündemdedir: “ÇKP içinde sosyalist yolu seçenler, savunanlar var mıdır?”

Mao’nun ölümünü izleyen yılların çatışmalarını değil, yakın dönemi kastediyorum. İzleyebildiğim kadarıyla, küçümsenmeyecek sayıda “sosyalist yolcular” vardır ve seslerini duyurmaktadır. Bir örnek olarak, kamu mülkiyetine yabancı/yerli sermaye gruplarının el koymasına yol açan yasaya karşı gerçekleştirilen direnme verilebilir. Bu tepki, 2006’da Ulusal Halk Meclisi’nde yasanın reddedilmesine yol açtı. Bir yıl sonra tekrar gündeme geldi. ÇKP’nin içinden 3000 kişinin katıldığı bir imza kampanyası başlatıldığını ve yasanın Meclis’ten güçlükle geçirildiğini öğreniyoruz. İmzalanan metinden aktaralım: “Tasarı, sosyalizmin temellerini ters-yüz etmektedir. Alın teriyle edinilen özel mülkiyet ile kamu mülkiyetinin yolsuzluk sonunda özel ellere geçmesi arasında ayrım yapmamaktadır. Devlete ait mülkiyetle özel mülkiyete aynı hukuki konumu veren bir Çin, sosyalist bir toplum olarak nitelendirilemez…”

Sınıf mücadelelerinin yoğunlaştığı sonraki yıllarda, “yeni sol” veya “neo-Mao’cular” olarak anılan sol muhalefet canlandı. “Kızıl Çin”, “Ütopya” ve “Mao Bayrağı” adını taşıyan etkili web siteleri kuruldu. Görüşleri zaman zaman Parti’nin yayın organlarında da yer aldı.

ÇKP Politbüro üyesi ve 32 milyonluk Chongking Eyaleti Parti sekreteri olan Bo Xilai olayı da aynı çerçevede değerlendiriliyor. Geçmiş sicili pek de parlak olmayan Bo, ÇKP’nin sol kanadının liderliğine soyunur. “Chongking modeli”ni “kızıl olalım; kara’yı yenelim” sloganlarıyla kamuoyuna tanıtır. Yolsuzluğa karışmış iş adamlarına, yöneticilere savaş açar; sosyal konutlara, devlet yatırımlarına öncelik verir; göçmen işçileri, yoksul üniversite öğrencilerini gözetir; Kültür Devrimi’nin sloganlarını, kitle hareketlerini, devrimci marşları hatırlatıp yaygınlaştırır.

Bu uygulamalar, Başbakan Wen ve Başkan Hu’nun neoliberal eğilimleriyle çatışacaktır. Mart-Nisan 2012’de disiplinsizlik suçlamasıyla görevlerinden uzaklaştırılır. Tasfiyenin “medyatik gerekçesi” de, ailesinin, özellikle eşinin karıştığı iddia edilen “karanlık işler” olacaktır.

Öte yandan, Çin ekonomisinde devletin, kamu sektörünün önemi, ağırlığı sürmekte; hatta son yıllarda artmaktadır. Uluslararası krizin etkileri, devlet yatırımları (dolayısıyla kamu mülkiyeti) hızla artırılarak geçiştirildi. Çin’in dış fazlalarından kaynaklanan döviz rezervleri de devlete aittir. Bu rezervlerden beslenen Çin Yatırım Kurumu, Çin devletinin mülkiyetini ülke içine ve dış dünyaya taşımaktadır.

Çin toplumunun niteliğine ilişkin değerlendirmelere bu gözlemlerin ışığında bakarsak, Troçkist tezlerin ağır bastığını düşünüyorum: Çin’de sosyalizm gerilemektedir; ama henüz yenik düşmemiştir.

 

 

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!