Değinmeler- Mehmet Tanju Akad

Baskı,zulüm ve haksızlık Türkiye’de diz boyu ama bundan çıkarılacak sonuç bunu

değiştirmek mi, ülkeden nefret etmek mi? Dünyanın onda dokuzu baskı altında yaşıyor. Herkes ülkesinden mi nefret edecek yoksa bu baskıyı yapanlardan mı?   Ülkesiz kalmayan bunun acısını bilir mi. Ama ilkellik (cehalet değil, ilkellik) beyinlerini bulandırmış.

ÜLKESİNDEN NEFRET EDENLER VE VATANSIZ ADAM PHILIP NOLAN

Cumhuriyet bayramı vesilesiyle ülkemize (aynı zamanda onların da kendi ülkeleridir) kin kusanlar gene kendilerini tutamadılar. Kimileri padişahlık döneminin daha iyi olduğunu, bazıları Kemalizmin (kemalizm diye bir şey varmış gibi) İngiliz oyunu olduğunu söyledi. S. Nişanyan isimli (adını daha önce oteller kitabından duymuş olduğum) kişi ise Atatürk’ün çocuğu olsaydı padişah olacağını, çocuğu olmadığı için Cumhuriyet ilan ettiğini yazdı. Densizliğin bini bir para. Daha neler paylaşıldı. Diz boyu bir kin ve nefret söylemi açığa çıktı.
Bu bana çocukluğumda radyo tiyatrosunda dinlediğim, sonra okuduğum “Vatansız Adam Philip Nolan”ı hatırlattı. Edward Hale’in bu kitabı Amerikan İç Savaşı sırasında ülkesini reddedenlere karşı kamuoyu oluşturmak için yazılmıştı. Bu karakter bir ihanet davasında galeyana gelir ve “keşke Amerika Birleşik Devletleri’nin adını bir daha duymasam” diye haykırır. Şaşıran ve kızan hakim onu bir daha Amerikan toprağına ayak basmamaya ve ABD hakkında bir şey duyma ve okuma yasağına mahkum eder. Nolan bundan sonraki hayatını donanma gemilerinde, ülkesi hakkında bir şey duymadan, kavurucu bir vatan hasreti içerisinde geçirecektir.
Şimdi aramızda yaşayıp da Cumhuriyet’e kin kusanları hiç değilse bir süreliğine vatan hasretine mahkum etmek isterdim. Söyledikleri ipe sapa gelmez şeyler önemli değil. Önemli olan nefret söylemine tamamen teslim olmaları. Ülke demokratik değilmiş, insanları eziyormuş vs. Evet durum bu. Baskı, zulüm ve haksızlık Türkiye’de diz boyu ama bundan çıkarılacak sonuç bunu değiştirmek mi, ülkeden nefret etmek mi? Dünyanın onda dokuzu baskı altında yaşıyor. Herkes ülkesinden mi nefret edecek yoksa bu baskıyı yapanlardan mı?   Ülkesiz kalmayan bunun acısını bilir mi. Ama ilkellik (cehalet değil, ilkellik) beyinlerini bulandırmış. Bunu bir adım daha götürürlerse insanlıktan da nefret etmeleri gerekir. Ama hayır. Onlar kendi ülkelerinden nefret etmeye koşullanmışlar. Değişeceklerini de pek sanmam. Kitapta Philip Nolan değişmiş ama cezası affedilmemiştir. Bizim vatansız adamlarımızın (ve ilginçtir neredeyse daha çok olan kadınlarımızın) cezası ise kendi zihinlerinde vatansız olmalarıdır.
***   ***

KONFORLU BİR MÜCADELE ANLAYIŞI...

Rahatımızı fazla bozmayacak bir tutum içerisinde çağdaş yaşamın yıkımı izliyoruz.
Yoksa, hiç değilse birkaç yıl içerisinde farklı mücadele anlayışlarını hayata geçirmek ve bunların altyapısını oluşturmak mümkündü. En başta, hukuk mücadelesi için bile çok yaratıcı yollar bulunabilir. Her gün on bin hukuk ihlali yapıyorlar. Hiç bir rejim hukuksuzluğun meşruiyetini yıpratmasını önleyemez.
Ama bunun kanıksanmasına izin verdik. Hukuku savunamadık. Çünkü işin özünde toplumcu yurtsever kesim de hukukun üstünlüğüne o kadar önem vermiyor, hatta inanmıyor.
“Bizde bu normaldir” deyip geçiyoruz. Hâlbuki uğraşıp onları bunaltmamız mümkündü ama o zaman rahatımız kaçacak, hayat planlarımız alt üst olacak vs. vs. Bu nedenle mücadele edenleri de yalnız bıraktık, bırakmaya devam ediyoruz.
Her şeyimiz gibi mücadelemiz de “mücadele eder gibi yapmak” şeklinde.
İş lafa gelince herkes esip gürlüyor ama kimse takmıyor çünkü hep “onların” bekledikleri şeyler yapılıyor.
“Onların” da bizim gibi düşündüklerini varsayıyoruz.
Hâlbuki farklı düşünüyorlar, çok şeytani fikirleri ve yetkin akıl hocaları var.
Dünya ülkelerindeki bütün deneyleri analiz ediyorlar, sonuç çıkarıyorlar.
Her zaman bir adım önde oluyorlar.
Aramızdan adam çalıyorlar, biz onlardan çalamıyoruz.
Farklı tartışmalar açıyorlar, biz açamıyoruz.
Aklı karışık bir nevi solcuların bazılarını kendi kurdukları partilerde topluyorlar, başına da eski bir Dev-Genç’li koyuyorlar, herhalde içlerinden çok dalga geçiyorlardır.
Gündemi belirliyorlar, karşılarına sadece bekledikleri ve karşılamaya hazır oldukları tepkiler çıkartılıyor. Gözünün içine baka baka insanları burunlarından tutup salaklığa sürüklüyorlar.
Gezi olaylarındaki şaşkınlıkları önemliydi ama hemen atlattılar, çünkü tepki örgütlü değildi.
Ortak akıl üretimi kısa sürede tükendi. Demek ki akıl sermayesi bu kadarmış.
Sağcılar sürekli çalışırken, solcular sadece çene çalıyor.
Ama bu kafayla iş yapmaya kalksalar da yapamazlar.
Bunu değiştirmenin ilk adımı hayal dünyasından çıkmak ve akıl sermayesini artırmaktır.
Bir şey olmuş/varmış gibi yaparsanız, bir adım ileri gidemezsiniz.
Ayrıca, ki bakın bu çok önemlidir:
Aranıza yerleştirilmiş kurnaz liberalleri ayıklamazsanız, her adımınızı sabote ederler, enerjinizi abuk sabuk işlerde tüketirler.
Sizi dereye götürüp susuz getirirler.
Kırk senedir bunu anlatamıyorsak aklıma gelen dört olasılık var:
1) Suç bizdedir, saçmalıyoruz, ya da iyi anlatamıyoruz.
2) Saçmalamıyoruz ama birileri anlamak istemiyor.
3) Umutsuz vaka, ilk iki olasılıktan hangisi olsa fark etmez.
4) Süreç çok yavaş gelişiyor, ölme eşeğim ölme.

Mehmet Tanju Akad

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!