Demokrasiyi egemenler çiğner halk ayağa kaldırır.-Mehmet Ali Yılmaz

Dünyada iki-üç yüzyıldır süren demokrasi kavgası esasen toplumsal mücadelenin bir parçasıdır ve ondan ayrı ele alınamaz.

Soğuk savaş döneminde Batılı emperyalistler demokrasinin, özgürlüklerin yegâne savunucularının kendileri olduğuna dünyanın önemli bir bölümünü ikna etmeyi başardılar. Günümüzde de demokrasiyi hiç ağızlarından düşürmezler ama özünü, kurallarını ekonomik çıkarlarına, dünyada izledikleri siyasete göre değiştirirler, çarpıtırlar ve sömürülerinin bir aracı haline getirmeye çalışırlar. Egemen güçler ancak emperyalist sömürüden yararlanmayan, ekonomik-demokratik hakları neoliberal uygulamalarla daraltılan metropol ülke halkının ve sömürge – yeni sömürge ülke halklarının direnişlerine ve mücadele gücüne göre demokratik hakların iyileştirilmesine zoraki rıza gösterirler.

Demokrasinin tarih içindeki anlamı

Günümüzde dünyada saf anlamıyla bir demokrasiden söz edemeyiz. Toplumların siyasal örgütlenişlerinin biçimi olarak demokrasi, sonuçta toplumun üretim ilişkileriyle belirlenir. Bu yüzden demokrasinin tarih içindeki gelişimini, ekonomik-toplumsal oluşumlardaki değişimler ve sınıf mücadelelerinin seyriyle anlamlandırmak ve açıklamak gerekir. Tarihi boyunca gördüğümüz gibi sınıflı toplumlarda demokrasi, egemen sınıfların iktidarlarının bir aracı olmuştur. Burjuva toplumlarda demokrasi, burjuva diktatörlüğünün bir biçimidir. Ancak burjuva demokrasisi feodal sistemle karşılaştırıldığında toplumun tarihsel gelişimi açısından ileri bir aşamadır. Burjuvazi bu ilerici konumunu bir yere kadar sürdürür ve demokrasinin kendi siyasal iktidarının bir aracı olması için çalışır. Halk kitlelerinin de baskısıyla anayasa yapılır, parlamento gibi organlar oluşturulur, biçimsel de olsa herkesin oy kullandığı serbest seçimler yapılır. Ancak burjuvazi halkın bu demokratik hak ve kurumlardan yararlanmasını önlemeye çalışmaktan geri durmaz. Siyasal haklar biçimsel olarak açıklanır ama güvencesi sağlanmaz, temsili organlar egemen sınıfın birer aracı durumuna sokulur, çalışan kesimlerin, emekçilerin siyasal etkinliği bürokratik uygulamalarla zayıflatılır, halkın siyasetten uzak tutulması sağlanır.

Kapitalizmin rekabetçi dönemindeki burjuva demokrasisi, sermayenin giderek belirli ellerde birikimiyle (temerküzü) birlikte ilerici karakterini yitirdi. Kapitalizm emperyalizm aşamasına geçince demokrasi bir avuç tekelci sermayedarın egemenliği altında tamamen göstermelik bir duruma sokuldu. Bu dönemde demokrasiden siyasal gericiliğe dönüş başladı. Emperyalist devletlerin sömürgesi, yeni sömürgesi ülkelerde ise siyasal gericiliğin daha katmerlisi uygulanmaya başlandı, bunun adı sömürge tipi faşizmdir.  Burjuvazisi çok zayıf olan bu geri kalmış ülkelerin bütün egemen sınıfları emperyalist devletlere teslim oldular ve demokrasiyi hâkimiyetlerinin önündeki bir engel olarak gördüler. Ancak aydınlar ve emekçi kesimler zaman zaman bu faşist baskılara karşı direnerek kısmi demokratik haklar elde edebiliyorlardı. Emperyalizmin sermayesiyle, askeri, siyasal ve kültürel olarak içine sızdığı, devleti kontrol ettiği bu ülkelerde halkın bağımsızlık ve demokrasi mücadeleleri gelişmeye başlayınca çeşitli baskıları, faşist darbeleri ve yasaları uygulamaya sokmaktan geri durmadıklarının sayısız örnekleri yaşandı.

Emperyalizmin tahakkümü altındaki bizimki gibi ülkelerde demokrasi Batılı ülkelere göre çok daha fazla gericileştirilmiş olarak, sömürge tipi faşizm biçiminde uygulanırken; gelişmiş kapitalist ülkelerde işçi sınıfı uzun mücadeleler ile kazandığı ekonomik-demokratik haklarının birçoğunu koruyabildi. Ancak 20’inci yüzyılın sonlarında Sovyetler Birliği’nin dağılmasından da cesaret alan kapitalizmin sözcülerinin “tarihin sonu geldi”, “medeniyetler ittifakı” vb. yaygaraları altında uygulamaya sokulan emperyalist neoliberalizm döneminde ise sermaye daha çok uluslararasılaştı, iyice asalaklaştı ve kâğıttan ibaret doların hâkimiyeti olağanüstü boyutlara ulaştı. Üretimden çok paradan para kazanan soygun ve talan ekonomisi piyasaya hâkim oldu. Yenilik gibi takdim edilen bu gerici gelişmenin sonucu olarak siyasi planda demokrasi tamamen göstermelik, vitrin malzemesi haline sokuldu. Burjuva hukukunu, laikliği, cumhuriyeti, ulus devletleri ve hatta bilimsel akılı itibarsızlaştırmaya ve giderek ortadan kaldırmaya yöneldiler. Uluslararası sermayenin dayattığı bu soygun ve talan ekonomisi, siyaset alanındaki gericileştirme ve ülkeleri dağıtma süreçleri bizimki gibi “İslami” yeni sömürgelere dinci iktidarlarla birlikte ağırlaştırılmış müebbet gibi yapıştırıldı.

Emperyalist neoliberalizme iyi hizmet sunması için iktidara taşınan AKP iktidarı duruma göre Soroscu yetmez ama evetçiler’le, etnikçilerle ve Amerikan dincisi cemaatlerle desteklendi. Zamanla aralarında çıkan iktidar mücadelelerini de atlatan AKP iktidarına ayak bağı olan parlamenter sistemin yerine kurguladıkları tek adam rejimiyle ülke üzerindeki baskı ve sömürülerini daha da arttırdılar. Batının modern tefecilerinin verdiği borçlarla ayakta kalmaya çalışan, uluslararası tekellerin ürettiği malların iç piyasayı işgaline boyun eğen bu gerici rejimin payandalığını ise milliyetçi görünümlü MHP yapmaktadır. MHP, tıpkı soğuk savaş döneminde olduğu gibi, bu kez de uluslararası finans sermayesinin ve onun desteklediği siyasi organizasyonun hizmetinde olduğunu kanıtlamaktadır.

Sarı Yelekliler neoliberalizme darbe vuruyor

Neoliberalizm dünyanın herhangi bir ülkesinde darbe yedikçe bizdeki uzantılarının politikaları, soygun sistemleri ve kurguları da darbe yemektedir. Fransa’daki Sarı Yelekliler hareketi işte bu yüzden AKP iktidarını ve yancılarını rahatsız etmektedir.

Sarı Yelekliler hareketi daha bugünden neoliberalizmin “örnek” başkanlarından Macron’un tavizler vermesini sağlamıştır. Bunun anlamı ezilen halk kesimlerinin emperyalist neoliberalizmin burçlarında gedikler açmaya başlamasıdır. Artık 30 yıldır dünyayı pervasızca soyan uluslararası sermayenin ayakları, haklarını gasp ettiği işçilerin, köylülerin, işsizlerin vb. karşısında titremeye başlamıştır. Ne Amerika’daki anti-küreselleşmeci hareketler ne de Gezi bu kadar sonuç alıcı olabildi. İlk kez neoliberalizmin halk kitlelerinden çaldığı ekonomik ve sosyal hakların geri alınması, iğdiş edilen demokratik hakların önünün açılması yönünde gelişmelere neden olan bir hareketle karşı karşıyayız. Hareketin bileşimi ne olursa olsun yaratacağı sonuç Fransa ve dünya için umut veren gelişmelere neden olacaktır.

Sarı Yelekliler hareketine sonuçta şu kesim hakim olursa şöyle olur, bu kesim hakim olursa böyle olur türünden yorumlar pratiğin belirleyiciliğini açıklayamayan kitabi laflardır ve bu tür değerlendirmelerle tarihsel gelişmeler okunamamaktır. Bu hareket sonuçta bir Fransız Devrimi, Paris Komünü ya da 1968 Hareketi değildir ama bütün bu devrimci atılımlarla kazanılan hakların içlerini boşaltan neoliberalizme darbeler vuran bir hareket olması bakımından önemlidir. Tarih, çok sancılı bir biçimde seyredecek de olsa, ezilen sınıfların sosyo-ekonomik ve siyasi alanlarda kaybettiklerini yeniden kazanmaya başlayacakları bir sürece doğru yol almaya başlandığını Fransa’daki bu hareket göstermektedir.

Sarı Yeleklilerin taleplerinin birçoğu bizim ülkemizin işçileri, işsizleri, üreticileri, emeklileri, köylüleri, küçük esnafı vb. için daha fazla geçerlidir. Bizim içinde yaşadığımız sorunlar onlarınkinden çok daha ağırdır.(*)

Ekonomik, sosyal ve siyasi sorunların bizde çok daha ağır biçimlerde seyrettiğini bilen işbirlikçi siyaset madrabazları, son günlerde, sağa sola satır sallamaya başladılar bile. Savurdukları tehditler ne ülkemizdeki ekonomik krizi yok edebilmekte ne de dünyanın yeni bir ilerici döneme doğru yol almasına engel olabilmektedir. Paris sokaklarının tarihinden tanıdığı toplumsal mücadeleyi -geçici duraklamalar, inişler çıkışlar olsa da- hiçbir gericilik durduramayacaktır ve bu gelişmenin eninde sonunda Türkiye’yi de etkilemesi kaçınılmazdır. Neoliberalizmin ve ekonomik krizin büyük darbeler indirdiği ülkemizde ortaya çıkacak kitle hareketleri emperyalizmi ve hâkim sınıflar ittifakını derinden sarsacaktır.

Sonuçta ezilen halklar dünyası mutlaka kazanacak ve insanlık yeniden toplumsal mücadeleler yolunda ilerlemeye başlayacaktır.

 

(*)Emperyalist neoliberalizm, halk kitlelerini siyasi, felsefi görüşlerine göre sömürmez, sağcı-solcu, dinci-dinsiz vb. ayrımı yapmaz bütün işçileri, işsizleri, üreticileri, esnafları, çiftçileri vb. sömürür ve onların haklarını, hukuklarını gasp eder. Sarı Yeleklilerin hareketi bu bakımdan önemlidir ve neoliberalizme darbeler indirmektedir. Ve bu hareket daha bu günden dünyanın birçok ülkesinde karşılık görmeye başladı bile.

Sarı Yeleklilerin temel taleplerini okuyunca göreceksiniz ki bu harekete yapılan göçmen karşıtlığı gibi ithamlar haksızdır ve hareketi küçük düşürmeye yöneliktir. Onlar somut sorunlarından hareketle taleplerini dile getirmektedirler.

Sarı Yeleklilerin Talepleri:

-Sıfır evsiz (Evi olmayan kimse kalmasın): ACİL.

-Gelir vergisi daha kademeli olsun.

-Asgari ücret net 1300 avro olsun. [Şu anki net asgari ücret yaklaşık 1150 avro.]

-Köylerde ve şehir merkezlerinde küçük esnaf korunsun. (Şehir merkezlerinin etrafında küçük ölçekli ticareti yok eden dev alışveriş merkezi inşaatlarına son verilsin) + şehir merkezlerinde bedava otoparklar kurulsun.

-Konutlar için büyük bir ısı yalıtımı projesi (vatandaşa da tasarruf yaptıran bir ekoloji uygulaması).

-BÜYÜKLER (McDonalds, Google, Amazon, Carrefour) BÜYÜK vergi ödesin, küçükler (zanaatkârlar, küçük ve orta ölçekli işletmeler) küçük.

-Herkes için aynı sosyal güvenlik sistemi (zanaatkârlar ve bireysel girişimciler de dahil). Serbest çalışanlar için ayrı sosyal güvenliğe son verilsin.

-Emeklilik sistemi dayanışmacı ve sosyal kalsın. (Puanlı emeklilik hesabına hayır.)

-Akaryakıt zammına son.

-1200 avronun altında emeklilik maaşı olmasın.

-Tüm seçilmişlerin maaşı ülkenin ortalama maaşıyla eşit olsun. Seyahat ve ulaşım harcamaları denetlensin, ancak zorunlu olanlar karşılansın. Yemek ve tatil kuponu hakları olsun.

-Tüm Fransızların maaşları, aynı zamanda emeklilik maaşları ve sosyal yardımlar enflasyona endekslensin.

-Fransa sanayi muhafaza edilsin; üretimin ülke dışına kaydırılmasına son verilsin. Sanayimizi korumak uzmanlığımızı ve işlerimizi korumak demektir.

-Ülke dışı çalışanlar sistemine [AB üyesi ülke vatandaşlarının bir başka ülkede çalışmaya gönderilmesi –posted workers] son verilsin. Fransa topraklarında çalışan bir kişinin aynı maaş düzenine ve haklara sahip olmaması kabul edilemez. Fransa sınırları içinde çalışma hakkı olan herkes Fransız vatandaşlarıyla eşit olmalı ve o kişinin işvereni Fransız işverenlerle aynı vergileri ödemeli.

-İş güvenliği hakkında: büyük şirketlerin sözleşmeli işçi çalıştırma hakkı sınırlandırılsın. Kadrolu çalışma hakkı istiyoruz.

-Rekabet ve İstihdam İçin Vergi Kredisi [CICE – Büyük şirketler için vergi indirimi] kaldırılsın. Buradan elde edilecek kaynak (elektrikle çalışan arabaların aksine gerçekten ekolojik olan) hidrojenle çalışan araba üretimi için Fransa sanayiine aktarılsın.

-Kemer sıkma politikalarına son. Hiçbir meşruiyeti olmayan borç faizlerinin ödemesi durdurulsun. Ödenmesi gereken borçlara kaynak olarak en fakir ve az varlıklı kesimin parasını almak yerine, 80 milyarlık vergi kaçakçılığının peşine düşülsün.

-Zorunlu göç hareketlerinin sebeplerine çözüm üretilsin.

-Sığınmacılara iyi davranılsın. Onlara barınak, güvenlik, temel gıda ve çocuklarına eğitim sağlamak bizim sorumluluğumuz. Dünyanın birçok ülkesinde, sığınma talebine yanıt bekleyen kişiler için ağırlama kampları kurulması adına Birleşmiş Milletlerle işbirliği halinde çalışılsın.

-Sığınma talebi reddedilenler ülkelerine gönderilsin.

-Hakiki bir entegrasyon politikası uygulansın. Fransa’da yaşamak Fransız olmayı gerektirir (tamamlayana sertifika verilmek üzere Fransızca dil, Fransa tarihi ve vatandaşlık bilgisi dersleri verilsin).

-Azami ücret ayda 15 000 avro olsun.

-İşsizler için iş alanları açılsın.

-Engellilere verilen mali ödeme artırılsın.

-Kiralara sınırlama getirilsin. Daha çok sayıda makul ücretli kiralık konut yapılsın (özellikle öğrenciler ve güvencesiz koşullarda çalışanlar için).

-Fransa’ya ait mülklerin (baraj, havalimanı vb.) satışa çıkarılması yasaklansın.

-Yargı, polis, jandarma ve orduya daha kapsamlı imkânlar sunulsun. Güvenlik güçlerine fazla mesai için ödeme yapılsın veya bunun karşılığı tatile çevrilebilsin.

-Ücretli otoyollardan toplanan paranın tamamı Fransa’da otoyol ve yolların yapımına, bakımına ve güvenliğine yatırılsın.

-Gaz ve elektrik ücretleri özelleştirmeler sonrasında artış gösterdi. Tekrar kamusallaştırılsın ve fiyatlar aşağı çekilsin.

-Küçük yerleşimlerdeki demiryolu hatlarının, postane şubelerinin ve ilkokul ve ana okullarının kapatılmasına son verilsin.

-Yaşlı nüfusun hayat seviyesi yükseltilsin. Yaşlılar üzerinden para kazanılması yasaklansın. Gri altın [yaşlıların biriktirdiği para] devri kapandı. Gri refah çağı başlıyor.

-Anaokulundan lise sona kadar hiçbir sınıfta öğrenci sayısı 25’i geçmesin.

-Psikiyatrik desteğin yaygınlaşması için imkânlar sunulsun.

-Halk oylaması anayasaya girsin. Her bireyin yasa teklifini sunabileceği, bağımsız bir teşkilatın denetiminde kolay anlaşılır ve etkili bir site kurulsun. Eğer söz konusu yasa teklifi 700 binin üzerinde imza toplarsa, Meclis bunu tartışıp, düzeltip, tasarı haline getirerek tüm Fransızların katılacağı bir halk oylamasına sunmakla yükümlü olsun.

-Cumhurbaşkanlığı görev süresi yeniden 7 yıla çıkarılsın. [Cumhurbaşkanının görev süresi, milletvekili görev süresine tekabül etmesi ve bu sayede yasama ve yürütmenin farklı siyasi görüşler tarafından kutuplaşmasını engellemek gerekçesiyle 2000 yılında 7 yıldan 5 yıla indirilmişti.] (Cumhurbaşkanının seçiminden iki yıl sonra milletvekili seçimlerinin düzenlenmesi cumhurbaşkanının yürüttüğü siyasete bir memnuniyet veya memnuniyetsizlik mesajı verilmesini sağlıyordu. Bu da halkın sesini duyurmasına katkıda bulunuyordu.)

-Emeklilik yaşı 60 olsun. Fizikî zorluk içeren mesleklerde (inşaat işçiliği, mezbaha işçiliği gibi) çalışan herkes için ise 55 olarak belirlensin.

-6 yaşındaki bir çocuk tek başına kendi bakımını üstlenemeyeceğinden, çocuklar 10 yaşına girene kadar geçerli olmak üzere çocuk bakımı için parasal destek sistemi geri getirilsin.

-Ticari malların dolaşımı demir yollarıyla sağlansın.

-Vergilerde stopaj sistemine son verilsin.

-Eski Cumhurbaşkanlarına ömür boyu ödenek uygulamasına son verilsin.

-Banka kartıyla ödeme yapıldığında esnafa ek vergi uygulanmasın.

-Gemi yakıtlarına ve kerosene (genellikle sanayide kullanılan bir petrol türevi) vergi getirilsin.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!