DEMOKRATLARIN “İZM”İ DEMOKRASİZMDİR

Sorarlarsa ki; bir sürü “izm” var, demokrasizm hangi izm’i esas alıyor?

Deriz ki; demokrasizmin kendisi başlı başına bir “izm” olup, diğer “izm”lerin “demokratik” çizgilerini de içine alır.

 

Feodalitenin yıkılıp mutlak monarşilerin sona ermesinden sonra, insanlar arasındaki yeni bağımlılık ilişkilerini, “yeni monarşileri” maskeleyen bir sürü demokrasi tanımı ve anlayışını göstererek derlerse ki; demokrasi, tanımı zor, ucu bucağı belirsiz bir kavramdır.

Deriz ki; hiç de öyle değildir. Demokratların öncelikli görevlerinden birisi de demokrasi kavramını kirlilikten arındırıp, arı, yalın ve saf anlamıyla ortaya koymaktır. Demokrasi, insanlar arasında bağımlılık ilişkilerinin olmadığı, siyasetin, hukukun, ekonominin ve bunların sonucu olarak kültürün “bağımsız ve eşit birey ilkesi” üzerine dayandığı toplum biçimidir.

 

Sorarlarsa ki; eski çağlarda “Atina demokrasisi”, “Roma demokrasisi” vb. yaşanmış demokrasi pratikleri var. Halen de “liberal demokrasi” kavramı ve pratiği var. Ayrıca, Batı ülkelerinde çok gelişmiş demokrasiler var. Bu durumda, “demokrasizm”e göre, bu demokrasi kavram ve pratiklerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Deriz ki; demokrasizmin, bir toplum biçiminin demokratik olup olmadığını değerlendirmede esas aldığı temel kriter “bağımsız ve eşit birey ilkesi”dir. Bağımsız ve eşit birey ilkesi, “canlı-olmanın doğası”na ve “yaşam birimi” olgusuna dayanır. Canlı-olmanın doğası, hep yaşamda kalma ve yaşama yönelimi olup, genlerin, kendilerini sonsuza dek kopyalayabilme yeteneklerinden kaynaklanır. Hiçbir canlı ölmek için dünyaya gelmez; bütün canlıların doğası hep yaşamaya, sonsuz yaşama yöneliktir. Yaşam birimi ise, canlı yaşamı taşıyıp kalıtan organizmaların her birisidir. Canlı yaşam, yaşam birimleri halinde yaşanıp kalıtılır. Canlı yaşam, yaşam birimleri halinde kalıtılıp yaşandığına, her bir canlının doğası da sonsuz yaşama yönelik olduğuna göre, her bir yaşam birimi yaşama hakkına sahiptir. İnsan da bir yaşam birimi olup, her bir insan da yaşama hakkına sahiptir. Öte yandan yaşama hakkı, sadece dar anlamda “can güvenliği” olmayıp, bir insanın iradesinin başka bir insan tarafından kısıtlanmamasını, insanlar arasında bağımlılık ve eşitsizlik ilişkisi olmamasını da kapsar. Çünkü insanlar arasında bağımlılık ve eşitsizlik ilişkileri kurulmasının amacı, bağımlı insanların yaşamda kalma olanaklarına, egemen insanlarca el konulmasıdır. Bunun sonucu ise bağımlı insanların yaşamda kalma olanaklarının kısıtlanarak, ömürlerinin kısalmasıdır. Bu nedenle toplumsal yaşamdaki her türlü bağımlılık ve eşitsizlik ilişkisi, bağımlı insanların yaşama haklarına müdahaledir. Yaşama hakkı temel insan hakkı olup, kişi hakları, ulusal haklar, sosyal ve siyasal haklar, kadın hakları, çevre hakkı vs. bütün insan hakları, yaşama hakkının türevidir. Bütün insan hakları, insanların yaşamlarına müdahaleleri önlemeye, yaşam birimi olarak yaşama haklarını korumaya yöneliktir.   Bu nedenle, bağımsız ve eşit birey ilkesinin insan ilişkilerine tam olarak egemen olmadığı, bundan dolayı içinde insanlar arası bağımlılık ilişkileri, bu çerçevede yaşama hakkına müdahale barındıran toplum biçimleri, görünümleri ne olursa olsun demokrasi değildir. Birtakım demokratik kurumların varlığı, bu “demokrasileri” demokrasi yapmaz, en fazla -kapitalizmde olduğu gibi- “eksik demokrasi” yapar. Tam demokrasi, bağımsız ve eşit birey ilkesinin toplumsal yaşamın gözeneklerine kadar sindiği toplum biçimi olup, bu toplum biçiminin adı da “demokratik toplum”dur.

 

Derlerse ki; demokratlar durmadan çağdaş demokrasi ilkelerini savunuyor. Ancak halk bunlara duyarsız kalıyor ve anti-demokratlara siyasi destek verip, anti-demokrasinin yayılıp derinleşmesine yol açıyor.

Deriz ki; “hukukun üstünlüğü”, “basın özgürlüğü”, “laiklik” vs. demokratik kavramların soyut olarak; yani halkın “şimdiki ve gelecekteki ekmeği” ile demokrasi arasında “anlamlı ve anlaşılır bağlar” kurulmaksızın savunulması, halka bir anlam ifade etmez. Bu durumda, demokratlar, bağımsız ve eşit birey ilkesini ya da yaşama hakkını temel parametre olarak alan; hem bireysel hem de toplumsal -meşru- çıkarları içerip bağdaştırabilmiş, demokrasi ile halkın “şimdiki ve gelecekteki ekmeği” arasında anlamlı ve anlaşılabilir bağlar kurabilmiş bir demokratik ekonomi-politik, hukuk, kültür vs. modeller sisteminden oluşan bir demokratik toplum tasarımı yapmalıdır.

 

Sorarlarsa ki; böyle bir tasarım nasıl yapılabilir?

Deriz ki; Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok. Tarih boyunca süregelmiş demokrasi mücadeleleri pratiği içinde, “liberal demokrasi”den sosyalizme kadar; nelerin yapılması ya da yapılmaması gerektiğine ışık tutabilecek, teorik, pratik deneyim malzemesi birikmiştir. Bu malzeme, bağımsız ve eşit birey ilkesinin toplumsal yaşamın gözeneklerine kadar sindirilmesi için gerekli siyasi, hukuki, ekonomik, kültürel toplum modelleri tasarlanmasında kullanılabilir. Mevcut malzeme birikimi yeterli olmazsa; insan aklının düşünme olanakları sınırsız olup, bu olanak kullanılarak ihtiyaç duyulan yeni teorik ve pratik malzemeler üretilebilir. Böyle bir modelin geliştirilmesi için yeterli teorik, pratik malzeme birikimi var. Yetmeyen her türlü teorik ve pratik malzemeyi üretebilecek yetkinlikte çok sayıda bilim adamı ve pratisyen var. Geçmiş demokrasi mücadelelerinin teorik pratik malzeme mirası ve yeni üretilen teorik ve pratik malzeme kullanılarak tasarlanan demokratik toplum modelleri sistemi de demokrasizmin içeriğini oluşturur.

 

Özetle deriz ki:

– Demokrasizmin temel ilkesi “bağımsız ve eşit birey ilkesi”dir.

– Demokrasizmin ideali bağımsız ve eşit birey ilkesinin toplumsal yaşamın tüm gözeneklerine kadar sindirildiği, her türlü bağımlılık ve eşitsizlik ilişkisinin tarihe karıştığı, yaşama hakkına müdahalelerin tamamen ortadan kalktığı, siyasi, ekonomik, hukuki ve kültürel olarak bütünleşmiş “demokratik dünya toplumu”dur.

– Demokrasizmin idealine ulaşma yolu, başta ekonomik kurumsallaşma, bilgi hukuku, çalışma ve sosyal güvenlik hukuku ve çevre alanları olmak üzere, hayatın tüm alanlarına ilişkin gerçekçi, uygulanabilir, geniş kitlelerin içinde olacağı demokratik tasarımlardan oluşacak “demokratik toplum modelleri sistemi”nin adım adım hayata geçirilmesidir.

 

Son olarak deriz ki; “karanlıktan şikâyet etme sen de bir mum yak”. (Konfüçyüs)

Mehmet Uysal

Benzer yazılar

2 Yorum

  1. orhan karakuş

    “bağımsız ve eşitlikçi birey” yada özgün etkin birey lerin organizasyonu kültürel olarak sulh hakkaniyet ve razılık temelinde doğrudan demokratik bir yapılanışla merkezi sinir sistemi gibi mümkünür. Bu süreç yapısal olarak özdevinim işidir. Her alanda bunu gerçeklemek için tavır ve davranış üreteçliği gereklidir.Önemli olan bu niyetle sıradan bir insan (yada bir sinir hücresi )olarak ameliin içindeki dahilin kollektif istinat ve kabiliyetidir…Baki selamlar…

    Yanıt
  2. Mehmet Uysal

    “Bağımsız ve eşit birey” üzerine kurulu insan ilişkileri ya da sizin deyiminizle “özgün etkin birey lerin organizasyonu”
    İlgi ve yorumunuza teşekküler Orhan dostum

    Yanıt

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!