Devrimci Mücadelenin Yeniden Üretimi-Mehmet Ali Yılmaz

“Son konumda belirleyici etken üretimdir.” Engels (*)

Günümüzde Marksizm genelde iki şekilde yorumlanıyor. Bunlardan ilki oportünist yaklaşımları da gölgede bırakacak ölçülerde emperyalizmin ideolojik-politik kavram ve fikirleriyle yakınlık içinde ya da bunların etkisi altında olan yorumlardır. Bu görüşleri savunanlar yakın geçmişte toplumcu kavramların içini boşaltıp çarpıttılar ve dahası bu kavramların geçerliliğini yitirdiğini öne sürdüler. Asıl düşüncelerini gizlemeye çalışan bazı eski solcular böyle düşündüklerini açıkça söylemeseler de savundukları görüşler bu anlama geliyordu ve yaptıkları da devrimci gelişmeyi saptırmaya yönelikti. Bunlar, emperyalizme karşı mücadelenin ve bunun -bizimki gibi ülkelerde- geliştireceği sınıf kavgasının zamanın geçtiğini düşünüyorlardı. Türkiye’nin emperyalizmin yeni-sömürgesi olduğunu da kabul etmeyen bu kişiler ve çevreler emperyalizme karşı mücadele yerine Batıda sınıf mücadelesini reddeden sivil toplumcu, çevreci vb. kesimlerle işbirliğini esas alıyorlar ve emperyalizmin Ortadoğu ülkelerinde yürüttüğü yeni-sömürgeci politikalara ve ABD’nin açık desteğine dayanarak “kendi kaderlerini tayin etme” savaşı veren yeni milliyetçi akımları destekliyorlar.

Bunların bazıları da Mao’nun belirttiği gibi “Bir zamanlar pek gözde olan Marksizmi, sanki, artık modası geçmiş gibi görüyorlar” ve “halk arasındaki çelişkiler”den olan milliyetler arasındaki çelişkileri uzlaşmaz çelişkiler gibi ele alarak bölücülük yapmaktan geri durmuyorlar. Farklı mezhep mensupları arasındaki çelişkileri de bu kapsam içinde ele almak gerekir. Oysaki Marksist tavır bu tür çelişkileri derinleştirmek değil, ortadan kaldırmaktır.” (Mao, Pratik ve Çelişki Üzerine, s. 178 – 179, Epos Y.)

Marksizm’i günümüz koşullarında devrimci biçimde ele almak-yorumlamak, her şeyden önce emperyalizmin dünya halklarının baş düşmanı olduğunu savunmaktan geçer. Haksız savaşların, işgallerin, hak-hukuk tanımazlığın, dünyadaki açlığın, yoksulluğun, göçlerin ve kitlesel ölümlerin baş sorumlusunun emperyalizm olduğunu savunmayanlar gerçek Marksist olamazlar. Marksizm’in temel kavramlarını ve ilkelerini benimseyen, bunların özüne sadık kalarak günümüz koşullarında geliştirmeye çalışan devrimci sosyalistler, insanlığın özellikle son yüzyıllarda kat ettiği ilerici-akılcı gelişmeleri, bilimsel bilginin gelişimini, laikliği, insan haklarını, demokratikleşmeyi vb. tahrip eden emperyalizme ve onun yeni politikalarına karşı çıkmak zorundadırlar.

Günümüzde bu sömürgeci ve her türlü gericiliğin (dincilik-mezhepçilik ve emperyalizmin etkisi altındaki milliyetçilik başta olmak üzere) kaynağı olan bu güce karşı bütün dünya halklarını ve kendi halkını mücadeleye çağırmak devrimci sosyalistlerin birinci görevleridir. Bu görevimizi yerine getirirken, bizimki gibi emperyalizmin yeni sömürgeci politikalarının (geri bıraktırılmış ülkeler yönünden neoliberalizmi de bu politikalardan saymak gerekir) etkisi altına sokulan, uluslararası mali sermayenin içselleştirildiği ülkelerde, emperyalizme karşı mücadelenin belirleyici olduğunu, bu mücadeleyi esas almadan kapitalizme karşı çıkmanın devrimci bir anlamının olmayacağının bilinmesi gerekir.

İnsanlığın kazanımları olan bilimsel-akılcı-aydınlanmacı gelişmeleri durdurmayı, laik ve demokratik ulusal devlet modelini parçalamayı ve hatta toplumları Ortaçağ karanlığına geri götürmeyi amaçlayan emperyalist politikalara karşı ideolojik, siyasi ve pratik düzlemde mücadele edenler Marksizm’in günümüzdeki gerçek savunucuları ve devrimci mücadelenin militanlarıdır. Devrimci Marksistlerin belirleyici özelliği, anti-emperyalist mücadelenin akılcı-laik-bilimsel çizgide demokratik devrimci bir yoldan geliştirilmesine ve sosyalizme ulaşılmasına en ön saflarda hizmet etmeleridir. Elbette ki bu uzun, zorlu ve inişli-çıkışlı yolculuk devrimci bir anlayışla, işçi sınıfının ideolojik öncülüğünde yapılacaktır. Türkiye’de işçi sınıfının günümüzdeki yetersizliği ve örgütsüzlüğü, halk kesimlerinin önemli kısmının gericiliğin etkisinde olması ve ülkenin ABD emperyalizminin tahakkümü altında bulunması yetmezmiş gibi yeni tehditleriyle karşı karşıya kalması, bu mücadelenin ülkenin ve toplumun en somut, en yakıcı sorunlarından hareketle başlatılmasını zorunlu kılmaktadır. Sosyalizmi kurma hedefinden asla vaz geçmeden bu sorunlarla baş edebilecek genişlikte ittifaklar siyaseti, örgütlenme (parti-kitle örgütlenmeleri vb.) ve çalışma anlayışı geliştirilmelidir.

Yukarıda anlatılan görüşlerin ışığında sorunlarımızı ve çözüm önerilerini biraz daha somutlayalım.

Birincisi, Türkiye Devrimi kime karşı mevzilenmeli, başka bir ifadeyle bu devrimin hedefinde kimler var, hedefleri nelerdir?

Baş hedef emperyalizmdir. Emperyalist sermaye ile ortak olan “yerli” tekelci sermaye ve yarı-feodal ilişkilerin önde gelen kesimleri Türkiye Devriminin karşısındaki hedeflerdir. Bunu şu şekilde de formüle edebiliriz: Asıl hedef, ABD emperyalizmi ve onun Türkiye’deki uzantılarıyla oluşturdukları diktatoryadır. Bugünkü gerici iktidar da, bütün popülist şovlarına rağmen, emperyalizm ve işbirlikçilerinin sömürü düzeninin koruyucusudur, bu oligarşik yapının en gerici parçasıdır. En gerici parçasıdır dememizin önemli nedeni – emperyalizmin siyasetini ülkede ve bölgede uygulamaktan başka – bu iktidar, yakın çevresini çeşitli yolsuzluklarla milyar dolarlık zenginliğe ulaştırarak büyük sermayenin önemli bir parçası haline getirmiş olması ve ortaçağcı anlayışları akla-laikliğe-bilime tercih etmesidir.

İkincisi, Devrimi kimler yapacak? Devrimin temel gücü Türkiye halkıdır. Devrimin hareket ettirici güçleri işçi sınıfı, köylülük, diğer emekçi kesimler (gençler, aydınlar, mühendisler, doktorlar, mimarlar vd.), emperyalizme ve içerdeki uzantılarına karşı çıkmaya istekli başka sınıflara mensup aklı, laikliği ve bilimi temel alan insanlardır. Bu arada köylülüğü devrimin itici güçleri arasında görmeyen ya da devrimdeki yerini küçümseyen düşünceler, devrim mücadelesine yarardan çok zarar veren eğilimlerdir. İşçilerin ve köylülerin nüfus içindeki oranları önemlidir ama üretim içindeki rolleri çok daha önemlidir.

Engels’in 1890’da J. Bloch’a yazdığı mektupta altını çizdiği gibi “Materyalist tarih anlayışına göre tarihte belirleyici etken, son kertede gerçek yaşamın üretimi ve yeniden üretimidir.” (K. Marx – F. Engels, Seçme Yazışmalar 2, s.235-36, Sol Yayınları, I. Baskı)

Tarihte gerçek yaşamın üretimini ve yeniden üretimini sağlayan güçler belirleyici olduğuna göre, toplumsal hayatın devamında ve gelişiminde belirleyici role sahip olması gerekenler gerçek yaşamı üretenler ve yeniden üretenlerdir. Bunlar sermaye sınıfını oluşturan sömürücüler, siyaset meydanını işgal eden işbirlikçi hazır yiyiciler, tefeci vurguncular, toplumun sırtından geçinen faizciler, rantiyeciler, komisyonerler ve ruhban sınıfını oluşturanlar değildir. Çağımızda tarihin tekerleğini döndürenler üretimi ve yeniden üretimi sağlayanlardır.  Bunlar işçi sınıfı, köylülük ve diğer üretici kesimlerdir. Bu sınıf ve tabakalar ekonomik alt yapının gerçek yaratıcıları olarak devrimin temel güçleridir.

(*)Engels’in 27 Ekim 1890’da C. Schmidt’e yazdı mektuptan, K. Marx-F.Engels Seçme Yazışmalar 2, s.239, Sol Y.

 

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!