Dipten gelen dalga

İlya Ehrenburg’un “Paris Düşerken”, “Fırtına” ve “Dipten Gelen Dalga” kitaplarından oluşan nehir romanı sosyalist gerçekçiliğin etkileyici dev eseridir. Bu romanı okuyan bir insana daha sonra okuyacağı çoğu roman yavan gelir, özellikle içerik yönünden boşlukta kalır.

“Paris Düşerken” isimli kitabında Ehrenburg, Hitler faşizminin yükselişiyle birlikte Avrupa’da meydana gelen gelişmeleri, İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşının patlayışını ve Paris’in Alman işgaline uğramasını anlatır.
“Fırtına” kitabı ise Nazi Almanya’sının Sovyetler Birliği’ne saldırısı, Sovyet halkının olağanüstü direnişi ve Almanların yenilgisi üzerinedir.

Ehrenburg iki ciltten oluşan üçüncü kitabı “Dipten Gelen Dalga” isimli eserinde ise İkinci savaş sonrasında kurulan yeni dünyayı, soğuk savaşın başlangıcını ve içyüzünü sergiler. Faşizmin alt edemediği Sovyetler Birliği ve sosyalizme karşı yürütülmeye başlanan sinsi Amerikan planlarını ve bu planların Paris’e uzanan yönlerini akıcı bir üslupla anlatır.

“Dipten gelen dalga” ifadesi ile Ehrenburg, emperyalizm ile sosyalizm arasındaki yeni mücadelenin yeni cephesindeki direniş güçlerinin mevzilenmesini kasteder.

***

24 Haziran seçimine giderken Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce’nin halk içindeki yükselişine de “Dipten gelen dalga” veya “ Dip dalgası” ismi veriliyor. “Dip dalgası” kavramı kullanılmıyordu ama 1973’te Ecevit’in halk içinde bulduğu karşılık bugünküyle benzerlik taşıyordu. 12 Mart faşizminin sıkboğaz ettiği halk çıkış yolunu Ecevit’in “Bu düzen değişmeli” sloganında bularak CHP’yi birinci parti yapmıştı. 12 Eylül faşizminden kurtulmak için 1982 anayasasını çok yüksek oranda onaylayan halk 1983 seçimlerinde hiç tanımadığı, Özal’a karşı “Köprüyü sattırmam” diyen Necdet Calp’ın Halkçı Partisi’ne yüzde 30’un üzerinde oy vererek nefes almaya çalıştı. (Sosyal demokratlar ve CHP bir daha bu oranda oy alamadılar.)

Şimdi ise halk, AKP faşizminden kurtulmanın çaresini Muharrem İnce’ye yönelmekte bulmaktadır.

Görüldüğü gibi halkımız her yoğun baskı ve gericilik döneminden çıkarken kendine yakın bulduğu, geniş kitleleri etrafında toplayabilecek özelliklerde gördüğü kişi ve partilere yönelmektedir. Bu gibi durumlarda halk ilkesel davranmaktan çok, üzerindeki ekonomik, siyasi, yasal-keyfi baskıları ve diğer olumsuzlukları kaldıracağını düşündüğü kişi ve partileri desteklemektedir. İlkeleri sonraya erteleyebilmekte, nefes almak istemektedir. Halkın bu özelliğini göremeyen aydınlar, solcular bizim toplumu anlayamazlar. Bu halkın en belirgin özelliklerinden birisi pragmatikliğidir, güncel düşünmesidir. Kimisi bunu sağduyu olarak da adlandırır.

“Bu çözüm değil” diyebilirsiniz. Önemli ölçülerde haklı da olabilirsiniz. Ama gerçek çareyi bulmak, üretebilmek için bu gerçekliği bilmek zorundayız. Gerçekliğin ne olduğunu bilmeden kitaba göre tarifler yaparak hiçbir sonuca ulaşılamayacağını da en iyi devrimcilerin bilmesi gerekir.

***

Muharrem İnce giderek popülerleşiyor ve siyasi alanda yükseliyor. Çünkü halkın büyük bir kesimi AKP’nin ekonomideki başarısızlıklarından, ülkeyi krize sokmasından, siyasi baskılarından, ülkeyi özel mülkleri gibi yönetmeye kalkışmalarından, eğitim başta olmak üzere birçok alandaki gericileştirme faaliyetlerinden bıkmış durumda. Halk çıkış yolu arıyor, soluk almak istiyor. Bu sefer çıkış yolunu İnce’de görüyor. Erdoğan ise İnce’nin bu yükselişi karşısında şaşırmış durumda ve bocalıyor. Yanlış üstüne yanlış yapıyor, toplama kalabalıklarla durumu kurtarmaya çalışıyor.

Halk İnce’ye yöneliyor. Bunun adına ister “Dipten gelen dalga” deyin isterseniz başka bir şey deyin. Bu dalga elbette ki sosyalist bir hareketlenme değil ama gericiliğe, olağanüstü hal baskıcılığına, hukuksuzluklara, soyguna ve talana karşı yükselen demokrasi yanlısı ve Cumhuriyetçi bir gelişmedir. 12 Mart sonrasında halk bu dönemin baskılarından kurtulmak için Ecevit’e sarılmıştı şimdi de AKP’nin yarattığı boğucu havadan kurtulmak için İnce ile nefeslenmek istiyor.

***

Herkesin üzerinde düşünmesi gereken bir konu var: Seçim sathı mahalline girilmesiyle birlikte AKP liderliği ABD ve İngiltere başta olmak üzere Batılı emperyalistlerle çok özel görüşmeler yürütmeye başladı. Bunlar Amerikalılarla ve İngilizlerle seçime gidilirken ne konuşuyorlar, iktidarda kalabilmek için ne gibi tavizler veriyorlar? Seçimin gürültüsü içinde Suriye üzerinde mi anlaşma yapıyorlar? Kıbrıs’ta ve Ege’de yeni tavizler mi veriyorlar? Tefecilerle yeni borçlar için anlaşmalar mı yapmaya çalışıyorlar? Muhalefet seçime giderken bu soruları sormalı ve gerekli ikazları yapmalı… Sahi Zarrab davası ne oldu, bu ara unutturuldu…

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!