Emperyalizm Adalet İster mi?-Mehmet Ali Yılmaz

Ne emperyalizm ne de işbirlikçi iktidarlar adalet isterler. Adaletsizlik ve eşitsizlik geri bıraktırılmış ülkelerdeki sömürü, talan ve hegemonyanın kurulması ve sürdürmesi için olmazsa olmaz uygulamalardır.

Tarih boyunca sınıflı toplumlarda ezilen insanlık adalet ve eşitlik isteyegeldi ama egemenler bu istekleri görmezden gelmekle kalmadılar zorla bastırmaya da çalıştılar. Aristoteles de bu durumu “Politika, Kitap VI”da doğrular: “Zayıf daima adalet ve eşitlik ister, hâlbuki bunlar kuvvetlinin umurunda bile değildir.”

“Mekanikçi maddeci” Babeuf adaleti “herkese aynı şey” şeklinde anlar ve kesin eşitliğe dayandırır. Marx ise “herkese hakettiği şey” diyerek hakkı ve haklıyı esas alan adaleti savunur. Adaletin bir yönü de, insanlar arasında, toplumsal durumları ve bireylerin kişiliğini hesaba katmayan eşitliği kurmasıdır.

***

Kılıçdaroğlu’nu yollara düşüren adalet kavramı ile Marx’ın kastettiği adalet kavramı aynı şeyler değil. Kılıçdaroğlu, Marx’ın savunduğu “herkese hakkettiği” adaleti değil “herkese adalet”i istiyor. Yani liberalize edilmiş bir adaletten yana.

Kapitalist düzende adaleti herkes hak eder mi, yoksa bazı kesimler mi hak eder? Bu düzende adalet egemen sınıfın çıkarına göre dağıtılır ve ona göre işletilir. İşçi sınıfı ise adaleti hak ettiği halde onun lehine işletilmez. Emperyalizme bağımlı ülkemizde ise adalet öteden beri iki kez hakkaniyetsiz işletilmektedir. Dinci gericiliğin iktidarı döneminde (2002-2017) adalet giderek daha fazla hakkaniyetten uzaklaşmaktadır. Tek adam rejimiyle birlikte bu kavram tümüyle egemenler ve dinciler için işletilmeye başlanmıştır. Artık işçiler, köylüler, diğer emekçiler ve bütün ezilenler için adaletten söz edilemez hale gelinmiştir. Tek adam rejimiyle birlikte adalet de tekleştirilmiş, tamamen saray düzeninin bir parçası haline getirilmiştir.

Türkiye’de adaletin tümüyle yok edilmesi uluslararası tekelci sermayenin arayıp da bulamayacağı bir ortamdır. İşçi sınıfının hakkını arayamadığı koşulların ve adaletsizlik ortamının yaratıldığı bir ülke emperyalist sermayenin arayıp da bulamadığı bir yerdir. AKP yönetimi ülkemizde kısmen var olan adaleti yok ederek iktidarda kalmaya çalışırken; emperyalist sermayenin çıkarlarına da hizmetten geri kalmamaktadır. Bu gelişmeyle birlikte iktidarın baskıcı yanı daha fazla öne çıkmakta ve ülkenin ekonomik bağımlılığı artmaktadır.

Bu gidiş Kılıçdaroğlu’nun soyut adalet kavramıyla emekçilerin lehine değiştirilemez. Ancak “herkese hakkettiği adalet” anlayışı esas alınırsa emekçi sınıfların hakkı teslim edilmiş olur ve böylece adalet yerini bulmuş olur.  Böyle bir durumda emperyalizm ve içerdeki uzantıları hakkaniyetli adaletin ne olduğunu da anlarlar.

Bu gelişme ile Türkiye dünya halklarının gözünde saygın bir konuma kavuşacaktır.

Bu arada emperyalizme karşı tam bağımsızlığı, dinci gericiliğe –başta Fetö ve Akp yönetimi olmak üzere bütün dinci cemaat ve siyasal organizasyonların temsil ettiği akım- karşı bilimselliği, aydınlanmayı, laikliği, gerçek demokrasiyi savunan ilerici güçler ve kişilerin ancak hakkı, hukuku ve adaleti sağlayabilecekleri de unutulmamalı.

Adalet somut hayattan soyutlanarak gerçeklikten koparılır. Emil Zola’nın dediği gibi adalet ancak hakikatten doğar. Hakikatten doğan hakkaniyetli adalet, ülkemiz üzerinde emperyalizmin kurduğu hegemonyaya ve işbirlikçilerine karşı verilen mücadeleyle gerçekleşecek.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!