Emperyalizme Ve Gericiliğe Karşı Mücadele Bir Bütündür- Onur Aydemir

Son günlerde mevcut gerici gündeme ilişkin yapılan değerlendirmelerde üç hatalı yaklaşım göze çarpmaktadır.

 

  1. Emperyalizm olgusu dikkate alınmadan, mevcut gerici iktidara karşı, başta Avrupa Birliği (AB) ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’nin dış desteği kazanılarak iktidar alternatifi olunabileceğine dair kronikleşmiş bir yanlış politika devam ettirilmeye çalışılmaktadır. Bu yanlış politika; sivil itaatsizlik, pasif direniş biçimleri ve muğlâk-eklektik bir söylem üzerine siyaset kurmak gibi bir garabete yol açmaktadır. Cumhuriyetçi kitlelere önderlik etme misyonunu nesnel olarak üzerinde taşıyan ana muhalefet partisi yöneticileri, AKP felaketinde birinci derecede sorumlu olan liberal elitlerle işbirliği yaparak karşı-hegemonya kurulacağını zannetmektedir. Bu durum, Cumhuriyetçi önderlik ile potansiyel güçler arasında oportünist bir ilişki tarzı tariflemektedir ki bu tutum nihai kertede mevcut potansiyelin tedricen eritilmesine hizmet edecektir.

 

  1. Bu çizginin dışında, emperyalizme karşı mücadele kisvesi altında mevcut iktidarın gerici gündemini görmezden gelmeye, meşrulaştırmaya, maniple etmeye çalışan bir başka duruş gözlenmektedir. Bu çevrelerin emperyalizm olgusundan ne anladığını bilemeyiz ama, Türkiye orijinalitesinde emperyalistlerin işbirlikçileri daima gerici-feodal ilişkilerden yararlanan güçler olmuştur. Bu gerici ittifakın tarihsel niteliği bir tür “gerici güçler koalisyonudur” (formülasyon D. Avcıoğlu’na aittir). İlk önce ABD, daha sonra AB bu ittifakın kontrol ettiği kitlesel gücü kendi çıkarları doğrultusunda mobilize ederek bir süre kullanmışlar; önce anti-komünizm adı altında ilerici güçleri tasfiye ederek demokratik devrimi yarıda bıraktırmış sonra da AB reformları adı altında eşitsiz ilişkiler geliştirerek sömürgeciliği derinleştirmişlerdir. Bu çevreler AKP ile emperyalizm arasındaki çelişkileri keskinleştireceklerini zannediyorlarsa ham hayal peşindedirler. Zira ilişkinin doğası gereği bu eşitsiz bir pazarlık sürecidir, kitle mobilizasyonu en yüksek olan siyasal güç ile sürece yayılan bir pazarlık yapılır ki günümüz koşullarında bu güç AKP’dir.

 

  1. Demokratik devriminin önemini ve zaruretini küçümseyen, mevcut politik konjonktürü şematik, dogmatik biçimlerde yorumlayarak kendi siyasi geleneğine “ters düşmemeye çalışan” bir başka çevre daha vardır. Her koşulda aynı politik programı önermek bilimin yerine saçma’yı koymaktır. Demokratik devrimin tamamlanması ile bu gündemin emperyalist bağımlılık ilişkilerini tamamen koparacak biçimde radikal bir dönüşüme götürülmesi kesintisiz bir sürecin konusudur. Tarihte köklü dönüşümler ancak bir süreç olarak görülürse sağlıklı biçimde anlaşılabilir. Düzeni reforme etmemek ne kadar doğru bir tavırsa, politik müdahaleyi liberalizm karşıtlığına indirgemek de o kadar yanlış bir tavırdır.

 

Mevcut çelişkilerin halk gerçekliğinde yorumlanarak yeni bir siyasal programa tahvil edilebilmesi, bütün bu eğilimlerden daha farklı ve yaratıcı bir düşünme tarzını gerektirmektedir. Hiçbir toplumsal alan boş bırakılmamalıdır. Saf anlamda siyaset yapılmalıdır. Gerçek toplumsal muhalefet ancak bu şekilde gelişebilir. Ne bir avuç entelektüelin kendi dar cemaatlerinde durmaksızın durum tahlili yapmaları ne de küçük iktidar hesapları mevcut köklü sorunlara bir çözüm önerebilir. Yeni koşullara uygun, özgün ve gerçekçi bir yaklaşım bugün ülkemizin en önemli ihtiyacı olarak ortaya çıkmaktadır.

 

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!