Enerji Sektöründe Stratejik Kamu Mülkiyetinin ve Planlamanın Önemi- Oğuz Türkyılmaz

Okura önemli Not : Makale ile ilgili görüşlerinizi, eleştirilerinizi ve katkılarınızı

yazarın e-posta adresine (oguz.turkyilmaz@mmo.org.tr) bildirmeniz önemle rica olunur.

 

GİRİŞ VE ÇERÇEVE

Dünyada tüm ülkeleri pençesine alan ve giderek derinleşen ekonomik kriz ortamında stratejik kamu mülkiyeti; halkın geniş kesimlerinin ihtiyaçlarının karşılanması açısından önem kazanmaktadır. Beş yıldır süren ve tüm ülkeleri etkileyen ve etkileri giderek artan kapitalizmin bu krizi, kamu işletmelerinin önemini daha da arttırmıştır. İzledikleri neoliberal politikalarla tüm kamusal hizmet alanlarını özel sermayeye açan ve kamu işletmelerini özel tekellere devreden  kapitalist ülke yönetimleri, kriz koşullarında devasa ve içinden çıkılamaz hale gelmiş olan kamu finansmanı sorunlarına çözüm yollarından biri olarak da, özelleştirmeye ağırlık vermişlerdir. Bankaları ve finans şirketlerini kurtarmak için tarihte görülmemiş ölçüde borçlanan bu devletler, bu kez de kamu borcunun artışıyla mali bir krizin pençesine düşmüşlerdir. Kamu hizmeti sağlayan kuruluşların özelleştirilmesi nedeniyle kamunun finansman olanakları sınırlanmıştır. Bu durum, soruna hiçbir çözüm sağlamamakta, yalnızca sermayeye yeni karlı yatırım alanları açmaya yaramaktadır.

Oysa başta eğitim, sağlık, kitle ulaşımı, enerji, su temini, toplu konut vb. alanlarda kamu kesiminin etkin olması zorunludur.

Bu bildiride, enerji sektöründe, özel olarak elektrik sektöründe, stratejik kamu mülkiyetinin  ve planlamanın önemi anlatılacaktır.

Enerji sektöründe kamusal planlama, üretim ve denetim aşağıdaki nedenlerle zorunludur.

1. Kamu sektörü enerji alanındaki yatırımlarında yalnızca kâr beklentisiyle hareket etmez. Planlama sistematiğine dayalı uzun vadeli öngörülerle, enerji ihtiyacının, tekil şirket çıkarlarını değil, kamusal ve ulusal çıkarları gözeterek, sürdürülebilir, güvenli ve geniş kesimlerin yararlanmasına imkan verecek düşük maliyetle teminini esas alır.

2.Yalnızca kâr odaklı üretim yapmayarak, yeterince kârlı olmadığı durumlarda bile üretimi durdurmayıp sürdürerek arz güvenliğini sağlama amacını gözetir.

3.Yerli kaynaklara dayalı ve enerji ekipmanlarının yurt-içinde üretimini öngören projelere ağırlık vererek:

a) Özellikle geri kalmış bölgelerde doğrudan ve dolaylı istihdam olanaklarının artmasına  imkan sağlayacaktır;

b) Yurtdışından ithal edilen enerji girdileri ithalatını azaltarak, hem dışa bağımlığı, hem de dış ticaret açığının en büyük nedeni olarak gösterilen enerji girdileri ithalatı faturasını düşürecektir;

c) Yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarının daha yaygın kullanımıyla elektrik fiyat artışlarının hızını kesebilecektir;

d) Enerji ekipmanlarının yerli olarak üretimine ağırlık vererek yerli sanayinin gelişimini sağlayacak, yurt içinde üretilen katma değeri arttıracak, enerji ekipmanları ithalatı faturasını düşürecektir.

YENİ BİR KAMU SEKTÖRÜ VE İŞLETMECİLİĞİ ANLAYIŞI

Kamu işletmelerinin ve kuruluşlarının bu işlevleri yerine getirmeleri için yeniden düzenlenmeleri gerekir. Kamunun denetimine açık ve iyi denetlenen, toplumsal açıdan sorumlu duruma getirilecek bir kamu finans sistemi ile vatandaşlara ve sosyal programlara, bölgesel ve yerel girişimlere ve ağlara kaynak sağlanabilir. Böylece enerji, kitle ulaşımı, su temini, toplu konut, kentsel altyapı, eğitim, sağlık, sosyal güvenlik ve çevrenin korunması gibi alanlarda toplumsal açıdan yararlı faaliyetler desteklenebilir.

Bu girişimlere destek olacak bir kamu kesimi finans sistemi, toplumsal fonlara erişmede yardımcı olarak, bu toplumsal finans kaynaklarının toplumsal projelere tahsis edilmesini ve işleyişlerinde toplumun geniş kesimlerinin söz sahibi olması yoluyla işleyişlerinin demokratik hale getirilmesini gerçekleştirir. Bu yolla örneğin demiryolları, elektrik üretimi, iletimi ve dağıtımı, su üretimi ve dağıtımı, toplu konut  ve diğer sosyal fayda yaratan alanlarda oluşturulacak tekeller yoluyla kamu mülkiyetinde olan, iyi yönetilen ve denetlenen bir sistem oluşturmak mümkün olabilir.

Sermaye iktidarlarınca sürdürülen ve kamu sektörünü siyasal iktidarın arpalığı olarak gören, nitelikli insan gücünü yok eden yönetim anlayışı kesinlikle kabul edilemez. Kamu mülkiyetindeki bu tür kuruluşların özerk olmaları; çalışanlarının yönetim ve denetimde söz ve karar sahibi olduğu, bağımsız ve liyakati ve yeterliliği esas alan profesyonel yönetime sahip olmaları; kayıt, hesap ve işlemlerinin  erişilebilir ve şeffaf olmaları; bu kuruluşlara sunulan kaynakların daha iyi ve belirlenen amaçlara uygun şekilde kullanılmasını sağlayabilecektir. Bunun için verimliliği arttırmaya yönelik bir yönetim modeli oluşturulmalıdır. Bu yolla kamu mülkiyetindeki kuruluşların, kendilerine kamu tarafından sağlanan fonları ve kaynakları, kamunun kendilerine gösterdiği hedefler ve kuruluş amaçları doğrultusunda en iyi şekilde kullanarak daha yüksek bir toplumsal fayda yaratmaları sağlanabilir. Kamu mülkiyetindeki kuruluşların bağımsız ve özerk olmaları; bu kuruluşların istihdam sağlama ve kaynak kullanma açısından, o günkü siyasi iktidarların etkilerinden uzak olmalarını da sağlar.

Günümüzde kamu mülkiyetindeki kuruluşların varlıklarını sürdürebilmeleri ve toplumsal yarar amaçlarını gerçekleştirebilmeleri ancak bunların rekabet gücüne sahip olmaları ve ellerindeki kaynakları verimlilik ilkelerine uygun şekilde kullanabilmeleri ile mümkündür. Aksi halde ellerindeki kaynakların giderek azalması ve işlevlerini yerine getirememeleri durumu ortaya çıkacaktır. Kamu tarafından sağlanan  kaynakların iyi bir şekilde kullanılması, sonuçta toplumun yararının gözetilmesi ve topluma fayda yaratılması anlamına gelmektedir. Kamu işletmelerinde verimlilik artışı sağlanması bu artışların bir bölümünün o kuruluşlarda çalışanlara aktarılması yoluyla maaş ve ücretlerin arttırılmasına da olanak sağlar.

Toplumun yeni bir kamu kesimine ve mülkiyetine olan ihtiyacı, son beş yıldır süren ve 1920’dan bu yana yaşananlar arasında en derin ve en şiddetlisi olan krizin etkileri karşısında daha da artmıştır. Yeni bir kamu mülkiyeti kavramı, kamu kurumlarının kamusal çıkarlar doğrultusunda çalışanları tarafından yönetilmesi ve denetlenmesiyle, bu kuruluş faaliyetlerinin daha verimli ve etkin kılınmasına, böylece kamusal hizmet niteliğinin ve niceliğinin arttırılmasına imkan verecektir. Bu kuruluşlarda çalışanların çıkarları ile vatandaşların çıkarları arasında bir denge kurulması, geniş anlamda kamunun çıkarlarının korunmasını sağlayacaktır. Kamu çıkarının korunması için çalışanların ve toplumdaki bireylerin bilgiye ulaşması, sorunların tartışılmasını ve karar alma süreçlerine katılmasını sağlanabilir. Bu yolla demokratik açıdan hesap verilebilirlik de gerçekleşecektir.

Yeniden kurgulanan stratejik bir kamu mülkiyeti anlayışının uygulamasıyla, kapitalist toplumun sınırları içinde bile kamu çıkarlarının korunmasına ve sürdürülebilirliğinin sağlanmasına katkıda bulunmak imkan dahilindedir. Böylece günümüzde kamu mülkiyetine yönelik olarak daha da hızlanan neoliberal saldırılar karşısında topluma hizmet amacının gerçekleştirilmesi ve kamunun çıkarlarının korunması mümkün olur.

TÜRKİYE’DE ELEKTRİK ÜRETİM YATIRIMLARI İÇİN MEVCUT MEVZUAT VE

UYGULAMALAR

Bilindiği üzere elektrik enerjisi tüketimine ihtiyaç duyulduğu anda üretilmesi gereken bir üründür. Diğer yandan elektrik üretim yatırımları uzun süren ve oldukça pahalı yatırımlardır. Ayrıca, günümüzde toplumsal refahın daha iyiye gidecek şekilde sürmesi için artık yaşantımızın vazgeçilmez bir unsurudur. Bu nedenlerden dolayı, elektrik enerjisi üretim yatırımlarının gerektiği kadar ve zamanında gerçekleştirilmesi oldukça önem arz etmektedir. İhtiyaç duyulduğu kadar yapılması gerektiği gibi, pahalı olduğu için atıl kapasite kalacak şekilde yatırım yapılmamalıdır.

1980’li yıllara kadar, neredeyse tüm dünyada elektrik enerjisi devlet tarafından doğrudan ya da devlet adına özel sermaye tarafından bir kamu hizmeti olarak topluma sunulmuştur. Ancak 1980’li yılların ortalarından itibaren, dünya ölçeğinde dayatılan neoliberal politikalarla, Avrupa’da elektrik enerjisinin de bir piyasa ürünü olabileceği tartışılmaya başlamış ve öncülüğünü İngiltere’nin yaptığı elektrik faaliyetlerinde serbest piyasa uygulamasına geçiş yolları aranmaya başlanmıştır. Elektrik faaliyetlerinde serbest piyasa uygulamasına geçiş süreci oldukça karmaşık olmuş ve çok çeşitli neoliberal piyasa yapısı modelleri denenmeye çalışılmıştır. Bu modeller kısaca; elektrik üretiminde merkezi bir alıcı tanımlanıp değişik üreticilerden satın alma uygulaması, Havuz Sistemi olarak da adlandırılan Merkezi Alıcı Merkezi Satıcı Modeli, ihtiyacı olanların kendi elektrik enerjisini üretebilmesi modeli (Türkiye’de Otoprodüktör olarak yaygınlaşmış ve daha fazla uygulanmıştır) ve son olarak da tam rekabete dayalı serbest piyasa uygulaması olarak özetlenebilir. Avrupa’da bu gelişmelerin öncülüğünü İngiltere yaparken; diğer bazı Kıta Avrupa’sı ülkeleri ya aynı yolu izlememişler ya da başlangıçta çekimser kalarak sonradan izlemeye başlamışlardır. 2001 yılından itibaren, Türkiye de, tam rekabete dayalı serbest piyasa yaklaşımını benimsemiş ve  uygulamaya başlamıştır. İngiltere’de izlenen serbest piyasa modeli aynen alınmış olup, halen Türkiye elektrik sektöründe uygulanmaya devam etmektedir.

Elektrik sektöründe serbest piyasa uygulaması temel olarak 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu (EPK) ile tanımlanmış ve bu kanun çerçevesinde hayata geçirilen ikincil mevzuatla bu yapının uygulaması başlamıştır. EPK esas olarak elektrik enerjisi faaliyetlerini üretim, iletim, dağıtım, toptan satış, perakende satış ve ithalat-ihracat olarak tanımlamakta ve iletim dışında her bir faaliyetin kendi içinde katılımcılar arasında rekabet oluşmasını öngörmekte, bu faaliyetlerin her birinde özel sermaye şirketlerinin etkin olmasının yolunu açmaktadır. Uygulanan serbest piyasa modelinin temelini; elektrik enerjisi tedarikçileri ile tüketiciler arasında ikili anlaşmaların oluşması ve devletin bu piyasada etkin olmaması oluşturmaktadır. Bu durumda da her bir tedarikçi (üretici) kendi müşterisini, her bir müşteri de kendi tedarikçisini bulmak zorundadır. Ancak 2002 yılından bu yana bu yaklaşımın ne kadar hayata geçebildiği ayrı bir tartışma konusudur.

Burada elektrik üretim faaliyeti ve bu faaliyet için yeni yatırımların gerçekleştirilebilmesi durumu üzerinde durulması ve öncelikle EPK’nın elektrik üretiminde yeni yatırımlar konusundaki hükümlerinin bir çözümlemesinin yapılması ve üretim yatırımlarının sürecinin incelenmesi yararlı olacaktır.

Yeni elektrik üretim tesisi yatırımlarının yapılabilmesi için mevcut mevzuata göre bir yatırımcı nerede ise;

  • İstediği yerde
  • İstediği kaynak ile
  • İstediği kapasitede
  • İstediği zaman aralığında
  • İstediği (elde edebildiği) teknoloji ile
  • Karşılaştığı verimlilikte
  • Finansman ihtiyacını önceden karşılamasına gerek kalmadan

yatırıma başlayabilmekte, yatırım koşullara göre gecikebilmekte, zora geldiği zaman da yatırımcı lisansını satmak ya da iptal etmek yoluyla terk edebilmektedir.

Mevcut mevzuatla öngörülen üretim yatırımlarının gerçekleştirilmesi süreci ise, yine EPK’da tanımlanmış ve Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) tarafından yönetilmektedir. Üretim yatırımı yapmak isteyen bir yatırımcı EPDK’ya ilk başvurusunu yaptıktan sonra, elektrik iletim sistemine bağlantı yapılması için Türkiye Elektrik İletim A.Ş (TEİAŞ) görüşü alınmaktadır. Mevzuat iyi incelendiğinde TEİAŞ’ın bir bağlantı başvurusunu kabul etmeme durumu olmadığı anlaşılacaktır. İletim sistemine bağlantı görüşü alındıktan sonra başvuru için EPDK tarafından lisans verilmektedir.

Lisans verilme sürecinde, bu üretim yatırımının yeri, zamanlaması, kapasitesinin ihtiyaca yönelik olup olmadığı, kaynağın verimli kullanılıp kullanılmadığı, seçilen teknolojinin niteliği ve ülke koşullarına uygunluğu ve maliyet açısından verimli olup olmadığı gibi hususlar irdelenmemektedir. EPDK yalnızca verilen lisansların sayısını ve kurulması hedeflenen kapasiteleri vurgulamakta ve özel sektör yatırımcılarının lisans alan projeleri hayata geçirmesini beklemektedir.

Elektrik üretim tesisleri için EPDK’nın hükümleri ve uygulanan süreç göz önüne alındığında, Türkiye elektrik sektörü için büyük bir belirsizliğin ortaya çıktığı görülmektedir. Türkiye’nin artan elektrik talebini karşılamak üzere yeni üretim yatırımlarının yapılması gerekliliği devam ettikçe bu konudaki belirsizlikler de paralel olarak devam edecektir. Bu durumda çok yakın gelecek dahil 5, 10, 20, 50 yıl sonrasında elektrik sektörüyle ilgili gelişmeler hakkında bir görüş söylemek mümkün olamayacaktır.

ELEKTRİK ENERJİSİNDE PLANSIZ  UYGULAMALARLA NEREYE GİDİYORUZ?

Elektrik sektöründe serbest piyasa uygulamasının başladığı tarih olan 03.09.2002 tarihinden bu yana yukarıda açıklanan süreç içinde oldukça fazla sayıda elektrik üretim tesisi lisansı alınmıştır. Şubat 2012 itibarıyla, özel sektör tarafından devreye alınan tüm santrallerin toplam kurulu gücü 16.017,7 MW’dir. Devreye giren özel sektör elektrik üretim santralleri içinde:

– 24 santral ve toplam kurulu güçte % 44,1’lik payla doğal gaz birinci sırada,

– 206 santral ve toplam kurulu güçte % 24,4’lik payla HES’ler ikinci sırada,

– 8 proje ve  toplam kurulu güçte %15,2’lik payla ithal kömür üçüncü sırada

yer almaktadır.

Yakın geçmişte yaşanan ve etkisi halen devam etmekte olan ekonomik krizin yatırımlar için finansman bulunmasına neden olduğu zorluk günümüzde iyice belirginleşmiştir. Bunun sonucu olarak piyasada, kesinlikle önlem alınması gereken lisans hakkı satışlarının hızlı bir artış gösterdiği bilinen bir gerçektir. Bu lisans hakkı devirleri ve şirket satın almaları yoluyla, parası olan veya para bulma olasılığı bulunan herkes elektrik üretim yatırımına yönelebilmekte, sektörle ilgili teknik çalışmalar ve bilgi birikimleri ihmal edilebilmektedir. Diğer taraftan, aslında bir elektrik üretim tesisi yapmak üzere alınmış lisans kapsamında belirtilmiş olan önemli unsurlardan birisi tesisin işletmeye gireceği tarihtir. Son zamanlarda, öngörülen bu tarihlerin ertelenerek geciktiği ve yasal olarak gereken yaptırımların uygulanmadığı da bilinen diğer bir gerçektir. Lisans hükümlerinin zamanında ve doğru olarak yerine getirilemeyişinin sektörde birçok sorunu ortaya çıkaracağının sektörün çeşitli ilgilileri tarafından tartışıldığı görülmektedir. Aynı çevreler bu lisanslar için bir izleme ve disiplin altına alma uygulamasının gerçekleştirilmesi gerektiğini de dile getirmektedir. Çünkü oldukça büyük kapasitede üretim tesisleri için lisans alınmış durumdayken, bunların çok azının yatırımına başlanmış olması ve bu az miktardaki yatırıma başlayan tesislerin de öngörülen tamamlanma tarihlerinin gecikmesi sektör ilgilileri üzerinde ciddi kaygılar uyandırmaktadır. Ancak mevcut mevzuat ve buna bağlı olarak yürütülen uygulamalar çerçevesinde lisans verme uygulamasında ve yatırımların izlenmesinde bir disiplin içinde hareket edilmesi olası görünmemektedir

I

(*) Temmuz 2012 döneminde ilerleme raporu sunulmayan veya sunulan ilerleme raporunda ilerleme oranları belirtilmeyen projeler.

Yukarıdaki tabloya göre yatırım gerçekleşme oranı %35’in üzerinde olan santral yatırımlarının toplam santral kapasiteleri içindeki payı yalnızca %24,23’dür. Öte yandan, gerçekleşme oranı % 10’un altında olan santrallerin toplam kurulu güç içindeki payı % 50,22’dir. Bilgi vermeyenlerle birlikte, lisans alan yatırımların %60.69’unun henüz yatırıma başlamadığı söylenebilir.

Kasım  2012 tarihli bir EPDK çalışmasına göre lisans alma öncesinde bulunan başvuruların durumu  ise aşağıdaki gibidir.

EPDK’nın Kasım 2012 tarihli tablosundaki bilgiler çarpıcıdır. Türkiye’nin Ekim 2012 sonu itibarıyla 56 000 MW’ye ulaşan kurulu gücünün yanı sıra Temmuz 2012 EPDK Yatırım Gerçekleşme verilerine göre toplam 47.151,10 MW kapasitedeki projelerin de yatırımı sürmektedir. Bu projelerin de devreye girmesiyle kurulu gücün önümüzdeki yıllar içinde 103.000 MW’yi aşması söz konusudur.

ELEKTRİK ÜRETİMİ NEREYE?

Lisans alıp yatırımı süren  toplam 17.263,20 MW gücündeki doğal gaz santralı ile toplam 5.349,20 MW gücündeki ithal kömür santralı devreye girdiğinde, 22.612,30 MW’lik bu toplam kurulu güçün, yılda 49 hafta ve 8232 saat çalışacağı kabulüyle,   yıllık 186 milyar kWh bir üretim arzı oluşacaktır. Bu miktara yatırımı süren  toplam 20.291,10 MW gücündeki rüzgar ve hidrolik santralların devreye

girmesi ile 66,7 milyar kWh, 3.803,80 MW kapasitedeki linyit, asfaltit ve taşkömürü santrallarının üreteceği 24,7 milyar kWh ve diğer santralların  üreteceği 4,2 milyar kWh eklendiğinde, ilave üretim arzı 281 milyar kWh’a ulaşacaktır. 2012 üretim tahmini 240 milyar kWh olacağı dikkate alınırsa, toplam üretim potansiyeli 521 milyar kWh’a ulaşabilecektir.

EPDK’nın lisans almasını uygun bulduğu 19.237 MW kurulu güçteki 392 proje de, belgelerini tamamlayıp lisans alınca, toplam kapasite 122.388.10 MW’ye varacaktır. Lisans başvuruları inceleme-değerlendirme aşamasında olan toplam 22.378 MW kurulu güçteki 153 proje ile, başvuru aşamasındaki toplam 23.046 MW gücündeki 171 projenin de lisans alıp yatırıma geçmesi halinde kurulu güç toplam 167.812,10 MW olacaktır. Bu miktarların gerçekleşme olasılıkları kadar, gerekliliği de incelenmeli, tartışılmalı ve proje stoku gözden geçirilmelidir.

Lisans sürecinde olan tüm projelerin lisans alması  ve devreye girmesi halinde, doğal gaz ve ithal kömürden 405,9 milyar kWh, yerli linyit ve asfaltitten 9,2 milyar kWh, rüzgar ve hidrolikten 27,7 milyar kWh, diğer kaynaklardan da 5,5 milyar kWh olmak üzere toplam 448,5 milyar kWh üretim kapasitesi olacaktır.

Böylece, 2025’e kadar üretim potansiyeli 969 milyar kWh’e ulaşabilecektir. TEİAŞ, 2021 için 467 milyar kWh talep öngörürken, planlama olmadığı için 2020-2025 döneminde  bu miktarın iki katından fazla üretim yapabilecek projelerin fizibilitesi tartışmalıdır.

PLANSIZLIĞIN SONU: ARTAN DIŞA BAĞIMLILIK,DAHA  YÜKLÜ ENERJİ GİRDİLERİ İTHALATI FATURALARI

Toplam 16.148,60 MW  kapasitedeki  26 adet ithal kömüre dayalı elektrik üretim santraline ilişkin lisans başvuruları,  başvuru, inceleme-değerlendirme ve uygun bulma aşamasındadır. Bu santralların da lisans almasıyla, yatırımları sürenlerle birlikte, ithal kömüre dayalı santrallerin yaratacağı  ilave kapasite 21.497,70 MW’ye ulaşacaktır. Başka bir deyişle, mevcut Türkiye kurulu gücünün yüzde kırkına  yakın güçte ithal kömüre dayalı yeni santral kurulması söz konusudur.

                  Doğal gazda  durum  daha vahimdir. Lisans alıp, yatırımları süren santralların  kurulu gücü toplamı 17.263,20 MW’dir. Başvuru, inceleme-değerlendirme ve uygun bulma aşamasındaki santralların kurulu gücü ise 33.158,25 MW’dir. Bu santralların da lisans alması durumunda, lisans alıp yatırımı sürenlerle  birlikte kapasiteleri toplam 50.421,45 MW ve bugünkü toplam kurulu gücün yüzde doksanı düzeyinde  olan ilave doğal gaz santrali kurulacaktır. Bu santralların gereksineceği ek yıllık gaz ihtiyacı ise yaklaşık 70 milyar m3’ü aşmaktadır. Bu durumda  kurulması öngörülen yeni doğal gaz yakıtlı elektrik üretim santrallarının; gaz ihtiyaçlarının, hangi ülkeden, hangi anlaşmalarla, hangi boru hatlarıyla ve hangi yatırımlarla karşılanacağı ise merak  konusudur.

                  İleride yeterli gaz temin edilememesi halinde, lisans sahibi kuruluşların EPDK’dan almış oldukları lisansları müktesep hak olarak niteleyip, gaz arzından ETKB’yi sorumlu tutmalarına, “gaz arzının yetersiz olması nedeniyle elektrik üretimi yapamadıkları ve bu nedenle kazanç kaybına uğradıkları” gerekçesiyle hak iddia etmelerine ve bazı şaşmaz piyasa savunucularının bu çarpıklığı piyasa ekonomisinin gereği olarak öne sürmelerine şaşırmamak gerekir.

                  Yeni ithal kömür ve doğal gaz santrallarının yaratacağı toplam 71.919,15 MW kapasite ile, mevcut  toplam kurulu gücün %128,4’ü kadar, yeni ithal doğal gaz ve kömür yakıtlı santral tesis edilmiş olacaktır. ETKB ve EPDK‘nın sorumlu olduğu bu tablo, Türkiye’nin genel olarak dışa bağımlılığını, özel olarak elektrik üretimindeki dışa bağımlığını daha da perçinleyecektir.

                  Bu bilgiler, ETKB’nin Strateji Belgelerinde yer alan, “elektrik üretiminde doğal gazın payının %30’un altına düşürme” hedefinin maalesef boş bir hayal olarak kalacağını ortaya koymaktadır.

Sorunun bir diğer önemli boyutu da artacak dışa bağımlılığın ekonomik yüküdür. 2011’de toplam 54 milyar dolara ulaşan enerji girdileri ithalatının 2012’de 60 milyar doları aşması,  65 milyar dolara yaklaşması beklenmektedir.

Yatırımı sürenlerle, lisans alma sürecindeki tüm doğal gaz yakıtlı elektrik üretim santrallarının devreye girmesi halinde, enerji girdileri ithalatı, bugünkü fiyatlarla yılda 30  milyar dolar daha artacaktır.

Benzer şekilde, lisans alan ve lisans sürecinde olan ithal kömür santral projelerinin devreye girmesi, taşkömürü ithalatına ödenen bedelleri de katlayacaktır.

Siyasi iktidar dış ticaret açığının en büyük sorumlusu olarak enerji girdilerini gösterse de, izlediği politikalarla bu faturayı katlayacak adımlar atarak, enerji girdileri ithalatının 100 milyar doları aşmasına neden olacaktır.

NEDEN PLANLAMA ZORUNLU?

Yukarıdaki tablo ve açıklamalardan da görüleceği üzere, elektrik üretim tesisleri için oldukça büyük miktarda lisans verilmiş ve lisans alan yatırımlarda gerçekleşme oranları çok düşük seviyededir. Daha önce de değinildiği üzere elektrik enerjisi, tüketilmesi gerektiği anda üretilen bir üründür. Bu durum elektrik üretim yatırımlarının çok dikkatli yapılmasını gerektirir. Eksik kalan kapasite ülkede elektrik enerjisi yokluğuna neden olabileceği gibi zamanından önce ve fazladan yapılan yatırım da atıl olarak beklemek zorunda kalır. Yatırımcı lisans alırken, lisans üzerinde belirtilen miktarda kapasiteyi belirtilen tarihte sisteme eklemeyi de taahhüt etmiş olmaktadır. Bu tarihte tesisin işletmeye alınmaması lisans sahibinin yükümlülüğünü yerine getirmemesi anlamına gelir. Tesisin gecikmesi, yalnızca lisans sahibinin gelir elde etmesini etkilememekte, aynı zamanda, lisans üzerinde belirtilen miktar kadar kapasitenin sistemde eksik kalmasına ve dolayısıyla da sistemde çok ciddi aksamaya neden olabileceği anlamına gelmektedir. Sistemde eksik kapasitenin oluşmaması ve tesislerin atıl kalmaması için arzın talebe uygun olarak planlanması, yatırımların yakından izlenmesi ve zorunlu nedenler dışında geciken yatırımlara yaptırım uygulanması gerekir. Mevcut uygulamada planlama olmadığı gibi, üretim tesisi lisansları gerektiği gibi izlenememekte, gecikmeye karşı caydırıcı yaptırımlar uygulanmamaktadır. Hatta 4628 sayılı Kanun’un 11. maddesinde öngörülen ve yetersizliği bilinen cezai yaptırımlar bile tam olarak uygulanmamaktadır.

KAMUNUN ELİ BAĞLI

Mevcut yasal düzenlemede elektrik üretim yatırımlarının tamamının özel sektör şirketleri tarafından yapılması öngörülmektedir. 03.03.2001 tarihinde yürürlüğe girmiş olan 4628 sayılı EPK Yasas’nın 2. maddesi a) bendi 1. alt bendinde her ne kadar “Elektrik Üretim AŞ … gerektiğinde yeni üretim tesisleri kurabilir, kiralayabilir ve işletebilir…” hükmü bulunmakta ise de yasanın tümü göz önünde bulundurulduğunda bu maddenin uygulanabilir olmadığı kolaylıkla anlaşılabilmektedir. Zaten yukarıdaki bu hüküm 09.07.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5784 sayılı “Elektrik Piyasası Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” ile değiştirilmiş ve EÜAŞ’ın yeni üretim tesisi kurabileceği hükmü ortadan kaldırılmıştır. Bazı çevrelere göre bu maddenin değişmesinin EÜAŞ’ın yeni elektrik üretim tesisi yatırımı yapmasını engellemeyecektir. Ancak fiili durumda izlenen uygulamalara göre EÜAŞ’ın yeni tesis kurması kararının verilmesi ve gerçekleştirilmesi mümkün olamayacaktır.

Halen Türkiye’de yürürlükte olan ve tam serbest piyasa uygulamasını öngören 4628 sayılı EPK ve buna ilişkin ikincil mevzuat elektrik sektöründe yeni yatırımların bir plan dahilinde ele alınmasını engellemektedir. Bu durumun aksine 3154 sayılı “Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun”un 2. maddesi Bakanlığa diğer bazı görevlerin yanı sıra;

  • Ülkenin enerji ve tabii kaynaklara olan kısa ve uzun vadeli ihtiyacını belirlemek, temini için gerekli politikaların tespitine yardımcı olmak, planlamalarını yapmak,
  • Enerji ve tabii kaynakların ülke yararına, teknik icaplara ve ekonomik gelişmelere uygun olarak araştırılması, işletilmesi, geliştirilmesi, değerlendirilmesi, kontrolü ve korunması amacıyla genel politika esaslarının tespit ve tayinine yardımcı olmak, gerekli programları yapmak, plan ve projeleri hazırlamak veya hazırlatmak,
  • Bu kaynakların değerlendirilmesine yönelik arama, tesis kurma, işletme ve faydalanma haklarını vermek, gerektiğinde bu hakların devir, intikal, iptal işlemlerini yapmak, ipotek, istimlak ve diğer takyit edici hakları tesis etmek, bunların sicillerini tutmak ve muhafaza etmek,

görevlerini de vermektedir.

Bu son açıklanan ETKB görevleri ile 4628 sayılı EPK hükümlerinin çeliştiği önemli hususlar bulunmaktadır. ETKB görevleri arasında enerjiye olan (elektrik dahil) kısa ve uzun vadeli ihtiyaçların belirlenmesi ve ihtiyaç duyulan bu enerjinin (elektrik dahil) temin edilmesi veya temin ettirilmesi yer almaktadır. Bir anlamda elektrik enerjisi üretim yatırımlarının piyasa katılımcısı özel sektör tarafından yerine getirilemediği durumda yapılmış olan planlama çalışmaları çerçevesinde Bakanlık eliyle gerçekleştirilmesi öngörülmektedir.

5784 sayılı yasanın 6. maddesinde elektrik enerjisi arz güvenliğinin sağlanmasına ilişkin olarak eklenen Ek Madde 3, ETKB’nin görevlerini kısmen piyasa uygulamasına taşımış gibi görünse de yeterli değildir. Söz konusu bu maddede elektrik enerjisinin ileriye yönelik talep çalışmalarının ETKB tarafından ve bu talebi kullanarak kısa ve uzun vadeli elektrik enerjisi üretim planlama çalışmalarının TEİAŞ tarafından yerine getirilmesi öngörülmektedir. Ancak sonuçta bu plan sonuçlarının nasıl değerlendirileceği, yani yeni üretim tesisi yatırımları için bu planların nasıl göz önüne alınacağı konusunda bir hüküm bulunmamaktadır.

2012 yılı içinde ETKB tarafından hazırlanıp kamuoyu görüşüne sunulan Elektrik Piyasası Kanunu Tasarısı Taslağı’nda Arz Güvenliği başlığı altında elektrik sisteminin gelecekteki arz güvenliğinin sağlanmasına yönelik bazı hükümler getirilmektedir. Ancak, ETKB tarafından elektrik arz güvenliğinin izleneceği ve raporlanacağı belirtilmiş olsa da, esas olarak bir planlama çalışmasının yapılması gerekliliği ve bu planlama çalışması çerçevesinde sistem gelişmesinin sağlanacağı yönünde bir hüküm bulunmamaktadır. Biraz daha açık söylemek gerekirse, TEİAŞ tarafından iki yılda bir güncellenmek üzere elektrik enerjisi uzun dönem planlama çalışması yapılacağı ve bu çalışmaya göre ETKB tarafından her yılın sonunda bir arz güvenliği raporu yayımlanacağı belirtilmektedir. Arz güvenliğinin tehlikeye girdiğinin anlaşıldığı anda gerektiğinde kamuya ait elektrik üretim şirketlerine yeni üretim yatırımı yapma görevi verilebileceğinden söz edilmektedir.

Elektrik Enerjisi Arz Güvenliği Raporu’nun temeli ileriye yönelik olarak Talep-Arz Dengesi olmalıdır. Bu dengenin oluşturulabilmesi için elektrik tüketim talebi ile arz kapasitesi gelişimi beklentilerinin bilinmesi gerekmektedir. Yukarıda sunulan tablodaki lisans almış elektrik üretim tesisleri toplam kapasitesi göz önüne alındığında uzun bir süre yeterli kapasite olacağı çıkarımı yapılabilir. Ancak lisans almış bulunan bu miktardaki kapasitenin yıllara göre işletmeye girme durumu net olarak belirlenemediği için bazı yıllarda fazla kapasite yığılması olabileceği gibi talep artışına bağlı olarak bazı yıllarda kapasite sıkıntısı ortaya çıkması da olasıdır. Bir plan dahilinde belirlenmeyen ve gerçekleşme durumu hakkında kesinlik olmayan bu kapasitenin maliyeti de gerekenin çok üzerinde olabilecektir. Oysa, yıllara göre artması beklenen elektrik talebini zamanında, güvenilir şekilde, düşük maliyetli ve kaynak çeşitliliğini ve güvenliğini sağlamış olarak karşılamayı hedefleyen planlama çalışmaları yapılarak hem kapasite gelişiminin yeteri ve gereği kadar olması sağlanabilir hem de gelişen koşullara göre elektrik üretiminde kullanılabilecek kaynakların daha ekonomik olarak kullanılması sağlanabilir.

Bir plan dahilinde belirlenmeden lisans verilen ve yukarıda tabloda gösterilen kapasitenin işletmeye girmesi ile Türkiye elektrik iletim sisteminin gelişiminde de istenmeyen sonuçlar ortaya çıkabilecektir. Şu an itibariyle 56.000 MW seviyesine ulaşan kapasiteden üretilen elektrik enerjisinin iletilmesi için toplam 100.000 MVA’dan fazla trafo kapasitesi bulunmaktadır. Yukarıdaki tablolarda belirtilen yatırımı süren 47.151,10 MW kapasite ile lisans sürecinde olan  64.661 MW yeni kapasitenin sisteme dahil edilmesi halinde ihtiyaç duyulacak ek trafo  kapasitesinin ne kadar olacağı ve bu ilave ihtiyacın ne zaman hangi yatırımlarla  karşılanacağı da belirsizdir. Bu konuda bir çalışma yoktur ya da yatırımcılara ve kamuoyuna açıklanmamıştır. Bu miktardaki kapasitenin yıllara göre işletmeye giriş tarihleri belirsiz olduğu için iletim sisteminde olması gereken yenileme ve genişleme kapasitesinin de yıllara göre dağılımı da belirsizdir.

Elektrik enerjisi üretim kapasitesinin gelişim planlamasına ihtiyaç duyulmasının ana nedeni talep artışının yüksek olacağının beklenmesidir. Talep artışını belirleyen temel unsurlar olarak nüfus artış hızı, kentleşme artış hızı, sanayi sektörü büyüme beklentisi ve toplam GSYİH büyüme beklentisi gösterilmektedir. Bilindiği gibi elektrik enerjisi doğrudan bir ihtiyaç olarak günlük yaşamda kullanıldığı gibi dolaylı olarak başka ürünlerin girdisi olarak da kullanılmaktadır. Talep artışı hesapları yapılırken günlük yaşamda doğrudan ve dolaylı olarak kullanılacak elektrik enerjisi artış beklentisi iyi tahmin edilmelidir. Özellikle dolaylı olarak kullanılacak elektrik enerjisi talebi için sanayi sektörü büyüme beklentisi önemlidir. Sanayi sektöründe de alt sektörlerin büyüme beklentileri elektrik talebi hesaplarında önemli unsurdur. Tekstil, Demir-Çelik, Kağıt-Selüloz gibi bazı sanayi sektörleri çok yoğun elektrik tüketirken diğer bazı sektörler daha az elektrik tüketmektedir. İleriye yönelik olarak Türkiye’de gelişmesi beklenen sanayi alt sektörlerinin büyüme beklentileri elektrik tüketim/talep tahminlerine yansıtılmalıdır. Talebinin yıllara göre gelişimi göz önünde bulundurularak yeni yapılacak kapasite yatırımlarına yön verilmeli, böylece hem kapasite artışının yıllara göre dağılımı ihtiyacı karşılayacak kadar olması sağlanmalı hem de elektrik üretiminde kullanılabilecek yerli kaynakların en verimli bir şekilde değerlendirilmesi ve ithal kaynaklara duyulan ihtiyacın da gerektiği kadar olması sağlanmalıdır. Kısaca, ileriye yönelik olarak artması beklenen talebin sağlıklı, zamanında ve güvenilir olarak karşılanabilmesi için yeterli kapasite yatırımlarının yapılabilmesi yanı sıra elektrik üretiminde kullanılacak kaynakların da ekonomik olarak kullanılmasını sağlamak üzere Türkiye’nin elektrik sektöründe gelişim ve yatırım planları yapılması zorunludur.

Kamu elektrik üretim şirketlerinin bazı hidrolik santrallar dışında özelleştirileceği siyasal iktidar tarafından beyan edilmişken ve bu taahhüt yıllık programlarda yer alırken ve Hamitabat, Seyitömer, Kangal termik santrallarının özelleştirilmesi için ihaleye çıkılmışken, özelleştirme politika ve uygulamalarından kesin kes geri dönülmedikçe, “kamuya ait elektrik üretim şirketlerine yeni üretim yatırımı yapmaları” gerçekleşmesi mümkün olmayan bir şeydir.

Bilindiği gibi elektrik enerjisi üretim tesisleri yatırımları uzun vadede karara bağlanabilen, uzun bir süreçte gerçekleştirilebilen ve maliyeti oldukça yüksek yatırımlardır. Akşam ihtiyaç hissedilip sabaha tesisi sonlandırılabilen yatırımlar değildir. Elektrik enerjisi arz güvenliğinin sağlanmasında bir tehlike olduğu ancak birkaç yıl öncesinden tespit edilebilir ve gereken yatırımların kararı çok önceden belirlenir. Mevcut uygulamalarda ise üretim tesisleri yatırımı yapmak üzere başvuru olmaması değil, tam tersine gerekenin çok fazlası başvuru olduğu halde bazı yatırımların zamanında tamamlanamamış olması büyük risk taşımaktadır. Üretim tesisi yatırımı yapmak üzere mevcut durumda oldukça büyük miktarda kapasite bulunmakta olup, bu kapasitelerin önemli bir kısmı lisans da almıştır. Bunlara ilişkin miktarlar yukarıda tabloda gösterilmiştir. Başvurular ve alınan lisanslar göz önüne alındığında görünür zaman içinde elektrik enerjisi kapasite açığı hiçbir zaman beklenemeyecektir. Ancak bu başvurular ve lisansların gecikmesi veya gereken zamanda gerçekleşememesi arz güvenliğinde sıkıntıya neden olursa bunun önleminin alınması çok kolay olmayabilecektir. Yani akşam ortaya çıkan arz sıkıntısının sabaha giderilmesi mümkün olamayacaktır, arz güvenliğindeki tehlike ortaya çıkmadan stratejik olarak yatırım çözümlerinin belirlenmiş olması gerekmektedir. Bu da ancak, sağlıklı bir planlama çalışması ve bu planların uygulanması yoluyla olacaktır. Bugünkü durumda olduğu gibi, gelen her üretim tesisi yatırım başvurusunun kabul edilmesi ve lisans verilmesi; ancak alınmış olan bu lisansların gerçekleşmelerinin belirsizliğinin sürmesi, arz güvenliğinin tehlikeye girdiğinin anlaşılması halinde çözüm için çok geç kalınmış olduğu anlamına gelecektir.

Yukarıda söz edilen Elektrik Piyasası Kanunu Tasarısı Taslağı bütünüyle ve ayrıntılı olarak incelendiğinde elektrik enerjisinin sadece ticaretinin kanunlaştırıldığı anlaşılacaktır. Elektrik enerjisinde kaynak kullanım politikaları, üretim politikaları ve teknolojileri, arz güvenliği, kullanıcıların kaliteli elektrik enerjisine ulaşma olanakları gibi konuların eksik kaldığı görülmektedir. Bu tasarıyla ayrıca elektrik sektöründe, özellikle üretim ve dağıtım faaliyetinde, aslında sorumlulukların tanımlanmadığı anlaşılmaktadır. Üretim ve dağıtım faaliyetlerinde sorumlulukların ve sorumluların tanımlanmamış olması elektrik enerjisi faaliyetinde kamu hizmeti özelliğinin tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmektedir. Bu durumda da aslında elektrik faaliyetinde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın bir etkinliği kalmamaktadır. Elektrik enerjisinde üretimden dağıtıma kadar olan aşamada sunum güvenliği tam olarak serbest piyasada faaliyet gösteren katılımcılara bırakılmış ve elektrik arz güvenliğinin sağlanması faaliyet gösterenlerin kazanç sağlamalarına ilişkilendirilmiştir. Tasarı dikkatle incelenirse, gerek üretim aşamasında ve gerekse dağıtım aşamasında faaliyetlerin yerine getirilememesinden doğan arz sıkıntısının sorumlusu yoktur, cezası da sadece bu faaliyetten para kazanamamaktır. Buna ek olarak, yukarıda da açıklanmaya çalışıldığı gibi, artan talebin karşılanması için yeni kapasite yatırımlarının da piyasa katılımcıları tarafından gerçekleştirilmesi beklenmekte bu konuda da sorumluluk tanımı yapılmamaktadır. Gerekli yeni kapasitenin zamanında yapılamayacağının anlaşılması durumunda; ancak siyasi otoriteye görev tanımı yapılmakta, ancak bu tanım da günümüz koşullarında ve mevcut uygulamalar çerçevesinde neredeyse mümkün olamayacak durumdadır. Elektrik üretim ve dağıtım faaliyetlerinde siyasi sorumlulukların tanımlanmamış olması da doğal olarak Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığını sektörün dışında tutmaktadır. Siyasi sorumluluk adına Bakanlığın elektrik sektörünün dışında kalması bu sektörün faaliyetlerinin kamu adına yürütülmesinin terk edilmesi anlamına gelmektedir ki son tasarı da zaten elektrik sektöründe sadece ticari faaliyetleri kapsama almış arz güvenliği kavramını kapsam dışında tutmuştur.

Talebin yıllık olarak çok hızlı arttığı ülkemizde artık elektrik yokluğuna katlanmak durumu ile karşılaşılmamalıdır. Elektrik enerjisinin toplum açısından önemi göz önüne alındığında kamu hizmeti yükümlülüğü sürdürülmelidir. Elektrik üretiminde özel şirketlerin var olması bu kamu hizmeti yükümlülüğünün olmayacağı anlamına gelmemelidir. Gerek mevcut elektrik sistemindeki uygulamalar ve gerekse artan talebi karşılamak üzere yeni yapılması gereken üretim tesislerinin kaynaklarının, teknolojilerinin, zamanlamasının ve bölgesel konumlarının belirlenmesinde siyasi otoritenin hem yetkili hem de sorumlu olması gerekir. Bu konudaki sorumluluğu taşıyacak siyasi otoritenin de maliyet olarak düşük, çevre ile uyumlu ve toplumda her kesimin kolaylıkla ulaşabileceği elektrik enerjisi sunumunu serbest piyasadan beklemek yerine planlı bir gelişmeyle gerçekleştirmesi gerekmektedir.

Buraya kadar yapılan açıklamalarla elektrik üretim yatırımlarının sağlıklı olarak, ihtiyaç kadar ve zamanında gerçekleştirilebilmesi için, yasal düzenlemelerin yeterli olmadığı ve mevcut yasal düzenlemelerin bu yatırımları tamamen özel yatırımcı şirketlerin inisiyatifine bıraktığı ve aksamalar konusunda herhangi bir önlemin bulunmadığı açıklanmaya çalışılmıştır.

Bir yatırımcıya verilmiş olan üretim lisansı, bu yatırımcıya elektrik üretimi yapma hakkı kazandırırken aynı zamanda lisans hükümlerine göre belirlenmiş kapasiteyi yerine getirme sorumluluğunu da vermektedir. Eğer bu lisans kapsamındaki üretim tesisi zamanında bitirilemez ve bu nedenle yatırımcı şirket sistemde açık oluşmasına neden olursa, bu sorumluluğun kim tarafından yerine getirileceğinin tanımı şu an itibarıyla bulunmamaktadır. Neden olduğu sorumluluğu şirketin kendisi yerine getirmeli, gereken cezai yaptırım uygulanmalıdır. Elektrik enerjisinin kendine özgü olan anlık ihtiyaca göre üretilmesi gerekliliği kapasite açığının katlanılamaz olması demektir. Dolayısıyla bu konuda hata yapılmasının veya hataya neden olunmasının önüne geçmek için, yasal düzenlemeler ve gereken uygulamalar sağlıklı belirlenmeli ve bu konudaki süreç iyi yönetilmelidir.

Türkiye’de santrallerin yapım gerçeklemeleriyle daha önce verilen bilgiler, elektrik üretiminin ve tüketiminin yıllara göre gelişimi ve kaynaklara göre dağılımına ilişkin aşağıda yer alan veriler konuya neden bir kamusal planlama anlayışıyla yaklaşılması gerektiğini anlatmaktadır.

Türkiye elektrik iletim sisteminin yönetimi bilindiği üzere bir devlet kuruluşu olan TEİAŞ tarafından gerçekleştirilmektedir. Sektörde faaliyet gösteren katılımcılar doğal olarak elektrik sisteminin gelişmesine ve görünür zamandaki geleceğine ilişkin verilere ulaşmak isteyeceklerdir. Ancak son zamanlarda istatistiksel bilgilerin derlenip yayımlanmasında ve elektrik sistemine ilişkin güncel gelişmelerin açıklanmasında büyük eksiklikler olduğu dikkat çekmektedir. Hatta daha önceden yayımlanan bilgilerin bir kısmı şimdi yayımlanmamaktadır. Oysa, yürürlükte olan mevzuat gereği elektrik sistemiyle ilgili oldukça ayrıntılı bilgilerin kamuoyuna ve sektör katılımcılarına açıklanması zorunludur. Bu hususta  en çarpıcı örnek, Şebeke Yönetmeliği’nde kesin hüküm olarak yer almasına karşın Elektrik İletim Sistemi On Yıllık Gelişim Planı ve Elektrik Dağıtım Bölgelerinde On Yıllık Talep Tahmini şimdiye kadar hiç hazırlanıp yayımlanmamıştır. Oysa her iki çalışmaya hem sektör katılımcıları hem de kamuoyu tarafından ihtiyaç duyulmaktadır.

Türkiye elektrik sektöründe piyasa yapısına geçilmesi ve devamında özelleştirme sürecinde ayrıntılı bilgi ihtiyacının artmış olması gerekir. Ancak serbest piyasa yapısı öncesine göre bile yayımlanan bilgilerde gelişme olmadığı gibi daralma olmuştur. Bu durum sektörde yer alan ve yer almak isteyen birçok katılımcının gözünden kaçmaktadır. Birçok yatırımcı gerçekten bilgiye ihtiyaç duymamakta mıdır? Yoksa ihtiyacı olan bilgilere uygun olmayan bazı yollardan mı ulaşmaktadır? Türkiye’de elektrik sektörünün temel yapısı TEİAŞ tarafından oluşturulduğu ve elektrik sisteminin işletilmesi de bu kurum tarafından gerçekleştirildiği için, elektrik sektörünün bütünü hakkında ayrıntılı bilgilerin de bu kurum tarafından derlenip kullanıcılara sunulması gerekir. Elektrik sisteminin bütünü hakkında tüm bilgilere ulaşmak sadece sistem kullanıcılarının değil, ilgisi olan tüm vatandaşların ve sivil toplum kuruluşlarının hakkıdır. Sektöre ilgi gösteren yatırımcılar, elektrik sisteminin geleceğe yönelik gelişmeleri hakkında bilgilere sahip olmadan yatırım girişiminde bulunuyorlarsa ileride kendilerini nasıl tehlikelerin beklediğini hesap etmelidirler.

SEKTÖR ÖZEL TEKELLERE  DEVREDİLİYOR

Elektrik üretimi, toptan satışı ve  dağıtımında, rekabet getirileceği gerekçesiyle kamu varlığı özelleştirmeler eliyle yok edilirken, dağıtımda tek bir  özel sektör şirketler grubunun, sektörün %30’unu kontrol altında tutabilmesi, rekabet  hukukuna uygun görülebilmektedir. Belli başlı birkaç grup, gruba bağlı farklı şirketler eliyle, sadece elektrik dağıtımında değil, üretimi ve son olarak TBMM’ye sunulan yasa değşikliği ile tedarik adı altında birleştirilen toptan ve perakende satışı alanlarında da faaliyet göstererek yatay ve dikey bütünleşme ile hakimiyet tesis etmeyi amaçlamaktadır. Kamu tekeli yerini hızla az sayıda özel tekele bırakmaktadır. Ulusötesi enerji şirketlerinin bir çoğu Türkiye’de faaliyete başlamış olup, faal özel sektör şirketleriyle  birleşmeler, devralmalar da gündemdedir. Bu beklenti, başta EPDK olmak üzere, sektör yetkililerince de, “enerji sektöründe konsolidasyon olacak” denerek dile getirilmektedir.

2013 Programından derlenen yukarıdaki tablolarda yer alan veriler, kamu sektörünün imalat sanayii yatırımlarının oransal ve mutlak olarak marjinal düzeyde olduğunu ve kamunun bu sektörden çekildiğini ortaya koymaktadır.

2011-2013 döneminde, toplam kamu sektörü sabit sermaye yatırımlarının payı %5,7-6,3 aralığında olurken, 2013’te 2012’ye göre  kayda değer bir artış söz konusudur.

Aynı dönemde, kamu sektörü sabit sermaye yatırımları içinde aslan payını ulaştırma yatırımları almıştır. Özel sektör sabit sermaye yatırımları içinde ön sırada kamunun terk ettiği imalat sanayii yer almaktadır. Bu dönemde, enerji sektöründe özel sektörün sabit sermaye yatırımları, kamunun, 2011’de  3,1 katı, 2012’de 4,3 katı, 2013’de ise 4 katı düzeyindedir. Bu veriler, enerji sektörünün de tümüyle özel sektör egemenliğine bırakıldığını göstermektedir.

ENERJİDE DIŞA BAĞIMLIĞIN AZALTILMASI, İSTİHDAMIN VE KATMA DEĞERİN  ARTTIRILMASI, YERLİ SANAYİNİN GELİŞMESİ İÇİN YERLİ VE YENİLENEBİLİR ENERJİ KAYNAKLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ

Ülkemizin birincil enerji tüketiminde %72’lere, elektrik üretiminde %55’lere ulaşan dışa bağımlılığın azaltılması, her yıl artan enerji girdileri ithalat faturasının düşürülmesi, yurt içinde üretilen katma değerin ve istihdamın arttırılması ve yerli sanayinin gelişmesi için, enerji politika ve uygulamalarında kamusal  ve ulusal çıkarları gözeten bir planlama anlayışı içinde yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarının değerlendirilmesi gereklidir.

Bu kapsamda, Jeofizik Y.Mühendisi ve DEK-TMK(Dünya Enerji Konseyi Türk Milli Komitesi) Yönetim Kurulu Üyesi Çetin Koçak’ın, DEK-TMK’nın 14-16 Kasım 2012 tarihlerinde Ankara’da yapılan 12. Enerji Kongresine sunduğu “Türkiye’nin Enerji Güvenilirliği ve Üretilebilir Kömür Rezervlerine Dayalı Santralların Avantajları” başlıklı tebliğ esas alınarak, yerli kömür kaynaklarının değerlendirilmesi, örnek olarak incelenmiştir.

1-Cari Açığın Azaltılması

Çetin Koçak’ın kabullerine göre, toplam üretilebilir kömür rezervlerine dayalı kurulabilecek 18.220 MWkurulu gücündeki santralların 6500 saat/yıl çalışma sürelerine göre yıllık üretimi 118,4 milyar kWholacaktır.

Bu rakamı tutucu bir değerlendirme ile 100 milyar kwh olarak kabul edip, şöyle bir analiz yapalım. Doğal gaz santrallarının yılda 8250 saat çalışacağını kabul edersek, 100 milyar kWh elektrik üretmek için gerekli eşdeğer doğal gaz santral kapasitesi  yaklaşık 12.000 MW olacaktır. Bu kurulu gücün tüketeceği gaz miktarını ise yaklaşık 17 milyar m3 olarak kabul edersek ve halen 420 USD/1000 m3 olan  doğal gaz fiyatlarındaki artma eğilimi dikkate alındığında, doğal gaz alım fiyatlarının 500 dolara ulaşması halinde yıllık  ilave doğal gaz dış alım faturası 8,5 milyar USD olacaktır. Bu fiyatın hiç artmaması durumunda bile, otuz yıllık ilave doğal gaz faturası 270 milyar dolara varabilecektir.

Çetin Koçak’ın bildirisinde eşdeğer ithal kömür tüketimiyle ilgili aşağıdaki değerlendirme yer almaktadır.

100 milyar kwh Elektriğin İthal Kömür Santrallarıyla Üretilmesi Halinde;

Santralların özgül ısısının 2300 kcal/kWh,

İthal kömürün Alt ısıl Değeri 6150 kcal/kg,

2012 yılı ithal fiyatının 130$/ton olduğu kabul edilirse;

100 milyar kWh elektrik üretimi için 6150 kcal/kg ısıl değerli kömürden yılda 37,4 milyon ton kömür ithal edilmesi gerekmektedir (100 milyar kWhx2300/6150=37,4 milyar ton). Her yıl, 130×37.400000 = 4,86 milyar dolar/yıl daha fazla kömür ithal edileceği anlamına gelmektedir. Bu günkü değerlerle ithal kömüre, 30 yılda toplam 146 milyar dolar ödenmesi gerekecektir. “

Bu analizler, “yerli kaynak olan  kömür rezervlerine dayalı santralların yapılmasının, doğal gaz santralları ve ithal kömür santrallarına göre ciddi boyutta döviz kazandırıcı, cari açığı azaltıcı bir yatırım olacağını” ortaya koymaktadır.

2- İstihdam Yaratma ve Katma Değer Kazandırma Potansiyeli

Çetin Koçak Afşin Elbistan’da mevcut maden ve santral işletme verilerini değerlendirerek şu sonuca varmıştır.

“Yerli kömür sahalarında tüm potansiyelin devreye girmesi durumunda santralların işletme döneminde, 58.681 kişi doğrudan istihdam edilmiş olacaktır. Ayrıca bu sayının %80’ini oluşturan kömür madenciliği iş kolundaki doğrudan istihdamla, 12 katı kadar da dolaylı istihdam yaratılabilecektir.

18.220MW’lık kurulu gücün doğal gaza dayalı santralların istihdam sayılarıyla karşılaştırılması;

1000 MW lık doğalgaz santralında ise, toplam 200-250 kişi çalıştırılmaktadır.

18.220MW santrallar için ise sadece 3644-4555 kişi doğrudan istihdam edilecektir.

Kömür rezervlerine dayalı kurulacak santralların yaratacağı 58.681 kişilik istihdamın, sadece 1/16-1/13’ü kadar istihdam sağlayacaktır.

18.220MW’lık kurulu gücün nükleer santralların istihdam sayılarıyla karşılaştırılması;

1000 MW lık bir nükleer santralında çalışanların sayısı 300-400 kişi arasında olmaktadır.18.220 MW’lık nükleer santrallarda toplam 5466 ile 7288 arasında kişi çalışabilecektir. Aynı büyüklükte nükleer santrallar yapılması durumunda, kömür rezervlerine dayalı kurulacak santralların yaratacağı 58.681 kişilik istihdamın 1/11 ile 1/8’i kadar istihdam sağlayacaktır.

18.220MW’lık kurulu gücün ithal kömüre dayalı santralların istihdam sayılarıyla karşılaştırılması;

1000 MW kurulu gücündeki ithal kömür santrallarındaki istihdam sayısını hesaplarken İskenderun’daki santral örnek alınmıştır. 1320 MW kurulu gücündeki İskenderun ithal kömür santralında yaklaşık 1000 kişi çalışmaktadır. Buna göre 1000 MW Kurulu  gücündeki ithal kömür santralında çalışacak kişi sayısı oransal olarak 757 kişi olacağı söylenebilir.

18.220 MW kurulu gücündeki ithal kömür santrallarının yaratacağı istihdam yaklaşık 13793 kişi olacaktır. Kömür rezervlerine dayalı kurulacak santralların yaratacağı 58.681 kişilik istihdamın en çok 1/4’ü kadar istihdam kazandırabilecektir.

Başka bir deyişle, 18.220 MW kurulu gücündeki kömür rezervlerine dayalı santrallarla, aynı büyüklükteki doğal gaz santrallarına göre 55.037kişi, nükleer santrallara göre 53.215 kişi, ithal kömür santrallarına göre ise 44.888 kişi daha fazla doğrudan istihdam yaratılabilecektir. “

Yerli kömürün değerlendirilmesi için gerekli madencilik yatırımları da ayrı bir istihdam kaynağı olacaktır. Sivas Kangal’dan güney doğuya Afşin Elbistan’a uzanan, oradan güney batıya Tufanbeyli’ye varan, Tufanbeyli’den Konya Ilgın ve Karapınar’a ulaşan bir coğrafyadaki  milyarlarca ton kömürün çıkarılması, yurt içinde tasarlanacak ve imal edilecek santrallarda elektrik üretimi için yakılması, katılımcı bir tasarımla bir toplumsal kalkınma projesi olarak kurgulanır ve uygulanır ise, yüz binlerce insana iş yaratacak ve yaratılan istihdamın ve yapılacak üretimin çarpan etkisiyle ulusal gelirin ciddi bir şekilde artmasını sağlayacaktır.

Böylece yaratılacak istihdama ek olarak, yatırım yapılacak bölgelerdeki toplumsal ve kültürel kalkınma, sanayinin gelişimi, kırdan kente göçün önlenmesi, işgücünün niteliğinin artması ve üretici güçlerin gelişmesi mümkün olabilecektir.

3- Elektrik Fiyatlarının Ucuzlamasına Olacak Katkısı

Çetin Koçak’ın konuyla ilgili değerlendirmesi şu şekildedir. 

“Tarafımdan yapılan incelemelere göre, linyit ve asfaltit rezervlerimize dayalı inşa edilebilecek 17.120 MW’lık santralların, 1 kWh’nin ortalama net yakıt maliyeti 0,048 TL/kWh olduğu hesaplanmıştır (Tablo 2). Bir kWh maliyetinin %60’ı net yakıt maliyeti olduğu kabul edilirse, bu santralların üreteceği elektriğin 1kWh’ın ortalama maliyetinin en çok 0,08 TL/kWh olur. Taşkömürü rezervlerimize dayalı santralların 1kWh ortalama net yakıt maliyeti 0,09 TL/kWh, üreteceği elektriğin maliyet ortalamasının ise  0,15 TL/kWh olacağı görülmektedir. Kömür rezervlerine dayalı yapılabilecek santralların ortalama net yakıt maliyeti 0,051 TL/kWh, üreteceği elektriğin maliyet ortalamasının ise 0,085 TL/kWh etmektedir. 2011 yılı sonu itibariyle elektrik fiyatları, 0,22- 0,26 TL/kWh arasındadır. 2023 yılında, kömür rezervlerine dayalı santralların %86’sı bile devreye girdiği takdirde, yılda üretilecek 100 milyar kWh elektrikle, talep senaryolarına göre toplam talebin yaklaşık %25’i karşılanabilecektir. %25 oranında, mevcut fiyatın üçte biri kadar daha düşük fiyatlı elektrikle, önemli oranda ucuzluk sağlanabilecektir. Ayrıca gelecekte doğalgaz ve ithal kömür fiyatlarının daha da artacağı öngörülmektedir.”

4-Yerli Sanayinin Gelişimine  Katkı

Bildiride bu konuda yer alan değerlendirme ise şu şekildedir.

“Kömür rezervlerine dayalı santralların gerçekleştirilmesi kararı, en küçük malzemeden santral inşasına kadar sanayinin gelişmesini sağlayacaktır. Ayrıca bu gelişmeye devletin ciddi teşvikleri de sağlanırsa, gelişmenin boyutu ve niteliği gelişmiş ülkeler seviyesine ulaşabilir. Ülkemizdeki kömürlerin özelliklerine uygun termik verimi yüksek santralların yapılabilmesi için pilot seviyede yerli teknolojilerin geliştirilmesi için devlet ve özel sektör tarafından kurulacak AR-GE bölümlerinde başarılı mühendislerin çalışmasını özendirecek ücret ve çalışma koşulları sağlanmalıdır. Ülke sanayisinin gelişmesini ve katma değerin arttırılması amacıyla santral ve kömür madenciliğinde kullanılan iş makinelerinde yerli üretimi özendirici teşvikler verilmelidir. Ayrıca bu tür iş makinelerine ülkedeki diğer sektörlerin de her zaman gereksinimi olacaktır.”

 

5- Enerji Güvenilirliği ve Doğal Gaz Santrallarının Payının %30 Düzeyine İndirilmesi Hedefinin Sağlanması

“2011 yılı sonu itibariyle birincil enerjide %72,4, elektrikte %56,4 dışa bağımlı olunması ve özellikle elektriğin %45 doğal gaz santrallarıyla karşılandığı durumda ciddi boyutta enerji güvenirliğimizin risk altında olabileceği söylenebilir. Özellikle gelecekte dünyadaki gelişmeler ve yakın coğrafyamızla ilgili senaryoların son derece olumsuzluklara gebe olması, enerjide dışa bağımlılığımızın mümkün olduğu kadar çabuk azaltılmasını gerektirmektedir.

Bu anlamda ulusal kömürlerimize dayalı üretilebilecek en az 100 milyar kWh elektriğin, 2023’te devreye girmesi halinde, toplam talebin 400 milyar kWh civarında olacağı öngörüsüne göre %25’ oranında bağımlılığımızı azaltacak etkisi olacağı görülür. Böylelikle strateji belgesinde belirtilen elektrik üretiminde doğal gaz santralları payının %30 düzeyine indirilmesi hedefinin gerçekleşmesi de mümkün olabilir. “

Sonuç olarak yerli linyit kaynaklarının kamu öncülüğünde ve denetiminde havza madenciliğine ağırlık veren, çevreye olumsuz etkileri asgariye indirilmiş bir madencilik anlayışı ile, linyiti elektrik üretimi amacıyla yakacak santralları yurt içinde yerli AR-GE ile imal edecek, madencilik ve elektrik üretimi için gerekli işgücünün eğitimini sağlayacak, yatırımların yapılacağı bölgenin kalkınmasına destek olacak bir içerikte ve halkın ve onun demokratik temsilcilerinin denetiminde katılımcı ve şeffaf bir anlayış ve kurguda değerlendirmek mümkün olabilir.

Bugünkü siyasal iktidarın, özellikle Afşin-Elbistan sahasını Çinli, Koreli, BAE’li şirketlere pazarlamaya yönelik plan ve çalışmaları kesinlikle kabul edilemez.

 Öneriler:

1. Enerjiden yararlanmak çağdaş bir insan hakkıdır. Bu nedenle, enerjinin tüm tüketicilere yeterli, kaliteli, sürekli, düşük maliyetli ve sürdürülebilir bir şekilde sunulması temel bir enerji politikası olmalıdır.

2. Enerji üretiminde ağırlık; yerli, yeni ve yenilenebilir enerji kaynaklarına verilmelidir. Enerji planlamaları, ulusal ve kamusal çıkarların korunmasına ve toplumsal yararın arttırılmasını, yurttaşları ucuz, sürekli ve güvenilir enerjiye kolaylıkla erişebilmesini hedeflemelidir.

3. TMMOB Makina Mühendisleri Odası enerjiyle ilgili tüm kurumların çalışmalarında şeffaflaşmasını, bilgilerin yaygınlaşmasını, herkesçe erişilebilir ve kullanılabilir olması gerektiğini savunmaktadır.

4. Elektrik enerjisi faaliyetlerinin kamu hizmeti olduğu gerçeği kabul edilmeli ve yasalarda yer alacak hususlar buna göre düzenlenmelidir.

5. Elektrik sektöründeki faaliyetlerde planlama gerekliliği kabul edilmelidir. Bu planlama, birincil enerji kaynağı kullanımında dışa bağımlılığın azaltılması, sürdürülebilirlik ve maliyet ve arz güvenilirliği  unsurlarını içermelidir. Gerek özel sektör gerek kamu sektörü yatırımları için bu planlamaya uymak zorunluluğu getirilmelidir.

6. Enerji politikaları üretimden tüketime bir bütündür, bu nedenle bütüncül bir yaklaşım esas olmalıdır. Enerji sektöründe kamusal planlama, üretim ve denetim zorunludur. Ülkemizde enerji sektöründe 1980’lerden bu yana uygulanan politikalarla toplumsal ihtiyaçlar ve bunların karşılanabilirliliği arasındaki açı her geçen gün daha da artmaktadır. Ülkemiz gerçekleri de göz önüne alınmak şartıyla, enerji sektörünün gerek stratejik önemi, gerekse kaynakların rasyonel kullanımı ve düzenleme, planlama, eşgüdüm ve denetleme faaliyetlerinin koordinasyonu açısından merkezi bir yapıya ihtiyaç vardır.

7. ETKB, enerji konusunda ülke ve toplum çıkarları doğrultusunda temel stratejiler, politikalar geliştirmek ve uygulamakla yükümlüdür.  ETKB güçlendirilmeli,  teknik yönden kuvvetli uzmanlar ve liyakatli kadrolar istihdam etmelidir. Güçlü bir ETKB’nin ülke çıkarlarına uygun politikalar geliştirmesi ve uygulaması sağlanmalıdır. Yetişmiş ve nitelikli insan gücümüz özelleştirme uygulamaları ve politik müdahalelerle tasfiye edilmemelidir. Enerjinin üretimi ve yönetiminde en temel unsur olan insan kaynağımızın eğitimi, istihdamı, ücreti vb. konular enerji politikalarının temeli olmalıdır.

 

8. Türkiye Genel Enerji Strateji Belgesi ve Faaliyet Planı ve buna bağlı Yenilenebilir Enerji Stratejisi ve Faaliyet Planı oluşturulmalıdır. Bu strateji belgeleri tüm ilgili tarafların yer aldığı katılımcı bir süreçle hazırlanmalıdır. Toplumun tüm kesimlerinin ve konunun tüm taraflarının görüşlerini ifade edebileceği geniş katılımlı bir Ulusal Enerji Platformu oluşturulmalıdır. Ayrıca ETKB bünyesinde, bu platformla eşgüdüm içinde olacak bir Ulusal Enerji Strateji Merkezi kurulmalıdır. Bu merkezde yerli kaynaklar ve yenilenebilir enerji kaynakları dikkate alınarak enerji yatırımlarına yön verecek uygulanabilir ve gerçekçi enerji arz talep projeksiyonları katılımcı bir şekilde hazırlanıp uygulamaya konulmalıdır.

9. Mevcut yasal düzenlemeyle oluşturulan yapının kurgusu, yeni üretim yatırımlarının serbest piyasa koşullarında ve tümüyle piyasa katılımcılarının inisiyatifinde gerçekleşmesi şeklindedir. EPDK tarafından verilen lisans uygulaması süreci değiştirilmeli, yapılacak kısa, orta ve uzun vadeli planlar  dahilinde, yıllara göre kurulacak yeni üretim kapasitesinin kaynak, verimlilik, maliyet, finans sağlama olanakları göz önüne alınarak yatırımların önü açılmalı, bu kapsamda gerekirse yatırımcıya tesis kurma izni verilmelidir. Özet olarak elektrik üretim tesisi yatırımlarının her aşaması kamu tarafından planlanmak, yönetilmek, yönlendirilmek ve denetlenmek kaydıyla, bu yatırımların doğrudan kamu ve özel sektör tarafından gerçekleştirilmesi sağlanmalıdır. Bu bağlamda, kamunun da yatırım yapması kabul edilmeli ve yapması sağlanmalıdır. Kamunun yatırım yapabilmesi için özelleştirmeler durdurulmalı, kamunun elektrik üretimi, iletimi ve   dağıtımından elde ettiği ve edeceği gelirler elinden alınmamalıdır.

10. Elektrik sektörü yatırımlarının yapılabilmesi için gerek kamu gerek özel sektör yatırımları için uygulanabilecek bir finansman politikası oluşturulmalıdır.

11. Elektrik enerjisi talebinin önümüzdeki dönemlerde hızlı artış eğilimi ve artan talebi karşılamak için yeni üretim tesislerine duyulacak ihtiyaç, göz önünde bulundurulduğunda bir üretim tesisinin başvuru aşamasından işletmeye giriş aşamasına kadar olan tüm süreç belirli ilkeler çerçevesinde gerçekleşmelidir. Bu ilkelerin sağlıklı ve toplumsal, ekonomik ve çevresel  çıkarlar göz önüne alınarak belirlenmesi gerekmektedir. Yukarıda da söylendiği gibi, elektrik enerjisi ihtiyaç duyulduğu anda üretilmesi gereken bir ürün olduğu, yüksek maliyetli ve uzun süreli yatırımlar gerektirdiği için kesinlikle bir plan çerçevesinde hareket edilmelidir. Kısaca, halen devam eden, isteyenin, istediği yerde, istediği kapasitede, istediği zamanda, istediği kaynağa bağlı olarak ve karşılaştığı verimlilikte elektrik üretimi yatırımı yapılması uygulaması yerine; ihtiyaç duyulan yıllık kapasite büyüklüğü, kaynak ve işletmeye girmesi gereken tarihin belirlendiği planlar dahilinde bu yatırımların gerçekleştirilmesi yoluna bir an önce geçilmelidir. ETKB ve TEİAŞ bu görevi başarıyla yerine getirebilecek şekilde düzenlenmeli ve  nitelikli ve liyakatli kadrolarla takviye edilmektedir. İleriye yönelik gelişmelerin kararının verilmesi önemli bir kamu politikası olduğu için, bu görev siyasi otorite olan hükümet adına ETKB tarafından, Ulusal Enerji Platformunun görüşleri ve Ulusal Enerji Strateji Merkezinin önerileri dikkate alınarak yerine getirilmelidir.

12. EPDK, elektrik enerjisi üretim lisansı verdiği kişiye, elektrik üretim yetkisini verirken bir ayrıcalık da vermektedir. Elektrik üretimine yönelik projelerde, hidrolik, kömür, jeotermal gibi kamuya ait olan doğal kaynaklar ile kamuya veya özel şahıslara ait araziler tahsis edilmekte ve bu amaçla kamulaştırılmaktadır. Lisans sahibine sağlanacak bu ayrıcalıkların karşılıksız olması beklenemez. Lisans sahibinin kamuya karşı yükümlülükleri de vardır. En önemlisi, projesini, taahhüt ettiği sürede ve biçimde gerçekleştirmektir. Her fırsatta söylendiği gibi, elektrik enerjisi, tüketimine ihtiyaç duyulduğu anda üretilmesi gereken bir metadır. Ve elektrik üretim tesisleri, çoğunlukla gerçekleştirilmeleri uzun süren ve tutarları yüksek yatırımlardır. Bu nedenlerden dolayı, elektrik enerjisi üretim tesislerinin gerektiği kadar ve gerektiği zamanda kurulması ülke kaynaklarının etkin ve verimli biçimde kullanılması açısından önem arz etmektedir. Yani toplum açısından bakıldığında elektrik enerjisine ihtiyaç duyulduğunda yokluğu hissedilmemeli ve yatırımcı açısından bakıldığında, tesis kapasiteleri atıl kalmamalıdır. Bu nedenle, ülkenin elektrik enerjisi üretim kapasitesinin talep ile uyumlu bir seyir izlemesi gerekir. Bunu sağlayabilmek için de her projeye değil, yalnızca her açıdan yapılabilirliği ve yaşayabilirliği kanıtlanmış projelere lisans verilmelidir. Yapılabilir projelere (ön) lisans verilmesiyle, lisans aldığı halde uygulanmayan projelerin sayısı çok azalabilecek; hem yatırımcılar hem de ilgili kamu kurumları önlerini daha iyi görebilecek ve sonuçta yatırım ortamı rasyonelleşebilecektir.

13. Elektrik enerjisi üretim tesislerinin, Ülkenin elektrik enerjisi ihtiyacını karşılamasına ek olarak, döviz kazancına (ya da tasarrufuna), fiziksel altyapının (yol, su, elektrik, telekomünikasyon vb) geliştirilmesine, özellikle az gelişmiş yörelerdeki bölgesel ve yerel kalkınmanın hızlandırılmasına, bölgelerarası gelişmişlik farkının azaltılmasına ve iç göçün önlenmesine katkıda bulunması ve doğrudan ya da dolaylı istihdam yaratması gibi olumlu etkileri de olabilir. Canlılara zarar vermesi, yeraltı ve yer üstü su kaynaklarını kirletmesi, önemli miktarda atık oluşturması, gürültü yapması, toz çıkarması, çevresindeki araziyi tahrip etmesi, ormanlara zarar vermesi, yerel halkı göçe zorlanması gibi olumsuz etkileri de olabilir. Kısacası, elektrik üretim tesislerinin topluma faydalarının yanı sıra toplumsal ve çevresel  maliyetleri de olmaktadır. Kamu, elektrik  üretim, iletim ve dağıtım tesislerinin inşası ve işletilmesi sırasında genel olarak kamu yararının, hidrolik kaynakların, ekosistemin ve mülkiyet haklarının kollanması için gerekli tedbirleri almak, bu tür tesislerin topluma faydasının azami düzeyde, maliyetinin de asgari  olmasını hedeflemek durumundadır. Bu nedenle ETKB ve EPDK,  lisans verdikleri ve verecekleri  tesisin topluma faydalarının maliyetlerinden çok olduğundan emin olmalıdır.

Yapılması gereken, lisans başvurusunda bulunan projeleri ayrıntılı biçimde analiz etmek, her açıdan yapılabilirliği görülen projelerden topluma faydası maliyetinden daha yüksek olanlara öncelik vermektir. Daha açık bir ifadeyle, ilgili kamu otoriteleri, projeleri tüm yönleri ile analiz etmeli ve sonuçta, çevreye etkisi kabul edilebilir sınırlarda olan, teknik, finansal ve kurumsal açılardan yapılabilir olan projelerden, ülke ekonomisine faydası maliyetinden daha fazla olan projelere lisans vermelidir.

14. Projelerin ekonomik açıdan değerlendirilmesinde, pek çok ülkede özellikle kamusal kaynakların tahsis edildiği projelerin ekonomik değerlendirilmesinde en çok kullanılan yöntem olan Fayda Maliyet Analizi (FMA) kullanılabilir. Gerektiğinde, Fayda Maliyet Analizlerine ek olarak, hakkaniyet/eşitlik, çevresel etki, sosyal etki gibi bir dizi kriteri birlikte dikkate alan Çok Kriterli Analiz gibi yöntemler de kullanılabilir.

 FMA ile genelde kast edilen yatırım projelerinin ekonomik açıdan analizidir. Ticari analiz, projenin yatırımcı kuruluş açısından kârlılığını ölçerken, FMA, projenin, bölgenin ya da ülkenin ekonomik refahına katkısını ölçer.

FMA’nde yalnızca parasal olarak ifade edilebilen fayda ve maliyetler değil, sağlığa (beklenen ömür, yaşam kalitesi vb) ve çevreye (manzara, gürültü vb) etkisi ile yukarıda sözü edilen pozitif ve negatif dışsallıkları da değerlendirmelere katmak mümkün olabilmektedir .

Bir çok AB ülkesinde de kullanılan bir değerlendirme yöntemi olan FMA’nde, anahtar kavram, girdi ve çıktıların piyasa fiyatlarının değil, “gölge fiyatlarının” kullanılmasıdır. Piyasadaki fiyatların çeşitli müdahalelerle “çarpıtılmış” olduğu, toplumsal fırsat maliyetlerini, bir başka deyişle ekonomiye gerçek maliyetleri yansıtmadığı ve bu nedenle düzeltilmeleri gerektiği kabul edilmektedir. Gölge fiyatlar, piyasa fiyatlarının ayrıntılı analizi sonucunda hesaplanabilecek faktörlerle çarpılmasıyla bulunmaktadır. Vergiler, sübvansiyonlar, kiralar ve iç piyasadan kullanılan krediler için ödenen faizler de, “transfer harcamaları” niteliğinde olduklarından, maliyetlere dahil edilmemektedir

FMA’nde esas alınan kriterlerden Ekonomik Net Bugünkü Değerin (ENBD) sıfırdan, Ekonomik İç Kârlılık Oranının belirlenecek bir değerden ve Ekonomik Fayda / Maliyet Oranının birden büyük olması, o projenin topluma olan faydalarının maliyetlerinden fazla olduğu anlamına gelmektedir. Buna göre örneğin, ENBD’i sıfırdan büyük olan projelerin gerçekleştirilmesinde toplum yararı olduğu kabul edilmektedir.

FMA, Avrupa Birliği’nin Yapısal Fonlarından, Uyum Fonlarından ve Katılım Öncesi Mali Yardımlarından (IPA) yararlanacak projelerden belirlenmiş büyüklüklerin üstünde olanlarda da kullanılmaktadır.

15.Lisans verilecek projelerin ulusal ve bölgesel planlarla uyumlu olması da gerekir. Kabul etmek gerekir ki, projelerin planlara uygunluğu açısından incelenmemesi, projelerin planlara uyumunun gözetilmemesi, planları anlamsız kılar. Planlara uyum koşulu, o dönem için kullanılmasına/yararlanılmasına üst sınır getirilmiş enerji kaynağı türüne kota uygulanmasını gerektirebilecektir. Bir plan döneminde, herhangi bir tür kaynak için konmuş kotadan yararlanmak isteyen projelerin kapasiteleri toplamının, öngörülen kotadan fazla olması durumunda -ki-bu her zaman için mümkündür- kotadan yararlandırılacak projelerin seçiminde, ekonomiye faydası maliyetinden daha fazla olan projelere öncelik tanınmalıdır.

Bu söylenenler şöyle bir örnekle somutlaştırılabilir: İthal kaynağa dayalı bir termik santral projesine lisans verilebilmesi için, projenin teknik, ticari, finansal, kurumsal ve çevresel açılardan yapılabilir olmasına ek olarak, örneğin, ENBD’nin sıfırdan büyük olması koşulu da gözetilmelidir. Bir plan döneminde, o ithal kaynağa dayalı termik santrallerin kapasiteleri toplamının, ülkedeki toplam elektrik enerjisi üretim kapasitesinin örneğin %8’ni aşmaması öngörülmüş ise ve anılan plan döneminde o ithal kaynağa dayalı termik santral lisans başvurusu yapılmış projelerden ENBD’i sıfırdan büyük olanların kapasiteleri toplamı %8 sınırını aşıyorsa, lisans verilecek projelerin öncelik sıralamasında ENBD büyüklük sıralaması gözetilmelidir.

16. Kamu yararı kavramının soyut bir kavram olmaktan çıkarılıp ölçülebilir değerlerle ifade edilmesiyle kamulaştırma kararı, mahkeme kararı gibi bu kavramın dayanak yapıldığı kararların da inandırıcılığı artabilecek ve konuya ilişkin tartışmalar tümüyle ortadan kalkmazsa bile en azından azalabilecektir.

Anılan analizlerin yapılabilmesi için, lisans başvurularında tek sayfalık bilgi formları değil, nitelikli fizibilite raporlarının istenmesi gerekecektir. Nitelikli fizibilite raporları, her şeyden önce yatırımcının önünü görmesini de sağlayabilecektir. Öte yandan, FMA’nin kolay olmadığı, bu analizleri yapabilecek insan gücünün ne ilgili ilgili kamu kurumlarında ne de piyasada bulunmadığı elbette bilinmektedir. Ancak gereken çaba ve kararlılığın gösterilmesi durumunda ilgili kadroların uzun olmayacak bir sürede yetiştirilmesi mümkündür. Yeter ki niyet olsun.

17.  Enerji planlamaları, bir ülkenin geleceği, refahı ve aynı zamanda krizlerinde de etkin olmaktadır. Ülke enerji yönetimlerinin ileriye dönük planlama hatası yapma özgürlüğü bulunmamaktadır. Hata yapıldığında bunun bedelinin çok ağır / pahalı ödendiği görülmektedir. Ülkemiz gerçekleri de göz önüne alınmak şartıyla, enerji sektörünün gerek stratejik önemi gerekse kaynakların rasyonel kullanımı açısından düzenleme, planlama, eşgüdüm ve denetleme faaliyetlerinin koordinasyonu için merkezi bir yapıya ihtiyacı vardır. Bu çerçevede enerji sektöründe yapılacak yeni yatırımların lisanslanması, teknik açıdan denetlenmesi ve gerekli yatırım ihalelerinin yapılması da dahil olmak üzere ETKB’nin yukarıda belirtilen asli görevlerini ifa etmesi; EPDK’nın ise oluşturulmakta olduğu öne sürülen enerji piyasalarındaki düzenleme ve denetimler ile müteakip yaptırımları belirleyen kuruluş rolüne dönmesi daha gerçekçi bir yapı olarak düşünülmektedir. Bu bağlamda enerji sektöründeki kamu kuruluşlarının küçültülmesi, bölünmesi ve işlevsizleştirilmesi uygulamaları son bulmalıdır.

18. Yenilenebilir enerji kaynaklarının yerinden üretim kaynakları olması nedeniyle iletim ve dağıtım kayıplarını minimize edecek şekilde ve üretilen enerjinin azami olarak bölgede tüketimi sağlanacak şekilde planlaması yapılmamaktadır. Üretilen enerjinin iletimi/dağıtımı zorunlu ise şebeke bağlantısı açısından izin verilebilir kapasiteler ve alanlar, ilgili kurumlar tarafından öncelikle belirlenmelidir

19. Enerji sektöründe süregelen ve sorunlara çözüm getirmediği ortaya çıkan kamu kurumlarını küçültme, işlevsizleştirme, özelleştirme amaçlı politika ve uygulamalar son bulmalı; mevcut kamu kuruluşları etkinleştirilmeli ve güçlendirilmelidir. Bu kapsamda; doğal gaz ve petrol arama, üretim, iletim, rafinaj, dağıtım ve satış faaliyetlerinin entegre bir yapı içinde sürdürülmesi için BOTAŞ ve TPAO, Türkiye Petrol ve Doğal Gaz Kurumu bünyesinde; elektrik üretim, iletim, dağıtım faaliyetlerinin bütünlük içinde olması için de, EÜAŞ, TEİAŞ, TEDAŞ, TETAŞ, eskiden olduğu gibi Türkiye Elektrik Kurumu (TEK) bünyesinde birleştirilmelidir.

20. Santral kurulacak yerlerin envanterleri önceden çıkarılmalıdır. Belirlenecek alanların, tarım, çevre ve imar vb. arazi kullanımı açısından diğer kullanım alanlarıyla çakışmamasına ve bölge halkının yaşam hakkını olumsuz yönde etkilememesine azami dikkat gösterilmelidir. ÇED süreçleri enerji yatırımlarının bölge halkının toplumsal yaşamına etkilerini de değerlendirecek bir içerikte yapılmalıdır.

21. Enerji yatırımlarında çevreye verilen zararın asgariye indirilmesi temel bir ilke olmalıdır. ÇED raporları ve EPDK lisans detaylarına ulaşımda, kamuoyu için saydamlık sağlanmalı, detaylarda, proje gelişim raporlarında, aylık güncelleme yapılmalıdır. Tüm enerji yatırımlarında istisnasız olarak, lisans verilmeden önce “ÇED Uygundur” Belgesi’nin alınması zorunlu olmalıdır. Lisans almış olan ancak ÇED istenmemiş  projelerden de “ÇED Uygundur” Belgesi istenmelidir. ÇED, projenin ayrılmaz ve bütünleyici bir parçası olmalıdır. ÇED raporları sadece dosyada olması gereken bir doküman olarak değerlendirilmemeli, genel olarak tüm enerji yatırımları, özel olarak tüm hidroelektrik santraller için gerçek anlamıyla uygulanmalıdır. Tesis işletmeye açıldıktan sonra da ÇED Raporu’nu gereğinin yapılıp yapılmadığını tespit edebilecek kontrol mekanizmaları geliştirilmeli ve yöre halkının istek ve şikâyetlerini hızlı bir şekilde inceleyebilecek kurumsal bir yapı olmalıdır.

22. Hızla yükselen enerji fiyatları nedeniyle, düşük gelirli grupların çağdaş bir insan hakkı olan enerjiden yararlanma imkanlarının yok olduğu göz önüne alınarak, hane halkı geliri belirli bir düzeyin altında kalan ailelere, ayda 250 kWh, yılda 3 000 kWh elektrik ve yılda 1500 m3 doğal gaz bedelsiz olarak sağlanmalıdır.

23. Yerli ve yenilenebilir enerji kaynakları potansiyelinin tam olarak değerlendirilmesi için ihtiyaç duyulan enerji ekipmanlarının yurt içinde üretimi temel bir politika olmalıdır.

TÜBİTAK, üniversiteler, sanayi kuruluşları, meslek örgütlerinin katılımıyla; rüzgar türbinlerinin, fotovoltaik panellerin, yoğunlaştırmalı güneş elektrik üretim sistemlerinin, jeotermal ekipmanlarının, hidrolik türbinlerin, termik santral kazan ve türbinlerinin yurt içinde üretimini öngören strateji ve planlar uygulanmalıdır. EPDK analizlerine göre Türkiye 2010-2030 döneminde yapılacak enerji yatırımlarının toplamı 225-280 milyar dolar olarak tahmin edilmektedir.

Enerji yatırımlarında en büyük pay, makina ve ekipmana aittir. Yatırım tutarlarının asgari %60’ının makina ve ekipman alımına ayrılacağını kabul edersek, yirmi yıllık dönemde 225-280 milyar dolar olması tahmin edilen enerji yatırımlarının 135-168 milyar dolarlık bölümünün makina ve ekipmana harcanacağı söylenebilir. Bu durumda her yıl 7-8,5 milyar doların enerji makina ve ekipman ithalatı için başta Çin olmak üzere diğer ülkelere ödenmesi yerine, nerede ise tamamının ülke içinde kalması ve yerli sanayiye ödenmesi için gerekli önlemler alınmalıdır.

Enerji ekipmanlarının ithalata bu denli yoğun bağımlılığının mutlaka azaltılması gerekmektedir. Doç.Dr.Sedat Çelikdoğan’ın, 6-7 Ekim 2012 tarihlerinde yapılan Türkiye Rüzgar Enerjisi Kongresine sunduğu “RES’lerde Yerli katkı ve MİLRES Projesi ” başlıklı bildirisinde, önemli sektörlerde yapılacak yatırımlarda,”Offset”-“Yerli Katkı” uygulamasını önermektedir.

Doç.Dr.Sedat Çelikdoğan’ın ifadesiyle,” Offset-Yerli Katkı, yurtdışından yapılan kamu alım ve yatırımlarında,

-Yerli Sanayiye İş Payı

-Ürün Veya Hizmet İhracatı

-Teknoloji Kazanımı ve Yatırımı

uygulamalarıyla, yapılan harcamaların ulusal ekonomiye belli oranda geri dönüşünün sağlanmasıdır.

ABD, İsrail, Macaristan, Malezya, BAE, Kuveyt, Bulgaristan, Güney Afrika, Brezilya’da kamu alımlarında %30-100 oranında, “Offset”-“Yerli Katkı” sağlama yükümlülüğü bulunmaktadır.”

Doç. Dr. Sedat Çelikdoğan, 2011-2021 dönemi için enerji sektöründe 95 milyar dolar makina-ekipman harcaması öngörmekte ve %50 yerli katkının şart koşulmasıyla, bu miktarın  47.5 milyar dolara düşeceğini öngörmektedir.

Enerji yatırımlarının izin ve lisans süreçlerinde kullanılan makina ve ekipman için böyle bir yerli katkı oranının  şart koşulması halinde, yerli enerji makina ve ekipman sanayii gelişecektir.

Bunun içim enerji üretim ekipmanlarının yerli üretiminin yanı sıra, enerji yatırımlarında ihtiyaç duyulan tasarım, avan ve detay mühendislik, teknik işgücü ve müteahhitlik hizmetlerinin yerli kuruluşlarca yurt içinden karşılanması esas olmalıdır.

Enerji ekipmanları üretimi stratejik bir sektör olarak görülmeli ve teşviklerden azami ölçüde yararlandırılmalıdır.

 

Enerji sektörüne makina ekipman üreten sanayilerin kümelenmesi teşvik edilmeli ve işbirliği ağları geliştirilmelidir. Bu alanda örneğin Ankara OSTİM’de oluşan ve çalışmalarına yeni başlayan Yenilenebilir Enerji Kümesi gibi girişimlerin etkinleştirilmesi için  bir yol haritası belirlenmelidir.

Bu bağlamda, İzmir’de rüzgar ve güneş enerjisi ekipmanları, İzmir, Aydın ve Denizli’de jeotermal enerji ekipmanları, Konya, Kayseri ve Mersin’de güneş enerjisi ekipmanları, Gaziantep ve Diyarbakır’da  hidrolik enerji ekipmanları, Adana ve Urfa’da biyoyakıt enerji ekipmanları, İstanbul’da termik santral ekipmanları üretimine yönelik kümelenme ve yapılanmalar teşvik edilmelidir. Bir sonraki adım, bu amaca yönelik, Enerji İhtisas Organize Sanayi Bölgelerinin kurulması ve desteklenmesi olmalıdır.

Kalkınma Bakanlığı bünyesinde oluşturulacak bir birim veya  Enerji Ekipmanları Müsteşarlığı vb. bir organizasyonla kamu yol gösterici ve yönlendirici olmalıdır. Enerji konularında bilim ve teknoloji geliştirme altyapılarının güçlendirilmesi için kamusal ve özerk bir kuruluş olarak TÜBİTAK’ın enerjiyle ilgili enstitüleri Türkiye Enerji Bilimleri ve Teknolojileri Geliştirme Merkezi olarak yeniden yapılandırılmalıdır.

Bu merkezin öncülüğü ve denetimi altında;

  • üniversitelerin enerji enstitüleriyle veya ilgili platformlarıyla bu merkez ilişkilendirilmeli,
  • Enerji alanında doktora ve doktora sonrası programları ve yurt dışı merkezlerle ortak çalışma imkanları desteklenmeli, genç mühendislere/akademisyenlere daha çok master/doktora/doktora sonrası çalışma imkanları verilmeli, onlara daha çok yazılım/donanım sağlanmalı, yerli teknolojilere/yerli yakıt kullanımı için üniversitelerde akademik/bilimsel araştırmalara daha çok destek verilmelidir
  • Kamu ve özel sektörün enerji alanındaki AR-GE çalışmalarının çekicileştirilmesi ve eşgüdümü sağlanmalı,
  • En kısa zamanda Türkiye’de geliştirilmesi mümkün olan teknolojileri kullanarak doğal gaz ikamesi odaklı, hem yerli kaynak sorununa hem de yerli enerji teknolojisi sorununa  çözüm arayan program ve projeler uygulanmalıdır.
  • Kurulması önerilen Türkiye Enerji Bilimleri ve Teknolojileri Geliştirme Merkezi ile ilişkilenecek akademik bilimsel araştırma kuruluşlarımızın sayısı arttırılmalıdır. Muğla, Adana, Mersin, Konya’da,  “Güneş Enerjisi Teknolojileri”, Zonguldak, Afşin Elbistan, Adana ve Konya’da “Linyit/Kömür Yakma Teknolojileri,” İzmir ve Çanakkale’de “Rüzgar Santralleri,” Ege Bölgesinde “Jeotermal Enerji,” Güney Doğu Anadolu Bölgesi’nde “Hidrolik Enerji”, Çukurova ve GAP Bölgesi’nde “Biyoyakıt” Araştırma Merkezleri kurulmalıdır.

Kaynaklar:

1. Türkiye’nin Enerji Görünümü Raporu, 2012, TMMOB Makina Mühendisleri Odası.

2. Türkiye’nin Enerji Görünümü Sunumları, 2010-2012, TMMOB Makina Mühendisleri Odası.

3. Enerji Raporu,2011,Dünya Enerji Konseyi Türk Milli Komitesi(DEK-TMK)

4. Enerji Raporu, 2011Sunumu, Dünya Enerji Konseyi Türk Milli Komitesi (DEK-TMK)

5. Elektrik Özelleştirmeleri Raporu, 2012, TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası.

6. Hidroelektrik Santraller Raporu, 2011, TMMOB.

7. Kayadelen, M. ve Türkyılmaz, O. (2009); Elektrik Enerjisi Üretiminde Yerli Kaynak Kullanımı – Bazı Sorunlar ve Politika Önerileri; TMMOB 8. Enerji Sempozyumu Bildiriler Kitabı içinde, Ankara.

8. Uzunkaya, Z. Canan, (2008),“Ticari ve Ekonomik Analizin Karşılaştırılması”, Madencilik Projelerinin Hazırlanması ve Değerlendirilmesi Eğitimi – III, Seminer Notları, TMMOB Maden Mühendisleri Odası Sürekli Eğitim Merkezi, (s. 169-175), Ankara.

9.European Union Regional Policy; Guide to Cost-Benefit Analysis of Investment Projects, July, 2008;

http://ec.europa.eu/regional_policy/sources/docgener/guides/cost/guide2008_en.pdf, Erişim 14.12.2012.

10.ETKB rapor ve sunumları

11. EPDK web sitesi ve sunumları

12. TEİAŞ web sitesi ve sunumları

13. PİGM sunumları ve web sitesi

TEŞEKKÜR:

Bu bildirinin yazımındaki paylaşımları ve katkıları için:

  • Abdullah Ersoy’a (Prof. Dr. Gazi Üniversitesi);
  • Can Özgiresun’a (Makina. Y. Mühendisi, TMMOB-MMO Enerji Çalışma Grubu üyesi); 
  • Çetin Koçak’a  (Jeofizik Y. Mühendisi, DEK-TMK Üyesi);
  • H. Caner Özdemir’e  (Makine Y. Müh., SBF Yönetim Bilimleri Doktora, TMMOB-MMO Enerji Çalışma Grubu üyesi);
  • Haluk Direskeneli’ye (Makine Müh., TMMOB-MMO Enerji Çalışma Grubu üyesi);
  • İskender Gökalp’e (Prof. Dr. ICARE);
  • Mustafa Sönmez’e  (İktisatçı-Yazar);
  • Yusuf Bayrak’a, (Matematikçi, ODTÜ MD Enerji Komisyonu üyesi)

ve redaksiyon ve geliştirme yönünde değerli emeği için Mehmet Kayadelen’e (Maden Mühendisi, ODTÜ MD Enerji Komisyonu üyesi)

teşekkür ederim.

Oğuz Türkyılmaz, TMMOB Makina Mühendisleri Odası Enerji Çalışma Grubu Başkanı

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!