Enerjipolitik..-Kemal Ulusaler

Benzer bir durum doğalgaz boru hatları için geçerlidir. Hatların yoğunlaştığı Asya-Avrupa Hinterlandı’nda

egemenlik kurma çatışmaları bölgesel savaşlara neden olmakta, en hafifinden turuncu devrim benzeri müdahelelere dönüşmektedir.

kulusaler@anafikir.gen.tr

 

Enerjipolitik..

“Mater artium necessitas..”

“İcatlar ihtiyaçlardan doğar.” demiş , vakti zamanında Cezayirli Apuleius.

Yaklaşık ikibin yıldan bu yana kimse çıkıp ta aksini söylememiş.  Ve ihtiyaçlar, icatlar doğurmaya devam etmiş.

Elbette bu o kadar kolay olmamış. Zira, her  icat için yaratıcılık gerekir ki bu da başlı başına bir beceri işidir. Ve yine her ne kadar insan yenilik ve değişimden korkup; “durduk yerde icat çıkarma!” dese de yüz yıldan fazla bir zaman kapitalizm bu lafzı üzerine alınmamış,  bildiğini okumuş ve  ‘ ihtiyaç yaratma’ konusunu kendisine iş edinmiştir. Kapitalizm, sürekli ve sınırsız sermaye birikimi ihtiyacı için dur duraksız ihtiyaç üretmiş,  ürettikçe de insanlar dur duraksız tüketsin istemiştir.  Sonuç;  bunca yoğun üretim ve tüketime ne can dayanır ne de enerji ?

Bir söyleme göre yer kürede 50 milyon canlı türü bulunmakta olup insan bu 50 milyonun sadece biridir.  Kapitalizm milyarlarca yılda oluşan türleri hızla yok etmektedir. Sadece canlı türlerini mi?  Elbette hayır.  Yer altı ve yer üstü her türlü kaynağı da sermaye birikimini kesintiye uğratmama uğruna aynı hızla ve sınırsız bir hırsla tüketmektedir. Bu gidişle yüz yıl sonra petrol ve doğalgazın dibine kibrit suyu… Bir yüz yıl sonra da kömürün… Üstelik iklim değişikliği ve beraberinde gelecek olan  felaketler cabası…

Girizgaha son noktayı yine Apuleius’la koyalım;

“Uti, non abuti!” / “Kullan ama suistimal etme!”

*****

Dünya enerji kaynakları fosil ve yenilenebilir kaynaklar olarak kabaca ikiye ayrılabilir. Fosil yakıtlardan kömür, 19.yüzyıl ve 20. yüz yılın başlarında yoğun olarak kullanılmış, 20.yüzyıl başında yerini petrole bırakmıştır. Yetmişli yıllarda yaşanan dünya petrol krizi ile birlikte yeni kaynak arayışı başlamış, ilk elde nükleer enerji çare olarak görülmüşse de çeşitli nedenlerle nükleer uzun erimli başat bir  görev alamamıştır. Yüzyılın sonlarına doğru sahneye doğalgaz çıkmış olup içinde bulunduğumuz  süreçte de giderek önemini hissettirmektedir. 21.yüz yıl sonlarına doğru ise rüzgar ve özellikle güneşin ön plana çıkması beklenmektedir.

Aşağıdaki grafikte 2009 yılı itibariyle dünya birincil enerji tüketimi kaynaklar bazında görülmektedir.

 

Grafikten de görüleceği üzere petrol hala tüketimde ilk sırayı almakta olup onu sırasıyla, kömür ve doğalgaz  izlemektedir.  Dünya toplam petrol talebindeki artış eğilimine rağmen doksanlı yıllara göre petrolün  birincil enerji kaynakları içindeki kullanım oranı düşmektedir. Bunun nedeni, elektrik üretiminde petrolün yerini kömür, doğalgaz ve yenilenebilir enerji kaynaklarının almış olmasıdır. Yine ısınmada doğalgazın petrolün yerini alması bir başka nedendir. Ancak süreklilik arz eden bu düşüşe rağmen, dünya enerji ihtiyacının üçte birinin hala petrolle karşılandığı bir gerçektir.

Şimdi; bu tüketimin hangi aktörlerce gerçekleştirildiğine bir bakalım.

Kaçınılmaz olarak bu tüketimde aslan payını nüfus yoğun- kapitalist ülkeler almaktadır. Örneğin arz edilen dünya petrolünün  neredeyse dörtte birini ABD tek başına tüketmektedir.  Dünya birincil enerji tüketiminde ilk sıralarda yer alanlar sırasıyla; ABD ( % 19,5), Çin ( %19,5), AB ( % 15) , Rusya (% 5,7), Hindistan (%4,2), Japonya (% 4,2), Kanada ( % 2,9) ve Brezilya ( % 2).

Kaynak bazında birkaç rakam vermek gerekirse; dünya petrol arzının % 22.1’ini  ABD, %17,6’sını AB, %10,6’sını Çin, %5,1’ini Japonya, %3,7’sini Hindistan ve %3,4’ünü Rusya tüketmektedir. Benzer bir şekilde dünya doğalgaz arzının %22.1’ini ABD, %15,6’sının AB, %13,2’sini Rusya, %4,5’ini İran, %3,2’sini Kanada, %3’ünü Çin ve %3’ünü Japonya tüketmektedir.

Görüldüğü gibi arz edilen dünya petrollerinin % 63.5’ini ve dünya doğalgazının %64,6’sını adları geçen grup tüketmektedir.

2011 yılı itibariyle dünya günlük ham petrol talebi 90 milyon varili bulmuştur. Doğalgaz talebi ise, ortalama 8,21 milyar m.3’ tür. Burada akla gelen ilk soru şu olsa gerek;

Nereden geliyor bu değirmenin suyu?

Değirmenin suyunun nerelerden geldiğini bize bu grafikler göstermekte.

Kanıtlanmış petrol rezervlerinin bölgeleri ve miktarları ile bu günkü tüketime göre kalan rezerv ömrü grafikte görülmektedir.

Yine doğalgaza ilişkin alttaki  grafikte de kanıtlanmış rezervlerin bölgeleri, miktarları ve rezerv ömrü görülmektedir.

 

“Dünyadaki tüm kolay petrol ve doğal gaz hemen hemen tespit edilmiştir. Şimdi daha zorlu ortamlarda ve iş alanları bulma ve petrol üretiminde daha çok çalışmak gelir.”

William J. Cummings, Exxon-Mobil company spokesman, December 2005

 

“Herhangi bir önemli miktarda yeni ucuz petrol bulma şansı çok olmadığı oldukça açık.

Lord Ron Oxburgh, a former chairman of Shell, October 2008

 

Alıntıladığımız   her iki görüşte dünya üzerinde oldukça yaygın, genel görüşün bir yansımasıdır. Elbette yeni yataklar bulunacaktır. Ancak herkesin hemfikir olduğu görüş;  artık bu yatakların çok daha pahalı ve zor şartları beraberinde getireceğidir.  Yeni yataklar artık çok daha derinlerdedir ve gerek aşırı kuyu sıcaklığı, gerekse sondajdaki yüksek teknolojinin getirdiği maliyetler, sondaj kuleleri, çelik fiyatlarındaki artış vb pek çok faktör söz konusudur. Olası yatakların daha çok denizlerde olması da çevre kirliliği yaratmakta ve maliyetleri yukarılara çekmektedir. ( Geri dönülemez çevresel maliyetler göz ardı ediliyor olsa bile..)  Ayrıca başta Sadad I. Al-Husseini olmak üzere pek çok uzman da mevcut rezervlerin abartıldığından, erişilebilir olmadığından ve bu günkü teknolojiyle petrol şirketlerinin üretime hazır olmadığından söz etmektedir. Ek olarak sıra dışı kaynaklardan, ağır ham petrol, petrol kumları, petrol şeylerinden rezerv açısından söz edilebilir. Ancak bunlar petrol rezervlerinin gerçek bir parçası sayılamaz. Yüksek kaynak ihtiyacı, maliyetler, içerdikleri yoğun kükürt ve ağır metallerin yaratacağı kirlilik söz konusu olduğunda ancak konvansiyonel ham petrol için etkili birer yedek olabilirler.

Sentetik kaynaklara gelince, ABD gıda ihracatının önemli bir kalemi olan tahıl üretiminin yaklaşık % 18’ini etanol üretimi için mısıra ayırmıştır. 2007 yılında tüm mısır üretiminin %25’i etanol için ayrılmıştır. Benzer bir şekilde Brezilya’da Lula başa geçtiğinde ABD’ye olan borçlarının büyük bir kısmını etanolle ödemiştir. Ancak bu tarz gıda fiyatlarını tetiklemiş ve yoksulların gıdaya ulaşmasını daha zor hale getirmiştir.

ABD’nin ve diğer büyük ekonomilerin gelişmeleri çerçevesinde petrol ihtiyaçları artacaktır. Yeni enerji kaynakları veya alternatiflerinin petrolü ikamesi ise orta vadede olanaklı görülmemektedir.

Bütün bu gerçeklikler ve hem bugün hem de yakın gelecekte petrol ve gazın önemini korumakta olması emperyalist-kapitalist ülkeler için ulaşılması, elde edilmesi ve tutulması olmazsa olmaz  gereklilik halini almıştır.

 

M.Ö. 2000 yıllarında naptu ( alev alan) olarak bilinen petrolün, Ortadoğu  Nubyan oluşumu uzantısının bir arada olduğu, dünyanın ender enerji zenginliklerine sahip böyle bir bölgede yoğunlaşması sonucu beklenen, şüphesiz refah ve huzur olmalıydı?

Oysa, yıllar önce, “Bir damla petrol bir damla kandan değerlidir.” diyen Winston Churchill ve “Petrol siyah altın değil, şeytanın dışkısıdır”

diyen OPEC’in kurucularından, zamanın Venezüella Petrol Bakanı Perez

Alfonso,  yaşanan ve yaşanacak acıların işaretini vermekteydiler.

Huzur ve refah yerine, kan, gözyaşı ve acı getiren bu zenginlikler, finans-kapital zorbanın bala üşüşen sinekler gibi Bölgeye üşüşmesine neden olmuştur. Bölge, zaman içinde, dış güçler, yerel oligarşi ve feodal aşiret yapılanmalarının talan alanına dönüşmüştür..  Sözünü ettiğimiz ( bir kısmı işgal edilmiş, bir kısmı işgal tehditi altında olan),Bölge aşağıdaki grafikte yer alan kırmızı ve mavi bölgedir ki dünya petrol rezervlerinin %73’ünü oluşturur.

 

Bu bölge salt petrol rezervlerinin %73’üne sahip olduğu için değil aynı zamanda dünyanın en kaliteli ve üretim maliyetleri en düşük petrolüne sahip olduğu için önemlidir.  Aynı bölge, doğalgaz rezervleri açısından yabana atılamayacak kapasitededir. Dünya fosil enerji kaynaklarının neredeyse dörtte üçünü tüketmekte olan G-8 ülkeleri ve Çin için bölge kaçınılmaz olarak bir cazibe merkezi haline gelmiştir. Hal böyle olunca, diktatörlerin kol gezdiği, soykırımların olağan hale geldiği, açlık ve yoksulluk içinde kıvranan Afrika için akla gelmeyen “demokrasi götürme” söylemi enerji cazibe bölgesine gelince hiç akıldan çıkmamaktadır.

 

Dolayısıyla, petrol ve gaz rezervlerinin yoğun olduğu bölgelerde bu kaynaklara ilk elden ulaşabilmek, bu fosil enerji kaynaklarının naklinde güvenliği sağlamak, rakiplerin bu kaynaklara ulaşmasını zorlaştırmak finans-kapital zorba için enerji politiğin ana konularıdır.

Enerji kaynaklarına ilk elden sahip olmak 20.yüzyıl başlarında kaynak ülkelerin gerekli teknolojik bilgiye ve pazarlama yeteneğine sahip olmamalarından dolayı daha kolaydı. Kaynak ülkelerin büyük çoğunluğunun monarşi ile yönetiliyor olması işleri daha da kolaylaştırmakta idi. Ancak yüzyılın ortalarında petrol tröstlerinin sınırsız kar hırsı bu ülkelere kendi petrollerinden çok küçük paylar düşmesine neden oluyordu. Bu paylar giderek borçlanan ülkeleri yaşanılmaz hale getiriyor ve halk arasında kıpırdanmalara neden oluyordu. Dönemin halk uyanışlarına denk gelmesi ile birlikte enerji kaynaklarına yönelik kamulaştırmalar başlamıştı. Karteller bu tür girişimlerin bir kısmını içerden darbelerle ( İran’da Musaddık’ın devrilmesi gibi..) bertaraf etme yoluna gitse de sonuçta geri atım atmak zorunda kalmışlardı. Ancak süreç içerisinde kaynak ülkelerde yeni müttefikler bulmakta gecikmediler. Bir dönem kendileri için sıkıntı yaratan OPEC’i bir şekilde etkisiz hale getirdiler. OPEC için amiral gemisi konumunda olan, dünyanın en büyük ihracatçısı,  OPEC’in salıncak üreticisi Suudi Arabistan üzerinde kesin bir hegemonya oluşturdular. Kuveyt’i Saddam’ın elinden kurtarıp kanatları altına aldılar. Katar, BAE’ni de buna kattılar. Ardından Irak’ı işgal ettiler. Nijerya zaten çantada keklikti. Libya ile son noktayı koydular. 12 OPEC ülkesi içerisinde İran ve Venezuella dışında kendileri için sorun yaratacak bir ülke kalmamıştı. Ancak her şeye rağmen İran hala büyük bir kaynaktı ve ele geçirilmeliydi. Bugün  plan İran üzerine yapılmaktadır.

Enerji kaynaklarının çıkış noktalarında ilk elden hakimiyet  girişimleri enerji politiğin sadece bir ayağıdır.   İkinci ayak enerji yollarının güvenliğidir. Bu gün dünya petrolleri büyük oranda (  %60 ) deniz yoluyla taşınmaktadır. Doğalgazda ise bu taşımacılık,  % 75 ile boru hatları üzerinden yapılmaktadır. Sıvılaştırılmış doğalgazın deniz yoluyla taşınması petrole göre yedi kat daha maliyetlidir. Hal böyle olunca petrolde denizyolları- özellikle boğazlar- önem kazanırken, gazda boru hatlarının güzergahı ön plana çıkmaktadır.  Yukarıda da belirttiğimiz gibi dünya petrollerinin büyük bölümü Ortadoğu’dan çıkarılmaktadır. Ve bu petrollerin büyük bir kısmı da Basra körfezi çıkışlıdır. 2020’li yıllarda tüm dünya petrol ihracatının  üçte birinden fazlası Hürmüz Boğazından geçirilerek yapılacaktır. Bu körfezin üzerindeki hakimiyet, çıkış yolunun güvenliğini sağlayacaktır. Bunun için de her halükarda İran’ın Basra Körfezindeki baskısı yok edilmeliydi. Bu gün İran  nükleer silah sahibi olmasa da finans-kapital zorbanın hedefi olmaktan kurtulamayacaktı. Tıpkı Irak’ta olduğu gibi kimyasal silah vb bahaneler mutlak bulunacaktı.

ABD ilk kez ikinci dünya savaşında körfeze ilişkin senaryolar hazırlamış ve girişimlerde bulunmuştur. 23 Ocak 1980 tarihinde Carter Doktrini ile ABD Körfezde kendi ulusal çıkarlarını savunmak için askeri güç kullanabileceğini açıklamıştır. Bu Doktrinin hedefini, Carter, Sovyetler Birliği’nin Afganistan’ı işgal etmesinin Ortadoğu petrollerinin serbest dolaşımı için tehdit olarak algılanması ve caydırıcılık  olarak açıkladı.  Ortadoğu petrollerinin taşıma yollarının güvenliği için Afgan-Pakistan hattı önemini o günden,  bu güne hiç yitirmemiştir.

Benzer bir durum doğalgaz boru hatları için geçerlidir. Hatların yoğunlaştığı Asya-Avrupa Hinterlandı’nda   egemenlik kurma çatışmaları bölgesel savaşlara neden olmakta, en hafifinden turuncu devrim benzeri müdahelelere dönüşmektedir. İç çatışmalar, politikacıların tutuklanmaları, gazetecilerin öldürülmeleri, mafyavari uygulamalar hep enerji ve jeopolitiğin ilgi alanları içindedir.

ABD, AB  ve diğerlerinin enerji politikalarını   oturttukları sac ayağının üçüncüsü ise fiyatlar üzerinde hakimiyet,  dezenformasyon ve  manipülasyon mekanizmaları  yaratmak, var olanlar üzerinde tesirli olmak girişimleridir.

Petrol borsalarına ve spot piyasaya müdahaleler, stok miktarlarıyla oynamalar, merkez bankalarının faiz indirimleri, piyasaya para sürmeler,  petrol dünyasının küresel efsanesi yedi kardeşlerin  strateji ve yatırım politikaları, şirket birleşmeleri, birer fiyat piyonlarıdır. Bunların dışında zaman zaman yönlendirici saptamalar ve senaryoların piyasaya sürülmesi ile yaratılan kısa ve orta vadeli manipülasyonlar söz konusudur.. Bu konuda Uluslar arası Enerji Ajansı’na   “Enerji NATO”su denmesi es geçilecek bir benzetme olmasa gerek.

***

Enerji politik konusu üzerinde ciltlerce kitap yazılmış ve hala yazılabilecek bir alandır. Bu yazı böylesine geniş olan konuda kısa, olabildiğince toplu, ve birkaç ana başlık  halinde bir özet sunabilmeye yöneliktir. Dolayısıyla enerji politik içinde oldukça önemli bir yer tutan suya, iklim değişikliğine, enerji ekonomisine, enerji özelleştirmelerine, nükleer ve yenilenebilir diğer kaynaklara, emperyalist-kapitalist enerji politikalarına karşı sosyalist enerji politikalarının neleri içermesi gerektiğine vb başlıklara pek değinilememiştir.

Bu portal yer verdiği sürece, ileriki günlerde, ana başlıkları birer birer açmak isterim. Tarihsel süreçte petrolün siyaset üzerindeki rolü, ABD yöneticilerinin petrole olan hiç bitmeyen ilgileri, petrol tröstlerinin siyaset ilişkileri, Hirsch Raporu ve ‘Peak Petrol’ tartışmaları, silah sektörü-enerji ilişkileri, boru hatlarının ve fiyatların nasıl birer silaha dönüştüğü, enerji bağımsızlığının olanaklı olup olmadığı, Enerji NATO’su, dünkü ve bu günkü OPEC, karbon ticareti, sınır aşan sular ve su politikaları, enerji lobileri, enerji özelleştirmeleri, ülke analizleri vb. ana başlıklarla,  ileriki günlerde bir kırıntı fikir, bir kırıntı bilgi aktarımı, bir tutam da  polemik nedeni olabilecek yazılarda buluşmak üzere…

Kemal Ulusaler

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!