Fareli Köyün Kavalcısı-Mehmet Tanju Akad

Bizim köyün ileri gelenleri beceriksizlikte önde gider. Bu nedenle köy sorunlarıyla gene başa çıkamadılar, her yeri pislik götürmeye başladı ve sonunda olan oldu. Köyü fareler bastı, bir türlü üstesinden gelemediler. Çaresiz dışarıdan adamlar çağrıldı. Hepsine para yedirdiler, misafir ettiler, kuzu kestiler. Nafile. Sonunda, pes ettikleri sırada kaval çalan bir adam geldi, anlaştılar, fareleri peşine takıp götürdü. Ama bizim köylüler anlaştıkları parayı vermeyince, bu kez köy ahalisinin yarısını taktı peşine, gözden kayboldular. Artık gitti gider, geri dönmezler. Hikâyenin sayısız versiyonu var. Benimkinde çocuk değiller artık. Büyümüşler. Üstelik dönmüyorlar. Ayrıca gönüllü gitmişler. Kavalcının adamı oluyorlar. Herkes hikâyelere istediği sonu uyduruyor. Bu da benim benzetmem.

 

Bazı eski devrimcilerin HDP’den aday olduklarını duyduğumdan beri aklımda bu hikâyenin versiyonları dönüp duruyor. Köy liderleri becerikli olsalardı, hiç değilse sözlerine sadık kalsalardı bu üzücü durum başımıza gelmezdi belki, ya da bu kadar kişi kaybolmazdı kavalcının peşinde. Böl ve yönet politikalarını yürütenlerin kucağına oturmazlardı. Ülkeye düşman olanları dost bilmezlerdi. Ama gidenleri mazur görmüyoruz tabii. Onların da kendi akılları fikirleri var. Kimin yanına gittiklerini görmeleri gerekirdi. Ama bu sırf akıl meselesi de değil. Biraz da tercih meselesi. Zihinlerin odakları kayınca, akıl da işe yaramıyor ve insanlar sonradan utanacakları işleri yapabiliyorlar. Peki, siyasi tercih utanç konusu olur mu? diye sorabilirsiniz haklı olarak. Olabilir. Yıllarca ülkenin bağımsızlığı için çalışıp şimdi ülkenin altını oyanların yanına gidersen bu utanılacak bir şey olur, ama sonuçta herkes durduğu yerden bakar.

 

Öte yandan, tabii, 35 sene sırt üstü yat, bekle, elin adamı durur mu? Kandırdı insanları götürdü. Bu sürede hiçbir bir düzgün iş yapılmadı, pisliğin yayılması farelerin basması önlenmedi, üstelik dürüst de olunmadı. Artık kalana da gidene de ağlanmaz. Hatta gitme hakları konusunda da konuşulmaz. Gerçi “bizim köye hiç yakışmadı” diyoruz ama “ihtiyar heyetinin” yaptıklarını, daha doğrusu yapmadıklarını da göz önüne almak gerekir.

 

Ve gene, işin bir de sevinilecek yanı olabilirdi, şayet bir iş yapma niyetinde olanlar ortaya çıksaydı. Yani, “bunların ortaya çıkması iyi oldu, kim olduklarını gördük, gittiler kurtulduk” diyoruz ama züğürt tesellisi, çünkü onların gerçek yüzünü görmenin bir faydası olmayacak. Muhtemelen, işler bu kadar serilmeseydi, gidenler de kavalcıya kapılmazdı. Hatta kavalcının yüzüne bakan bile olmazdı.

 

Yapılacak tek bir şey kaldı, ama onun için artık yeni neslin öne çıkması gerekir. Yani, aklı başında dürüst insanları alıp başka bir yerde yeni bir köy kurmak gerekirdi ama artık ahalinin çoğu yaşlanmış, aksakallı, bastonlu dede olmuş. İki adım atacak mecalleri kalmamış. İşte, artık yeni neslin ipleri ele almasını bekliyoruz.

 

Vaay! kim inanırdı dağ gibi eski devrimcilerin etnik bölücülerden hayır bekleyip onların peşine takılacaklarına. Onların listesinden üç-beş oy bekleyeceklerine. Bu kadar mıydı? Bari şerefimizle gitseydik bu dünyadan, şanımız kalsaydı.

 

Sen neydin aslan, ne oldun. Dişlerin kesmez, sesin çıkmaz oldu. Çakaldan posta yiyor, sırtlandan kaçıyorsun. Ama hayat böyledir. Ne tabiatta, ne de toplumda, hele siyasette asla boşluk olmaz. Kimse seni beklemez. Siyasette boşluk hemen doldurulur. Bir dönem de böyle bitiyor, tarihe karışıyor. Gezi’den sonra genç bir aslanın yelesini ensene takıp makyajla gençleşeceğini sandın ama yemezler. Kargalar bile hemen fark etti durumu. Gaklayıp gülmekten yerlere yattılar. Sen hala post takıp yutturacağını sanıyorsun. Bu arada eski çevreni kapıp gidiyorlar.

 

Heyhat! kalp ağrıları durmuyor.

   Mehmet Tanju AKAD

Benzer yazılar

4 Yorum

  1. Anonim

    yazılarınızın çoğunluğuna katılmakla birlikte ” etnik bölücüler””Ülkeye düşman olanlar””ülkenin altını oyanlar” gibi kavramlarda sözünü ettiğiniz kürt özgürlük hareketi benim açımdan kürtleri işgalden kurtarma hareketidir.
    her ulus gibi kürtlerin de kendi kendilerini yönetme, kendi kendilerini yargılama hatta kendi kendilerini sömürme hakları vardır.
    nasıl güney afrikada ki siyahların kendi kendilerini yönetme hakları varsa nasıl orada siyah ırkın köleliğine karşıysak burada da kürtlerin işgaline karşı olmak zorundayız.
    beraber özerklik içinde mi yaşarlar yoksa bağımsız devlet mi olmak isterler bu onlardan başka-kürtlerden başka kimseyi ilgilemdirmez.
    bizi yalnızca özerk de olsalar,bağımsız da olsalar sosyalizmi hedefleyip hedeflememeleri,bölgelerinde emperyalizmin lejyoneri olup olmamaları ilgilendirir. selamlar

    Yanıt
  2. Anonim

    OLAYLARI VE GELİŞMELERİ YORUMLAMAK HER BİREYİN DOĞAL HAKKIDIR, LAKİN KULLANILAN DİL KENAN EVREN’İ ARATMIYORSA, ORADA BİRAZ DÜŞÜNMEK GEREKİYOR. KALP AĞRISINI ÇOK ÇEKMİŞ BİRİSİ OLARAK UYARMA GEREĞİ DUYDUM. YAHYA TAŞDEMİR

    Yanıt
  3. Mehmet Kemal Aladağ

    iki elinle kapatıp
    yırtığını yaranın
    koynunda yıldız taşırsın
    ama düşer yine yıldız

    düşeceksen sen de
    bir akşam alacası
    güneş gibi düşmelisin
    ardında binlerce yıldız

    N. Çelik

    Yanıt
  4. Kemal Ö

    Öcelikle birbirimize karsi ‘ohh olsun’ pozisiyonundan bir adim geriye gelmemiz gerektigi kanisindayim.Bir birimizden umudu kestigimiz
    acikca görülüyorsa kavalcinin sucu ne? Hakli olanimiz ve olmayanimiz hep birlikte bir adimgeri cekilip durumu yeniden gözden gecirmeliyiz.Tek tek DY’cu olarak cekip gidecegiz bu belli ama, en azindan bir kez daha denemeliyiz diye düsünüyorum. Herbirimiz kendi ic hesaplasmamizi bireysel olarak yapalim ve yeniden tokalasalim ve hep birlikte yeniden baslayalim. Yani, imkansiz görüneni ilk elde bertaraf etmeliyiz kanisindayim.Bir araya gelenlerin özelliklerine baktigimda, ‘bizim günahlarimiz daha az’ diyorum

    Yanıt

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!