Fikirleri İktidarda- Mehmet Ali Yılmaz

Dünün devrimcilerini, sosyalistlerini ve ilerici-demokratlarını katleden katilleri serbest bırakan AKP’nin bugünün

devrimcilerini, ilerici-demokratlarını hapishanelere doldurmasına vicdanlarınız nasıl müsaade ediyor?

maliyilmaz@anafikir.gen.tr

12 Eylül döneminde yargılanan MHP’nin en önde gelen yöneticilerinden biri, sıkıyönetim mahkemesinde, devrimcilerin öteden beri ortaya koyduğu tezlerini doğrulayan bir söz sarf etmişti. “Biz hapisteyiz ama fikirlerimiz iktidarda” şeklinde olan bu söz devrimcilerin emperyalizm ve sömürge tipi faşizm tezlerini doğruluyordu.

Bu sözle aslında şu mesajlar veriliyordu:

1-12 Eylül yönetimi ve Ülkücüler, her ikisi de dönemin şartlarına göre, ABD emperyalizminin bölge politikalarının hayata geçirmesinde görev üstlenmişlerdi. Soğuk Savaş’ın gereği olarak önce Ülkücüler komünizme karşı ön cepheye sürüldüler… 1979’dan itibaren bölgede meydana gelen gelişmeler karşısında ABD yeni politikalara yöneldi. Afganistan’ın Sovyetler Birliği tarafından işgal edilmesi bir yandan ABD’nin bölge politikalarını sarsarken diğer yandan yeni imkânlara kapı araladı. İran’da ortaya çıkan Humeyni “Devrimi” nedeniyle SENTO’nun dağılması ABD’nin yeni bir doktrinle ortaya çıkmasına yol açtı. Bu yeni gelişmeler karşısında NATO’nun Ortadoğu’ya uzanan en önemli üyesini, Türkiye’yi yeniden düzene sokma ihtiyacı duydular ve 12 Eylül faşist darbesini gerçekleştirdiler. Ayrıca Türkiye’de emperyalist politikalara karşı büyük tehlike yaratan devrimci güçlerin tamamen tasfiyesi ABD için büyük bir öneme sahipti. Türkiye’de yeni döneme uygun ekonomiden, siyasete ve ideolojiden- kültüre, hukuka kadar yeniden yapılandırmaya ihtiyaç duyuyorlardı. Bu yeniden yapılandırma döneminde artık MHP gibi eskiyen politikanın uygulayıcı unsurlarına ihtiyaç kalmamıştı. Yeni politikalar yeni politik aktörlerle yapılırsa kitlelerin gözünde daha inandırıcı görüntülerin doğmasını sağlayacağı belli bir şeydi.

2-Hem 12 Eylül organizasyonu hem de MHP, her ikisi de ABD emperyalizminin eseri olmasına rağmen birisi iktidara taşınırken diğeri günün koşulları gereği tasfiye ediliyordu. Ama gerçekte ikisinin de yaratıcısı, fikir babası ABD idi. “Fikir”, yani fikrin asıl sahibi yine iktidardaydı ama bu fikrin araçlarından birisi hapse atılmıştı. Bu gelişme harcanan tarafın ağırına gidiyordu. Kullanılmış kâğıt mendil gibi bir konuma itilmişlerdi.

3-Bu sözü sarf eden MHP elitleri bu davranışlarıyla bir konuyu daha gündeme getirmek istiyorlardı. Bu elitler, mahkeme salonunun arka sıralarında oturan, Mamak’ta bir bakıma komünistleri kontrol etmek için onların arasına yerleştirilmiş olan, solcular kadar olmasa da dayak yiyen ve itilip kakılan kenar mahalle çocuklarının kendilerinden faklı olduklarını da vurguluyorlardı. Kendileri “siyasi parti” kontenjanından daha rahat ortamlarda, hastanelerde tutuklu hayatı yaşarlarken, cinayet işlettikleri bilinçsiz faşistler Mamak’ta “korudukları devlet” tarafından bir ölçüde de olsa eziliyorlardı.

MHP’nin en üst kesimindekiler faşist cuntaya, “fikrimiz bir”, “biz bu yeni politikalara da hizmet verebiliriz” diyorlardı. Ama “bizi şu arkada oturanlarla bir tutmayın” mesajı vermek istiyorlardı. Bunca zaman devlet için, devleti koruma adına her türlü “pis işi” yapmışlar, yaptırmışlardı. Mükâfatı bu mu olmalıydı?

4-Kaldı ki karşı karşıya oldukları sorun bu kadarla da sınırlı değildi. Sıkıyönetim mahkemelerinde “devlete karşı işlenen cürümler” başlığı altında yargılanmaları bunca yıllık devlet koruyucularının ağırına gidiyordu. Bir an önce bu suçlamadan kurtularak “adi suçlar” kapsamı içinde yargılanmaları gerekiyordu. Öncelikle bu sağlanmalı ki daha az ceza alsınlar. “Devlete karşı olmadıkları” gerekçesiyle TCK’nın 313’üncü ve adi suç hükümleri gereğince yargılanmalarını sağlamaya çalıştılar. O günlerde bu isteklerinin gerçekleşmesi için çok etkili bir kampanya yürüttüler ve başarılı da oldular. Böylece MHP yöneticileri ya hiç ceza almadılar ya da kısa süreli cezalar alarak dışarı çıktılar. Ve dışarı çıkan kodamanların bazıları milletvekilliği, bakanlık bile yaptılar.

Arka sıralarda oturanların bir bölümü adi suç hükümleri gereğince çok az cezalar aldılar. Mesela bir mahallede sağ ve sol kesimler arasında meydana gelen bir çatışmadan dolayı sağcılar “ölümle sonuçlanan kavgaya iştirak” nedeniyle 5-10 sene ceza alırlarken, aynı çatışmanın sol tarafında yer alanlara TCK’nın 146’ıncı maddesi gereğince idama kadar varan cezalar veriliyordu. Afiş yapıştıran solcular “örgüt”e sokularak 15 yıla varan cezalar alırlarken bu tür eylemlerden dolayı faşistler suçlanmıyorlardı bile.

Sağ görüşlüler “devlete karşı olmadıkları“ için “adi suç” kapsamına sokulunca kasten cinayet işleyenler işledikleri her cinayetten ayrı ayrı ceza aldılar. Ama bu sonucu yaratanlar kendi yöneticileri ve devlet içindeki taraftarlarıydı. TCK’nın 149. Maddesinin uygulanmasına karşı çıkarak 313. Maddenin uygulanmasını kimler sağladı? 313 ‘ün uygulanmasıyla yönetici kesimi kurtarılmadı mı? Yöneticileri kurtarmayı asıl amaç haline getirdikleri için tetikçilerin işledikleri her suçtan ayrı ceza almaları sonucu ortaya çıktı. Yöneticiler ile adam öldürenler arasında yaratılan cezai farkın sorumluları, tetikçilerin 448 vb maddelerden cezaya çarptırılmaları sonucunu yaratanlar kendi yöneticileri, kendi hukukçuları, avukatları, yargı bürokrasisi içindeki sağcılar, sağcı kamuoyu oluşturucuları ve politikacılarıdır.

***

12 Eylül döneminde solcularla sağcılar arasında “ceza adaleti” yönünden de haksızlık yapıldı. Solcular en basit bir eylemden dolayı devlete karşı “örgüt” kurmak veya örgüt üyesi olmak suçlaması ile karşı karşıya bırakıldılar ve 146 veya 168’inci maddelerden en ağır cezaları aldılar. Solcuların yöneticileri de bu maddelerden ağır cezalar aldılar. Oysaki sağcılar emniyet müdürü, cumhuriyet savcısı, milletvekili, üniversite hocası öldürdükleri halde “adi suç” kapsamı içinde ele alındılar ve buna göre cezalandırıldılar.

Öte yandan sağcıların “adi suç” kapsamına alınmalarının önemli nedenlerinden biri de siyasi suç işleyenlerin, 1982 Anayasası gereğince, af kapsamı dışında tutuluyor olmasıydı. Böylece bütün devrimciler “devlete karşı suç” işledikleri esas alınarak cezalandırıldıkları için çıkarılacak bir affın kapsamı dışında tutulurlarken; sağcılar ise “adi suç”lu sayıldıkları için çıkarılacak her affın kapsamı içinde olacaklardı.

Ankara Bahçelievler’de yedi TİP’liyi katledenlerin, Adana Emniyet Müdürü’nü öldürenlerin serbest bırakılmasını sağlayan AKP iktidarı sağcıların savundukları anlamda bir haksızlığı düzeltmedi. Aksine 12 Eylül döneminde yapılan bir büyük adaletsizliği daha da derinleştirdi. Bu olayların faillerine adi suçtan ceza verilerek yapılan taraf tutma eylemi bir kez daha taraf tutularak, sağcılar kayırılarak haksızlık büyütüldü. AKP’nin çıkardığı bu yasa ile hiç solcu, devrimci serbest bırakıldı mı? Bu yasa ile siyasi suçlular için af mahiyetinde bir uygulama söz konusu olmadı. Çünkü bu yasa maddesi sağcılar için çıkarıldı ve adrese teslim bir madde olduğu da çok belli. Bu anlamda bile eşitlik ilkesine aykırı ve sağ kesimi kollayan bir yasa maddesi.

Bu son tahliyeler bir kez daha gösterdi ki; emperyalizmin tedrisatından geçmiş sağcılar, ister dinci görünsün, ister Türk-İslam sentezcisi olsun, isterse de faşist olsun dönemeç noktalarında hep birbirlerini kollarlar. Bunların hepsi de “bana sağcılar cinayet işliyor dedirtemezsiniz” sözüne uygun davranırlar. Aslında bunlar “kurşun atana da attırana da” hep sahip çıkarlar ve hepsi de “kanlı mı kansız mı olacak” sözünü beyinlerine kazımışlardır. Tayyip Erdoğan onların ardından ağladığı gibi Devlet Bahçeli de AKP’yi en çok sıkıştığı anlarda kurtarmaktan geri kalmaz. Sağ kesimin kadrolu propagandacılarının yere göğe sığdıramadıkları HAS Parti’nin Genel Başkanı AKP’li yöneticiler için dün “Karun” diyordu bugün iktidar partisine katılma yolunda. Samimiyet, güven ve dürüst politikacılık mahallelerinde yerlerde sürünüyor.

Bugün devrimci gençler pankart açtıkları, hatta slogan attıkları, parasız üniversite istedikleri için aylarca hapiste kalırlarken; sağcıların etkili ve yetkili konumlarda olanlarının her türlü dolandırıcılığı, irtikâbı, ihaleye fesat karıştırması, sınav sorularını aşırmaları normal karşılanır, Deniz Fenerleri de yanmaya ve yakmaya devam eder. Bu ülkede üst tabakadan, kalantor sağcıysan öteki dünya edebiyatı yaparak bu dünyada rahatlık, bolluk içinde yaşarsın, hanlar, hamamlar, gökdelenler dikersin. Ezilen sınıflardan, gariban bir sağcıysan belki çok küçük kırıntılar elde edersin ama her şeyinle sonuna kadar kullanılırsın ve yoksul bir mürit olarak öteki dünyada rahat etme vaatleri ve hayalleriyle yaşayıp gidersin.

Son olarak soldan sağa giden “demokrat” arkadaşlara seslenelim. Kapılarına gittiğiniz o güç sahibi sağcıların sizi hala kullanılacak kişiler olarak gördüklerini anlamıyor musunuz? Sizi hangi geçite kadar taşıyacaklarını sanıyorsunuz? Bir sorumuz daha var: Dünün devrimcilerini, sosyalistlerini ve ilerici-demokratlarını katleden katilleri serbest bırakan AKP’nin bugünün devrimcilerini, ilerici-demokratlarını hapishanelere doldurmasına vicdanlarınız nasıl müsaade ediyor? İçinizde vicdanları yananlar varsa hala orada ne işiniz var?

Mehmet Ali Yılmaz

 

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!