Fransa’nın Mali’de Ne İşi Var?

Fransız emperyalizminin ekonomik krize bulduğu çare: Afrika’yı işgal!

 

Fransa 70 yıl sömürdüğü Sahra altı Afrika ülkelerinden birisi olan Mali’den 1960’da ayrıldı. Fransa, Afrika’dan ayrılırken geride suni haritalarla oluşturulmuş yoksul ülkeler bıraktı. Halkı yoksulluk içinde kıvranan bu ülkelerin yer altı kaynakları oldukça zengin. Kapitalizmin krizinden ciddi şekilde etkilenen Fransa, Sahra altı ülkelerinin yer altı zenginliklerine göz koyduğu ve bu bölgede Çin’in gittikçe güçlenmesinden korktuğu için ABD-AB’ın bilgisi dâhilinde birden bire Afrika’nın bu kuşağında saldırıya geçti. Batı emperyalizmi ve onun bu bölgede temsilcisi gibi davranan Fransa, Çin’in Afrika’nın önemli ülkelerinin yanı sıra Mali’de de artan etkinliğini gördüler. Mali’nin sadece uluslar arası siyaset açısından değil, zenginlikleriyle de ellerinden kaçtığını hissettikleri için Fransa’nın müdahaleye kalkışmasına yeşil ışık yaktıklarını söyleyebiliriz.

R.Tayyip Erdoğan’ın geçtiğimiz haftalarda Sahra altı Müslüman ülkelere yaptığı ziyareti de bu kapsamda ele almak gerekir. O da Batı emperyalizminin çıkarları gereği bu bölgedeki Müslüman ülkeleri, Çin “istilasından kurtarmak” adına bölgeye uzun bir ziyarette bulundu. Tabii ki bu arada Türkiye’nin sermaye sınıfına yeni ticaret alanları, pazarlar yaratmak gibi bir amacı da vardı.

Halkı dünyanın en fakirlerinden olan Mali’nin çok zengin maden yataklarına sahip olduğu bilinmektedir. Altın, elmas, uranyum, doğalgaz yataklarına sahip olduklarını Malililerden ziyade çok uluslu şirketler bilmektedirler. En iyi bilenler ise Çinliler, Amerikalılar, Fransızlar, Kanadalılar, Güney Afrikalı… altın tüccarlarıdır. Ayrıca, Mali ve diğer Sahra altı ülkelerinin modern tarım yapıldığı taktirde, dünyanın gıda ihtiyacını giderecek kadar verimli topraklara sahip oldukları da bir gerçektir.

Tarihsel bakımdan Afrika’nın en köklü devlet geleneğine sahip olan Mali, tarihinde çok önemli Afrika medeniyetlerini ve şahsiyetleri barındırmış bir ülkedir.  Sömürgeciler yüzünden çok fakir ve geri bir duruma düşmüş daha doğrusu düşürülmüştür. Bu durumun baş sorumlusu da demokrasi şampiyonu Fransa’dır. Bugün bölgeye dincilere karşı güya demokrasi ve insan hakları adına savaşmaya gittiğini iddia eden Fransa’nın, 70 yıl boyunca (1960’a kadar)sömürge politikasıyla Mali’yi, dünyaya kapattığını, aydınlarını etkisizleştirerek, ülkenin entelektüel birikimini yok ettiğini, ülkede ilk üniversitenin ancak 2000 yılında açılabildiğini biliyoruz. ABD’nin 2000’li yıllarda Irak’ta yaptığının benzerini yıllar önce Fransa Mali’de yaparak halkın ayağa kalkmasını, bilinçlenmesini önleyerek sömürgeciliği uzun süre sürdürmeyi amaçlamıştı. Şimdi ise içine düştüğü ekonomik krizden kurtulmak için; açık işgal metodunu devreye sokarak yeni sömürü metotlarını ve propagandanın inceliklerini de kullanarak ve uluslararası desteği de arkasına alarak yeniden Afrika seferine çıkıyor.

Emperyalist saldırganlıkla karşı karşıya kalan mazlum halklara ve üzerinde yaşadıkları toprakların zenginliğine sahip çıkan devrimci bir siyaset tarzı olarak Marksist ideoloji temelinde tepki ve direnişlerin geliştirilemediği bu dönemde, halkın direniş eğilimleri dini bir radikalizmle doldurularak çarpıtılıyor, çarçur ediliyor.

Her şeye rağmen Afrika halkı, “emperyalizmin Müslümanları”nın desteğine rağmen yeni Fransız lejyonerlerini er veya geç yurtlarından kovacaktır.

 

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!