Halk İktidardan Birgün Hesap Soracak

Anafikir sayfalarında hakkında en fazla yazı yazılan konu “emperyalizmin Ortadoğu politikaları

ve buna bağlı olarak Suriye” sorunudur. Sürekli olarak, emperyalizmin Ortadoğu planlarının parçası haline gelmenin yanlışlığını ve Suriye başta olmak üzere hiçbir bölge ülkesinin içişlerine karışılmaması gerektiğini vurgulayıp durduk. Fakat iktidarın Başbakanı ve bilhassa Dışişleri Bakanı olan zat ve etraflarındaki danışmanları, gazeteci, yazar-çizer, televizyoncular ve büyük sermaye sözcüleri, emperyalizmin bölge hâkimiyetinin tahkim edilmesini amaçlayan planın parçası olarak sürekli savaş çığırtkanlığı yapmaktan geri kalmadılar. Bununla da yetinmeyerek Ortadoğu halkları ve ülkeleri arasında barışı ve emperyalizme karşı dayanışmayı savunanları mahkûm etmeye kalkıştılar. Bu izledikleri politikayla bölge halklarına ve ülkelerine büyük bir kötülük yaptılar.

İçeride “barış” akilliğine soyunan bu kişiler ve çevreler, Suriye’de ise “savaş” çığırtkanlığını alışkanlık haline getirdiler. Bu Amerikancı çevreler, Suriye’de “barış” olmasından, bu yönde meydana gelecek gelişmelerden çok korkuyorlar. Bu yönde bir gelişme durumunda Amerikan “Sünniciliği” politikasının çöpe gideceğini iyi biliyorlar. İşte bu yüzden Suriye’de savaşan tarafların ateşkes ilan etmesini ve giderek anlaşma yoluna girmesini kesinlikle istemiyorlar. Bölgede barış yönünde gelişmeyi istemeyen güçlerin başında ABD, İsrail, petrol şeyhleri, el Kaideciler, Nusracılar ve AKP iktidarı yer almaktadır.

İki yıldır Suriye yönetimi ve müttefiklerinin direnişini; ABD-İsrail-Türkiye- Körfezin petrol şeyhleri, Krallıklar ve kiralık çetelerin oluşturduğu ittifakın yıkamaması saldırgan cenahın patronunun politikalarını gözden geçirmesine neden olduğunu söyleyebiliriz. Son zamanlarda Rusya’nın Suriye politikasının eskiye göre daha fazla kabul görmeye başlaması, ABD’yi bu yeni gelişmeyi dikkate almaya zorlamaktadır. ABD çıkarı nerede, hangi politikadaysa o yöne dönmekte hiçbir sakınca görmez, gerektiğinde son derece pragmatik olabileceğini birçok kez ortaya koymuştur. Ya da yeni gelişmeleri dikkate alıyor gibi yaparak asıl politikasının başarısı için el altından çalışmayı sürdürür. Bu arada gerçek politikasının aksayan yanlarını gözden geçirme fırsatını da yakalamış olur. Rusya’nın bu son tavrı karşısında ABD’nin durup düşünmesi ya da öyle görünmesi bile, bölgesel güç gösterişi yapmaya pek meraklı AKP iktidarını ve diğer savaşçı çevreleri rahatsız etmişe benziyor. Öte yandan Katar ve Suudi Arabistan gibi Amerikan politikalarının takipçisi Arap devletlerinin de savaş yanlısı tavırlarından geri adım atma görüntüsü içine girmeleri de AKP liderinin huzurunu kaçırmışa benziyor. Başbakan’ın Arap aksanı ve lisanı ile savaş yeminleri etmeye başlamasını bu gelişmeler karşısında düşmeye başladığı çaresizliğe bağlayabiliriz. İsrail’in Şam’a yaptığı hava saldırılarının da AKP’nin moralini düzeltmeye yetmediği anlaşılıyor.

Bu yeni politik gelişmenin yankısı sürerken ve R.T.Erdoğan’ın Washington gezisi öncesinde gerçekleştirilen Reyhanlı patlamaları, (resmi rakamlara göre) elliden fazla insanımızın katledilmesi, onlarca ağır yaralı, yıkılan evler, işyerleri vb. bütün ülkeyi büyük bir üzüntüye sokmuştur. Bu katliamı kimin ne için yaptığı şüphesiz çok önemlidir ama en az bunlar kadar önemli olan konu da bu gelişmeye yol açan politikalardır. Bizi doğrudan ilgilendiren yönüyle iktidarın Suriye politikasıdır. Bu savaşçı politika ülkemizi bugün karşı karşıya kaldığımız bu son noktaya sürüklemiştir. “Strateji”den zerre kadar anlamadığı pratik tarafından defalarca doğrulanan bir dışişleri bakanının emperyalizmin patronunun gölgesinde yürüttüğü politikaların acı sonuçlar yaratması doğaldı. İşçiye, köylüye, öğrenciye dayılanma ile yabancı ülkelere karşı yürütülen politikayı birbirine karıştıran bir başbakanın dış politikada çuvallaması kaçınılmazdı. Politikalarına içeride itiraz eden yurttaşa karşı “biber gazı, cop, tazyikli su” ile müdahaleyi alışkanlık haline getiren iktidar, dış politikada ABD’ye sırtını yaslayarak yürümenin sonuçlarını yaşamaktadır. Ama bu yanlış politikaların ağır ceremesini halkımız ödemektedir. Ne yazık ki acı olan da budur. Halkımız gerçekten de kimsesiz bırakılmıştır. Bilhassa Suriye sınırına yakın yerlerdeki insanlarımız uzun zamandır çetelerin insafına terk edilmiştir.

İktidar daha büyük yanlışlara yönelmeden her kesim tarafından ikaz edilmelidir. Bu ülkede yaşayan herkes bu iktidarın bağımlı ve maceracı dış politikasına dur demelidir. Büyük devletlerin Ortadoğu politikası başarısızlıkla sonuçlanırsa onların belki başları ağrır, mideleri sancır ama bizim gibi bölge ülkeleri, komşularıyla birlikte burada yaşamak zorunda olan ülkeler, yaptıkları yanlışların karşılığında ağır sorunlarla karşılaşırlar. Onların başları yarılır, organları parçalanır, kollarını-bacaklarını kaybedebilirler. Bu olumsuzluklar sonucunda iktidarlar gitse de ülkeye verdikleri zararların etkisi yıllarca giderilemez. Cezayir Kurtuluş Savaşı sırasında zamanın iktidarının takındığı yanlış tavır, özür dilenmesine rağmen hala unutulmuş değildir.

Özellikle de sağ eğilimli işçi ve memur örgütlerine, en önemlisi de AKP tabanına, bu yanlış politikadan dönülmesi konusunda büyük sorumluluk düşmektedir. Reyhanlı’nın belediye başkanı AKP’lidir ama savaşın zalimliğinden bu ilçemiz kurtulamamıştır.

ABD’nin Rusya’nın Suriye politikasına yaklaşmasından, ya da öyle görünmesinden, ABD politikalarının bölgede güç kaybetme olasılığından, yani barışın sağlanması yönünde oluşabilecek muhtemel gelişmelerden büyük rahatsızlık duyduğunu en son Washington’a hareket ederken itiraf eden başbakanın tuttuğu yolun yol olmadığı bir kez daha ortaya çıkmıştır. AKP’ye hizmet eden herkes aklını başına almalıdır. 

Bu iktidar ve politikalarının savunucuları bugün değilse bile yarın mutlaka bu yanlış, ülkeye ve halka büyük zarar veren davranışlarının hesabını verecektir. Herkes adımını ülkenin ve ezilen halkın çıkarlarını hesap ederek atmalıdır.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!