Halk neyi oylayacak – 5: Milletvekilleri, cumhurbaşkanına soru bile soramayacak

İbrahim Ö. Kaboğlu’nun 16 Nisan’da oylanacak Tek Adamcı Anayasa değişikliğiyle ilgili Birgün gazetesinde çıkan üç yazısını yayınlıyoruz (daha önce ilk dört yazısını yayınlamıştık).

Hayır’da Hayır olduğunu görmek umuduyla…

 

İBRAHİM Ö. KABOĞLU 30.03.2017

Halk, kaldırılan ve değiştirilen anayasal kurum ve kuralları oylamayacak sadece; anayasal ve siyasal miras ile Türkiye ülkesi ve toplumunun geleceğini oylayacak. Gerçi 6771 sy.lı Kanun’da ‘ülke ve insan yok’; doğrudan düzenlenen, iktidar ve -sorumluluk ilkesine tabi olmayan- bir kişinin yürütme (bütünüyle), yasama (paylaşılmış) ve yargı (güdüleme) yetkileri.

Hak ve özgürlükler alanında ise, ‘aysbergin görünen kısmı’ bile sorunlu: “Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümünde yer alan temel haklar, kişi hakları…” Yazım yanlış; çünkü birinci bölümde temel haklar değil, hak ve özgürlüklere ilişkin genel norm ve ilkeler var.

Bu ön belirlemeler ışığında, gündemdeki yanlış ve çelişkilere derli toplu bakmak yararlı olabilir:

Yanlış 1; “Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi”: Hükümet ad olarak da kaldırıldı. Buna karşılık, Cumhurbaşkanı’nın sadece adı kalıyor; ama kurum ve statü olarak kaldırılıyor. Bu bakımdan, ‘Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi’ yanlış bir kullanım. Hükümet zaten olmayacak; Cumhurbaşkanı’nın ise sadece adı kalacak.

Yanlış 2; “TBMM güçlendiriliyor”: Yasama yetkilerinin önemli bir kısmı tek kişiye devredildiği halde, o kişiye soru bile soramayan bir TBMM, adıyla uyumlu olmayan bir konuma indirgeniyor. “Yazılı soru, yazılı olarak en geç on beş gün içinde cevaplanmak üzere milletvekillerinin Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlara yazılı olarak soru sormalarından ibarettir” (md.6/son).

Yanlış 3; “Fesih ve yenileme”: Haftaya damgasını vuran yenileme ve fesih tartışması, tam bir kelime oyunu. Çünkü ilk Meclis’in 30 yıl süreyle askıya alınmasının bir sonucu olarak Meclislerin sürekliliği ilkesi geçerli; yoksa yenileme ve fesih arasında hukuki bir fark yok.

Yanlış 4; “Tarafsızlık ve partizanlık”: Yargı için tarafsızlık ilkesi öngörülmekle birlikte, yargının üst örgütü, partizanlık yolu açılan Cumhurbaşkanı tarafından doğrudan veya dolaylı olarak oluşturulacak.

Yanlış 5; “Bütçe yetkisi”: “Bütçe kanununun süresinde yürürlüğe konulamaması halinde bir önceki yılın bütçesinin, yeniden değerleme oranına göre artırılarak yürürlüğe konaca(ğını)” düzenleyen 6771 sy.lı Kanun, parlamentoların yüzyıllar önce elde ettiği bütçe yetkisinden TBMM’yi yoksun kılmakta. Zira Meclis onay vermese de tek kişi, bütçesiz kalmayacak. Oysa- ister parlamenter rejim olsun, ister başkanlık rejimi- hukuk devletine uygun rejimlerde bütçe, Meclislerin asliliğinin somut göstergesi. Meclisin, bütçeye onay vermemesi, yürütmenin hizmet politikasını uygun bulmadığı anlamına gelir. Böylece, hukuk devletlerinde Meclis, hem görevleri belirleme aşamasında, hem de görevlerin yerine getirilmesi politikasının onayı aşamasında devrede. Meclisin, yürütmenin hazırladığı bütçeyi onaylamaması halinde yeni bir bütçe hazırlanır ve bu dönemde de yürütme, vergi toplamaya ve günlük zorunlu işleri görmeye devam edebilmesi için geçici olarak yetkilendirilir.

Yanlış 6; “Sorumluluk ve sorumsuzluk”: Cumhurbaşkanı, ne TBMM önünde, ne de herhangi bir biçimde siyasal bakımdan sorumlu. Bakan ve yardımcıları da Meclis önünde sorumlu değil; sadece CB’ye karşı sorumlu; Cumhurbaşkanı ise hiç kimseye karşı.

Yanlış 7; “Denge ve denetim”: Meclisin devre dışı tutulması, yargının partizanlaştırılması ötesinde, Anayasa Mahkemesi’nin çok sonradan ve geçmişe etkili olmayan kararla sınırlı kalması, anayasal denge ve denetim düzeneğini en aza indirgeme anlamına gelir.

Yanlış 8; “Türkiye Anayasası”: Bir kişi için yapılmadığı vurgusu yapılsa da, yardımcı sayısını bile şimdiden belirleyen görevdeki Cumhurbaşkanı, kendini proje ile özdeş görüyor. Bu nedenle, oylama, kural ve kurumlar ile bir kişinin çerçevesi belirsiz düzenleme yetkisi arasında yapılacak.

Yanlış 9; “Oylama konusu”: Oylama, sadece 6771 sy.lı Kanun ile yürürlükteki Anayasa arasında değil, Kanun-i Esasi’den bu yana bütün anayasal kazanımlar arasında yapılacak.

Yanlış 10; “1982 Anayasası’nın geleceği”: 6771 sy.lı Kanun, 1982’de yapılan değişiklikler sonucu edinilen anayasal kazanımları ortadan kaldırdığı gibi, kabul edilmesi durumunda yeni bir anayasanın da önünü kapatacak. Kazanımları sahiplenme fırsatı yaratacak olan ‘Hayır’ ise, yeni ve demokratik bir anayasanın yolunu da açmış olacak.

 

 

Üç çarpıtma ve düzeltme: Halka hesap verme, CBK ve kanun, CB hükümet sistemi

İBRAHİM Ö. KABOĞLU

“Halka hesap vermek”, “asıl yetki sahibi TBMM” ve “Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi”, “evet avcılığı” yolunda, anayasa değişikliğinin vahametini azaltmak için kullanılsa da, bilgi kirliliği ötesinde, “anayasal çarpıtmalar” dizisinde yer alan kavramlar

CB ve CB yardımcıları ile bakanların TBMM’ye karşı siyasal sorumluluğunu öngörmeyen 6771 sy. Kanun, cezai sorumluluk konusunun gündeme getirilmesini de sıkı kayıtlara bağlıyor. Görev+yetki+sorumluluk zincirini kıran bu düzenlemeye yöneltilen eleştirilere, “halka karşı sorumluluk”, “halka hesap vermek” gibi kavramlar ile yanıt veriliyor.

Öte yandan, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi (CBK) düzenleme yetkisini eleştiriye karşı, “nasılsa TBMM kanun yaptığında CBK kalkar” savunması yapılıyor.

Bir de, “CB hükümet sistemi” deyimi de sıkça kullanılıyor.

Bunlar ne ölçüde doğru?

Halka hesap vermek, bir aldatmaca

Halka hesap vermek ne demek? Bu kavram, anayasa hukukuna yabancı; çünkü seçmen, parti ve adaylar arasındaki tercihini, ‘anayasal düzen’ içindeki politika farklılıklarına göre ortaya koyar. Yoksa seçmen, seçilmişlerin anayasa dışı işlem ve eylemlerine yaptırım uygulama makamı değil. Kısacası, seçilmemek, hakkında ‘suç iddiası’ öne sürülen kişiyi aklamaz.

Kaldı ki, görevi sona eren kişinin yeniden aday olma zorunluğu da yok. Mesela, Fransa CB Hollande, yeniden aday olmadı. Halk neyin hesabını soracak? Bizde de, 5 yıllık görev süresini tamamlayan bir Cumhurbaşkanı, yeniden aday olmayabilir.

Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar açısından, önce şu farka dikkat çekilmeli: Hepsi seçilmemiş kişilerden oluşabilir. CB, bir eski bakanı yardımcı olarak atayabilir, bir eski milletvekilini de bakan olarak atayabilir. Bunlar, daha sonra seçime de girmeyebilir.

Ne var ki, yasama dokunulmazlıklarından da yararlanan aynı kişiler, siyasal olarak sadece Cumhurbaşkanı’na karşı sorumlu olup, ‘görevleri ile ilgili suç iddiaları’, görevleri bittikten sonra bile, ancak 301 milletvekilinin oluru ile TBMM gündemine alınabilir; 360 ile ancak soruşturma açılabilir; yargı önüne çıkması için ise, 400 oy gerekli. CB’nin kendisi için de aynı kural geçerli.

Tbmm, kararnameyi yürürlükten kaldırabilir mi?

6771 sy.lı Kanun’un en çok tepki çeken ve Anayasa’ya aykırılığı açık olan düzenlemelerinden biri de, çeşitlilik arz eden CB kararnameleridir. İtirazlar karşısında, “ama TBMM’nin kanunla düzenlediği alanda Cumhurbaşkanı kararname çıkaramaz” yanıtı veriliyor.

Çok yazdım: CB kararnamesi tek tip değil; madde 8 bile, düzenleme alanı ve yasa karşısında hukuki niteliği değişen çoklu CBK düzenlemesi öngörmekte. Bunlar tartışılabilir; fakat bu madde dışında, iki kategori CBK daha var: Bunlardan biri, OHAL CBK (md.12); diğeri ise, madde 10/son:

“Bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri ve yetkileri, teşkilat yapısı ile merkez ve taşra teşkilatlarının kurulması Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenir.”

Belirsizlik veya çelişki şurada: CB kararnameleri tür ve kayıtları, madde 8’de öngörüldüğü ve OHAL CBK’ler md.12’de düzenlendiği halde, CB yardımcıları ve bakanlara özgülenen madde 8’e neden kararname yetkisi eklendi; üstelik CB’nin münhasır yetki alanı biçiminde?

Bu fıkra, madde 8 düzenlemesi ile çeliştiği gibi, TBMM tarafından kullanılan yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesine de aykırı.

Cb hükümet sistemi ne demek?

“Halk cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini oylayacak” söylemi, üç açıdan yanlış.

Bir kez, ortada hükümet yok: sorumsuz bir devlet başkanı, devletin başı, (potansiyel) parti başkanı ve Cumhurbaşkanı var. Sadece buna karşı sorumlu ve görev süresi belli olmayan CB yardımcıları ve bakanlar var; bunların kolejyal (kurul halinde) görev yapma özelliği olmadığı gibi, siyasal organ olma durumu da söz konusu değil.

İkinci olarak, siyasal (ve partizan) kimliği bulunan tek kişinin yürütme (ve yasama) yetki alanlarının sınırları belirlenmiş değil. Hukuk devletindeki kuralı koyan organ ile onu uygulayan organ ve mutlaka denetleyen organın ilk ikisinden ayrılması gereği şeklindeki çoklu yapılanma, kural koyma ve uygulama bakımından tek kişinin uhdesinde toplanmış bulunuyor. Çeşitlilik ise, CBK yoluyla yürürlüğe konulacak kurallarda; ama sınırları belirsiz…

Nihayet, şu üç gereklilik bulunmadığı için, ‘hükümet sistemi’nden söz etmek mümkün değil:

-Görev+yetki ve sorumluluk zinciri,

-Denge ve denetim düzeneği (özellikle yürütme ve yasama arasında),

-Erkler ayrılığı ve normlar hiyerarşisi (kuralların aşamalı sırası).

Sonuç olarak; “halka hesap vermek”, “asıl yetki sahibi TBMM” ve “Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi”, “evet avcılığı” yolunda, 6771 sy.lı Yasa’nın vahametini azaltmak için kullanılsa da, bilgi kirliliği ötesinde, “anayasal çarpıtmalar” dizisinde yer alan kavramlardır.

 

 

Halk neyi oylayacak – 7: Neye evet, neye hayır?

İBRAHİM Ö. KABOĞLU

‘Evet’, anayasal ve siyasal birikim bakımından tarihimizde en büyük kırılmayı beraberinde getirecek. Kazanımları sahiplenme fırsatı yaratacak olan ‘Hayır’ ise, yeni ve demokratik bir anayasanın yolunu da açmış olacak

16 Nisan Pazar günü halkoyuna sunulacak olan 6771 sayılı Anayasa değişikliği Kanunu (R.G.: 11.02.2017), ‘Evet’ ve ‘Hayır’ karşıtlığı ekseninde şu ana sorunları öne çıkarmakta:

  1. Darbe Girişimi nedeni: Anayasa mı, Anayasa’nın ihlali mi?

“15 Temmuz 2016’da millet iradesiyle oluşan iktidarı hazmedemeyen vesayetçi anlayış, başka bir kisve ile başını kaldırmış” gerekçesi karşısında; ‘15 Temmuz Darbe Girişimi’nin kaynağı Anayasa’ diyenler ‘Evet’; tam tersine asıl neden, ‘Anayasa’nın emredici hükümlerinin ihlal edilmesi’ diyenler ‘Hayır’ oyu verecek.

  1. Anayasa değişikliği: Savaş aracı mı, barış projesi mi?

Hak ve özgürlüklerin bastırıldığı, iktidarın ise keyfilik ölçüsünde artırıldığı ve kötüye kullanıldığı olağanüstü hal ortam ve koşullarında –üstelik Anayasa ihlal edilerek ve kimin tarafından yazıldığı bilinmeyen- Anayasa değişikliğinde meşruluk ve demokrasi sorunu görmeyenler ‘Evet’; ortam ve koşulları, seçmenin serbest kanaat oluşturmasına engel görenler, ‘Hayır’ diyecek.

  1. Toplumsal anayasa emeği de oylanacak

Sivil toplum örgütlerinin geçen yıllarda hazırladıkları anayasa taslak metinlerinde ve raporlarında, yargı bağımsızlığı, hak ve özgürlükler, yerelleşme ve TBMM’nin demokratikleştirilmesi ereğinde rejim içi anayasal düzenleme önerilerine rağmen, üç devlet erkini tek kişinin güdümüne koyan değişikliği onaylayanlar ‘Evet’, buna karşı çıkanlar ‘Hayır’ diyecek.

  1. Kurul ve makamlar mı, yoksa kişi mi?

Kaldırılan hükümete ve Cumhurbaşkanına ait bütün yetkiler, bir kişiye- artı yetkilerle birlikte- veriliyor. Bunlar, Cumhurbaşkanı kararnamesi (CBK) ile düzenlenecek. CB, aynı zamanda parti başkanı olabileceği için, aslında Cumhurbaşkanlığı da kaldırılıyor. Kurumsal düzenlemelerin sona erdirilmesini yararlı bulanlar ‘Evet’, sakıncalı görenler ‘Hayır’ diyecek.

  1. Yasama yetkisi: ‘Kişiye devri’ne evet mi, hayır mı?

Yasama yetkisinin genelliği ilkesini ortadan kaldıran Değişiklik Kanunu, TBMM’nin yetki kanununa gerek olmadan Cumhurbaşkanına genel bir normatif yetki alanı tanıyor: “Bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri ve yetkileri, teşkilat yapısı ile merkez ve taşra teşkilatlarının kurulması Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenir.”

OHAL KHK’leri de, CB tarafından tek başına çıkarılacak ve bugün olduğu gibi, bütün hak ve özgürlükleri yok edici sonuçlar doğurabilecek.

CB kararnameleri (CBK), ‘sosyal, iktisadi ve kültürel hakları’ da düzenleyecek.

TBMM’nin kabul ettiği kanunu CB geri gönderirse, yeniden oylamada salt çoğunluk sayısı gerekecek.

Yasama yetkisinin önemli bir kısmını tek kişilik yürütmeye geçiren düzenlemeyi yararlı görenler ‘Evet’, sakıncalı görenler ise ‘Hayır’ diyecek.

  1. TBMM VE CB yetki çatışmalarına evet mi, hayır mı?

“Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin aynı konuda kanun çıkarması durumunda, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükümsüz hale gelir” deniyor. Hangi CBK? Konu ve alanı Anayasa’da açıkça sayılan mı, yoksa genel olarak belirtilen mi?

“Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile kanunlarda farklı hükümler bulunması halinde, kanun hükümleri uygulanır” deniyor. CBK ile ‘kanunlarda farklı hükümler’ kaydı, TBMM’nin aynı konuda kanun çıkarması, hangi yasalar için geçerli olacak? ‘Bakanlıkların kurulması, (…)’, CB’ye Anayasaca tanınmış olan norm koyma yetkisi olduğuna göre, ‘aynı konu’ ve ‘farklı hükümler’, bu alanda geçerli olacak mı?

Dahası, “Kamu tüzelkişiliği, ancak kanunla veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kurulabilecek”. TBMM’ye ait bu genel yetki, CB’ye de eşit biçimde tanındığına göre, düzenlemeyle ilgi çatışmaları hangi organ çözecek?

Bu ve benzeri yetki belirsizlikleri ve çatışmalarını olumlu görenler ‘Evet’, sakıncalı görenler ise ‘Hayır’ diyecek.

  1. Normlar hiyerarşisi: Evet mi, Hayır mı?

Hukuk devleti, hukuk kuralları aşamalı değer sırasına göre yapılanır: Anayasa-yasa-tüzük-yönetmelik. Değişiklik Kanunu ile Tüzük tamamen kaldırılıyor ve CBK geliyor. Buna göre, kurallar kademelenmesi; Anayasa-CBK-yasa-yönetmelik veya Anayasa-yasa-CBK-yönetmelik şeklinde, ‘yasa’ ve ‘kararname’ çatışmasına açık. Kuralı koyan organ ile onu uygulayacak organın aynı olması, kurallar sıralamasını olduğu kadar hukuk devletinde organlar farklılaşmasını da ortadan kaldıracak.

Tercih, bunları onaylamak ve kabul etmemek arasında yapılacak.

  1. Tarafsızlık ve bağımsızlık: Birlikte mi, ayrı mı?

Yargı için tarafsızlık ilkesi öngörülmekle birlikte, bütün yargı mensupları konusunda karar verme konumunda olan Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK), -kendisine partizanlık yolu açılan- Cumhurbaşkanınca doğrudan ve muhtemelen TBMM’deki çoğunluğu tarafından – yargının kendisi tamamen dışlanarak- belirlenecek. Siyasi kişi ve organların güdümü altındaki yargı mensuplarının tarafsız karar vermeleri çok zor; zira bağımsızlık (statü) olmadan tarafsızlık (erdem) beklentisi, açık bir çelişki.

Bu nedenle, ‘yargısal demokrasi ve bağımsızlık’, oylamanın eksenini oluşturacak.

  1. Denge ve denetim düzeneği: Evet mi, Hayır mı?

Yasama, yürütme ve yargı görev ve yetkilerinin ayrı organlar şeklinde örgütlenmesi (erkler ayrılığı), uzun bir tarihsel evrimin sonucu olup, insan haklarının güvencesini oluşturur.

Meclis’in yasama ve denetim yetkisinin azaltılması, yargının siyasal iradenin güdümüne konulmasının ötesinde, -bağımsızlığı tartışmalı- Anayasa Mahkemesi’nin çok sonradan ve geçmişe etkili olmayan kararla sınırlı kalması, anayasal denge ve denetim düzeneğini en aza indirgeme anlamına gelir.

‘Evet’ tercihi, denge ve denetim düzeneğinin kaldırılması; ‘Hayır’ ise, denge ve denetim düzeneğini pekiştirme iradesi ile örtüşür.

  1. Hukuk devletine hayır mı, evet mi?

Hukuk devleti, ‘görev+yetki+sorumluluk’ üçlüsüne dayanır. Değişiklik Kanunu gereği; yasama, yetkilerinin önemli bir kısmını tek kişilik yürütme organına devretmesinin yanı sıra, yürütmenin sorumluluğu üzerinde denetim yetkisini de kaybediyor. Bu yetki, Meclis araştırması, genel görüşme, Meclis soruşturması ve yazılı soru ile sınırlı.

 

Cumhurbaşkanı, ne TBMM önünde ne de herhangi bir biçimde siyasal bakımdan sorumlu. Bakan ve yardımcıları da Meclis önünde sorumlu değil; sadece CB’ye karşı sorumlu.

Cezai sorumluluk da kayda bağlı: TBMM, Cumhurbaşkanı (suç işlediğine), CB yardımcıları ve bakanların görevleriyle ilgili (suç işlediğine dair) iddiaları, 301 milletvekilinin imzası olmadan (görevleri sona erdikten sonra bile) gündemine alamayacak.

Bu nedenle ‘Evet’, hukuk devletine hayır; ‘Hayır’ise, hukuk devletine evet anlamına gelir.

  1. ‘Halka hesap vermek’: Gerçek mi, sanal mı?

TBMM önünde sorumlu olmayacak olan CB, yardımcıları ve bakanlar için “halka hesap verecek” deniliyor. Bu kavram, anayasa hukukuna yabancı; çünkü seçmen, parti ve adaylar arasındaki tercihini, ‘anayasal düzen’ içindeki politika farklılıklarına göre ortaya koyar. Yoksa seçim, seçilmişlerin anayasa dışı işlem ve eylemlerine yaptırım uygulaması olmadığından; seçilmemek, hakkında ‘suç iddiası’ öne sürülen kişiyi aklamaz. Kaldı ki, görevi sona eren kişinin yeniden aday olma zorunluğu olmadığı gibi Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanların hepsi seçilmemiş kişilerden oluşabilir.

Bu nedenle, tercih, ‘yöneten ve yönetilenlerin hukuk önünde eşitliği ilkesi’ (Hayır) ile ‘yöneticilerin suç işleme ayrıcalığı’ (Evet) arasında yapılacak.

  1. Parlamenter hükümet mi, kişi-parti devleti mi?

“Halk cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini oylayacak” söylemi, üç açıdan yanlış.

» Ortada hükümet yok: Sorumsuz bir Devlet başkanı, Devletin başı, (potansiyel) parti başkanı ve Cumhurbaşkanı var. Sadece buna karşı sorumlu ve görev süresi belli olmayan CB yardımcıları ve bakanlar var; bunların kurul halinde sorumluluğu olmadığı gibi, siyasal organ olma durumu da söz konusu değil.

» Siyasal (ve partizan) kimliği bulunan tek kişinin yürütme (ve yasama) yetki alanlarının sınırları belirlenmiş değil. Hukuk devletindeki kuralı koyan organ ile onu uygulayan organ ve mutlaka denetleyen organın ilk ikisinden ayrılması gereği şeklindeki çoklu yapılanma, kural koyma ve uygulama bakımından tek kişiye kaydırılmış bulunuyor. Çeşitlilik ise, CBK yoluyla yürürlüğe konulacak kurallarda; ama sınırları belirsiz…

» Şu üç gereklilik bulunmadığı için, ‘hükümet sistemi’nden söz etmek mümkün değil: Görev+yetki ve sorumluluk zinciri; denge ve denetim düzeneği (özellikle yürütme ve yasama arasında); erkler ayrılığı ve normlar hiyerarşisi (kuralların aşamalı sırası).

Şu halde 16 Nisan’da tercih, parlamenter hükümet (Hayır) ile kişi-parti devleti (Evet) arasında yapılacak.

  1. ‘Demokratik hukuk devleti’: Evet mi, Hayır mı?

Siyasal rejim veya hükümet sistemi, yargının bağımsız olması kaydı ile, yasama ve yürütme arasındaki ilişkilere göre tanımlanır. Eğer yasama ve yürütme arasında, oluşum-işleyiş-işlev ve sona erme bakımından ‘karşılıklı bağımlılık’ ilkesi geçerli ise, ‘parlamenter rejim’; aynı ilişkiler bütününde ‘karşılıklı bağımsızlık’ ilkesi geçerli ise, ‘başkanlık rejimi’ söz konusu.

Değişiklik metninde ise, ‘karşıklıklılık/bağımlılık ve bağımsızlık’ üçlüsünde; yasama ve yürütme bağımlı, bağımsız olan ise tek kişi; ‘karşılıklılık’ yok.

Söz konusu olan, erkler ayrılığı terkedilerek, her üç erk, bir kişi tarafından, paylaşılmış olarak veya güdümü altında kullanılabilecek bir erkler birleşmesi. Bu nedenle, düzenleme, ‘demokratik hukuk devleti’ (Any., md.2) çerçevesi dışında kalıp, nasıl işleyeceği belirsiz olan, bir otoriter yönetim veya totalitarizm tehlikesinin önünü açıyor.

Şu halde, oylama, değiştirilmez Anayasa maddesinin içeriğini boşaltmak (Evet) ve demokratik hukuk devletini sahiplenmek (Hayır) arasında yapılacak.

  1. ‘Türkiye halkının özgeçmişi’: Silinecek mi, korunacak mı?

Anayasa, ‘bir toplumun özgeçmişi’ olarak tanımlanır.16 Nisan günü oylanacak olan şu: Sayısı 550’den 600’e çıkartılan TBMM’nin 1876-1909-1921-1924-1961 ve 1982 ekseninde genellikle artan ve kurumsallaşan yetkilerinin kaldırılmasına ‘Evet’ mi, ‘Hayır’ mı? Tanzimat’tan günümüze oluşan, kurallar yoluyla ve kurullar eliyle yönetim geleneği yerine, yetkiyi de kendisi koyacak olan tek kişinin önceden öngörülemeyen yönetimine ‘Evet’ mi, ‘Hayır’ mı?

  1. Hukuk ve liyakat mi, cemaat ve tarikat mı?

15 Temmuz Darbe Girişimi’nin bozduğu kamu düzenini onarmayı amaçlayan OHAL ortamında yapılan Anayasa değişikliğinin kabul edilmesi, darbecilere karşı yürütülen davaların da sulandırılması sonucunu doğuracağından, hukuk ve liyakati yine ikinci plana kaydıracak; Türkiye yönetiminde, ‘makbul’ cemaat ve tarikatlar belirleyici olmaya devam edecek.

Bu nedenle, ‘Evet’, cemaat ve tarikatları aklama (haliyle darbeyi gölgeleme); ‘Hayır’ise, hukuk ve liyakati öne çıkarma (demokrasiyi sahiplenme) anlamına gelecek.

  1. Anayasa ve demokrasi: Evet mi, Hayır mı?

Değişiklik Kanunu, 1982’de yapılan değişiklikler sonucu edinilen anayasal kazanımları ortadan kaldırdığı gibi, kabul edilmesi durumunda yeni bir anayasanın da önünü kapatacak. Bu nedenle, ‘Evet’, anayasal ve siyasal birikim bakımından tarihimizde en büyük kırılmayı beraberinde getirecek. Kazanımları sahiplenme fırsatı yaratacak olan ‘Hayır’ ise, yeni ve demokratik bir anayasanın yolunu da açmış olacak.

Sonuç olarak halkoylaması, ‘demokratik rejim’in temeli olan ‘özerk toplumun’ teyidi ile totaliter (toptancı) yönetime kapı aralayacak olan ‘korku toplumu’ arasında bir tercih olarak görülebilir.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!