Halkın Siyasetini Nasıl Ayrıştırmalı?

Ülkemizde burjuva parlamentarizminin bütünüyle ideolojik bir hüviyet kazandığı ve tarihsel geçmişi somut mücadele pratikleriyle yeterince kökleştirilemeyen kurumsal biçimlerin içerik tarafından aşılma sürecinin giderek hız kazandığı görülüyor. Ülkemiz egemenlerinin kendilerine has yönetim tarzı muhalefet hareketlerini henüz nüve halindeyken boğuyor, ayrıştırıyor ve dağıtıyor. Bu süreçte iktidar bloğunu oluşturan güçler tarafından ikili bir yöntem izlendiği ve bunların belirli bir strateji dâhilinde iç içe geçirildiği anlaşılmaktadır. Birincisi ve içinde yaşadığımız sürecin temel belirleyicisi, geniş halk kitlelerinin kendiliğinden tepkilerinin siyasallaşamamasında hâkim sınıfların tesis ettiği ideolojik hegemonyanın başat etkisidir. Mevcut siyasal iktidar verili duruma ideolojik hegemonyanın tayin edici olduğu bir aşamalar bütünüyle gelmiştir. İdeolojik hegemonyanın temel niteliği iktidar bloğunu bir arada tutarken, onun karşısında konumlandırılan pasif halk yığınlarını ayrıştırarak dağıtmasıdır. Bu nedenle, emperyalizmin ve işbirlikçilerinin şiddet siyasetine karşı biriken kendiliğinden tepkilerin ekonomik-demokratik taleplerle örgütlenebilmesi dahi mümkün olamamakta, mücadelenin siyasal aşamaya sıçramasının zemini ortadan kalkmaktadır. İkincisi, baskı ve zor güçlerinin stratejik kullanımıdır. Siyasal zor, ancak belirli somut hedefler üzerinde denetimli biçimde kullanıldığında mevcut siyasal stratejiyle bütünleştirilebilir. Güçlerin ekonomisinin söz konusu olduğu bu duruma bir tür nokta atış politikası da diyebiliriz. Gündemdeki baskı yasaları, açık ya da örtülü olarak uygulanan fizikî şiddet, hukuk sisteminin tümünün fiili olarak geçersizleştirilebileceğini sürekli gündemde tutan ideolojik atmosfer bu süreklileşmiş olağanüstü hal rejiminin ayrılmaz bir parçasıdır.

Halkımız şiddete karşı kendini savunma araçları üreten, “dirlik ve düzenlik kavgası” vermesiyle bilinen bir geçmişe sahiptir. Bu antropolojik ve tarihsel bir gerçekliktir. Ancak ideoloji unsurunun burjuva parlamentarizminden siyasal alanın yeniden kurulduğu gündelik yaşama taşması, belki de ülkemizde parlamenter demokratik aygıtın başından beri bütünüyle ideolojik veçhesiyle ön planda olması, şiddete karşı birlik ve dayanışma ruhunun günümüzde süreklileştirilememesine neden olmaktadır. Toplumsal muhalefet ideolojik birlikten yoksun olması nedeniyle boğulmakta, kendini yeniden üretememektedir. Bu hareketin taşıyıcısı olduğunu iddia eden örgütlü yapılar bir süre sonra burjuva parlamentarizminin soytarısı haline gelmektedir. Günümüzde halkı temsil ettiğini söyleyen hiçbir sol-sosyalist siyasetin söyleminin gerçekliği yoktur. Bunun nedenlerinden başlıcası, halk hareketiyle somut, organik bir ilişkinin kurulamaması ve ideolojik önderlik mefhumunun günümüzde net olarak anlaşılamamasıdır. İktidar bloğunun ideolojik hegemonyası kırılamamaktadır. Bu nedenle önümüzdeki en acil görev, ideolojik netleşmenin sağlanarak burjuva siyasetiyle halk siyasetinin net biçimde ayrıştırılması ve burjuva siyasetinin halk hareketlerini tasfiye ederek soğurmasına, dönüştürmesine izin verilmemesidir. Bu yaşamsal bir konudur.

Önümüzdeki günlerde gündeme gelecek seçim atraksiyonları bu açıdan bir turnusol kâğıdı işlevi görmelidir. Seçimlere yönelik tavır, negatif anlamda ele alınmalı ve asla küçümsenmemelidir. Ne istiyoruz, bağımsız bir halk siyaseti ve gerçek bir muhalefet mi, yoksa mevcut ideolojik hegemonyayı süreklileştirecek yeni eklemlenme biçimleri mi? Araya kalın bir çizgi çekilmelidir. Bu çizgi çekilmedikçe, Haziran’ın mesajı tam olarak açığa çıkarılamayacaktır.                                              Mehmet Kemal Aladağ

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!