Hukuk Reformu-Av. Mehdi Bektaş

AKP iktidarının Reisi, yeni bir “ekonomi ve hukuk reformu” yapacaklarını duyurdu. Söylediği yeni bir şey değil, iktidara geldikleri 2002 yılından bu yana sürekli yeni reform yapıyorlar. Reform, düzenleme, düzeltme, eskiye yeni biçim ve öz vermedir. Osmanlıda ıslahat (düzeltim) olarak da adlandırılan reform, genellikle devlet ve toplum yararına ileriye doğru yeni düzenleme ve uygulamadır.

AKP’nin 18 yıllık iktidarında reform olarak görüldüklerimiz, ileriye değil geriye doğru düzenlemelerdir. Laik devleti çürütmüşler, tarikatları, cemaatleri parlamentoya, devletin kurumlarına yerleştirmişler, devlet ve kamu kaynaklarının yerli ve yabancı kişilere peşkeş çekmişler, kamu malı hırsızlığını ve yolsuzluğunu olağanlaştırmışlar, ekonomik, sosyal ve kültürel yönlerden toplumu ayrıştırıp etkisizleştirmişler, çalışan kesimleri, demokrasi ve insan hakları mücadelesi veren çevreleri, yazanı, çizeni, konuşanı, soruşturma ve kovuşturma, dava, ceza baskısıyla susturmayı, dinci ve gerici eğitim düzenlemesiyle yaratıcı özgür insan yetiştirilmesini önlemeyi iş edinmişlerdir.

Çağdaşlaşmayı reddederek biat kültürünü yeşertmeye çalışan, parlamenter sistemi yok ederek tek adam düzenini kuran, hukuku tanımayan, mahkeme kararlarına saygı duymayan, cumhuriyetin kurucularına kin kusan,  dinci ve rantçı zihniyetin hukuk reformu yapabilmesi olası bile değildir. Buna inanlara gülmek,  destek oluruz diyen muhalefete de şaşmak gerekir.

Emperyalizmin baskı ve yönlendirmesinin yoğunlaşması, ekonomik dengelerin bozulması, liranın sürekli değer kaybetmesi, pahalılığın ve işsizliğin yükselmesi, yaptıkları sağlık eğitim ve kurum tahribatının insanları korumasız bırakması, virüs belasının toplumu sarması ve önünün alınamaması, devletin tüm gelirlerine el koyarak yandaşa aktarılması, kamu bankalarını “varlık fonuna” bağlayarak varlıklarının ipotek verilmesi, denetimsiz ve hesapsız harcamalarla tüketilmesi karşısında ilk harcanan damat bakan oldu. Damat, hastayım çalışamıyorum dedi ama kayınpederinin başkan olduğu varlık fonu yardımcılığından ayrılmadı. ABD’de her türlü pisliklerini örten, Halk Bankası yargılanmasını donduran Trump kaybedince için için karalar bağladılar. Reis, TOBB toplantısında bozulan ekonomiyi düzeltmek için faizlerin yükseltileceğini açıkladı, iş adamlarını mağdur etmeyeceklerini duyurdu, merkez bankası faizleri artırdı, ekonominin dikiş tutmayacağı, çalışanların kaybedeceği, ekonomik ve sosyal yıkımın süreceği anlaşıldı.

İktidarları döneminde hukuku yok eden, savunma örgütü baroları parçalamak için yasa çıkartan, yargıç ve savcıları şamar oğlanına çeviren iktidarın Adalet Bakanı, uygulamalarını unutarak 12 Kasım’da “Bırakın adalet yerini bulsun, isterse kıyamet kopsun” dedi. Ne büyük laf ama, adaletin yerini bulmasını kim engelliyor acaba? Bilinmeli ki sorunu yaratanlar, adaleti yok sayanlar, işlemez duruma getirenler sorunu çözemez.

Hukuk reformu yapmanın ilk koşulu, hukukun üstünlüğüne dayalı, insan haklarına saygılı,  parlamenter demokrasiyi, kuvvetler ayrılığını ve laikliği esas alan, temel hak ve özgürlükleri koruyan, meclisin cumhurbaşkanını seçtiği, cumhurbaşkanını atadığı başbakanın seçilmiş vekillerden oluşturduğu hükümeti güvenoyu ile göreve başlattığı, hükümeti ve bakanları güvensizlik oyu ile düşürdüğü, faaliyetleri ile meclise hesap verildiği, merkezi ve yerel idarelerin hak ve yetkilerinin net olarak belirlendiği, atanmış ve seçilmişlerin yargı kararı olmadan görevden alınmadığı,  bütçenin oluşturulup harcamaların denetlendiği, üniversitelerin, radyo ve televizyon kurumlarının özerkliğinin ve tarafsızlığının sağlandığı, meslek kuruluşlarının, sendikaların, vakıfların, derneklerin yasal faaliyetlerine yargı kararı olmadan engel olunmadığı, yargı bağımsızlığına ve yargıç yansızlığına baskı ve kısıtlamanın önlendiği, savunma hakkının ve örgütlenmesinin güvenceye kavuşturulduğu yeni bir Anayasa gerekir.

İkinci koşul,  Cumhurbaşkanının tarafsızlığının sağlanması, siyasi partiyle ilişkisinin kesilmesi, atanmış memurlardan hükümeti oluşturması, doğrudan veya dolaylı olarak ağırlıkla Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Hakim ve Savcılar Kurulu, Yüksek Seçim Kurulu üyelerini belirlemesi engellenmelidir.

Üçüncü koşul, Adalet Bakanı ve yardımcısı Hakim ve Savcılar Kurulu üyeliklerinden çıkarılmalı, iktidarın bakanlık eliyle yargıyı yönlendirmesi, hakim savcı atamalarında etkin olması önlenmelidir.

Dördüncü koşul, iktidarın ve iktidar mensuplarının yargıya müdahalesinin ve yönlendirmesinin önlenmesi açısından mahkeme özelliği kaldırılan sulh ceza hakimliklerinin, mahkemeye dönüştürülmesi ve kararlarına karşı bir sonraki sulh ceza mahkemesine değil hiyerarşik olarak üstte bulunan mahkemeye (asliye cezaya) başvurma yolu açılmasıdır.

Beşinci koşul, Asliye Ceza Mahkemelerinde savcılığın duruşmada bulunması zorunluluğunu kaldırmışlardı, neyse ki bu yanlıştan döndüler, ancak siyasi iradenin belirlediği il, ilçe savcılıkları eliyle baskılar devam ediyor,  muhalefete yönelik soruşturmalar hemen başlatılırken, iktidara yönelik soruşturmalar zamana bırakılıyor. İktidar partisinin başkanına yönelik her türlü iddia ve eleştiri cumhurbaşkanına hakaret kapsamında işleme tabi tutulurken, iktidar partisi başkanın muhalefete ve muhaliflere yönelik hakaretleri cumhurbaşkanlığı zırhı altında es geçiliyor ya da zamana bırakılıyor. Cumhurbaşkanın parti ile ilişkisi kesilerek bu çelişki ortadan kaldırılmalı, hiç bir kimsenin konumu ve durumu ne olursa olsun suç işleme özgürlüğünün olmadığı belirlenmelidir.

Hukuk Reformu gündeme gelince Ana Muhalefet lideri, “yardıma hazırız haydi gelin” demiştir. Ana muhalefetin bu ve benzeri yaklaşımları toplumda derin hayal kırıklığı yaratmakta, her şeyi Ana Muhalefet Partisinden bekleyenler Ana Muhalefet liderine veryansın etmekte. Ana Muhalefet lideri de siz bunu yapamazsınız dememek için, yardıma hazırız diyerek işi iktidarın üstüne yıkma çabasında görünüyor. Bu ülkede kitle partileri var, sınıf partileri var,  dinci, ırkçı, ayrılıkçı partiler var. Kitle partileri dışındakilerin sırtında yumurta küfesi yok, küfeyi atınca kırılacak yumurtanın hesabını yapmazlar, tutanağını tutmazlar, çünkü seçmen kitleleri sınırlıdır, yalnızca bu kitleye yönelik konuşurlar. Öngörüleri tutarsa sevinirler, tutmazsa kitlelerinin yakın olduğunu düşündükleri kitle partisinden hesabını sorarlar, kendilerinden çok bunları eleştiri yağmuruna tutarlar. Bu da anlaşılabilinir bir durumdur, bu tür partiler kadar seçmen kitleleri de benzer davranışı kuşkusuz göstermektedir.

Reform tek başına iktidarda olmayan bir partinin yapacağı ve başaracağı bir iş değildir, mutlaka diğer partilerle bir mutabakat sağlaması gerekir. Bu da mevcut koşullarda başarılabilecek bir durum gibi görünmemektedir. Öncelikte tüm yetkileri elinde toplamış tek adam yönetimindeki siyasi iktidarın ve ortağının bu işte samimi olmadığı çok açıktır, uygulamalarıyla ortadadır. Ana muhalefet iktidarda değildir, olsa bile tek başına buna gücü yetmez, o nedenle parlamento içi ve dışı partilerle, sosyal muhalefetle birlikte davranmayı düşünür, ancak bu da o kadar kolay değildir. O nedenle mevcut durum daha uzun süre devam edecek gibi.

Ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel kriz devam ediyor, parlamenter demokrasiden, kuvvetler ayrılığından, hukukun üstünlüğünden, laiklikten, bilimsellikten yana bir iktidar seçeneği ortaya çıktığı an hukuk reformunu konuşabiliriz; şimdilik bu iktidardan halkın oyu ile kurtulmak için mücadeleye devam etmekten başka seçenek yok. İktidarın ekonomik, sosyal, siyasal ve hukuki alanda yapacağı her düzenleme, iktidarda kalma, hesap vermeme, yargılanmama, sorumluluktan kurtulma çabasına dönük olacaktır. Bu bakımdan reform aldatmalarına karşı çıkmak her yurttaşın, devrimcinin,  yurtseverin ve demokratın boynunun borcudur.

Mücadele edenler durmaz, yürüyenler yolda kalmaz.

 

 

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!