İlk Katledilen Devrimci: Vedat Demircioğlu- Mehmet Ali Yılmaz

Devrimci gençler, 24 Temmuz 1968’den beri katlediliyorlar. Vedat Demircioğlu ile

başladılar ve hala bitiremediler.

Amerikan emperyalizminin Akdeniz’deki jandarması 6. Filo’nun 15 Temmuz 1968’de İstanbul’a gelişini protesto eden devrimci gençlere karşı zamanın iktidarı saldırıya geçer.

Günlerce süren bu protestolar sırasında, 17 Temmuz gecesinde İTÜ yurdunu basan polis yakaladıkları elliye yakın öğrenciyi öldüresiye dövdükten sonra birini de yurt penceresinden atarak ağır yaralanmasına neden oldu. Bu devrimci öğrencinin adı Vedat Demircioğlu’dur. Yerde yatan bu devrimci genci toplum polisleri (Çevik kuvvetin o yıllardaki adı) ayaklarından tutarak üçyüz metre sürükledikten sonra öldü sanarak bırakıp gittiler.

***

Koma halinde hastaneye kaldırılan İstanbul Hukuk Fakültesi Öğrencisi Vedat Demircioğlu ölümle pençeleşirken memleketi Konya’da devrimciler emperyalizme karşı bir miting yapmak isterler. Miting için bildiri dağıtan gençlere saldırılması ve gericilerin artan tepkisi üzerine tertip komitesi miting yapmaktan vazgeçtiklerini valiye bildirirler. Ama mitingin yapılmasına karşı olan üç-dörtbin kişi iptale rağmen gece ellerinde sopalar, başlarında yeşil sarıklarla yürüyüşe geçerler. TİP İl Merkezini dağıtıktan sonra Selçuk Öğretmen evlerine saldırıya geçerler. Öğretmen evlerinde oturanlar karşı koyarlar ve saldırganları püskürtürler. Öğretmenler Derneği Lokalini, üç kitapçı dükkânını, “Yeni Konya” gazetesi ve matbaasını, Yeni Kitap Basım evini, iki içkili lokantayı ve bazı eğlence yerlerini tahrip ederler. Olaylar sırasında ondört kişi yaralanır.

“Kahrolsun Komünizm” sloganı atarak saldırıya geçen bu gericileri Komünizmle Mücadele Derneği başta olmak üzere Konya Esnaf Dernekleri, Ticaret Odası, Mücadele Birliği gibi kuruluşlar organize etmiş ya da desteklemişlerdir. Geneleve de saldırmaya kalkışan gericiler, Alaattin Tepesi’nde Torranca gazinosunu da basarlar ve bazıları burada içki içmeyi de ihmal etmez…

ABD emperyalizmine karşı olan ilerici-demokratları ezmek için ayaklanan bu gericiler de Konyalıydı, 6. Filo’ya karşı direnişe geçtiği için 24 Temmuz 1968’de hayatını kaybeden Vedat Demircioğlu da o toprakların çocuğuydu, Taşkent’in Sılır köyünden. Sistem eli palalıları desteklerken ülkesini ve namusunu savunanları eziyor, öldürüyordu.

***

Vedat’ın ölümü üzerine İstanbul’da ve Ankara’da devrimci gençler protesto gösterileri düzenlediler. İstanbul’da Valiliğe yürüyen İTÜ’lü gençler üzerinde “Katiller” yazan çelengi vilayet önüne koymak istiyorlardı. Devrimci gençlerin çelengi kapının önüne bırakmak ve bayrağı yarıya indirmek istemesi üzerine polis saldırıya geçer ve on öğrenciyi gözaltına alır.

Bu gelişme üzerine FKF’liler ve Hukuk Fakültesi öğrencileri yakalarına Vedat Demircioğlu’nun fotoğraflarını takarak, Plevne Marşı’nı söyleyerek, ellerinde bayrak ve pankartlarla vilayete yürürler. Polis bu gençlere de saldırır ve 35’ini yakalar. Birçoğunun adları sonradan çok duyulan bu gençler sonraki yıllarda oldukça farklı görüşleri savundular. Yakalanan gençlerin bazılarının isimleri şöyleydi: Osman Saffet Arolat, Nabi Yağcı, Atilla Coşkun, Nihat Behramoğlu, Ragıp Zarakoğlu, Fahri Aral, Erdal Öz…

Protestolar Site Öğrenci Yurdu önünde, Beyazıt-Çemberlitaş-Cağaloğlu kavşağında devam etmiş ve polisle çatışmalar meydana gelmiştir. Bu çatışmalarda üç polis de yaralanmış ve üç öğrenci daha gözaltına alınır. Bu olaylar sonucunda Deniz Gezmiş’i de aramaya başlarlar.

İktidar güçlerinin bu saldırıları üzerine İTÜ Öğrenci Birliği Başkanı Harun Karadeniz, “Bu memlekette vilayetin önüne yürümek suç, fakat polisin adam öldürmesi suç değil. Bu olaylar bunu göstermektedir” demiştir.

Tıp Fakültesi Öğrenci Birliği Başkanı Hasan Ketenci yayınladığı bildiride şunları söylüyordu: “Vedat Demircioğlu kardeşimiz ömrünün baharında hiçbir menfaat kaygısı olmadan ulusunun geleceği için bağırmıştı. O, ‘Go Home Yankee’ dediği için emperyalist zihniyetin temsilcileri tarafından ölüme mahkûm edildi. Fakat, Türk yüksek öğrenim gençliği and içmiştir, hatırası daima aramızda olacaktır.”

Bu arada üniversite rektörleri de yayınladıkları ortak bildiride Vedat Demircioğlu’nun ölümünden üzüntü duyduklarını bildiriyorlardı.

İstanbul Valisi’nin Vedat’ın ölümü üzerine yayınladığı bildiriyi okuyunca ise devlet adamlarının bu olaylara bakışlarının hep aynı olduğunu, bugün gelinen nokta da fazla bir değişikliğin olmadığını görüyoruz.  1968’de İstanbul Valisi olan Vefa Poyraz’ın açıklaması şöyleydi: “Devletin otoritesi her şeyin üstündedir. İstanbul’un asayişini temin etmek ise bize düşüyor. Polis, kanunsuz yapılan her türlü hareketin karşısındadır… olaylar karşısında otoritemizi hiçbir zaman sarsmamak niyetindeyiz” diyerek insana verdiği değeri ortaya koyuyordu. Bu açıklamayla 31 Mayıs devrimci hareketiyle ilgili İstanbul Valisinin ve diğerlerinin yaptığı resmi açıklamalar arasında ne fark var?

Vedat Demircioğlu’nun polis marifetiyle arkadaşlarından, devrimci gençlerden kaçırılan cenazesi, ailesi tarafından, Konya-Taşkent’te toprağa verilir. Çelişkiye bakın ki, o topraklardan hem devrimci Vedat Demircioğlu çıkmış hem de derin stratejist Ahmet Davutoğlu!

Devrimci gençler, 1968 gençlik hareketinin bu ilk şehidine saygılarını sunmaya ve iktidarı protestoya devam ederler.  Ankara Üniversitesi Talebe Birliği’nden bir grup öğrenci İçişleri Bakanı Faruk Sükan’ın makam odasının kapısının önüne Mustafa Kemal’in Bursa Nutku’nun yazılı olduğu bir levhayı ve Vedat’ın resmini bırakırlar. Resmin altında şu ifade yer alıyordu: “Ulusal bağımsızlık isteyen genç Atatürk’ten emir alıyor, öldüren polis kimden emir alıyor?”

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde Vedat Demircioğlu için yapılan anma töreninde Dekan Reha Poroy bir konuşma yapar: “Olay hangi açıdan bakılırsa bakılsın bir faciadır. Kendisine ümit bağladığımız gençlerimizden biri eksilmiştir. Evladını kaybetmiş bir babanın ızdırabını duymaktayım. Müsterih ol Vedat Demircioğlu, Ata’nın gençlere bıraktığı emanet muhafaza edilecektir. Kaba kuvvet hiçbir zaman galip gelmeyecektir.”

Prof. Tarık Zafer Tunaya konuşmasına Vedat’ın yaralandığı yerin üniversite içi sayıldığını belirterek başlar ve şöyle sürdürür: “Kaba kuvvet geri tepen ve kullananı yaralayan bir silahtır. Olayların, yabancı bir filonun limanımızı ziyareti sırasına rastlaması olaylara daha fazla aşırılık vermektedir. Genç arkadaşımızın ölümü bizi yeni düşüncelere sevketmektedir. Az gelişmiş ülkeleri az gelişmiş kafalar kurtaramaz. Her konuyu açıklıkla tartışabilecek bir ruh ve genç kafalar kurtarabilir.”

Hocanın dediği gibi o yıllarda bu az gelişmiş ülkeyi “az gelişmiş kafalar” yönetiyordu, ya bugün ne tür kafalar yönetiyor? Az da gelişmemiş kafalar mı?

Törende konuşan öğrenci temsilcisi ise şunları söylüyordu: “… Mutlaka bizi yok etmek için çalışacaklardır. Daha güçlü, daha bilinçli karşılarına çıkacağız. Siyasi iktidar öğrencileri coplamak için toplum polisine para veriyor. Vedat’ın intikamı alınacaktır.”  

Siyasi iktidarlar gençleri coplatmak için her dönem polisine para vermiştir. Üstüne ikramiyeler de vermiştir. Bunların adı ister “toplum polisi” olsun ister “çevik kuvvet” fark etmez. İşleri, iktidarın faşist uygulamalarını eleştirenlere, protesto edenlere şiddet uygulamaktır. Emperyalizme karşı çıkanları ezmeyi “milli ve manevi” görev sayanların zulmü dün de vardı bugün de var.

Tören sırasında üniversite bahçesinde Atatürk anıtı çevresinde toplanan gençler Vedat Demircioğlu’nun resmi önünde saygı duruşunda bulunmuşlar ve bahçeye üzerine bayrak örtülmüş boş bir tabut getirmişlerdir. Gençler, “Polis copuyla ölen arkadaşımıza son görevimizi yapmamıza, tabutuna el sürmemize, sırtımızda taşımamıza engel olunmuştur…” diyerek yürüyüşe geçmişlerdir.

Sonra “Plevne Marşı”nı söyleyerek, üniversiteden çıkan öğrenciler, “Katil Sükan”, “Hükümet İstifa”, “Satılmış Demirel” sloganları atarak Beyazıt’tan adliye önüne gelmişlerdir.

Valiliğe gitmek isteyen gençlere toplum polisi engel olmaya kalkışınca çatışma çıkmış, bazı öğrencilerin yakalanarak coplanması üzerine gençler taşlarla hücum etmiştir. Gençlerin bu yoğun taş yağmuru karşısında polis geri kaçmış ve bu olaylar sırasında 20’ye yakın genç ve aralarında emniyet müdür yardımcısının da olduğu 7 polis yaralanmıştır. Yakalanan öğrencilerin coplanması üzerine halk polisi yuhalamıştır. Bu arada sağcı bir grup da devrimci gençlere karşı saldırıya geçmiştir. Bazı polislerin bu kişilerden yardım istedikleri görülmüştür. (Geçtiğimiz haziran ve temmuzda palalıların ve çivili sopalıların polise yardımını düşünün). Bu arada polis kontrolü kaybettiği için devreye inzibat erleri sokulur ve bu askerler polisle gençlerin arasına yerleşirler. Bu arada Prof. Tarık Zafer Tunaya, Çetin Özek, Aydın Aybay gibi hocalar olay yerine gelerek polislerin gitmesini ve öğrencilerin de üniversiteye girmesini istemişlerdir.

İstanbul Üniversitesine bağlı öğrenci birlikleri ve İstanbul’daki diğer öğrenci kuruluşları yayınladıkları ortak bir bildiri ile Vedat Demircioğlu’nu İkinci Kurtuluş Savaşı’nın ilk kaybı ilan ederler.

26.7.1968 tarihli Milliyet’e göre, öğretim üyeleri Tarık Zafer Tunaya, Çetin Özek, Ümit Doğanay (20 Kasım 1979’da faşistler tarafından katledildiğinde İstanbul Üniversitesi SBF Dekan Yardımcısıydı.), Aytekin Ataay, Necip Kocayusufoğlu, Aydın Aybay ve Saip Üstündağ; öğrenci temsilcileri Deniz Gezmiş, Celal Doğan, Bozkurt Nuhoğlu ve Mustafa Gürkan birlikte Valiyle gözaltına alınan öğrencilerin serbest bırakılması üzerine bir görüşme yaparlar ancak istenilen sonucu elde edemezler.

15 Temmuz 1968’de İstanbul’a gelen 6. Filoyu protesto eden devrimci gençlerin 33’ü tutuklanmıştı. Bunların 13’ü serbest bırakılır, 20’si ise tutuklu kalır. Bu devrimci öğrencilere bir yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası istenir.

***

Dünyayı hegemonyası altına almaya kalkışan ABD emperyalizmine karşı ayağa kalkan devrimci gençlerin mücadelesini boğmaya çalışan Adalet Partisi (AP) iktidarının saldırısı sırasında “İkinci Kurtuluş Savaşı’nın ilk şehidi 24 Temmuz 1968’de verilmiştir. Vedat Demircioğlu, sonraki aylarda ve yıllarda devrimci gençliğin adına marşlar söylediği ilk şehit olmuştur.

Bu olayda görülen önemli bir gelişme de sağcıların Amerikan 6. Filosu’nun yanında, devrimcilere karşı açıkça saf tutmaya başlamış olmalarıdır. Bu tuttukları safı o tarihten sonra artık terk etmeyeceklerdir. Dün, Amerika’nın yanında hangi nedenle olursa olsun saf tutanlardan; bugün, emperyalizme karşı bir tavır beklemek saflıktan da öte başka anlamlara çekilebilecek bir davranıştır. Onların kalıntılarının bazıları bugün iktidardadır ve devrimci gençleri ve halkı ezmeye çalışmaktadırlar. Bazıları ise muhalefettedir ve iktidar sıkışınca onlara ellerini uzatmaktadırlar. Bu günlerde sonuncularıyla bir kısım solcuların iktidara karşı cephe kurmayı ya da seçim ittifakı yapmayı seslendirdiklerine tanık oluyoruz. Bu düşüncenin devrimci ideolojiyi ve politikaları çürütmekten başka bir sonuç yaratmayacağını hatırlatalım. Bu sakat politikayı “millicilik”le ya da “Atatürk’te birleştik” kavramlarıyla açıklamak bu ifadelerin de içini boşaltmaktan başka bir anlama gelmez. Anti-emperyalizmi ve Kemalizmi dünün Amerikancılarıyla paylaşmaya kalkışmak ilkesizliktir, oportünizmdir. Kendini devrimci, sosyalist sayanlar ancak halk kitleleriyle birleşirler, dün ya da bugün Amerika’nın kullandığı işbirlikçi çevrelerle değil.

 Unutmamalıyız, 68’in Vedatları da 2013’ün Ali İsmailleri de doğru devrimci politikalar için kendilerini feda ettiler…

 Mehmet Ali Yılmaz

Yararlanılan Kaynaklar:

Türkiye’de Devrimci Gençlik Hareketleri Tarihi 1960-68, Turan Feyizoğlu

Olaylı Yıllar ve Gençlik, Harun Karadeniz

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!