İlk Öğretmen

  “Verdiği defteri gözüm gibi korurdum, öğrendiğim harfleri orağın ucuyla yere, kömürle duvarlara, bir çubukla karların üstüne, tozlu yollara yazardım. Ve benim için dünyada, Duyuşen’den daha bilgili, daha akıllı insan yoktu.” ( Altınay: Duyuşen’in öğrencisi)

                                                 İlk Öğretmen

Cengiz Aytmatov’un en önemli hikâyelerindendir İlk Öğretmen. Hikâye Duyuşen’i anlatır. Talebesi Altınay’ın dilinden bir öyküdür bu. 1920’li yılların Sovyet Rusyası. Lenin’li yıllar. O yıllarda Sovyet devletinin mührünü elinde taşıyan genç bir öğretmendir Duyuşen.

İdealist, azimli fakat kapasitesi ve imkânları sınırlı. Altınay ise Duyuşen’in atandığı köyün en büyük kızlarından. Aytmatov, hikâyesinde önce bir ressamın konuşmasına yer verir. Sonrasında hikâye Altınay’ın köy halkına yazdığı mektupla devam eder. İşte size burada hikâyenin kısa bir özetini aktarmak istiyorum, tabii anafikriyle birlikte.

 

DUYUŞEN’İN OKULUNDAN YENİ OKULA

Ressam, köyde kurulan yeni okulun açılış törenine davetlidir. Üniversitede öğretim üyesi olan Altınay da davetliler arasındadır. Öğretmen Duyuşen ise artık yaşlanmıştır ve postacılık görevini üstlenmiştir. Eski öğrencilerinin okulun açılışı dolayısıyla yazdıkları telgrafları yetiştirmek için dur durak bilmez bir tempoda koşturmaktadır. O Duyuşen’dir, eylem adamıdır, görev adamıdır. İstekle, coşkuyla yerine getirir görevini. Türlü türlü badireler pahasına. İçlerine kötülük işlemiş kimilerince dayak yağmuruna da tutulur. Yarınki dersine yetişmeye söz verdiği için gecenin bir saati kurt sürüsünün arasından atını feda ederek köye de ulaşır. O Duyuşen’dir. Buz gibi dereden öğrencilerini sırtlayarak geçirir ve bir geçidin yapılmasına da öncülük eder. İnsanlığın dostu Lenin’i öğrencilerinin hafızalarına yerleştirir.

Altınay kaçırılıp kuma yapılmaya çalışılır. Sonrasında ise Altınay’ı kaçıran zenginin başına dikilip iki jandarmayla onu teslim alan yine Duyuşen’dir. Altınay’a moral verip onu kente öğrenimini ilerletmeye göndermesi de derin izler bırakacaktır Altınay’da. Duyuşen’i unutamaz. O ilk aşkıdır aynı zamanda… Bugün Moskova Bilim Akademisinde ünlü bir akademisyen olmasının mimarıdır Duyuşen. Tarifi mümkün olmayan hisler uyandırmıştır kendisinde. Heyecan ve duygu seli.

Duyuşen ise o gitmeden iki kavak fidanı dikmiştir istasyona yakın… Onun için dikmiştir. Geri döndüğünde o iki kavağın büyüdüklerini görecektir Altınay. Fakat yeni okulun açılışına geldiğinde köy sakinlerinin Duyuşen’i alaya alıp gülüşmeleri onu çileden çıkarır. O Duyuşen ki en zor günlerde sosyalizmin inşası için köyde dur durak bilmeden çalışmış, güçten düşünce yüksünmeden postacılık görevini üstlenmiş, başka köylere posta yetiştirmek için yeni okulun açılış törenine bile katılmamış bir gerçek komünist… Altınay köyün bu tutumunu sessizce protesto eder ve acele Moskova’ya döner. Kitabın konusunu oluşturan mektubu bu nedenle kaleme alır. Ahırdan okul yapan Duyuşen’i anlatır bu mektup.

Yeni okulun açılış konuşmasının Duyuşen tarafından yapılması gerektiğinin altını çizer mektubunun sonlarında. İlk öğretmenleri olan ve köylerinin ilk sosyalisti Duyuşen için “Açılışta en önemli yeri edinmesi gerekirdi”, der. Onun hakkıdır bu. Okula da isim önerir: Duyuşen’in Okulu. Okuryazarı olmayan bir köy ortamında, gelinen noktada, artık herkesin açılışına büyük coşkuyla katıldığı yepyeni bir okul vardır: Duyuşen’in ahırdan bozma okulunun yerini alan yine onun adıyla anılacak olan, Duyuşen’in eseri olan bir okuldur bu okul.

“ Bu günün bu akılsız çocukları, yarın sizler gibi okumaya, öğrenmeye değer vermezse Sovyet yönetiminin ömrü uzun olmaz.” (Duyuşen)

 

DUYUŞENLERİN SAYILARI ARTTIĞINDA…

 

Bizde de asalaklıkla mücadele eden, yarı cahilliğe karşı duran, devrimci demokrat, aydın; her şeyden önce toplumcu bir ahlaka ve bakış açısına sahip, bireyciliğe prim vermeyen, bilimsel-laik eğitim ve öğretimin önemine inanmış, yarının mutluluğu için kavga veren öğretmenler vardır. Hak verilmez alınır şiarı mücadelede esastır. Bakın eğitim sistemine; uğruna mücadele verilmeyen tepeden verilen hakların birer birer elimizden alındığının örneğidir bugünkü eğitim-öğretim düzeni. Oynadıkça oynamaktadırlar gençliğin geleceğiyle… Tabii ülkenin geleceğiyle de, ebeveynlerin geleceğiyle de. 4+4+4 eğitim modeliyle neredeyse ana karnından alacaklar çocukları; devşirme yapacaklar. Bir süre sonra da kız çocuklarına “Sen evde otur” diyecekler. Sonrası çağdaş dünyadan kopmak ve elif ba…

Bu gidişata dur diyecek Duyuşenler yetişmeli mi yetişmeli. İnançlı, kararlı… Sevginin, emeğin ne olduğunu bilen. Öğrencisi, velisi, hademesi, öğretmeni… Gerekirse değil, mutlaka örgün eğitimin yanı sıra, evleri de bir okul ve insanlarını da öğretmen kılarak eğitime-öğretime, yeri geldiğinde ise oyuna hazırlayarak alternatifi oluşturalım. Yoksa evlatlarımızı, öğretmenlerimizi, eğitim yuvalarımızı tümden yitireceğiz. Gettolara sıkışmak istemiyorsak, mücadeleyi dalgalandıralım. Bunun için yol açma çabasında olalım. Eğitimin gericileşmesine, ülkenin koyu karanlığa gömülmesine razı gelmiyorsak eğitimle ilgili taleplerimizi devrimci bir çizgide dile getirelim. Tıpkı karınca misali sabırlı çabalar içerisinde mevziler kazanmalıyız. Bu çağrı teyakkuz durumunun da ötesine işaret etmektedir. Lamı cimi yoktur. Bilimsel eğitim mollaların değil ideali olan öğretmenlerin işidir. Daha da açık ifadesiyle eğitim tüm devrimcilerin işidir. Yeri sadece okul değil her yerdir. Gelin karşı-devrime set çekelim! Gelin bilimsel-demokratik eğitim-öğretim mücadelesini emperyalizme karşı mücadelenin bir parçası kılalım. Sermayeye daimi ara eleman olmayı reddedelim. Biat kültürüne, yobaz zihniyetine karşı duralım. Baskılara, zorlamalara hayır diyelim. Bu gerici-kindar eğitim-öğretim düzenini gerisin geri püskürtelim. Eleştiren-sorgulayan düşünceyi bu topraklarda hâkim kılalım. Sosyalizmin inşasında rol üstlenen mütevazı Duyuşenleri biz de “gerçekten demokratik ve tam bağımsız Türkiye” mücadelesinde halkımıza örnek gösterelim. Bu cendereyi hep birlikte kıralım. Duyuşenlere (dövüşenlere) selam!

                                      

                                       Dayan kitap ile                                      

                                       Dayan iş ile.

                                        Tırnak ile, diş ile,

                                         Umut ile, sevda ile, düş ile.

                                         Dayan rüsva etme beni.

(Ahmet Arif)

SERKAN YAMAN

 

Kaynakça:

Eserin adı   : İlk Öğretmen

Yazarı         : Cengiz Aytmatov

Yayınevi     : Elips

Baskı tarihi: 10. Baskı, Kasım 2013

Sayfa adedi: 62

 

 

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!