Emperyalist Plan IŞİD’in Zalimliği ile Örtülemez

Son zamanlarda IŞİD’ın Suriye ve Irak’ta Alevi ve Şiilere, Araplara, Türkmenlere, Ezidilere ve Kürtlere karşı dünyanın gözü önünde giriştiği saldırı ve katliamlar büyük boyutlara ulaştı. Bu saldırıların durdurulması için bütün ilerici-devrimci kesimler mücadele etmeli. Ancak bu kesimler, bölgemizde meydana gelen gelişmelerin uluslararası boyutunu da görmeli ve bu bütünlüklü değerlendirmeye göre tavır almalı.

Öncelikle ABD emperyalizminin, on-onbeş yıldır gerçekleştirmeye çalıştığı -kısmen de mesafe aldığı- GBOP’ni bu son krizi de bahane ederek yeniden ele almayı ve ilerletmeyi amaçladığını tespit etmeliyiz. Suriye yönetimine ve Irak’ta Maliki’ye karşı destekledikleri IŞİD’in Irak’ta ve Suriye’de GBOP’un normal ilerleyişini bozacak sonuçlar yaratmaya başlaması ve özellikle de petrol kuyularını ele geçirmesi üzerine uluslararası emperyal amaçlı büyük bir koalisyon kurmaya başladılar. ABD’nin başını çektiği bu koalisyonun, GBOP’ni eskisinden daha etkili ve restore edilmiş bir şekilde hayata geçirmeyi hedeflediğini ve bu son haftalarda bölgede yaşanan sorunları bu politikanın pratiğe geçirilmesi için kullanmaya başladığını görmekteyiz. ABD emperyalizmi, bölgede cereyan eden katliamları, saldırıları, göçleri, ölümleri, insan hakları girişimlerini, koalisyon çalışmalarını, silahlandırma faaliyetlerini yaptığı planlar doğrultusunda şekillendirmeye ve yönetmeye çalışmaktadır. Irak ve Suriye’deki gelişmeler bahanesiyle Batı’da koparılan velvelenin ardında yatan asıl neden budur. Son tahlilde, IŞİD’in saldırıları da bu planın uygulamaya sokulmasına ortam hazırlamaktadır.

İşin özeti, kurulacak emperyalist Koalisyon ile bölge GBOP doğrultusunda şekillendirilecektir. Bu emperyalist Koalisyon, Birinci Paylaşım Savaşından sonra bölünen Ortadoğu’yu iki-üç kat daha fazla bölmeyi hedeflemektedir. Parçalanmış olan Suriye ve Irak’ın her biri üçe bölünerek ve bunların bazılarını kendi aralarında birleştirerek ilk elde dört yeni devlet ortaya çıkarılacaktır.

Bunlar:
1-Nusayri Suriyesi,
2-Sünni Suriye + Sünni Irak,
3-Suriye Kürtleri+Irak Kürtleri,
4-Şii Irak devletidir.

Mevcut Suriye devletini küçülterek ve bazı değişikliklerle Nusayri Devletine dönüştürmeyi amaçladıkları anlaşılıyor. Bu devletin Akdeniz’e çıkışı olacak. ABD bu planın, Rusya ile pazarlığını Ukrayna sorunu bütünlüğü içinde yapmayı düşünüyor olabilir.

Şimdiki Suriye’nin kıyıları Akdeniz kıyısında üç devleti (1, 2 ve 3 nolu devletler) de kaldırabilecek kadar geniş değildir. İkinci çıkış Sünni Devletinin mi olacak, Kürt devletinin mi? IŞİD ile Kürtler arasındaki kavganın nedenlerinden biri bu sorundur. Kürtlerin Lazkiye’ye göz koydukları biliniyor. Kürt devleti buradan Akdeniz’e çıkarsa, IŞİD’in Sünni Devleti nereden Akdeniz’e ulaşacak? IŞİT’ın, Kürtlere saldırmasının nedeni, birincisi kuracakları devletin sınırlarını daraltmaksa, ikinci neden de onların Akdeniz’e çıkışlarını engellemektir. Öyle anlaşılıyor ki ABD, Kürtlerin geniş bir devlet kurmasını ve bu devletin Akdeniz’e çıkışının olmasını istiyor. Bu nedenle IŞİD’in saldırılarını zayıflatmaya ve sonuçlarını sınırlamaya, kontrol altına almaya çalışıyor. IŞİD’ın gücünü kırarak geniş Kürt devletine ve bu devletin Akdeniz’e çıkışına Sünni Arapları razı etmek istiyor. Sünni Arapların bu en azgın örgütünü uluslararası Koalisyon vasıtasıyla dize getirerek bu geniş kesimin Büyük Kürdistan’a “evet” demesini sağlamayı amaçlıyor.

Bugünkü emperyal planın işleyiş yönünün bu devletleri yaratma doğrultusunda olduğunu ve atılmakta olan bu adımdan sonra sıranın Türkiye’nin parçalanmasına geleceğini tahmin etmek için de allame olmaya gerek yok. ABD, AKP hükümetini uluslararası koalisyona katılmasını sağlayarak daha fazla bataklığa çekmek için sıkıştırdıkça sıkıştırıyor. Ülkeyi soktukları Suriye bataklığının yarattığı sorunlar, yaşanan ekonomik, siyasi, askeri ve toplumsal sıkıntılar yetmiyormuş gibi şimdi de Irak cehennemine sokmaya çalışıyorlar. Bu amaçla uluslararası çok yönlü baskılar yapılmaktadır.

Bu baskılar, emrivakilerin gideceği sonuç Türkiye’nin uluslararası koalisyona doğrudan veya dolaylı katılımıdır. Bu katılımla birlikte “çözüm süreci” bütün bölgeyi kapsayacak şekilde, Ortadoğu düzleminde ele alınacaktır. Bu gelişmenin Türkiye’yi ilgilendiren en önemli yanı yukarıdaki 3. Devletin -Kürt Devletinin- topraklarının Anadolu’ya doğru genişlemesinin sağlanması olacaktır. Bu büyük koalisyonunun emperyalist devletleri sonuçta bir masa etrafında toplanıp, Birinci Dünya Savaşı bittikten sonra yaptıkları gibi Ortadoğu’yu yeniden bölecekler, belli başlı devletleri parçalayarak, sınırlar çizecekler ve yeni devletler kuracaklardır.

Papa’nın “başladı” dediği Üçüncü Dünya Savaşı’nın belki de en önemli ayağı bu Ortadoğu’daki savaş olacak ve sonuçları savaşın cürümünden çok daha fazla yakıcı, yıkıcı ve gelecek için sorunlu olacaktır. Bölgeyi kısa ve orta vadede tam bir kan ve ateş deryasının içine atacaktır. Ortaya çıkacak bu sonucu hiç kimse, hiçbir kesim kaldıramaz. Özellikle devrimcilerin bundan sonra bu sorunlarla ilgili söyleyecekleri sözler ve atacakları adımlar konusunda çok dikkatli olmaları gerekir. Yoksa şu veya bu nedenle, kısa vadeli politik hesaplarla emperyalizmin politikalarına alet olanların halkımız tarafından ne ile suçlanacaklarını kestirmek zor değildir.

***

22 Eylül 2014’te Hürriyet’te Em. Org. Edip Başer ile Cansu Çamlıbel’in yaptığı çok önemli röportaj yayınlandı.  Sorunu içeriden bilen eski özel temsilci (AKP iktidarı döneminde Kürt Meselesiyle ilgili ABD ile görüşmeler yürüten) Edip Başer’in söyledikleri, Birinci Dünya Savaşı’nda yarım kalan, Kurtuluş Savaşı’yla önüne geçilen emperyalist planın yüzyıl sonraki haritasıdır. ABD ve NATO kaynaklı olduğu anlaşılan bu plan ya da harita, tarihsel anlamda, Büyük Kürdistan ile Büyük Ermenistan’ın bütünleştirilmesidir. Edip Başer ile yapılan o röportajın son kısmı şöyle:

“- ‘Büyük Kürdistan’a doğru mu gidiyoruz yani?
‘Büyük Kürdistan’a doğru gidiyoruz evet. Önce Türkiye Kürdistan’ını da içine alacak bir Kürdistan, ondan sonra da Büyük Kürdistan. Biliyorsunuz, Büyük Kürdistan dedikleri, Kars’tan başlıyor, Erzurum-Erzincan, Sivas ve Malatya’yı içine alıyor, Mersin’e iniyor. Mersin de dahil olmak üzere bir harita.

– ABD’nin bundan çıkarı nedir?
Şimdi artık Amerika için Boğazların eskisi kadar önemi kalmadı. Amerika artık Boğazları elinde tutan bir Türkiye’ye, petrol bölgelerine hâkim ve İsrail’in güvenliği açısından hayati olan bir Kürdistan’ı mutlaka tercih eder.

– Dokuz ay süren Terörle Mücadele Özel Temsilciliği sırasında yaptığınız temaslarda edindiğiniz izlenim bu mudur?
Evet, edindiğim izlenim bu.

– PKK’ya bu süreçte nasıl bir rol tasarladıklarını düşünüyorsunuz?
PKK mevcut haliyle Türkiye’yi mümkün olduğu kadar meşgul eden, başka işlerle meşgul olmaktan alıkoyacak bir meşgale olarak kalsın gibi bir düşünce mi var, bilemiyorum. Elimde bir belge yok ama düşüncem o. PKK onlar için küçük bir enstrüman, olsa da olur olmasa da olur aslında. Ama PKK’nın varlığını onlar bir ara bu Kürdistan oluşumu için çok önemli bir unsur olarak gördüler. Belki de hâlâ öyle görüyorlar. Kuzey Kürdistan’ı yani Türkiye ile ilgili olan bölümünü oluşturmak için PKK’ya çok önemli görevler verildiği kanısındayım. Barzani’nin ve diğerlerinin bu görevi verdiği, Amerika’nın da bunu desteklediği kanaatindeyim. ‘Büyük Kürdistan’ tam olmasa bile bir Kürdistan, İsrail’in güvenliği açısından çok önemli bir işlev yerine getirebilecektir.”

Edip Başer’in tarif ettiği, ABD devletinin kafasındaki bu haritaya göre, Türkiye’nin yarıya yakını koparılarak bu ülkede yaşayan kimsenin tahayyül edemeyeceği büyüklükte bir Kürdistan’ın oluşturulması düşünülmektedir. Bu planın gerçekleşmesi halinde Türkiye, bütün doğu hinterlandını ve su kaynaklarını kaybetmiş olacak, Batı merkezli kışkırtmalarla etnik farklılıklar kaşınarak Yugoslavyalaştırılmaya doğru sürüklenecektir.

Ama, ABD’nin her planının başarıyla sonuçlanmadığını yakın tarihlerde birçok kez yaşadık. ABD’nin işbirlikçilerle birlikte Küba’yı kontrolü altına almayı başaramadığını, yine işbirlikçi iktidara karşın Vietnam işgalinin yenilgiyle sonuçlandığını, Latin Amerika’da hezimetler yaşadığını gördük. Bugün Ortadoğu’da kara harekâtı düzenleyememesi ve bu harekât için taşeron araması bile yenilgi korkusunun sonucudur.

Türkiye’nin bölünerek Yugoslavyalaştırılmasını isteyen emperyalizm ve bölgesel işbirlikçilerinin karşılarında çok geniş bir direnç cephesinin er veya geç kurulacağını görmeyenler ne bu bölgenin tarihini ne de toplumsal dinamiklerini anlamaktadırlar

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!