İnsan kurgulayan, plan yapan bir canlıdır-Saffet Bilen

‘Örümcek işini dokumacıya benzer şekilde gördüğü gibi, arı da peteğini yapmada pek çok mimarı utandırır. Ne var ki, en kötü mimarı, en iyi arıdan ayıran şey, mimarın yapısını gerçekte kurmadan önce, onu hayalinde kurabilmesidir.’(Marks-Kapital cilt 1,üçüncü kısım,7 bölüm,1.kesim)

Hayal etme, kafada canlandırma, ertesinde gerçekleştirmek için harekete geçiş insanı, diğer canlılardan ayıran en önemli farklardan biridir. Gerçi son zamanlarda hayvanlara özgü yapılan zeka araştırmalarının sonucunda, onların da bir zekaya sahip olduğu, hızla açığa çıkmaya başladı. İnsan merkezli bakış açısı her geçen gün bir darbe alıyor. Bu konuda, önemli bir tartışma başlığı olarak ayrıca ele alınmalı mutlaka. Ben bu yazıda insan düşüncesini ve çevresine bilinçli müdahalesini tartışmaya çalışacağım.

Doğa belgesellerine meraklılar bilirler. Yeryüzündeki canlı türleri çok zengin ve şaşırtıcı derecede çeşitlidir. Biyologlar,1,5 milyondan fazla canlı türünü saptamış ve isimlendirmişlerdir. Yaşadığı doğanın iyi bir taklitçisi ve düşünen bir beyne sahip olan insanların kendi yarattıkları nesnelerin, fikri ürünlerin, kurumların çeşitliliği de doğadaki çeşitliliği aratmaz. Oldukça zengindir. Bu yaratılan şeylerin temel dürtüsü, maddi dünya ile başa çıkmak, toplumsal ilişkileri kolaylaştırmak, hayal gücünü tatmin etmek ve anlamlı semboller oluşturmak, olarak anlatıla gelir. Yarattığımız şeyler, doğal ortamla başa çıkmamızı ve hayati ihtiyaçların giderilmesini kolaylaştıran çeşitli araçlardır.

İnsan ürünü yaratılan nesnelerin çeşitliliğini tespit etmek tam anlamıyla mümkün olur mu kestirmek güç. Ama çeşitlilik, canlı türlerindeki çeşitliliği aratmayacak kadar çoktur. Taş aletlerden, mikroçiplere, su değirmeninden, uzay gemilerine, iğneden, televizyona, mağaradan, gökdelene, saldan, uçak gemilerine vb gibi uzatabileceğimiz hayatımıza girmiş nesneleri göz önüne getirmek yeter.1867 de Marks, Birmingham da beş yüz farklı çekiç üretildiğini öğrendiğinde çok şaşırmıştır.

İnsan yaratımında temel dürtü ihtiyaç ise, bu kadar çeşitliliği nasıl açıklayacağız sorusu ister istemez gündeme gelir. Sorun ihtiyaç gidermekse, örneğin beş yüz çekice ne gerek vardır. Ama bir yandan da ihtiyaç icadın anasıdır. Bunu en iyi anlatan öykülerden biri, eski masallardan birindedir. Susuzluktan ölme derecesine gelmiş bir karga, sersem sepelek dolaşırken, dibinde su bulunan bir ibriğe denk gelir. Suyu içmeye çalışır, ama bir türlü içemez. Gagası yeteri kadar uzun değildir. Derken ibriğin içine taş atmaya başlar. Giderek su seviyesi yükselir. Ve karga sonunda suyu içer. Bu öykü, ihtiyacın, çözüm üretmeyi de zorladığı, çözümü ortaya çıkardığının öyküsüdür. İnsanlar suya ihtiyaç duyarlar, kuyu kazarlar, barınmaya ihtiyaç duyarlar ev inşa ederler. Yiyeceğe ihtiyaç duyarlar, hayvanları, bitkileri evcilleştirirler. Çevrelerinde daha rahat dolaşmayı isterler, atı, deveyi evcilleştirirler, arabayı icat ederler. Ama silah, hapishane, işkence, devlet hangi doğal ihtiyacın ürünüdür. Son sıraladıklarım tartışmalıdır. Bunlarında evrimsel bir bakış açısının içine oturtulup, tarihsel zorunlulukla açıklandığını biliyoruz. Tartışmalı olan bir başka şeyde, yukarıda sözünü ettiğim çeşit zenginliğidir. İhtiyaçla açıklanması zordur. Bu iki çelişmeli durumun tartışmasını yapmak, İnsanın bulunduğu çevrede ne yaptığının, niçin böyle davrandığının ipuçlarını da verir.

Tartışmayı, çok uzak geçmişte icat edilmiş, buluş dağarcığımıza eklenmiş tekerlekle de bağlantılı olduğu için, otomobil ile geliştirebiliriz. Otomobil gerçek bir ihtiyacın sonunda mı icat edilmiştir. Otomobilin icat edildiği 19 yy sonlarında, bildiğim kadarı ile dünya çapında baş gösteren bir at krizi yoktur. Yani otomobil at kıtlığının zorlaması sonucunda icat edilmiş bir buluş değildir. Aslında otomobil icat edildikten, hemen sonrasında ilk 10 yılda, kendisini satın alan insanlar tarafından bir oyuncak, bir eğlence aracı işlevini görmüştür. Benzer kardeşi kamyonun kaderi ise, ilk senelerde daha da kötüdür. Kamyonun yıldızı 1. Dünya savaşında askeri ihtiyaçlara verdiği cevapla, parlamıştır. Ordunun desteği, ulaşımda kullanılmasının yolunu da pekiştirmiştir. Üstelik çok daha sağlam ve güvenli demiryolu taşımacılığının aleyhine. Bu arada petrolün de kapitalistlerin kullanabilecekleri, karlarına kar katabilecekleri bir ürün olarak ortaya çıkışının da rolünü unutmayalım. Bu iki icadın ortaya çıkışını önceleyen iki icat vardır. Biri neredeyse zamandaşı olan, içten yanmalı dört zamanlı motorun icadı, ikincisi kendinden 5000 yıl öncesinde bulunmuş olan tekerlektir.

Günümüzde, tekerlek insan tarihinin ateşle beraber sayılan en gözde icatlarından biridir. Ateş ondan en az bir milyon yıl önce icat edilmiş olmasına rağmen, yine de yan yana sıralanması bu icada, günümüz dünyasının verdiği önemi gösterir. Bu ‘önemli’ icadın kökenlerini araştırırken doğal ortamı incelemeye gerek yoktur. Birkaç mikroorganizma dışında-ki bu bilginin o dönem bilinme imkanı da yoktu- tekerleğe benzer organlarla hareket etmez. Dolayısı ile tekerleğin öykünüldüğü yer doğa değildir. Muhtemelen ağır eşyaların taşınması sırasında, alta koyulan tomruklar bir fikir vermiştir. Ortadoğu coğrafyasında bulunur bulunmaz çok hızlı bir şekilde bilinen dünyanın tamamına yayılmıştır. Orta Amerika medeniyetleri ve Ant dağları hariç. Var olan arkeolojik buluntular, tekerleğin icadını esas kutlayanların da askerler olduğunu gösteriyor. Sıradan insanların ihtiyaçlarının giderilmesinde de kullanılma ihtimalini de belirtmek lazım, ama bu başat değildir. Tarihin bu en fazla önem verilen icadının, Büyük ilk çağ uygarlıklarının son bulması ile uykuya yatması, unutulup gitmesi de ilginçtir.

Bu uykuya yatma, insan tarihinde sürekli bir ilerleme olduğu, fikri ile de çelişen bir olaydır. Tekerlekli ulaşımı çeşitli açılardan değerlendirdiğimiz de çıkan sonuçlar kısaca; doğanın taklidi bir icat değildir, insan ihtiyacını karşılama dürtüsü ile icat edilmemiştir, bütün çağlar boyunca insanlığın daha rahat yaşama ihtiyacına da cevap veren bir buluş değildir. Tekerleğe verilen önemin sebebi, bir anlamda 20. yy daki yaşamını bu buluşa göre geliştiren batı uygarlığının manipülasyonudur.

İnsanın yarattığı şeylerle ilgili, asıl dürtünün ihtiyaç giderme olduğu, biyolojik ve fiziksel ihtiyaçlarımızı giderme dürtüsünün olduğu fikrini tartışmalı hale getiren epeyce başka örnekte sıralamak mümkün. Söz gelimi, günümüzde tarımsal üretimin temel yönlendiricisi, İnsanların karın doyurma ihtiyacı değildir. Yine güvenli barınma ihtiyacı ile gökdelenleri yan yana koyabilmek çok zordur. Fikri ürünlerin de zorunlu ihtiyaç görüşü ile açıklanması zordur.

Aslında en doğal ihtiyaçlarımızın giderilmesinde neyin itici olduğuna bakılması gereken yer, evrim sonucunda içinden çıkıp geldiğimiz canlılar dünyası olmalıdır. Hiçbir kuş, yukarıda anlattığım masaldaki gibi davranmaz. Ateşi kullanan hiçbir hayvana rastlanmaz. Toprağı çevirip bitkileri ekip biçen bir hayvana da rastlanmaz. Ateşli silahlarla birbirine saldıran, hapishaneler kuran hayvanlara da rastlanmaz.

Geliştirdiğimiz bunca şeyi, doğa emrettiği için değil, kendimiz böyle olmasını istediğimiz için geliştirdiğimizi, tespit etmek en doğrusudur. İnsanların doğal dünyayla kurduğu ilişki hayvanların doğayla kurduğu ilişkiden farklıdır. İnsan doğaya hükmetme iddiasındadır. Belki de işe buradan başlamak en doğrusudur.

 

Saffet Bilen

Benzer yazılar

1 Yorum

  1. orhan karakuş

    “Geliştirdiğimiz bunca şeyi, doğa emrettiği için değil, kendimiz böyle olmasını istediğimiz için geliştirdiğimizi, tespit etmek en doğrusudur. İnsanların doğal dünyayla kurduğu ilişki hayvanların doğayla kurduğu ilişkiden farklıdır. İnsan doğaya hükmetme iddiasındadır. Belki de işe buradan başlamak en doğrusudur…” demekte Saffet dost… kendimizi birey değil insan(doğa-toplum -astral ruh)olarak aldığımız bu bakışa göre görüşüm:”:kendimizi bütünsel olarak doğada(şimdilik yeryüzü ve bağlantılı yakın uzayda) gerçeklemek en doğru çözümlerden biri…” insan beyninin deruni kapsamında duyguları haz olarak yaşamayı kendine, ruhunu kainatla hemhal etmeyi ve dolandırmayı külli olarak kamil insana diğer fonksiyonlarını kompleks teknik donanımlı araç ve gereçlere aktarmaktadır..”İnsan tasarısını içe doluş ve kavrayışla geliştirebilir, onu bu gidişatta hal eder.”… meselemiz şuurlu bir kurtuluşu gerçeklemektir…şeytani akıl ile giden insan pilancı , gönül demindeki insan ise tasarımcıdır…baki selalar…

    Yanıt

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!