Irak’ın Parçalanması ve Türkiye’nin Yeniden Yapılandırılması

  1. Körfez Savaşı ve Çekiç Güç

ABD yönetimi, Saddam rejimine yönelik askeri müdahaleye girişmeden önce Irak’ın   iki büyük toplumsal dinamiğiyle, etnik (kürt) ve mezhepsel (Şii) muhalefet ile ilişkiye geçer. Böylelikle Saddam rejimini içerden zayıflatmaya hem de bu kesimleri Saddam sonrası dönem için  iktidara hazırlamaya girişir. Ancak ABD’nin bu politikası bölgedeki ABD yanlısı devletleri ( öncelikle deTürkiye ve Suudi Arabistan’ı) rahatsız eder. Sünni Körfez ülkeleri  Şii İran’dan sonra oluşacak Şii bir Irak’a karşı çıkarlar. Türkiye ise Irak Kürtlerine sağlanan destek sonrası, Irak’ta oluşacak bir Kürt devletinin, Türkiye’deki Kürtleri de harekete geçireceğinden çekinir. Gelişmelerden kaygılanan Amerikancı bölge ülkelerinde, ABD’nin Irak planına karşı itirazlar ve tepkiler yükselir.

Henry Kissinger, ‘‘Prensipte, ben Irak iç direnişini teşvik etmekten yanayım; ancak bu gizli girişimlere içerden tanık olduğum için, dikkat edilmesi gereken üç not belirtebilirim. Bu gizli operasyonlar maceraperestlerce değil, profesyonellerce yürütülmelidir; özellikle Türkiye, Suudi Arabistan, İran ve Ürdün gibi komşu ülkelerin çıkarları gözetilmeli, bu ülkelerin katlanamayacakları ya da katlanmak istemeyecekleri ve Birleşik Devletlerin sürdürmeye hazır olmadığı sonuçlara sürüklenmeleri önlenmedir. Birleşik Devletler, sorun çıktığında direniş hareketini askeri açıdan desteklemeye hazırlıklı olmalıdır, aksi durumda 1975 ve 1996 yıllarında Domuzlar Körfezi ve Kuzey Irak’ta uğradığı bozgunları tekrar etmiş olur ve desteklediklerinin çoğu tükenir ve sürgüne gönderilir.’’ [1]

ABD önderliğindeki uluslararası koalisyon’un yoğun bombardımanı Irak ordusunu ezer. Saddam’ın yenilgisi ülkede ayaklanmalara ortam yaratır. 15 Şubat 1991’de, ABD Başkanı George H. W. Bush, “Amerika’nın Sesi” radyosundan Iraklılara ‘‘Akan kanı durdurmanın bir yolu daha var, ve bu da Irak ordusu ve halkının kontrolü kendi eline alıp diktatör Saddam Hüseyin‘in kenara çekilmesini sağlamaları” gerektiğini söyler. Bunun içinde Irak halkını ayaklanmaya çağırır. ABD Başkanının çağrısı ile birlikte önceden yürütülen hazırlıklar sonucunda Saddam rejimine muhalif iki büyük toplumsal dinamik yıllardan beri arzu ettikleri günün geldiğini düşünürler ve harekete geçer. Mart ayında ülkenin güneyinde Şiiler, Kuzeyde de Mesut Barzani ve Celal Talabani‘nin önderliğinde Kürtler ayaklanır. ABD yönetimi, Türkiye’nin ve Körfezdeki Sünni rejimlerin Irak’ın parçalanmasına tepki göstermeleri ve bölgede ortaya çıkacak kaos nedeniyle ayaklanan Kürtleri ve Şiileri yüz üstü bırakır. ABD’nin çağrısına uyarak ayaklanan Kürtler ve Şiiler Saddam ile karşı karşıya gelirler.

ABD’nin Irak politikasında son anda değişikliğe gitmesinin iki nedeni vardır:

  • Birincisi, Irak’ın parçalanmasına ABD’nin bölgede ittifak içinde olduğu ülkeler henüz hazır değildir.
  • İkincisi, ABD, henüz, Şii ve Kürt dinamikleri üzerinde yeterli kontrol mekanizmaları oluşturamamıştır.

Kısacası, Şiilerin de İran’daki gibi bir rejim kurmaları tüm Körfez bölgesi için tehlike yaratırken, Kürtlerin ayrı bir devlet kurma girişimi de Türkiye-ABD ilişkilerini bozacaktır.

Henry Kissinger,‘‘Irak’ın parçalanması tehlikesi, savaşı hızla sona erdirmek için başka bir gerekçeydi. Bir Şii isyancı Basra’dan kaçmıştı ve İran’a eğilen bir cumhuriyet kurabilirdi. Uzun vadede, İran Körfez’deki en büyük tehlike olarak görüyordu. Ayrıca kuzey lrak ’ta bağımsız bir Kürt devletinin Türkiye’nin huzurunu kaçıracağından ve böylece Türkiye’nin, Körfez’de Amerikan politikasını desteklemeyeceğinden endişe ediliyordu. Son olarak, yenilginin etkisiyle ve on binlerce Iraklı savaş esirinin iadesiyle birlikte Saddam’ın devrileceği sanılıyordu.’’[2]

Irak Cumhuriyet muhafızları, ABD desteğinden mahrum kalan isyancıları acımasızca ezer. On binlerce kişi ölür. Toplu katliam korkusuyla yaklaşık 1,5 milyon Kürt, İran ve Türkiye’ye doğru kaçar. Iraklı Kürtlere yardım için BM şemsiyesi altında Huzur Operasyon’u düzenlenir.

Graham E. Fuller, ‘‘Birçok Türk, Türkiye topraklarında Iraklı Kürtlerin bulunmasının, Türkiye’deki Kürtler arasında milliyetçilik ve ayrılıkçılık duygularını yoğunlaştıracağından endişe duymuşlardır. Başka Bir grup Türk ise yabancı kuvvetlerin, özellikle, de İngilizlerin mevcudiyetinin bölgede Kürt ayrılıkçılığını yoğunlaştırmak amacıyla özel olarak tasarlanıp tasarlanmadığını sorgulamıştır. …1925 yılında… Petrol açısından zengin bölgeler konusunda, Türkiye’nin pazarlık gücünü zayıflatmak amacıyla Kürt ayaklanmasını desteklediği iddialarını hatırlatmışlardır.’’ [3]

ABD liderliğindeki uluslararası müdahale gücü, Irak Kürtlerini Saddam’dan korumak için Kuzey Irak’ta güvenli bir bölge oluşturulmaya yönelir. Türkiye’ye sığınan neredeyse yarım milyon Kürt mültecinin de oluşturulan güvenli bölgeye dönmesi sağlanır. 1991 Nisan’ında, ABD yönetimi, Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı bölgede 36. paralelin kuzeyinde kalan topraklara, Irak yönetiminin müdahalede bulunmasını yasaklar, böylelikle Irak devletinin egemenliğini doğrudan müdahale eder.

Graham. E. Fuller-Henri J. Barkey, ‘‘İlk savaşta Bağdat yönetimi ülkenin kuzeyindeki askerlerinin sayısını ciddi ölçüde azaltmaya zorlanmış, böylece bölgede bir güç boşluğu doğmuştu. Aynı şekilde, çok daha kısa süren Körfez Savaşında da Irak birlikleri Kuzey Irak’tan çıkarılmıştı; daha da önemlisi ise ABD, İngiltere ve Fransa’nın himayesinde bölgede fiilen bir özerk Kürt bölgesi oluşturulmuştu.’’ [4]

Güvenli bölge oluşturulmasında Türkiye ve ABD işbirliğine girseler bile bu güvenli bölge politikası iki ülke arasında önemli sorunlara da neden olur.

Barry Rubin, ‘‘36. paralelin kuzeyinde güvenli bir bölge oluşturulmasını öngören çabalar sonucunda da Irak ordusu bölgeyi terk etti. Her ne kadar operasyonun ilk aşamalarında iki ordu başarıyla İşbirliği, yaptıysa da, operasyonun hangi amaçla sürdürüleceği konusunda Türkiye ile Birleşik Devletler arasında beliren derin görüş ayrılıkları gerilime yol açtı.’’[5]

Güvenli Bölge politikası, Kuzey Irak’ta fiili bir Kürt yönetimini ortaya çıkarır. ABD’nin desteği ile Kürt yönetimi kendi kurumlarını da oluşturmaya başlar.

Barry Rubin ve Kemal Kirişçi, ‘‘İronik olan, Kuzey Iraktaki güvenli bölgenin, 1991 ‘de Türkiye’ye sığınan neredeyse yarım milyon Kürt mültecininn derhal geri dönmesi yönündeki Türk hükümetinin talepleri sonucu kurulmuş olması. Ancak -ABD desteği ile – seçimlerin yapılarak iki Kürt grubu tarafından Irak’ta federe bir Kürt devleti kurulması Türkiye’nin direnci ile karşılaştı.’’ [6]

Kuzey Irak Kürtlerine güvence sağlamak amacıyla oluşturulan Huzur Operasyonu, 3 ay sonra “Huzur Operasyonu-2” biçimine büründürülür. İncirlik ve Pirinçlik’te konuşlanmış 77 uçak ve helikopter ile Amerikan-İngiliz-Fransız ve Türklerden oluşan 1.862 kişilik etkili bir müdahale gücü oluşturulur. Bu müdahale güçü ABD’nin Zaho askeri üssündeki irtibat merkezi (Military Coordination Center-MCC) ile koordineli çalışır. İktidarda Özal’ın Cumhurbaşkanı, Mesut Yılmaz’ın da başbakan olduğu, muhalefette de Erdal İnönü’nün SHP’nin ve Süleyman Demirel’in de DYP’nin başında bulunduğu dönemde, 1991 Eylül’ünde, oluşturulan bu askeri güce de Çekiç Güç (Combined Task Force-Poised Hammer) ismi verilir.

Çekiç Güç’ün süresi her altı ayda bir TBMM’de görüşülerek uzatılır. Kuruluşundan yaklaşık bir buçuk yıl sonra, Aralık 1992’de Çekiç Güç’ün süresinin uzatılması, TBMM’inde sert tartışmalara yol açar. Muhalefet partileri ‘Çekiç Güç’ü Kuzey Irak’ta Kürt devletinin kurulmasına şemsiye olduğu’ ve bu güce ait uçakların ‘PKK’ya yardım malzemesi attığı’ iddiasında bulunurlar. Sert geçen tartışmalar sonrasında Çekiç Güç’ün vazife süresi bir altı ay daha uzatılır.

Irak’ın kuzeyinde oluşturulan uçuşa yasak bölgenin denetiminin İncirlik üzerinden sağlanması, tüm hükümetleri rahatsız etse de, süreç ABD’nin istemlerine uygun olarak işler.

George S. Harris, ‘‘Türkiye’nin İncirlik hava üssü, Irak’taki “uçuşa yasak bölge”nin denetlenmesinde ve Iraklı Kürtler için oluşturulan güvenlik bölgesini savunmada -Körfez Savaşından sonra Irak’a yönelik Amerikan dış politikasının başlıca siyasi gereksinimleridir – kilit önemde hizmet etmiştir. Bununla birlikte bu politika, Türkiye’de, İslamcılar, Bülent Ecevit ve partisi Demokratik Sol Parti (DSP) ve hatta zamanın etkili askeri kişileri tarafından sorgulanmıştır. Siyasi çevrelerden gelen bu muhalefet sonunda, Amerika’nın kuzey Irak bölgesindeki faaliyetlerinin sınırlanmasına yol açtı.’‘ [7]

Saddam, Irak’ın kuzeyinde Amerikalıların büyük destek sağladığı ‘yeni Kürt oluşumu’ nu, Irak’ın bütünselliğine yönelik bir saldırı olarak görür. Irak’ın bütünselliğini yeniden sağlamak için Mesut Barzani ile Celal Talabani arasındaki düşmanlıktan yararlanır. Mesut Barzani ile görüşür ve ona destek verir. Mesut Barzani yönetimindeki KDP 1996’nın Ağustos-Eylül aylarında, Saddam’ın desteği ile rakibi KYP’yi ile çatışmaya girer. Saddam’da 36. Paralelin güneyinde kalan, dolayısıyla da Çekiç Güç’ün görev alanının dışındaki Kürdistan Yurtsever Birliği’ne karşı Süleymaniye’de ve bazı yerleşim merkezlerinde, 1996 Ağustos’unda saldırıya geçer. Barzani güçleri Talabani’yi yenilgiye uğratır ve Kuzey Irak’ın kontrolünü eline alır. Saddam da 36. Paralelin güneyindeki bölgeleri denetimi altına alır.

Henry Kissinger, ‘‘ Saddam Hüseyin Körfez savaşından sağ salim çıkınca… 1996 yılında, Kürt alanlarında Amerikan desteğiyle kurulmuş olan özerk kurumları kaldırdı. Yüzlerce insanı öldürdü ve Birleşik Devletlerle bağlantılı en az üç bin kişiyi sürgüne gönderdi… Saddam Amerika’nın korumasındaki Kürt kuvvetlerini ezdiğinde Clinton yönetimi buna güneye doğru yüzlerce mil uzanan radar istasyonlarına fırlatılan Cruise füzeleriyle yanıt vermiştir. [8]

Graham. E. Fuller-Henri J. Barkey, ‘‘Saddam, …Washington’un Bağdat yönetimine karşı güvenli bir operasyon üssü elde etmesini önleyerek ve ABD’nin temel gerekçelerinden birinin, yani Kürtlerin cezalandırılmaktan korunmalarının gerçekleştirilmesine izin vermeyerek ABD’nin bölgedeki politikasına ağır bir darbe vurmuştur. Bu olaylar, küçük çaplı kara operasyon birliğini Kuzey Irak’tan çekmek zorunda kalan Çekiç Güç Harekâtını da tehlikeye atmıştı.’’ [9]

Irak’ın dağılmasıyla Kuzey Irakta kurulacak bağımsız bir Kürt devletinin, Türkiye’deki Kürt sorununu daha da ağırlaştıracağından endişelenen Türkiye, Saddam’ın bu girişimi destekler. Çekiç Güç’ü boşa düşüren Saddam’ın bu girişimi Türkiye’nin de işine gelir.

Graham. E. Fuller-Henri J. Barkey, ‘‘Çiller yönetimindeki Türk hükümeti Iraklıların cezalandırılması için İncirlik’teki ÇGH güçlerinin kullanılmasına onay vermemişti. Bu kriz, koalisyon güçlerini ÇGH üzerinde yeniden düşünmeye, bunun yerine Fransızların katılmak istemedikleri Kuzeyden Keşif Harekâtı adı altında yeni bir oluşuma gitmeye zorlamıştı. Kuzey Irak’ın Zaho kentinde kara kuvveti bulundurmayan ve daha sınırlı izinsiz uçuş kurallarına bağlı Kuzeyden Keşif Harekâtı, Türk ordusunun tercihlerine çok daha uygundur.’’[10]

Çekiç Güç politikasına eleştirel yaklaşan Türkiye, bu gelişmeden yararlanarak Çekiç Güç’ün yerine Irak’ın uçuşa yasak bölgenin kontrolünü ve ihlal girişimlerinin de önlenmesini sağlayacak şekilde yeni bir yapılanmaya gidilmesini ister.

‘‘Nitekim 1997′ de Çekiç Güç’ün statüsünde değişiklik yapılarak” Keşif Güç’e dönüştürülmesi sırasında, Genelkurmay Başkanlığı gerek dolaysız yollardan, gerekse MGK’da tavsiye kararlarının alınması sürecinde belirleyici rol oynamıştır.’’ [11]

Böylelikle Atatürkçülüğü kullanan Amerikancı-NATO’cu ana akım ‘Atatürkçüler’ ile ‘milliyetçi-İslamcı kesimler’ birlikte hareket ederler ve 1991 de oluşturulan Çekiç Güç’ün yerine Keşif Güç’ü getirirler. Ancak bu gücün görev ve yetkilerinin elden geldiğince Türkiye’nin kontrolünde olmasına yönelik düzenleme yaparlar:

  • Irak’ın toprak bütünlüğüne, egemenliğine ve birliğine saygı gösterecek,
  • Türk toprakları ve hava sahası, Irak’a karşı taarruz amaçlı kullanılmayacak,
  • Koalisyon güçleri eşit yetki, rütbe ve statüdeki Türk ve ABD eş-komutanlarının komutası altında olacak. Eş-komutanlar kararları ve  emirleri ortaklaşa verecek,
  • Türkiye, harekâtın süresini, kapsamını ve gereğini tayin etme hakkına sahip
  • Türk ve ABD hükümetleri ön bildirimde bulunmak suretiyle istedikleri  zaman görevi sona erdirebilecek,
  • Bu ilkeler hiçbir şekilde Türk hükümetinin egemen haklarından vazgeçtiği şeklinde yorumlanmayacak…

Körfez Savaşı sonrasında da ABD, Irak’ta Saddam rejimine karşı Şii ve Kürt gruplarla yakın ilişkisini sürdürmeye, (2. Körfez Savaşı’na kadar) devam eder. Birinci Körfez Savaşından sonra geçen yaklaşık 13 yılda, Türkiye dahil bölge ülkelerini Irak’ın parçalanmasını istemeselerde, ABD’nin baskısına daha fazla direnemezler ve Irak politikasını kabüllenme durumuna gelirler.

Devam edecek…

Haluk Başçıl

 

[1] Amerika’nın Dış Politikaya İhtiyacı Var mı? Henry Kissinger, Metu Press, 2002, s 174

[2] Amerika’nın Dış Politikaya İhtiyacı Var mı? Henry Kissinger, Metu Press, 2002, s 171

[3] Türkiye’nin Yeni Doğu Politikası, Graham E. Fuller, Türkiye’nin Yeni Jeopolitik Konumu, s 54

[4] Türkiyenin Kürt Meselesi,Graham. E. Fuller-Henri J. Barkey,Profil Yayıncılık, 2011, s 47

[5] Günümüzde Türkiye’nin Dış Politikası, Derleyenler: Barry Rubin ve Kemal Kirişçi, ABD – Türkiye İlişkileri: Yenilenen Ortaklıkta Yeni Belirsizlikler, Kemal Kirişçi, s 213

[6] Günümüzde Türkiye’nin Dış Politikası, Derleyenler: Barry Rubin ve Kemal Kirişçi, ABD – Türkiye İlişkileri: Yenilenen Ortaklıkta Yeni Belirsizlikler, Kemal Kirişçi, s 217

[7] Türkiye’nin Yeni Dünyası, Türk Dış Politikasının Değişen Dinamikleri, A.B.D. – Türkiye İlişkileri, George S. Harris, s259

[8] Amerika’nın Dış Politikaya İhtiyacı Var mı? Henry Kissinger, Metu Press, 2002, s 172-173

[9] Türkiyenin Kürt Meselesi,Graham. E. Fuller-Henri J. Barkey,Profil Yayıncılık, 2011, s 244

[10] Türkiyenin Kürt Meselesi,Graham. E. Fuller-Henri J. Barkey,Profil Yayıncılık, 2011, s 231

[11] Günümüzde Türkiye’nin Dış Politikası, Derleyenler: Barry Rubin ve Kemal Kirişçi, Türk Dış Politikasında Oluşum Süreci ve Askeri Yapı, Gencer Özcan, s 45

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!