Irkçılık, Avrupa ve Osmanlıdan bugüne Coğrafya-Saffet Bilen

Justin McCarthy, Türk Tarih Kurumunca basılan Ölüm ve sürgün: Osmanlı Müslümanlarının etnik kıyımı: 1821-1922 isimli kitabının giriş bölümünde şunları söylüyor;

 

”Tarihsel açıdan önemli olmasına rağmen, Müslüman kayıplarına ders kitaplarında rastlanmaz. Bulgar, Ermeni ve Yunanlıların katledildiğini anlatan tarih ve ders kitapları, aynı olaylarda Müslümanların da katledildiğinden hiç söz etmemişlerdir. Müslümanların sürüldüğü ve öldürüldüğü bilinmemektedir.

Bu ihmal modern tarih anlayışının diğer alanlardaki hassasiyetiyle çelişmektedir. Günümüzde, Amerikan yayılmacılığından söz ederken haklı olarak, yerli Kızılderililere uygulanan vahşetin göz ardı edilmesi düşünülemez. Otuz Yıl Savaşı’nın {1618-1648 Protestan Katolik mücadelesi} döktüğü kan, Avrupa’daki dini değişimleri anlatan her tarih kitabının vazgeçilmez parçası olmalıdır. Tarihçiler emperyalizmi, Kongo’da Afrikalıların veya {Ok Savaşı ya da Çin’deki İngiliz-Fransız savaşı olarak da bilinen, 1839-1842 yıllarındaki} Afyon Savaşı ‘nda Çinlilerin boğazlanmasından söz etmeden anlatamazlar.

Ancak Balkan, Kafkas ve Anadolu Müslümanlarının ıstırabı, Batı’da ne tarih kitaplarında yer almış ne de anlaşılmıştır. Balkanlar ve Kafkasya ile Anadolu’nun tarihi, bölgenin baş aktörlerinden birisi olan Müslüman nüfustan söz edilmeden yazılmıştır.’

 

Kendi tarihimize dönük çarpıcı bir uyarı.

 

Atılması gereken adımı şöyle anlatıyor:

 

‘Aslında tek yanlı tarih anlatımını değiştirmek ve geleneksel görüşün eksik yanlarını düzeltmek, tarihçilerin görevidir.

Osmanlı halkının geçmişi hakkındaki geleneksel görüş, tarihin düzeltilmesi şart olan ender safhalarından biridir. Tashih edildiğinde ulaşılacak tarih tedirgin edicidir çünkü Türklerin mağduriyet hikâyesi ortaya çıkacaktır, hâlbuki şimdiye kadar onlara biçilen rol çoğunlukla böyle olmamıştır.

Amerika ve Avrupa’da süregelen Türklerin mağdur edici olduğunu tekrarlayan fakat mağdur olduğu yönleri hiç anlatmayan geleneksel tarih, 19. yüzyılın diğer ırkçılık antikalıklarıyla birlikte çoktan bir kenara bırakılmış olmalıydı.’

 

Böyle midir toplumsal algı düzeyimiz.

Cevap maalesef olumsuzdur.

 

Sağ sol farketmiyor bu açıdan.

Ama, en büyük boşluk ülke solundadır.

 

Neden?

 

Justin McCarthy 1821-1922 yılları arasında Müslüman kayıplarını ‘5 milyondan fazla Müslüman topraklarından sürülmüştü. Beş buçuk milyon Müslüman da ölmüştü; bir kısmı savaşlar sırasında katledilmiş, geriye kalanı da mülteci olup açlık ve hastalıktan kırılmıştı’ diyerek veriyor.

 

Konuya salt göç açısından bakan,

ÖZBAY, F. ve YÜCEL B. Türkiye’de Göç Hareketleri, Devlet Politikaları ve Demografik Yapı, çalışmalarında,

-Kırım tatarları için, 1860-1922 yılları arasında (+) 1 000 000,

-Çerkezler için, 1859-1879 yılları arasında Yaklaşık 2 000 000 (500000’i göç sırasında ölmüş),

-Kafkaslar için, 1881-1914 yılları arasında 500 000,

-Bulgaristan için, 1893-1902 Bulgaristan ile anlaşma sonucu, 72 500 Müslüman ve Yahudi

1913 Bulgaristan ile anlaşma sonucu, 47 000 göçmen Bulgaristan’a;

49 000 göçmen Anadolu’ya göç etmiş.

-Balkanlar için, 1877-1878 Osm.-Rus Savaşı sonrası, 1 500 000

(300 000’i göç sırasında ölmüş)

1912-1913 Balkan Savaşı sırasında, 640 000 muhacir rakamlarını veriyorlar.

 

TEKELİ, İ. Osmanlı İmparatorluğu’ndan Günümüzün Nüfusun Zorunlu Yer Değiştirmesi ve İskân Sorunu, çalışmasında,

-Kırım tatarları için, 1789-1800- K.Kaynarca Ant. sonrasında,

500 000 (200 000’i göç sırasında ölmüş)

1860-1864, 400 000

1783-1922, tahmini 1 800 000

-Çerkezler için, 1859-1879 yılları arasında Yaklaşık 2 000 000 (500000’i göç sırasında ölmüş),

-Kafkaslar için, 1881-1914 yılları arasında, 500 000 (Kazan ve Ural

Müslümanları dâhil),

-Bulgaristan için, 1893-1902 Bulgaristan ile anlaşma sonucu,

72 500 Müslüman ve Yahudi

1913 Bulgaristan ile anlaşma sonucu (Edirne Anlaşması),

46 764 göçmen Bulgaristan’a;

48 570 göçmen Anadolu’ya göç etmiş,

-Balkanlar için, Büyük Balkan Göçü: 1877-1878 Osm.-Rus Savaşı sonrası,

1 500 000 (300 000’i göç sırasında ölmüş)

1912-1913 Balkan Savaşı sırasında,

640 000 muhacir,

rakamlarını veriyor,

 

KARPAT, K., Osmanlı Nüfusu (1830-1914) çalışmasında,

-Kırım tatarları için, 1783-84, 80 000

1861-1864, 227 607

1783-1922, tahmini 1 800 000

-Çerkezler için, 1859-1879 yılları arasında Yaklaşık 2 000 000 (500000’i göç sırasında ölmüş),

-Kafkaslar için, 1881-1914 yılları arasında, 500 000 (Kazan ve Ural

Müslümanları dâhil),

-Bulgaristan için, 1893-1902, 72 524 göçmenden 70 603’ü TR’ye

yerleşti (Bulgar kaynaklarına göre),

-Balkanlar için, 1877-1878: 1 500 000,

rakamlarını veriyor.

(Göç Verileri; TÜRKİYE’NİN ULUSLARARASI GÖÇ POLİTİKALARI, 1923-2023: Ulus-devlet Oluşumundan Ulus-Ötesi Dönüşümlere, Koç Üniversitesi Göç Araştırmalar Merkezi, adlı çalışmadan)

 

Yunanistan’a dair rakamsal veri yok elimde ama, şöyle bir anlatı var;

 

”Thomas Gordon, History of the Greek Revolution, Edinburgh ve Londra, 1832, s. 149. “Türklere ölüm” sloganının ardındaki derin hissiyat, W. Alison Phillips’in The War of Greek

Independence 1821 to 1833 {1821 ‘den 1833’e Yunan Bağımsızlık Savaşı}, New York, 1897, s. 48’de şöyle anlatılır:

‘… Nisan ayında isyan yaygınlaşmıştı. Sanki bir yerden işaret almış gibi köylüler birden her tarafta ayaklandılar ve ellerine geçirdikleri tüm Türkleri çocuk, kadın, erkek ayırt etmeden katlettiler.

Ağızdan ağza dolaşan “Mora’da hiç Türk kalmasın; hatta tüm dünyadan silinsinler” şarkısı, bir yok etme savaşının başlangıcını haber verdi. Mora’daki Müslüman sayısının 25.000 olduğu sanılıyordu. İsyanın başlamasından sonraki üç hafta içinde şehirlere kaçabilen bir kaç kişi haricinde hiç Müslüman kalmamıştı.’

 

O günkü Dünya nüfusu da göz önüne alındığında çok ciddi rakamlar bunlar.

 

Bir daha soralım,

Neden, dikkate alınmadı bu veriler?

 

Neden sorusunun cevabını kısa ve özlü Robert Bernasconi’den dinleyelim.

 

‘Batı düşüncesi, felsefe on sekizinci yüzyılın sonu ile on dokuzuncu yüzyılın başı arasındaki dönemde, sömürgeciliğin ve ardından da emperyalizmin haklılaştırılmasını sağladı.

Felsefe tarihini akademik metinlerle yeniden yazan Almanlardı ilk olarak. Alman kimliği ile Eski Yunan kimliği arasındaki ilişkiyi kurarak Alman ulusu nosyonunu oluşturmaları gerekiyordu. Fransızlar ve İngilizler de Eski Yunan’la bir bağ kurmaya çalışıyorlardı çünkü (örneğin bu Adam Smith’te oldukça açıktır) felsefe ile demokrasi arasında bir ilişki olduğuna inanıyorlardı.

Öyleyse Eski Yunanlılardan önce kimse felsefe yapmış olamazdı çünkü daha önce demokrasi yoktu.

Bunun sömürgecilikle bağının kurulması on sekizinci yüzyılda ortaya çıkan gelişme ve ilerleme fikirleri yoluyla olmuştur. Tarihin öncüsü olmanın Avrupalıların yazgısı olduğu kanısı uyarınca, insanları Avrupalılaştırmak onların gelişimine katkıda bulunmak demekti.

Bu fikir, on sekizinci yüzyılın sonunda ve on dokuzuncu yüzyılın başında tarih felsefecileri tarafından, özellikle de Kant ve Hegel tarafından ortaya atılıyordu.

Ama günümüzde tamamen kaybolmadığını görmek için Birleşmiş Milletler’in toplumsal ve ekonomik gelişmeyi nasıl düşündüğüne bakmak yetecektir. Batı, başka her ulusu Batılı olmadığı için sorgulamaktadır. Buna karşın, Batı’ya karşı kullanılabilecek ölçütler bulunamaz, çünkü Batı’nın tarihsel gelişmenin öncüsü olduğu düşünülür.’ (Robert Bernasconi ile Söyleşi)

 

İşin kötüsü, uzun yıllar öncesinde Halk İslamının kurduğu Osmanlı topraklarında yöneticisinden muhalifine herkes sorgulamadan bu yargıyı kabul etti.

 

Avrupa, sağı ve solu ile örnek alınması gerekli model olarak görüldü. Hala da öyle görülüyor.

 

Avrupa düşünsel ve pratik yaşamındaki ırkçılık sümen altı edildi.

 

Irkçılık Osmanlı için ölümcül sonuçlara yol açtı.

İmparatorluk hızla parçalandı ve öldü.

 

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Ana Fikir