İşe Yarar Kamu Arazilerimiz %10’a İndi

12 yıllık AKP hükümetlerinin hepsinde olduğu gibi 62. Hükümette de “Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı” olarak görevine devam eden Ali Babacan, 2 Eylül’de katıldığı NTV canlı yayınında “İnşaatta kolay para kazanmanın önüne geçmek için imar yasası ele alınmalı. İmar yasasına yeni düzenleme gerekiyor” demişti.

Babacan inşaat sektörünün denetlenmesi ve “rant”ların “yönetilmesi” gerektiğine ilişkin aynı düşünceleri 15-16 Eylül’de düzenlenen İstanbul Finans Zirvesi’nde yaptığı konuşmada da yineledi.

“İnşaat sektörünü denetleme için çalışması var ama burada bir de kısa vadede küçük kalem oynatmalarla rant oluşması var. Bu rantların yönetilmesi, şeffaf olması gerekiyor ki şirketlere ‘hangi sektöre yatırım yapın’ dendiğinde karar verilebilsin. Yoksa bir gecede bir kalemle, mevzuat değişimi ile oluşan bir rant alan var.”

AKP iktidara geldiğinden bu yana, üretim ekonomisine saldırıp “inşaat yaresulullah!” anlayışıyla “rant” ve “spekülasyon”a açık alan olan inşaat sektörüne ağırlık vermişti. Türkiye, tarihinde –AKP’den önceki hiçbir iktidarın– hayal edemeyeceği oranda uluslararası piyasalarda “likidite” bolluğu dönemini planlı bir üretime dönük proje ve yatırımlarda kullanacak yerde yasaları atlama özelliği en kolay alan olan inşaat alanında kullanılması büyük bir kayıptır.

Ali Babacan’ın da büyük oranda “finans” ayağını idare ettiği bu ekonomik anlayış, –acımasız biçimde süren “özelleştirmeler”i de düşününce– ülke sanayisinin tasfiyesi, yarı sömürge ülke olmaktan sömürge ülke olmaya doğru evrilmeyi ve böylece, emperyalizmin bölge politikalarında sıra Türkiye’ye gelince bir tekmelik vuruş için “uygun bir durum” oluşturmaktadır.

HARİTA MÜHENDİSLERİ ODASI’NIN UYARILARI
Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası 12-13 Eylül tarihleri arasında Antalya’da “2. Uluslararası Kentsel Dönüşüm Sempozyumu” düzenledi. Burada AKP hükümetlerinin nasıl hazine arazilerini yağmalayıp “rant” ve “spekülasyon” yaptığı üzerine eleştirileri ve çözüm önerilerini elbette ki Babacan duymadı; Babacan’ın derdi başka.

İzmir ve Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu ve Menderes Türel, Seyhan Belediye Başkanı Zeydan Karalar gibi onlarca belediye başkanı, yerli ve yabancı (Almanya’dan bir grup) bilim adamının da katıldığı iki günlük sempozyumda, Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası Başkanı Ertuğrul Candaş, yaptığı konuşmada çok acı bir gerçeği dile getirdi: “Ülkemizde her ne kadar yüzde 50 kamu arazisi hâlâ devletin elinde deniyorsa da bu yanlıştır. Çünkü ormanlar, taşlıklar ve diğer kamu hükmünde olan araziler buna dahil ediliyor. Oysa işe yarar gerçek hazine arazisi yüzde 10 civarında kalmıştır. Bu oran kapitalizmin kalesi ABD’de yüzde 30’un üzerindedir. Fransa’da kamu, kentsel alanlarda oluşan değer artışlarının yarısını almakta, Çin ve Hong Kong’ta toprak değer artış vergisi uygulanmakta, İngiltere’de ise toprağın önceki kullanım değeri ile imardan sonraki değer artışı kamu ile mülk sahibi arasında yarı yarıya bölüşülmektedir.” dedi.

Hazine arazilerinin devletin elinde olması demek, kentsel rantların kamu çıkarları doğrultusunda denetlenebilmesi, yönetilebilmesi anlamındadır. Bugün Türkiye’de kentsel arazi rantlarını, irili ufaklı inşaat firmaları ve özel arazi sahipleri, spekülasyona varacak oranda, kanırtarak belirleme durumuna gelmiştir.

ANA KRALİÇE YASA: “AFET RİSKİ ALTINDAKİ ALANLAR…”
Sempozyumdaki tartışmalarda, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun, HKMO Başkanı Ertuğrul Candaş’ın ve Prof. Dr. Nihat Enver Ülger’in vurguladığı temel iki yasanın acil olarak tek yasa halinde yeniden çıkarılması üzerineydi.

Bu eleştiriler, 16.5.2012 yılında TBMM’de kabul edilen ve 31.5.2012 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanan 6360 sayılı “Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkındaki Kanun”un,  3/5/1985 tarihinde TBBB’de kabul edilmiş “İmar Kanunu”nun “üzerinde”, “İmar Kanunu”nu bitiren bir yasa haline geldiği saptamasını içeriyor.

Ülkemizin % 92’si resmi olarak “Afet riski” altında olduğuna göre tüm topraklarımızın düzenlenmesi bu yasaya tabi kılınmakta, bu yasa kraliçe yasa hükmüne yükselmektedir.

Oysa, 3/5/1985 tarihinde kabul edilmiş ve ülke topraklarının Anayasası kabul edilen “İmar Kanunu” bu yetkiyi kendisinde görmekteydi.

6360 sayılı “Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkındaki Kanun” bir Kraliçe despotluğunda “Riskli Yapı”, ”Riskli Alan”, “Rezerv Yapı Alanı” başlıklarını düzenlemekte, hazine arazilerinin TOKİ’ye devrini kolaylaştırmakta, kısaca bu alanda tüm yollar TOKİ’ye çıkar, demektedir.

Türkiye’de tüm yerel yönetimleri isyan ettiren ve rant ve yağmaya kapı açan kaotik ortamı yaratan bir diğer hüküm ise aynı kanunun, “Uygulanmayacak mevzuat” başlığı altındaki hükmüdür:

“Madde 9 – (1) Bu Kanun uyarınca yapılacak olan planlar, 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanununda ve imara ilişkin hükümler ihtiva eden özel kanunlar da dâhil olmak üzere diğer mevzuatta belirtilen kısıtlamalara tabi değildir. Bu Kanuna tabi riskli yapılar, riskli alanlar ve rezerv yapı alanları hakkında 7269 sayılı Kanunun uygulanıyor olması bu Kanunun uygulanmasına engel teşkil etmez.

İmar Kanunu ise, “Madde 2 – Belediye ve mücavir alan sınırları içinde ve dışında kalan yerlerde yapılacak planlar ile inşa edilecek resmi ve özel bütün yapılar bu Kanun hükümlerine tabidir.” demektedir.

AKP rantçıları, anlaşılan 2012 seçimleri öncesi ne olur ne olmaz diye epey paniklemiş, yasaları karşı karşıya getirecek denli aceleyle, Medeni Kanun’a, Tapu Kanunu’na, Tapu Sicil Tüzüğü’ne aykırı yasalar çıkararak, geleceğimiz olan çocuklarımızın haklarını gasp edecek denli kentlerimizin güzelim kamu malları üzerine saldırılarını garantiye almak istemişlerdir.

“UYGULAMA YÖNETMELİĞİ” FACİASI
Yalnızca yasa değil 15 Aralık 2012’de Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren “Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkındaki Kanun Uygulama Yönetmeliği” bu kez çalışan harita ve kadastro mühendislerini hedef almaktadır.

Bu yönetmelik, “Rezerv yapı alanı”, “a) Bakanlıkça resen belirlenebilir. b) TOKİ veya İdare, birinci fıkrada belirtilen bilgi ve belgeleri ihtiva eden dosyaya istinaden Bakanlıktan rezerv yapı alanı belirlenmesi talebinde bulunabilir.” maddeleriyle Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nı kamu ve özel arazilerin düzenlemesinde yetkili kılmış, TOKİ’nin yanında, irili ufaklı “yandaş” tüm belediyeler,  Özel İdareler gibi en küçük resmi birimleri tapu çıkarma, tapu düzenleme, ayırma (ifraz), birleştirme (tevhid), aplikasyon gibi mühendislik bürolarının yapması gereken mesleki işleri yapabilme yolunu açmıştır.

SONUÇ
Hazine arazilerini yağma üzerine kurulu “rant” ve “spekülasyon” düzeni, yapı emekçilerinin can güvenliğini yok etmesi bir yana, İstanbul ormanları ve Atatürk Orman Çiftliği örneğinde görüldüğü gibi yeşil alanları bile acımasızca katletmekten kaçınmamıştır.

Anlaşıldığı kadarıyla yağmanın boyutu o kadar büyümüş ki “% 10”a inen işe yarar hazine arazileri büyük sermayenin fabrika kuramayacağı düzeye gelmiş ve bu işten sorumlu olması gereken Ali Babacan’ı da –tekelci sermaye lehine– rahatsız etmiş görünmektedir.

Sayın Ali Babacan’ın, Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası’nın özverili çalışmalar sonucu yaptığı uyarıyı dikkate alıp almayacağı, söz konusu bu iki yasayı yeniden kamu lehine düzenlemeye öncülük edip etmeyeceği merak konusudur.

Ahmet Yıldırım

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!