ISİD’ın Tarihsel Misyonu ve Türkiye Solunun Yanılgısı-Haluk Başçıl

Türkiye solunun ağırlıklı bir kesimi (Irak Suriye İslam Devleti) ISİD’i AKP’nin bir müttefiki olarak görüyor. Hatta daha ötesi ISİD’e AKP’nin yakın coğrafyaya dönük Yeni Osmanlı hayallerini hayata geçirmek için kullanıma soktuğu basit bir enstrüman gözüyle bakanlar da azımsanmayacak bir oranda.

Kuşkusuz AKP’nin, dünyanın dört bir yanından gelen cihatçılara sınırlarını açıp, bunların ISİD’e katılmalarına olanak sağlaması, askeri eğitim vermesi, silah ve mühimmat tedarik edip gerekirse Suriye’ye ulaştırması, burada yaralanan cihatçıları Türkiye’ye getirip hastanelerde tedavi ettirmesi ISİD’in Suriye’deki kimi operasyonlarını doğrudan ülkemizden sevk ve idare edilmesi haklı olarak bu algıyı besliyor.

Ancak ISİD’i yalnızca AKP ile ilişkileri bağlamında ele alınıp yorumlanması son derece eksik bir değerlendirme olacaktır. Böylesi dar bir bakış açısı büyük resmi gözden kaçırmamıza yol açar. ISİD ve türevi olduğu El Kaide vb. diğer İslamcı örgütler esas olarak emperyalizm tarafından, emperyalizmin ağırlıkla Müslüman halkların yaşadığı Büyük Ortadoğu coğrafyasına dönük politikalarını uygulamak ya da en azından bu politikaların hayata geçirilmesini kolaylaştırmak için oluşturuldular. Emperyalistlerin denetiminde, gözetiminde kuruldular ve emperyalist saldırı ve müdahalelerin yarattığı cehennemi koşullardan beslenerek büyüdüler.

Dolayısıyla başta ABD, emperyalist koalisyonun jeopolitik yaklaşımları, bu yaklaşımlara ilham veren genel teorileri bilmeden ne bölgede olup bitenler ne de ISİD ve AKP doğru biçimde kavranabilir. Teori-pratik birlikteliğini göz ardı eden, yaşananların teorisini görmezden gelen, sadece pratik gelişmeler, günlük çelişkiler üzerinden anlık çıktılarla süreç doğru bir şekilde değerlendirilemez.

Bu yaklaşımla Afrika ve Ortadoğu’daki ISİD, El Kaide vb. örgütlerin eylemlerinin yol açtığı siyasi tablo ile ABD emperyalizminin teorik belirlemeleri, askeri diplomatik faaliyetleri birlikte ele alınacaktır.

Büyük Resim…

Emperyalist koalisyonun Soğuk Savaş sonrası ülkemizin de içinde bulunduğu Büyük Ortadoğu coğrafyasına dönük faaliyetlerinin başlıca amacı, bütün bölgenin küresel sermayenin neo-liberal bir eksende yeniden tanımlanmış çıkarları doğrultusunda emperyalist kapitalist sisteme eklemlenmeleridir.

Ortadoğu’nun siyasi haritasının paramparça edilmesi, küçük pseudo devlerden oluşan yeni bir haritanın ortaya çıkarılması bu yaklaşımın bir parçasıydı.

ABD’nin bölgeye dönük müdahalesinin (teorik) hazırlıkları Soğuk Savaş’ın sona ermesinin hemen ertesinde başlamıştır. Müdahaleyi meşrulaştıracak temel kavramlardan biri de ‘zayıf ve başarısız devletler’ tanımlamasıydı.

ABD’li teorisyenler ‘zayıf ve başarısız devletleri’,

  1. İnsan haklarını çiğnemekle, demokrasiyi geliştirememek ve iç-dış savaşlarla insanlık felaketlerine yol açarak kitlesel göç dalgalarına neden olmakla, uyuşturucu ve insan kaçakçılığı yapmakla vb. gerekçelerle suçladılar.
  2. Topraklarını gelişmiş dünyayı (kuzey ülkelerini) etkileyecek yeni bir terörist yapılara açmakla, terörist gruplarla baş edememekle, hatta terörü desteklemekle, böylelikle de uluslararası düzeni bozmak, önemli sorunlara da yol açmakla eleştirdiler. [1]

Ayrıca, bu ‘zayıf ve başarısız devletlerin’ sınırlarının,

  1. Geçmiş imparatorluk ve ardından gelen sömürgecilik döneminden kaldığını, dolayısıyla etnik ya da linguistik sınırları yansıtmadığını, [2]
  2. Farklı din, etnik yapı/kabileleri parçalayıp-bölerek sömürgecilerin işlerini kolaylaştırmak amacıyla çizildiğini [3]
  3. Bir istikrarsızlık kaynağı haline geldiğini ‘zayıf ve başarısız devletler’ de zayıflayan ulus kimliğinin toplumda uyuyan dini, etnik/kabile kimliklerini harekete geçirdiğini, etnik-dini temelde yükselen yeni siyasi bilincin daha iddialı toprak isteklerine yöneleceğini, bu durumun da iç savaşlara, yeni sınır tartışmalarına yol açacağını, [4]

söylediler.

Bu teorik belirlemeler aslında daha büyük bir teorinin alt parçasıydı (bu başka bir tartışma konusudur).

ABD’de emekli generaller, istihbarat sorumluları yaptıkları açıklamalarla El-Kaide’yi kimin kurduğu ya kurdurduğunu açık bir şekilde söylüyorlar. ABD ve El-Kaide ilişkisi üzerine sol çevreler başta olmak üzere geniş bir kesimin yeterince bilgisi var. Bu konulara ilişkin her gün yeni bir bilgi de ortaya çıkıyor. 1997-2001 arasında Avrupa, Kuzey Afrika ve Ortadoğu’daki 98 ülkeden sorumlu askeri komutan, NATO’nun başkomutanı General Wesley Clark, 10 Haziran 2006’da Fox News televizyon kanalı yanı sıra bir çok kanalda ABD’nin yarattığını söylemişti.

 

2015’in başında da, ABD’nin savunma istihbarat bölümü (DIA Defense Intelligence Agency –DIA-) başkanlığını yapan General Michael T. Flynn 8 Şubat 2015’de Fox News’de ‘‘Salafi cihatçıların ortaya çıkışana Batı’nın göz yumduğunu’’, ‘‘2012’de ABD bu gruplara yapılan silah transferlerini koordine ettiğini’’ söyledi.

Bu örgütleri ABD’nin basit bir kuklası gibi görmek ve değerlendirmek ne kadar yanlışsa, ABD’den bağımsız ele almakta o kadar yanlıştır. Zaten asıl sorun da bu değildir. Önemli olan El-Kaide’nin yaptığı eylemlerin politik sonuçlarıdır. El-Kaide ve ISİD’ın Afrika kıtasında ve bölgemizde oynadığı tarihsel rolü sol yeterince tartışmıyor. Tartışmalar El-Kaide ve ISİD’in kimler tarafından ve nasıl kurulduğu, bu örgütlerin yaptıkları insanlık dışı katliamlar, şiddet gösterileri vb. üzerinde yoğunlaşıyor. Görsel –sosyal ve yazılı medya üzerinden yürütülen emperyalist hegemonya ile El Kaide ve ISİD’in yol açtığı siyasi tablo gölgeleniyor. Geniş toplum kesimlerinin kendi kaderlerini belirleyecek gelişmeler çarpıtılıyor. İnsanların gerçekleri basit, sade bir şekilde algılaması ve buna göre düşünmesi engelleniyor. Böylelikle bu örgütlerin tarihsel misyonları gizleniyor. Sol liberal ve onların ideolojik hegemonyasında hareket eden sol çevreler, jeopolitik, ekonomik – siyasi bütünsellikten uzak değerlendirmelerle toplumdaki kafa karışıklıklarını daha da arttırıyorlar. Politik analizlerden çok hümanist yaklaşımlar öne çıkıyor.

  1. Sahra ve Sahra Altı Devletlerin İstikrarsızlaştırılması

El-Kaide’nin Libya’da ve Sahra ülkelerinden oynadığı tarihsel rol oldukça nettir. 2011’de NATO operasyonu doğrultusunda, Fransız ve İngiliz gizli servisleri ilk önce Libya’ya ajanlarını sızdırır. Ardından NATO organizasyonu ile cihatçılar ülkeye taşınır. Bazı kabilelerin hoşnutsuzlukları ve Libya El-Kaide’sinin eylemleriyle başlatılan istikrarsızlaştırma operasyonu, iç savaş olarak gösterilir. Birleşmiş Milletlerin kararı ile NATO savaş uçakları ‘demokrasi güçlerine destek’ adına ülkeyi bombalar. Kısa sürede, Libya devleti çökertilir. Çöken Libya devletinde kabilelerin ve El Kaide türevlerinin kendi aralarındaki hâkimiyet, enerji kaynaklarını ele geçirme mücadelesi dört yıldır sürüyor. Libya, Tripoli merkezli Tripolitanya, Bingazi merkezli Sireneyka ve Sabha merkezli Fizan’dan oluşan üç ‘şehir devleti’ne (pseudo devlete) doğru yol alıyor.

isid1Sahra ve Sahra Altı ülkelerinde yaşayan Tuarek halkının Nijer, Mali, Moritanya ve Güney Cezayir’de başlattığı isyana El-Kaide’nin müdahil olması ile Tuarek coğrafyası El-Kaide’nin eylem alanı haline gelir. El-Kaide ulus devlet sınırlarını aşan eylem hareketliliği ile bu ülkeler arasındaki sınırları silikleştirir. Bunun yanı sıra Nijerya’da ortaya çıkan El-Kaide uzantısı Boko Haram; komşu ülkeler Kamerun ve Çad’ın sınır bölgesinden Nijerya, Kamerun ve Çad’da terör eylemlerinde bulunur.

Sahra ve Sahra Altı ülkelerinde El-Kaide uzantılarının gerçekleştirdiği terör eylemleri tüm bölgeyi istikrarsızlığa iter. ‘Zayıf ve başarısız devletler’ gözler önüne serilir.

ABD Kongresi, Afrika’da El-Kaide terörünün ve etnik çatışmaların önlenmesi, istikrarın sağlanması ve insani felaketlerin engellenmesi gerekçesiyle Afrika’da askeri merkez oluşumuna yeşil ışık yakar. ABD’nin Afrika kıtasına yönelik askeri gücü AFRİCOM bu zeminde kurulur.

isid2
ABD AFRİCOM üzerinden El-Kaide terörüne karşı ‘terörizme karşı savaş’ stratejisi doğrultusunda Moritanya, Mali, Cezayir, Nijer, Çad, Sudan, Kenya ve Senegal’i kapsayan trans sahra birliğini oluşturur. Kurulan trans sahra anti-terör yapılanması (Fas ve Libya bu yapı içinde yer almasa da), bu ülkeleri de kapsayacak şekilde tüm bölgede operasyonlar yürütür. Kısacası Bölgeyi saran El-Kaide eylemleri, etnik –dini çatışmalar ABD askeri gücünün Afrika kıtasına yerleşmesine ve kıtayı kontrol altına alma girişimine meşruiyet sağlar. El-Kaide terörünün sağladığı meşruiyet üzerinden, AFRİCOM Afrika’nın birçok bölgesine yerleştirdiği İHA (insansız hava araçları) ile tüm bölgeyi sürekli kontrol eder hem de bu ülkelere doğrudan ya da dolaylı müdahalelerde bulunur.

 isid3

  1. Afrika Boynuzu Devletlerinin İstikrarsızlaştırılması

El-Kaide’nin Somali’deki uzantısı Al-Shabbaab 2006’da ortaya çıkar ve 2008’de de Somali’nin büyük bir kısmını kontrol eder. Al-Shabbaab Somali halkının yaşadığı Kenya, Etiyopya ve Dijibuti’de de terör eylemlerinde bulunur. Ülke sınırlarının her iki yakasında giriştiği eylemlerle sınırları anlamsızlaştırır. Aynı zamanda da Afrika boynuzunun ‘zayıf ve başarısız devletleri’ ni istikrarsızlaştırır.

ABD ‘terörizme karşı savaş’ strateji doğrultusunda Aden körfezini kontrol eden Afrika’nın en stratejik bölgesinden birisini oluşturan Afrika Boynuzunun küçük ülkesi Dijibuti’de askeri üs kurar. Bölge devletlerini ‘‘terörizme karşı savaş’ temelinde kendisine tabi kılar. İHA aracılığıyla Afrika boynuzu ülkelerini, Arap yarım adasını, Kızıl Deniz ve Hint okyanusu deniz trafiğini kontrol altına alır.

  1. Orta Doğu Devletlerinin İstikrarsızlaştırılması

2002’de Irak devletinin ABD tarafından ortadan kaldırılması ve yerine etnik-mezhepsel farklılıklara dayalı yeni bir devlet oluşturma politikası, başta Irak olmak üzere, tüm bölgede etnik ve mezhepsel dinamikleri hareketlendirir. Önce Irak etnik ve mezhepsel iç savaşa sürüklenir. Şiddetlen iç savaşta, mezhepsel çatışmalar, bombalı araç ve intihar saldırıları her yıl artarak devam eder. Her yıl binlerce Iraklının ölümüne on binlercesinin de yaralanmasına yol açar.

The Global Terrorism Database (GTD) verilerine göre 2014 yılında Irak’ta gerçekleşen silahlı-bombalı saldırı sayısı 3.923’dür. Polis, asker ve sivil halka yönelik bombalı saldırıların (intihar saldırıları, bombalı araçların patlatılması vb) sayısı da 2.864’dür. Bu saldırılarda 6.269 kişi ölürken, 15.126 kişi de yaralanır. Saldırıların %29’unu ISİD, Al-Naqshabandiya Army, Abu Jaafar al-Mansur Brigades, Ansar al-Islam, Radikal İslam vb. İslamcı gruplar üstlenir. Saldırıların %70’sinin ise kimler tarafından yapıldığı bilinmemektedir. Eylemlerin yüzde yetmişinin faili meçhuldür!

Irak’taki kaos ortamından güçlenerek çıkan El-Kaide, Sünni Arapların yaşadığı bölgelerde hakim olur. Irak’ta güçlenen El-Kaide, ABD öncülüğünde koalisyonunun Suriye’ye yönelik operasyonuyla birlikte gücünü daha da arttırır. El-Kaide grupları Irak-Suriye sınırının iki yasasında yarattığı hareketlilik ve her iki ülkede de giriştiği eylemlerle bu sınırı siler, geçersiz kılar. Dünyanın her tarafından cihatçılar Suriye’ye taşınır. Bu cihatçıların ilk duraklarında ağırlıklı merkez olarak Türkiye belirlenir. El-Kaide’ye katılmaya gelenler Türkiye’de, Ürdün ve Suudi Arabistan’da da askeri eğitim alırlar. Sonra Suriye’ye geçerler. Silah ve mühimmatlarını başta Türkiye olmak üzere diğer ülkelerden sağlanır. Yaralılarının tedavileri yine bu ülkelerde yapılır. Bu yoğun trafik Türkiye- Suriye ve Ürdün-Suriye, Suudi Arabistan-Irak sınır güvenliğini ortadan kaldırır.

Suriye iç savaşı ile birlikte önce Suriye ve Irak sınırı anlamını yitirir. Arkasından Suriye Türkiye, Suriye Ürdün, Suriye Lübnan ve Irak -Suudi Arabistan, Suudi Arabistan-Yemen sınırları da sınır olma vasfını giderek yitirir. Belirsizleşen sınırların yeniden belirlenmesi devletin çökertilmesinden sonra kurulacak devletçiklerle birlikte gerçekleşecektir. Irak’ ve Suriye’de gerçekleştirilmekte olan da budur.

isid4ISİD’ın ( İslam Devleti’nin) Tarihsel Rolü: Ulus Devlet Sınırlarda Değişiklik

Kaynak: http://reseauinternational.net/wp-content/uploads/2014/06/279962050.jpg

29 Haziran 2014’de El-Kaide’nin Irak ve Suriye’deki uzantıları bir araya gelerek Irak-Suriye İslam Devleti’ni (ISİD’i) kurduklarını ilan ettiler. Irak’ın kuzeyindeki Musul, Tel Afar’dan, güneyde Suudi Arabistan ve Ürdün’e, Suriye Türkiye sınırından (Cizire Kürt Kanton bölgesi hariç olmak üzere) güneyde Ürdün sınırına kadar tüm bölgeyi fethetmeye giriştiler. Bu doğrultuda, İslam Devleti ilk önce Irak-Suriye sınırının büyük bir kısmını ortadan kaldırdı. Sonra her iki ülkede etnik ve mezhepsel temelde ‘yeni sınırlar’ oluşturmaya girişti.

İslam Devleti hiçbir ülke tarafından tanınmasa da, kontrolü altında tuttuğu topraklarda egemenliğini ilan ederek Sykes-Pikot anlaşması ile belirlenen sınırların bir kısmını ortadan kaldırmış oldu. Böylelikle de, Orta-Doğu’da Sykes-Pikot anlaşması ile belirlenen sınırların değişimine yönelik ABD teori ve planları, İslam Devleti aracığıyla vücut buluyordu.

Orta Doğu ülkelerinde sınır değişikliklerini gösteren GOP haritalarına bakınız. Tüm bu haritalarda parçalanan, ufalanan ülkeler arasında ne Mısır, ne Ürdün ne Lübnan yer alır. Tabi ki İsrail de yer almaz. Bu ülkelerin ve İsrail’in bir bütün olarak bırakılması kimseyi aldatmamalıdır. Orta Doğu’nun kuzeyinde başlatılan toprakların yeniden paylaşımı belli ölçüde rayına oturduktan sonra sıra güneyine gelecektir. Ürdün, Lübnan ve Mısır sınırlarının değişmesinden en karlı çıkacak devletin İsrail olacağı açıktır. ABD’nin GOP içinde yer alan ‘İsrail’in güvenliğinin sağlanması’, aslında bir yanıltmadır. Bölgede İsrail’in güvenliğini tehdit edebilecek askeri kapasiteye sahip bir devlet de yoktur. Dolayısıyla ‘İsrail’in güvenliğinin sağlanması’ ndan kast edilen, ‘Büyük İsrail’ in kurulmasıdır.

Sonuç olarak…

Sonuçta bugün ISİD’i sansasyonel biçimde kamuoyunun gündemine taşıyan gelişmelerin teorik temelleri çeyrek asır önce atılmıştır. Bu teorik çabaların, Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) adıyla deklere edilmiş emperyalist planlarla doğrudan ilgisi vardır. ISİD’den ve benzeri El-Kaide türü örgütlerden beklenen mevcut statükoyu dağıtmaları ve siyasi haritaları geçersiz kılmalarıdır. Böylelikle faaliyette bulundukları her yeri ‘zayıf ve başarısız devlet’ kategorisine sokarak emperyalist müdahalelere meşruiyet kazandırmaktadır. Yaptıkları alan temizliği sayesinde emperyalist yeniden inşa faaliyetinin pürüzsüz yürütülmesine zemin hazırlamaktalar.

ISİD’in misyonu kısaca budur. Aslında bu misyonu baz alırsak, ISİD’in yaptığı AKP’nin, hatta PKK-KDP’den oluşan hakim Kürt siyasasının yaptıklarından pek farklı değildir. Elbette bunların her biri emperyalist planlara farklı gerekçelerle bağlanmışlardır; amaçları, faaliyetleri, yöntemleri ve taşıdıkları önem çok farklıdır. Yine de, hepsi, emperyalist projelerin önünü açacak, yeniden inşa faaliyetini kolaylaştıracak bir konumda hareket ediyorlar. Bu nedenle, söz konusu aktörleri, birbiriyle ilişkileri veya çelişkileri üzerinden değerlendirip buna göre pozisyon takınmak sol açısından doğru bir tutum olmayacaktır. Örneğin, hâkim Kürt siyasetini ISİD’e karşı tutumundan dolayı övmek ya da AKP ile olan ilişkisinden dolayı yermek sınırlı bir önem arz etmektedir. Kuşkusuz, bu da göz önünde bulundurulmalıdır ama, sol açısından daha önemlisi, bunların her birinin ve diğer kimi bölge güçlerinin de emperyalizm ile olan mutabakatlarıdır. Bütün coğrafyamızı mahveden, yıkıma uğratan esas olarak bu mutabakattır. Türkiye Solu bunu asla gözden kaçırmamalı ve bu mutabakatın tüm unsurlarına farklı düzeylerde de olsa eleştirel bir mesafede durmalıdır.

Haluk Başçıl

[1] Ulus İnşası, Francis Fukuyama, Profil yayıncılık, 2006, s 12

[2] İkinci Şans, Brezezinski, İnkilap Kitapevi, 2008, s 215

[3] Amerika’nın Dış Politikaya İhtiyacı Var mı?, Henry Kıssinger, ODTU Geliş. Vakfı Yayın. ve İletişim, 2001, s 18

[4] İkinci Şans, Brezezinski, İnkilap Kitapevi, 2008, s 215

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!