Japon Komünist Partisi- Cem Kızılçeç

Japonya Komünist Partisi, gelişmiş kapitalist ülkelerde en fazla dikkati çeken bilimsel

sosyalist akıma bağlı olan partilerden bir tanesidir. Asya’nın bir köşesinde 127 milyon insanın barındığı bu önemli kapitalist dünya gücü bu gün de önemli politik değişimler yaşamakta ve Japonya Komünist Partisi özellikle derinleşen kriz koşullarında özellikle genç nüfus içinde önemli bir güç toplamaya devam ediyor.

Bu parti hakkında bazı temel bilgileri vermek istiyorum. Parti dünya çapında sosyalist devrimci dalganın yüksek olduğu 1922 de kurulur ve bugün 400 bin dolayında üyesi ve yerel düzeyde 24.000 örgütü bulunmaktadır. Yayın faaliyetlerine büyük önem verdiğini, partinin Japonya ölçeğine göre bir medya imparatorluğuna sahip olduğunu söyleyebiliriz. Kamuoyunda oldukça saygı duyulan kökleri 1928’e dayanan Kızıl Bayrak (Akahata) gazetesinin günlük ve haftasonu özel yayınları dâhil bugün 1,6 milyon okuyucuya ulaştığını belirtmemiz kanımca yukarıdaki fikri doğrulamaktadır. Gazetenin dünyanın 9 önemli kilit bölgesinde muhabirleri bulunmaktadır. Japonya’da iki meclisli bir politik sistem ve yerel yönetimlerin nispeten güçlü olduğu bir yönetim yapısı bulunmaktadır. Bu sistemi ve temel anayasal belgeleri Amerikan işgal güçlerinin hazırladığı genellikle bilinen bir gerçektir. Partinin birincil parlemento diyebileceğimiz 480 üyeli Diet’de 9 üyesi bulunmaktadır. Parti son 2009 seçimlerinde 4,9 milyon oy alarak % 7,2 oy oranı elde etmiştir. 242 üyeli Konseyler meclisinde ise 7 üye Komünist Partisi’ne bağlıdır ve 4,4 milyon oy alınmıştır. Tabii ki seçim sistemi Parti’nin seçmen oranlarının bu meclislere yansımasını küçültmektedir. Bu arada Parti’nin belediyeler düzeyinde temsilinin çok daha güçlü görünmekte olduğunu belirtelim. Bu durum Parti’nin temel örgütlerinin işlediğini ve taban çalışmasında başarılı olduğunu göstermektedir. Ülke çapında tüm belediye meclislerinde partili 3065 üye görev yapmaktadır ve bu sonuçlarla bütün muhalefet partilerini geride bırakarak birinci muhalefet partisi konumuna gelmiş bulunmaktadır.

JKP ülkenin koyu bir despotik İmparatorluk  – Tenno –  devlet yapısı koşullarında doğmuştu, bu dönemde ülke içinde halk her türlü demokratik haktan yoksun bulunuyordu. Dış politikada ise Japonya Asya ülkelerini hedef alan saldırı savaşları çizgisi izliyor, bu bölgede genişleme ve sömürge tipi bir hâkimiyet kurmaya çabalıyordu. Parti kuruluşundan itibaren yasadışı ilan edilmiş ve yasaklanmıştı, çok ağır baskı ve fiziki saldırılar altındaydı.

Japonya’nın bu saldırgan politikasına karşı çıkan tek parti JKP idi, insan hakları ve özgürlük sloganları altında Tayvan adası ve Kore halkının özgürlüğü için mücadele ediyor ve Asya’daki diğer sömürge ve yarı-sömürge ulusların tam bağımsızlığını savunuyordu.

1945 yılı ülkenin ve Parti’nin tarihinde önemli bir dönüm noktasıdır. Pasifik bölgesindeki savaş Japon emperyalizminin yenilgisiyle sonuçlandı; ardından Parti hukuki yasal konumuna ve daha açık çalışma olanağına kavuştu. Böylece Partinin gelişmesi yeni bir aşama kaydetmiş oldu. 1947’de yeni anayasa yürürlüğe girdiğinde JKP’nin uzun yıllar savunduğu bazı önemli ve doğru fikirler de metne dahil edildi. Halka “hükümet eylem ve kararları sonucunda savaş acısı ve yıkımı yaratılmayacağı” sözü verilmiş ve “egemenliğin halka ait ” olacağı vurgulanmıştı.

1950’li yıllar ABD işgal ordularının önemli merkezlere yerleştiği yıllar oldu. Aynı dönemde JKP, biri Sovyetler Birliği ve diğeri Çin ile bağlantılı ayrı ayrı iki farklı grup tarafından parçalanmaya ve bölünmeye zorlandı. Bu gruplar ülke dışından projelendirilen politikaları Parti’ye dayatarak büyük sıkıntılara yol açtılar-olay Parti tarihinde 1950 sorunu olarak adlandırılmaktadır. JKP, 1958–61 arasında yaptığı Parti kongrelerinde bütün bu bölünme sorunlarını çözümleyerek Parti’nin birliğini sağlamayı başardı ve yeni bir genel çizgi oluşturdu. Yeni programda ifadesini bulan bu yeni genel çizgi iki ana teze dayanıyordu; birincisi, temel görevleri Japonya’nın tam egemenliğini geri getirecek ve ülkenin politik ve ekonomik yaşamında demokratik bir değişim sağlayacak olan Demokratik Devrim hedefi; ikincisi ise Japonya içindeki toplumsal halk hareketine dışarıdan müdahelelere izin vermeyecek egemen ve bağımsız bir Parti konumunda ısrar etmek idi. Fakat 1964 yılında Sovyetler Birliği Komünist Partisi, JKP’ye müdahale çabalarını yoğunlaştırdı ve açık saldırılara başladı. “Kültür Devriminin” başlangıç yılı olan 1966’da ÇKP de benzer saldırı ve müdahele eylemlerini başlattı. 1968 yılında JKP, Çekoslovakya’ya yapılan Sovyet askeri müdahalesine karşı çıktı. 1979 yılında Sovyetler Birliği Komünist Partisi JKP’ye karşı hatalarını kabul etti ve iki parti arasındaki ilişkiler normalleşti fakat JKP egemen tutumunu koruyarak aynı yıl yaşanan Afganistan’ın Sovyet’ler tarafından işgaline karşı çıktı ve açıkça mahkûm etti. Çin Komünist Partisi ise 1996 yılında tarihsel problemler konusunda “ciddi bir araştırmayı ve düzeltmeyi” kabul etti ve iki parti arasındaki ilişkiler normalleşti. Çin Komünist Partisi’nin bu özür dileme tutumu ve ilişkileri normalleştirme girişimi Çin’deki yazılı ve görsel medyada birinci haber olarak yayınlanmıştı.

Cem Kızılçeç

Japonya Komünist Partisinin Programına web sayfamızdaki Dünyadan bölümünde yer alan aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

Japonya Komünist Partisinin Programı

 

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!