Japonya Komünist Partisinin Programı

17 Ocak 2004’de,JKP‘nin 23. Kongresinde yürürlüğe sokulan ve halen de yürürlükte olan bu programı da

Japonya koşullarının bir ürünü olarak görmek ve değerlendirmek gerekir.

Çeviri: Cem Kızılçeç

Değerli Anafikir okurları, sitemizde bir süredir bazı Asya ülkelerinin “sosyalist, komünist“ partilerinin önemli belgelerinin çevirilerini ve bu ülkelerde uygulanan, “sosyalistleşme süreçleri“ hakkında açıklamalar yapan düşünürlerin görüşlerini yayınlıyoruz. Dünyanın her yerindeki, “sol“ hareketler, partiler ve “devrimci“ gelişmeler hakkındaki bilgiler bizlere genellikle Batı’nın süzgecinden geçerek/geçirilerek ulaşmaktadır. Dünyanın farklı yerlerindeki devrimci, sosyalist vb kişi ve kuruluşların görüşlerine, önerilerine olabildiğince doğrudan ulaşmak, bilgi edinmek bizim de hakkımızdır.

Ancak sitemizde yayınladığımız bu çeviri makale ve belgelerde yer alan düşünceler, sunulan öneriler yazarlarını ve belgelerin sahibi örgütleri bağlar. Bizim bu makaleleri ve belgeleri sitemizde yayınlıyor oluşumuz bu metinlerde savunulan görüşleri, ileri sürülen önerileri ve talepleri benimsediğimiz anlamına gelmez. Bu makale ve belgelerde savunulan görüşlere, yapılan değerlendirmelere, daha önce de belirttiğimiz gibi, şüphesiz biz de eleştirel yaklaşıyoruz.Bu metinlerde bazı önemli bilgiler verilmekle birlikte bizim açımızdan ciddi hatalı görüşlerin de ileriye sürüldüğü bir gerçektir.

Diğer yandan bu görüşleri belirtmekle okuyucularımızı bu çeviri yazılara karşı şartlandırmak gibi bir düşünceye de sahip olmadığımız bilinmelidir.

Aşağıda okuyacağınız JKP’nin Programına da aynı eleştirel bakışla yaklaşmak gerektiğine inanıyoruz.

17 Ocak 2004’de,JKP‘nin 23. Kongresinde yürürlüğe sokulan ve halen de yürürlükte olan bu programı da Japonya koşullarının bir ürünü olarak görmek ve değerlendirmek gerekir.

1. Savaş Öncesi Japon Toplumu ve JKP

2. Savaş Sonrası Japon Toplumunun Özellikleri

3. Dünyanın Durumu – 20. yüzyıldan 21. yüzyıla

4. Demokratik Devrim ve Demokratik Koalisyon Hükümeti

5. Sosyalist/Komünist Bir Toplum için

1. Savaş Öncesi Japon Toplumu ve JKP

1-Japon Komünist Partisi, 15 Temmuz 1922’de, Japonya ve dünyada dalgalanan halk kurtuluş mücadelesinin ortasında,  sosyal ilerleme ve değişim için yapılan Japonya’daki mücadele tarihini miras alan, bilimsel sosyalizmi kuramsal temel olarak kabul eden bir parti olarak kuruldu.

Japonya o zamanlar dünyanın büyük tekelci kapitalist ülkelerinden biriydi, ancak ülke imparatorun despot yönetimi –mutlakıyet rejimi-  altındaydı. Bu rejim altında, halk medeni hak ve özgürlüklerden mahrumdu; kırsal alanlarda yarı feodal derebeyliği sistemi yarıcı ve kiracı köylüleri ağır kiralar ödemek zorunda bırakıyordu ve tekelci kapitalizm altında, temel haklarından yoksun olan işçiler gaddar bir şekilde sömürülüyordu. Asya’nın tek emperyalist ülkesi olan Japonya’yı bölge ülkelerine karşı saldırı savaşı yoluna sokan işte bu rejimdi.

JKP nin faaliyetleri bu koşullara son verecek, demokratik devrimi başararak, barışçı ve demokratik bir Japonya’ya ulaşmayı amaçlayan asgari görev ile belirlenmişti ve bu demokratik devrimi bir sosyalist devrim izleyecektir

2-JKP, Japon halkını medeni haklarından yoksun bırakan, imparatorluk sisteminin otokratik egemenliğine son vermek ve halkın egemenlik gücünün ortaya çıkmasını sağlamak, özgürlük ve insan hakları için mücadele etti.

JKP, yarı feodal derebeyliği sistemini ortadan kaldırmak ve toprağı çiftçiler için özgürleştirmek için mücadele etti.

JKP,  gaddar sömürü altında sıkıntı çeken işçi sınıfının temel yaşam koşullarının iyileştirilmesi ve bütün çalışan halkın, aydınların, kadınların ve gençlerin haklarının ve yaşam standartlarının iyileştirilmesi için mücadele etti.

JKP, ilerici, demokratik ve devrimci kültürün yaratılması ve yayılması için mücadele etti.

JKP, Japon emperyalizminin Rus ve Çin devrimini yıkmayı hedef alan saldırgan müdahale savaşlarına karşı çıktı, onun Çin’e yaptığı saldırı savaşına karşı mücadele etti ve Asya için olduğu gibi bütün dünya ölçeğinde barış istedi.

JKP, o çağda Japon emperyalizminin sömürgeleri olan Kore ve Tayvan’ın kurtuluşunu destekledi ve Asya’nın sömürge ve yarı sömürge uluslarının tam bağımsızlığı için mücadele etti.

3- Japon emperyalizmi 1931 yılında Kuzeydoğu Çin’de bir saldırı savaşı başlattı ve 1937’de Çin’e karşı topyekun bir saldırı savaşı açtı, bu yüzden 2. Dünya Savaşı’na giden yolu açan ilk saldırgan ulus haline geldi.

1940’ta, Japon emperyalizmi Avrupalı faşist devletler, İtalya ve Almanya ile askeri ittifaka girdi, ve ardından 1941 de saldırı savaşını Çin’in ötesine Asya’nın tümüne ve Pasifik’e genişleterek böylece 2. Dünya Savaşı için itici güç haline geldi.

İmparatorluk sisteminin tiran baskısı ve emperyalist savaş halkı sıkıntılara katlanmaya ve sıkıntılar altında yaşamaya zorladı.  Bu koşullarda JKP nin etkinliği ciddi zorluklar ve kayıplarla karşılaştı, ancak çoğu JKP üyesi, işkence ve tutuklanmalara rağmen yılmayarak, çeşitli türde ihanetlere karşı mücadele ederek JKP’nin bayrağına sıkıca tutundu. JKP üyelerinin bir kısmı baskı altında öldürüldü.

Bütün diğer politik partilerin hep birlikte saldırı savaşını ve politik gericiliği desteklediği koşullarda, JKP’nin Japonya’da barış ve demokrasi uğruna yılmayan mücadelesi büyük önem taşımaktaydı.  Bu Japonya’da barış ve demokrasi davası için önemi silinmeyecek bir tarihsel olgudur.

Asya’daki bu saldırı savaşı Japonya’da 3.000.000’dan fazla insanın, diğer Asya ülkelerinde ise 20.000.000’dan fazlainsanın ölümüne yol açtı. Bu savaşta Okinawa kara savaşına maruz kaldı ve bütün ülkedeki hava baskınları çoğu yerleşim yerini küle çevirdi. 1945 Ağustos’unda, A.B.D. güçleri -ve o yılın sonunda- 200.000’den fazla insanı öldüren dünyanın ilk atom bombalarını Hiroshima ve Nagasaki’ye attı. Japon halkı nükleer saldırının hafızalarına kazındığı bir tarihle birleşen bir halk haline geldi. Faşizm ve militarizmi temsil eden Almanya, İtalya ve Japonya ittifakı bütün dünyada yenilgilerle karşılaşırken; Japon emperyalizmi de Ağustos 1945’te alt edildi ve Potsdam Bildirgesi’ni kabul etti.  Anti-faşist Müttefik Kuvvetler tarafından hazırlanan bu bildirge militarizmin tasfiyesi ve demokrasinin kurulması çağrısı yapmaktaydı. Japon halkı için tek çıkış yolunun barışçı ve demokratik bir Japonya kurmak olduğuna işaret etmekteydi.  Bu da JKP tarafından yılmadan izlenilen yolun aslında temel olarak doğru yol olduğunu kanıtlamaktaydı.

2. Savaş Sonrası Japon Toplumunun Özellikleri

4- İkinci Dünya Savaşı’nın sonunda, Japonya bir dizi ciddi değişikliğe uğradı. Birincisi, ilk olarak, Japonya bağımsızlığını kaybetti ve fiili olarak statüsü Birleşik Devletlere bağımlı/boyunduruk altında devlet statüsü konumuna indirgendi. Savaşta yenilen Japonya, görünürde anti-faşist Müttefik Kuvvetleri adına hareket eden A.B.D. güçleri tarafından işgal edilmişti. Fakat Birleşik Devletler daha sonra bu işgali kendi adına tek-ülke egemenliği olarak değiştirdi. 1951’de ABD, Japonya ile San Francisco Barış Antlaşmasını ve Okinawa’nın işgalinin devamını sağlayan ve işgal dönemi süresinde Japonya anakarasının bir çok yerinde kurulmuş A.B.D. askeri üslerinin temel parçalarının burada kalmasını sağlayan Güvenlik Antlaşmasını imzaladı. Bu sayede Birleşik Devletler, Japonya’yı A.B.D. global stratejisine hizmet eden yarı-sürekli ileri cephe rolünü oynamaya zorladı.

Japonya-A.B.D. Güvenlik Antlaşması 1960’ta yenilendi. Ancak bu yenileme Japonya’nın Birleşik Devletler’e karşı tabiiyetini azaltmadı; yeni antlaşma sadece ve sadece A.B.D. askeri üsleri için toprak kiralayan bir antlaşmaya dönüşmedi, acil durumlarda Japonya-A.B.D. ortak operasyonları için hükümler ve iki taraflı ekonomik iş birliği, yapılan antlaşmanın yeni ayakları olarak getirildi. Böylece, Antlaşma olumsuza doğru değişmiş ve Japonya’yı tabi bir müttefik olarak A.B.D. savaşlarına katılmaya zorlayacak bağlantılara sokan bir askeri ittifak antlaşmasını olarak güçlendirilmişti.

İkinci olarak, Japonya’nın siyasi sisteminin değişmesidir.  İmparatora mutlak iktidar sağlayan despotizmin sona ermesi ve egemenlik gücünün halkta olması ilkesi temelinde demokrasi döneminin başlamasıdır. Bu değişim, 1947’de yürürlüğe giren Japonya Anayasası’nda yer aldı. Bu Anayasa halkın egemenliğini düzenledi, savaşın reddini ve temel insan haklarını, yüksek devlet organı olarak Diet parlamentosunu, yerel özerkliği ve demokrasinin temel direkleri olarak hizmet edecek bir dizi demokratik ve barışçıl hükümleri getirdi. İmparatorluk sisteminin yeni bir tanım altında devam etmesine izin veren anayasa hükümlerinde, demokrasinin pekiştirilmesi adına zayıflıklar olmasına rağmen, “imparator hükümetle ilgili hiçbir güce sahip olmayacaktır” şeklindeki madde de bulunuyordu.

Bu değişiklik, Japonya siyasi tarihinde ilk kez, Japonya için halkın çoğunluğunun özlemlerine bağlı olarak ve parlamento yoluyla sosyal ilerleme ve dönüşümü sağlamak amacıyla kurumsal hazırlıklara başlamak için olanak verdi.

Üçüncü değişim olarak, imparatorun despotizm sistemi ile beraber, Japon toplumunun yapısının yarı feodal karakterinin kök sebebi olan kırlardaki -yarı feodal derebeyliği- sistemini temel olarak çözecek bir toprak reformu yapılmıştır. Bu değişiklik, Japon tekelci kapitalizmine gelişimi için modern koşullar sağlamış ve savaş sonrası dönemde hızlı ekonomik büyümenin ilerlemesine katkıda bulunan nedenlerden biri olmuştur.

İşte bu koşullar içinde dünyanın tekelci kapitalist ülkelerinden biri olan Japonya büyük ekonomik gelişme kaydetmiştir. Ancak, hızlı ekonomik büyümeye rağmen, Japonya’nın Birleşik Devletler ile ilişkisinin temel yapısı, Japonya’nın tabi konumda bir A.B.D müttefiki olduğu bir ittifak şeklinde sürmeye mahkûm oldu.

5- Japonya, çok gelişmiş kapitalist bir ülke olmasına rağmen, aslında bağımlı bir ülkedir, toprağının önemli bir parçası, askeri konular ve diğer devlet meseleleri ile ilgili olarak Birleşik Devletler tarafından kontrol edilmektedir.

A.B.D. askeri üslerinin büyük bir bölümü 2.Dünya Savaşı’nın sonunu izleyen topyekun işgal dönemi süresinde inşa edilmiştir ve yarım yüzyılı aşan bir süredir dahi; Japonya’nın her tarafında varlığını sürdürmeye devam etmektedir. Özellikle, 2. Dünya Savaşında Japonya’nın yenilgisini izleyen süreçte A.B.D. askeri işgali altında; Japonya anakarasından ayrı işgal statüsünde tutulmuş olan Okinawo adası San Francisco Barış Antlaşması ile işgalin devamına mahkum olması sağlanmıştır ve ABD nin Asya’daki en büyük askeri üssü olarak kullanılmaktadır. Ön sırada Okinawalılar olmak üzere ülke çapında sürdürülen halk mücadelesi, 1972 yılında kazanılmış, Okinawa üzerindeki yönetsel haklar Japonya’ya aktarılmıştır.  Ancak A.B.D.’nin askeri üslerinin konumu temel olarak değişmedi ve Okinawalılar hala A.B.D. askeri üslerinin ortasında yaşamaya zorlanıyorlar. A.B.D. güçleri; aleni ve çirkin biçimde Japonya’nın hava ve deniz sahasının sınırlarını ihlal ediyor, ve hatta Japonya’yı Hiroshima, Nagasaki ve Bikini Atoll kentlerinde; üç kez nükleer silah kullanımında kurban olan Japonya’ya nükleer silah tesisleri getirme olasılıkları konusunda “gizli anlaşmalar” yapmaya zorluyorlar.

Japonya Öz-Savunma Kuvvetleri, aslında A.B.D. kumandası ve kontrolü altında, A.B.D’nin dünya stratejisine yardım etmeye zorlanmış durumdadır.

Birleşik Devletler hala Japonya’nın askeri ve diplomatik işleri üzerinde önemli bir iktidara sahiptir ve devamlı olarak muazzam gücünü Japonya’nın ekonomik işlerine karışmak için kullanmaktadır. Birleşmiş Milletler ve diğer uluslararası forumlarda, Japonya hükümeti temsilcileri sık sık A.B.D. hükümetinin sözcüsü rolünü oynamaktadırlar.

Japonya-A.B.D. ilişkileri eşit haklar türünde bir ittifak ilişkisi değildir. Şimdiki Japonya’nın durumu Birleşik Devletlere devlet düzeyinde tabiiyet olarak karakterize edilmektedir. Bu tabiiyet sadece gelişmiş kapitalist ülkeler arasında değil; sömürgeciliğin tarih olduğu günümüz uluslararası ilişkilerinde olağan dışı bir durumdur. A.B.D.’nin Japonya üzerindeki hâkimiyeti açıkça emperyalist bir karakter taşımaktadır çünkü ABD Japonya’nın bağımsızlığı ve egemenliğini  -A.B.D. dünya stratejisi çıkarları ve A.B.D. tekelci kapitalizminin çıkarları yönünde – kullanmak suretiyle çiğnemektedir.

6-  2. Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkan koşullarda, Japon tekelci kapitalizmi, Birleşik Devletlere tabiiyet içinde olan tekelci devlet kapitalizmi tarzında bir gelişme yolunu izledi. Daha Savaş sonrası dönemin başlarında olmasına rağmen, gayrisafi milli hâsılada dünyada sadece Birleşik Devletlerin arkasından ikinci sırayı alan Japonya, bütün Avrupa ülkelerini ise geride bırakmıştı. Tekelci Japon sermayesinin merkezinde olan az sayıdaki büyük şirket,  zenginliklerin önemli bir payına sahip çıktı ve çok uluslu ve devleşen şirketler olmak yolunu izlediler. Bunlar Japon hükümetini kendi güçlü etkileri altında tutmuş ve sınıf çıkarlarını garanti altına almak için devlet yapısını kullanabildikleri ölçüde çok kullanmışlardır. Yurtiçinde, A.B.D’nin Japonya’yı hakimiyeti altına alma politikası ile bağlantılı olarak büyük şirketler ve iş çevreleri, Japonya ve Japon Halkını egemenlikleri altında tutan ana güçler durumundadırlar.

Büyük şirketler ve iş çevrelerinin tiran hakimiyeti koşullarında, halkın yaşam koşulları ve temel hakları konusunda çoğu alanda Avrupa’da olağan kabul edilen kurallar Japonya’da kurulmamış bulunmaktadır. Bu Japon toplumunun önemli bir zayıflığıdır. İşçiler, uzun çalışma süreleri ve ağır iş koşullarına tabi olmaktan dolayı -aşırı işten dolayı ölüm- ile olduğu gibi ayrımcı olan istikrarı ve güvencesi olmayan işlerde ve çoğu işletmelerde illegal bir sömürü yöntemi olan “zorla fazla mesai” ile karşı karşıya kaldılar; bu uygulamalar birçok işletmede yaygındır. İş güvenliği alanında Avrupa’da olduğu gibi işten çıkartılmaları düzenleyen bir yasa yoktu.

Kadınlara karşı ayrımcılık, sosyal hayatın çeşitli bölümlerinde uluslararası sözleşmelere ters düşmekle beraber geriliği yansıtan bir gerçeklik olarak devam etmektedir ve uluslararası eleştiri altındadır. Temel insan haklarının bastırılması, kamusal makamlar tarafından yapılan ihlaller de dahil olmak üzere, bir çok alanda ciddi bir sorun olarak devam etmektedir.

Küçük ve orta ölçekli işletmeler Japonya endüstrisi ve ticareti açısından önemli bir ağırlığa sahiptir ve Japon ekonomisinde vazgeçilmez oyunculardır. Ancak bunların iş performansları katlanmak zorunda eşitsizlikler; büyük şirketlerle girdikleri işlemlerde de ayrımcı ve baskıcı muamele ile karşı karşıya kaldıkları için ve bunun yanında kredilerde, vergilendirmede ve idari tedbirlerde ayrımcı ve baskıcı muameleye maruz kaldıkları için devamlı olarak kötüye gitmektedir. Tarım, kendi  bağımsız gelişmesi  için gerekli olan güvenceler  olmaksızın  “serbest ticaret” fırtınası ile  karşı karşıya bulunmaktadır , ve gıda konusunda Japonya’nın kendi kendine yeterliliği diğer gelişmiş kapitalist ülkelerden daha düşük olduğu için ülke  tarımını yeniden inşa etmek için bir yol bulamamaktadır..

Halkın yaşamı ve sağlığı için kritik önem taşıyan çevre konusunu ele alacak olursak, ülke çapında doğanın ve yaşam şartlarının yıkımından öncelikle büyük şirketlerin kar tutkusuna hizmet eden üretim ve gelişme politikaları sorumludur.

Japon hükümeti- büyük şirketler ve iş çevreleri adına- ekonomi ve mali politikasını büyük şirketlerin karlarını güvence altına alacak şekilde götürmüştür. Japonya’nın bütçe harcamalarının daha geniş bir bölümü, esas olarak büyük şirketlerin çıkarları doğrultusunda geniş ölçekli kamu işleri projeleri ile diğer alanlar ve askerileşme harcamaları olmuştur. Sosyal güvenlik ve diğer sosyal hizmetler alanında kamu harcamaları, gelişmiş kapitalist ülkeler arasında en küçük oranda kalmıştır. Bu baş-aşağı çevrilmiş yaklaşım Japon hükümetinin ekonomik ve mali politikalarının tipik bir görünümüdür.

Gerici politikacılar, imtiyaz sahibi bürokratlar ve bazı büyük şirketler, bu baş-aşağı çevrik politikanın altını çizen yozlaşmış üçgeni oluşturmaktadır. Bitmeyen yolsuzluklar, rüşvetler ve yolsuzluk skandalları, Japon tekelci kapitalizminin ve politik gericiliğinin dipsiz derinliklerini yansıtır.

A.B.D’nin Japon ekonomisine müdahalesi, Japon hükümetinin politikalarının sık sık yanlış yönlere gitmesine neden olmuş ve Japon ekonomisindeki krizlerin ve çelişkilerin önemli nedeni olmuştur. A.B.D’nin kendi iş modellerini veya ekonomik modellerini  “küreselleşme” adı altında Japonya’ya empoze etme çabaları Japon ekonomisinin geleceği için artan ölçüde zararlı ve tehlikeli hale gelmiştir.

Bütün bu etkenlerden ötürü, Japonya’nın ekonomik üsleri özellikle korumasız konumdadır ve Japon tekelci kapitalizmi 21. Yüzyıldaki dünya kapitalizmi ile ilintili olarak keskinleşen çelişkileriyle ve krizleriyle yüzleşmek zorunda kalacaktır.

Japonya’nın tekelci kapitalizmi ve hükümeti, askeri, diplomatik ve ekonomik alanlarda; ABD ye tabi bir müttefik konumunda aktif bir rol üstlenerek yurt dışındaki faaliyet alanlarının kapsamını genişletmek için Japonya’nın A.B.D’nin küresel stratejisine yakın bir biçimde ilişkilenmesi politikasını yürütmektedir.

Askeri alanda Japon hükümeti, A.B.D’nin savaş planlarına katılmakta, Öz- Savunma (ÇN Japon Silahlı. Kuvvetleri kastediliyor) Kuvvetlerinin deniz aşırı faaliyetlere gönderilmesi ve deniz aşırı faaliyetlerinin çapını ve seviyesini yükseltmektedir.  Dış askeri gönderiler olupbittiye getirilmekte ve bu askeri müdahaleler savaş durumu yasal mevzuatını, kolektif öz-savunma hakkı yasasının uygulama yönetmeliğini ve Anayasa’yı geriye doğru değişiklikleri de içermek üzere militarizmi canlandırmak yolunda çabalara hız kazandıran bir araç olarak kullanılmaktadır. Militarizmi canlandırma doğrultusunda geliştirilen ve A.B.D’nin önleyici saldırı stratejisi ile bağlantılı olan bu politikalar ve eylemler diğer Asyalı halklar ile Japon halkının arasının açılmasına yol açıyor ve Japonya’nın Asya’nın sismik askeri gerilim merkezlerinden biri haline gelmesi ile birlikte onu A.B.D. için bir ileri karakol rolünü üstlenen konuma getiriyor.

Japonya’nın Birleşik Devletlere tabi olması ve büyük şirketlerin ve iş çevrelerinin zorba yönetimi olarak karakterize edilen bu sistem Japon halkının temel çıkarları çelişen ve çözümsüz birçok çelişkiye sahiptir. Bu çelişkiler daha da derinleşmekte ve 21. Yüzyılda daha da ciddi hale gelmektedir.

3.  20. yüzyıldan ve 21. yüzyıla – Dünya Durumu

7-  20.yüzyıl dünyayı hâkimiyeti altına alan tekelci kapitalizm ve emperyalizm ile başlamıştı. 20. yüzyıl boyunca insanlık iki dünya savaşı, faşizm ve militarizm ve de bir dizi saldırı savaşları şeklinde dünya çapında yıkımlar geçirdi. Ancak çalışan halkların acılı mücadeleleri ve çabaları çok muazzam tarihi değişimlerin ortaya çıkmasına yol açmış ve bu çabalar ile bu felaketlerin üstesinden gelinmiştir.

Birçok ulusu zincire vuran sömürge sistemi, tamamen çökmüş ulusların kendi kaderlerini belirleme hakkı evrensel olarak kabul edilen bir ilke haline gelmiş ve 100’den fazla ülke egemen ülke olmak için siyasi bağımsızlığını elde etmiştir. Bu ülkeler, dünyada barışçıl ve ulusların kendi kaderlerini belirlemesine dayanan bir uluslararası siyaset düzlemi içinde önemli bir itici güç olarak yer alan bağlantısız ülkeler konferansının ana öğeleridir.

Halk egemenliğini içeren demokrasi bugün dünya ülkelerinin çoğunluğu tarafından siyasi ilke olarak kabul edilmiş olan bir akım halindedir ve dünya siyasetinin ana eğilimi olmaktadır.  Birleşmiş Milletlerin kurulmasıyla birlikte, savaşların yasadışı haline getirilmesi gelişimin tarihsel seyri olarak belirlendi ve savaşı önleyecek barışçı bir uluslararası bir düzenin kurulması, dünyanın hedefi olarak belirlenmişti. 20. yüzyılda dünyada yaşanan deneylerin ışığı altında, özellikle saldırı savaşları ve bu gibi savaş girişimlerinin yürütülmesine karşı çıkış, barışçı bir uluslararası düzen kurmak; dünya halkları için giderek artan önemde bir görevdir.

8- Kapitalizm çağı dünyaya egemen tek sistem olarak 1917 yılındaki Rusya’nın Sosyalist Ekim Devrimi ile son bulmuştu ve 2. Dünya Savaşı’ndan sonra, Asya, Doğu Avrupa ve Latin Amerika’daki bir dizi ülke kapitalizmden kopan bir yola girmişti. Lenin’in önderliği altındaki erken dönemlerinde, Sovyetler Birliği, sosyalizm yoluna doğru adım atan ilk ülke olarak sosyal ve ekonomik geriliğine ve başlangıçta yüzleştiği ileri- geri deneme ve yanılmalarına rağmen, sosyalizmi hedefleyen bir dizi olumlu çaba kaydetmiştir. Ancak, Lenin’in ölümü sonrası, Stalin ve diğer onu izleyen Sovyet liderleri sosyalizmin ilkelerini bir kenara atmışlardır. Bu ülke uluslararası politika alanında diğer milletler üzerinde işgal ve baskı uygulamaları ile hegemonyacı bir yola girmiş ve ülke içinde halkın özgürlüklerini ve demokratik haklarını gasp eden ve çalışan halkı bastıran bürokratizm ve despotizmi dayatmışlardır. Dahası, bütün bunlar “sosyalizm” adı altında işlendiği için, bu hataların dünya barışı ve sosyal gelişme akımı açısından özellikle ters etkileri olmuştur.

JKP, bilimsel sosyalizmin savunan egemen ve bağımsız bir parti olarak Sovyet hegemonyacılığının Japonya’daki barış ve gelişme akımına müdahalesine, Çekoslovakya ve Afganistan’ın silahlı işgaline kararlı bir biçimde karşı çıkmıştır.

1989 ve 1991 de Sovyetler Birliği ve ona tabi Doğu Avrupa ülkelerindeki iktidar sisteminin parçalanması sosyalizmin başarısızlığına bağlı bir olay değildir; aksine sosyalizm davasından uzaklaşan: hegemonyacılığın, bürokratizmin ve despotizmin başarısızlığıdır. Başlangıçta bu ülkelerdeki devrimler hedef olarak sosyalizmi tasarlamışlardı, fakat önderliklerinin işlediği hatalar nedeniyle bu toplumlar öylesine baskıcı oldular ki; bunların sosyalizmle ortak bir yönleri bulunmamaktaydı ve böylece devrim sona erdi.

Sovyet egemenliğinin – bu tarihsel ve muazzam kötülüğün çöküşü- uzun vadede, dünyanın devrimci akımının güçlü gelişimi için yeni olasılıkların yolunu açması açısından önemli olmuştu. Bugün için şunu kaydetmek gerekir, kapitalizmden daha önce ayrılan çeşitli ülkeler, önlerinde daha çözmeleri gereken politik ve ekonomik problemleri olmasına rağmen, “Pazar ekonomisi ile sosyalizmi gerçekleştirme” çabası da dahil olmak üzere sosyalizm için yeni bir arayışa başlıyorlar. Bu gelişme 21. yüzyılda, toplam nüfusu 1,3 milyardan fazla olan geniş bölgeleri kapsayan bir çaba olarak tarihsel bağlamda göze çarpan bir akımı oluşturmaktadır.  (Ç.N. Çin, Vietnam, Küba ve Laos’u kastediyor)

9- Sovyetler Birliğinin ve diğer ülkelerin dağılması kapitalizmin daha üstün olduğunu kanıtlamamıştır. Kapitalizmin muazzam gelişkin üretken güçleri kontrol etmedeki yetersizliğinden doğan çelişkisi; en büyük çapta ve bugüne dek görülmedik keskin bir biçimde ve geniş kitlelerin kötüleşen yaşam şartlarında, zengin ile fakir arasındaki uçurumun açılmasında, tekrar tekrar ortaya çıkan ekonomik durgunluklarda ve büyük çapta kitlesel işsizliklerle, dizginsiz uluslar ötesi spekülatif finansal yatırımlar, çevre koşullarının küresel yıkımında, sömürgeciliğin olumsuz mirasının ciddi etkilerinin devam etmesinde ve Asya, Orta Doğu, Afrika, ve Latin Amerika’daki ülkelerinin birçoğunda görülen şiddetli yoksulluk, veya Kuzey-Güney sorunu şekillerinde kendisini ifade etmektedir.

Nükleer savaş tehlikesi hala yerküre anayı ve insanoğlunu tehdit etmeye devam ediyor. A.B.D. – Sovyetler arasındaki silahlanma yarışı sürecinde biriken devasa nükleer silah stokları insanoğlunun hayatını sürdürmesine karşı çok büyük bir tehdit olmaya devam ediyor. Nükleer savaş tehdidinden kurtulmak için nükleer silahların yok edilmesinden başka bir alternatif yoktur. Atom ve Hidrojen Bombalarına karşı Dünya Konferansında yükselen “Daha Fazla Hiroshimalar Olmasın! Daha Fazla Nagasakiler Olmasın!”  çağrıları şimdi dünyanın her tarafında duyuluyor. Uluslararası siyasette, nükleer silahların yok edilmesi çağrısı sürekli artmaktadır, ancak nükleer silahlardan vazgeçmeyi reddeden kuvvetler, izledikleri dünya stratejilerinin bir aracı olarak nükleer silahlar üzerinde sahip oldukları tekellerini korumaya devam etmekte inat ediyorlar. Dünyanın birçok bölgesindeki askeri blokları kuvvetlendirme girişimleri ve uluslar arası anlaşmazlıkları çözümlemede ve askeri önlem önde gelir yaklaşımları, artan gerilimin nedenidir ve barışı tehdit etmektedir.

Amerika Birleşik Devletleri’nin politikası özellikle ciddi bir tehlike arz etmektedir. ABD ulusal çıkarlarını dünya barışı ve düzen içinde oluşan bir uluslar arası ilişkiler sisteminin üstünde tutarak diğer ülkelere karşı önleyici saldırı stratejisini Birleşmiş Milletleri dikkate almayarak uygulamakta ve sömürgeciliğin yeni bir biçimini empoze etmeye çalışmaktadır. Birleşik Devletler,  A.B.D. güdümünde bir uluslar arası düzen kurma ve dünyayı hakimiyeti altına alma amaçlı çirkin planını haklı göstermek için kendisini “dünyanın polisi” olarak ilan etmektedir. Bu, Sovyetler Birliği’nin yıkılması sonucu geride kalan tek süper güç olarak dünyanın geri kalanından ayrık duran Birleşik Devletlerin içinde bulunduğu durumda, tekelci kapitalizme özgü olan, emperyalizmin saldırgan eğiliminin apaçık göstergesinden başka bir şey değildir. Bunlar; ulusal bağımsızlık ve özgürlük ilkesiyle veya B.M. Sözleşmesi’nde oluşturulmuş ilkelerle uyuşmayan açık emperyalist ve hegemonyacı politika ve eylemlerdir.

A.B.D. emperyalizmi, bugün dünya barışı ve güvenliği için ve aynı zamanda egemenlik hakları ve ulusların bağımsızlıkları için en büyük tehdittir.

A.B.D’nin hegemonyacı arayışları ve emperyalist politikaları ve hareketleri diğer tekelci kapitalist ülkeler ile dahi arasında çelişki ve çatlaklara neden olmaktadır. Aynı zamanda ekonomik “küreselleşme” adına, hedefi dünyanın geri kalanını A.B.D güdümü altındaki ekonomik düzene zorlayan ekonomik hegemonya arayışı dünya ekonomisinde düzensizliklere yol açmaktadır.

10- Yukarıda değerlendirilen durum hegemonyacılığın her türlü biçimine karşı mücadelenin geliştirilmesini ve barışçı bir uluslararası düzenin korunması için mücadeleyi nükleer silahların yok edilmesi için mücadeleyi, askeri bloklara karşı mücadeleyi, ulusların kendi kaderlerini belirleme hakkına saygı gösterilmesi için mücadeleyi ve ihlal edilmesine karşı bu hakkın savunulması ve ulusal ekonomik egemenliğe saygı temelinde demokratik bir uluslararası ekonomik düzen kurulması için mücadeleleri görülmedik ölçüde önemli kılmaktadır. Barış ve sosyal gelişme için çalışan güçlerin ilerleme sağlamaları için çaba göstermeleri ve hem ulusal düzlemlerde hem de uluslararası alanda uygun biçimlerde dayanışma içinde olmaları önemlidir.

Japonya Komünist Partisi -insanlığın gelişimi için mücadeleyi; dünya işçi sınıfı ile ve ulusal bağımsızlık davası, barış, demokrasi ve sosyal gelişim için mücadele eden bütün halklarla dayanışma halinde desteklemektedir. Bugün önemle özellikle altı çizilmesi gereken büyük sorun, dünyanın iki uluslararası düzenden birini seçmek zorunda olmasıdır: Biri B.M. Sözleşmesi üzerine kurulmuş barış düzeni; diğeri Birleşik Devletleri’ne tiranlık yapma özgürlüğü veren müdahale, saldırganlık, savaş ve baskı düzeni. Japonya Komünist Partisi  A.B.D. hegemonyacılığının dünyaya hakim olmasını  durdurmaya yardımcı olacak  bir  uluslararası dayanışma kurmak için barış için uygun uluslararası bir düzen kurmak, ve nükleer silahların ve askeri  ittifakların  olmadığı bir dünyaya ulaşmak için elinden geleni yapacaktır. Bu gelişmeler bağlamında dünya 21. yüzyıla girmiştir. Tarihte sayısız inişler ve çıkışlar ve aynı zamanda kısa dönemli veya uzun dönemli geriye doğru hareketler olabilir, uzun dönemde emperyalizmin ve kapitalizmin üstesinden gelerek sosyalizme doğru ilerleme ile yolu ile sosyal gelişmenin elde edilmesi kaçınılmaz olacaktır.

4.  Demokratik Devrim ve Demokratik Koalisyon Hükümeti
11- Japon toplumunun şu aşamada-şu an-  duyduğu gereksinim sosyalist bir devrim yerine demokratik bir devrimdir. Bu Japonya’nın A.B.D.’ye olağan-ötesi tabiiyet durumuna ve büyük şirketlerin ve iş çevrelerinin tiranca iktidarına son verecek bir devrim, Japonya’nın gerçek bağımsızlığını güvence altına alan ve politik alanda, ekonomik ve toplumsal alanda çeşitli reformlar yürütecek olan bir devrim olacaktır. Bu reformlar kapitalizm çerçevesinde gerçekleşebilecek olan demokratik reformlar olmasına rağmen, bunların tam kapsamlı bir biçimde başarılması ancak ve ancak devlet iktidarının Japonya’nın tekelci kapitalizmini ve Birleşik Devletlere olan bağımlılığı temsil eden güçlerden Japon halkının temel çıkarlarını temsil eden güçlere aktarılmasıyla olanaklı hale gelebilir. Bu demokratik değişimin başarıya ulaşması insanların acı çekmesine neden olan sorunların çözümünde yardımcı olacak ve halkın çoğunluğunun temel çıkarlarını koruyan bağımsız, demokratik ve barışçıl bir Japonya’nın kurulmasının yolunu açacaktır.

12- Bugün Japon toplumunun gereksinim duyduğu reformların listesi aşağıdadır:

[Ulusal bağımsızlık, güvenlik ve uluslararası ilişkiler]

1. Japonya – A.B.D. Güvenlik Antlaşması, Japonya’nın anlaşmayı yürürlükten kaldırma niyetini A.B.D. hükümetine bir nota ile bildirmesini sağlayan; bu antlaşmanın 10.Maddesi uyarınca yürürlükten kaldırılacaktır ve A.B.D.askeri güçleri ve üsleri Japonya’dan çekilecektir. Japonya, Birleşik Devletler ile eşit temelde bir dostluk anlaşması yapacaktır.

Ekonomik işlerde de haklı ve uygun görülmeyen A.B.D. müdahalesi reddedilecek ve bağımsızlığı sağlayabilmek için bu tedbir mali işler, döviz işleri ve ticareti ilgilendiren bütün alanlarda uygulanacaktır.

2. Japonya egemenliğini geri kazandıktan sonra herhangi bir askeri ittifaka katılmak yerine barış, tarafsızlık ve herhangi bir tarafla saflaşmama yolunu izleyerek bütün ülkelerle dostluk ilişkileri kuracak ve bağlantısız ülkeler konferansı grubuna katılacaktır.

3. Öz- Savunma Kuvvetleri ile ilgili olarak, Savunma Kuvvetlerinin ülke dışına gönderilmesi kanunu yürürlükten kaldırılacak ve silahsızlanma adımları atılacaktır. Japonya – A.B.D. Güvenlik Antlaşmasının yürürlükten kaldırılmasını izleyebilecek olan yeni gelişmeler karşısında ülke içi ulusal oydaşma temelinde Anayasanın 9. Maddesinin (Savunma Kuvvetlerinin dağıtılması ) tam anlamıyla uygulanması doğrultusunda adımlar atılmalıdır.

4. Kurulacak yeni Japonya barış diplomasisini aşağıdaki temel noktalar doğrultusunda geliştirecektir:

— Geçmişindeki saldırı savaşları ve sömürgeciliğinden dolayı pişmanlık duyduğunu belirtmesi koşuluyla; Asya ülkeleri ile dostluk ve karşılıklı alışverişin ilerlemesi konusuna önem verilmesi.

— B.M. Sözleşmesinde tanımlandığı şekilde barış için uluslararası düzenin savunucusu olmak ve bu düzeni ihlal veya tahrip etmek isteyen hegemonyacı girişimlere kararlı bir biçimde karşı durmak.

— Nükleer savaşın önlenmesi ve nükleer silahları ortadan kaldırmak için insanlığın devamı için hayati önem taşıyan bir görev olarak çaba göstermek, ulusların kendi kaderlerini tayin hakkını savunmak, genel silahsızlaşmaya ulaşmak, bütün askeri blokları dağıtmak ve bütün yabancı askeri üsleri tasfiye etmek için çaba sarf etmek.

—Genel kamuyu kurban eden terör saldırılarına ve misilleme savaşına her ikisine de karşı durmak ve terörizmi yok etmek için uluslar arası çağrıları yükseltmeye ve ortak eylemliliği arttırmak için çalışmak.

— Tarihsel bağlamda Japonya’nın bir parçası olan Chishima (Kuril) Adalarının olduğu kadar Habomai Adaları ve Shikotan Adasının da Japonya’ya geri verilmesini sağlamak.

— Çok uluslu şirketlerin sorumsuz davranışlarını kontrol etmek, küresel çevreyi korumak, büyük güçlerin ekonomik hegemonya çabalarını kontrol altında tutmak ve her bir ulusun ekonomik egemenliğine saygıyı temel alan adil ve eşitlikçi ilişkiler içeren demokratik bir uluslar arası ekonomik düzen kurulması için çabalamak.

— Uluslar arası çatışmaların barışçıl olarak çözümlenmesine yardımcı olmak ve afetler, mülteciler, yoksulluk ve açlığı içeren insani sorunlarla ilgilenmek için uluslar arası etkinliklerde askeri olmayan biçimlerle aktif bir rol üstlenmek.

— Farklı sosyal sistemlere sahip olan ülkeler arasında barışçıl bir-arada yaşamanın kurulması ve farklı değerlere sahip olan çeşitli medeniyetler arasında diyalog bir-arada yaşam ilişkilerinin olduğu gibi bir-arada yaşam ilişkilerinin de kurulması için çaba sarf etmek.

[Anayasa ve demokrasi]

1. Anayasanın giriş bölümünü de içerecek tarzda bütün hükümlerini savunmak ve özellikle barış ve demokrasi hükümlerinin tamamen hayata geçirilmesi için çaba göstermek.

2. Hem adı ve de gerçekliği ile Diet’in en yüksek devlet organı olduğu parlamenter demokrasi sistemini muhalefet partilerinin varlığını garanti altına alan çok partili sistemi ve bir veya bir grup siyasi partinin birlikte parlamentoda elde ettiği çoğunlukla hükümet kurma görevini almasına izin veren siyasi iktidar değişikliği sistemini sağlamak ve sürdürmek.

3. 18 yaş ve üstü bütün Japon vatandaşlarına seçme hakkı vermek. Halkın egemenliği ve barış anayasal ilkelerini hayata geçirebilmek için seçim sistemlerinde, devletin idari kurumlarının örgütsel yapısında ve hukuk sisteminde reformlar uygulamak.

4. Yerel idarelerde “Önceliği hem-şehirlilere” verme ilkesini pratiğe geçirmek ve hem-şehirlilere hizmet etmeye en yüksek öncelik veren özerk yerel yönetimler kurmak.

5. Temel insan haklarının kısıtlanması veya bastırılmasını engellemek ve değişen sosyal ve ekonomik durumlara göre insan haklarının korunmasının geliştirilmesi için çabalamak; temel iş haklarını tamamen korumak; şirket içindekiler de dahil olmak üzere sosyal yaşamın bütün alanlarında düşünce ve inanç farklılıklarından dolayı ortaya çıkan ayrılıkları yok etmek.

6. Bütün alanlarda kadın ve erkek arasındaki hakların eşitliğini savunmak ve garanti etmek; kadınların bağımsız kişiliklerine saygı duymak; kadınların sosyal ve yasal konumunu yükseltmek ve kadınların sosyal katılım ve katkılarına karşı engelleri ortadan kaldırmak.

7. Barış ve demokrasinin rehber olduğu anayasal düşünceleri kullanarak ve bütün eğitim seviyelerinde eğitim koşullarını ve eğitimin içeriklerini geliştirmek için çaba harcayarak, eğitim idaresinin olduğu kadar eğitim sisteminin de reformlarını uygulamak.

8. Çeşitli alanlarda yararlı kültür geleneklerini izlemek ve faklı bilim, teknoloji, kültür, sanat ve spor gelişimlerini başarma yollarını aramak ve akademik, araştırma ve kültürel etkinliklerin özgürlüğünü savunmak.

9. Dini inanç özgürlüğünü savunmak ve din ve siyasetin ayrımı ilkesini tam olarak hayata geçirmek.

10. Rüşvetin, yolsuzluğun ve çıkar-tavizi kazanma avcılığının kökünü kazımak için; şirketler ve diğer kuruluşlar tarafından yapılan siyasi bağışları yasaklamak.

11. İmparatorun (Tenno) rolünü kısıtlayan ve “imparator hükümet ile ilgili güçlere sahip olamaz” hükmünü de içeren anayasal hükümlerin çok sıkı bir şekilde gerçekleştirilmesini talep etmek, ve imparatorun siyasi kullanımı da dahil olmak üzere anayasal hükümlerden ve anayasa ruhundan sapmaları düzeltmek.

JKP, bir bireyin “halkın birliğinin” sembolü olmasına izin veren “günümüzdeki atadan gelme geleneksel düşünüş sisteminin” demokrasi kültürü ile ve bütün insanların eşit olması ilkesi ile çeliştiğini ve halkın egemenliği ilkesinin tutarlı bir şekilde uygulanabilmesinin gereğinin siyasi sistemin demokratik cumhuriyet biçiminde olduğunu savunmaktadır.

İmparatorluk sistemi Anayasada öngörülmüş olan bir sistemdir; onun sürdürülmesi veya sürdürülmemesi gelecekte – zaman koşulları olgunlaştığında – halkın çoğunluğunun iradesi tarafından kararlaştırılmalıdır

[Ekonomik demokrasi]

1. Bugünkü Japonya’da yürürlükte olan “kuralsız kapitalizm” in –Avrupa’daki başlıca büyük kapitalist ülkelerde ve uluslararası anlaşmalar ile elde edilmiş kazanımları hesaba katarak -üstesinden gelinmesi ve bunun ardından halkın yaşam standartlarını ve haklarını savunan ve uzun iş saatleri ile işçilerin keyfi olarak işten atılmalarını sağlayan düzenlemeleri de engellemeyi içeren “kurallarla yönetilen bir ekonomiyi” kurmak.

2. Büyük şirketlerin ekonomik tiranlığını esas olarak demokratik düzenlemeler getirme yöntemleri ile kontrol altına almak. Ve ; — insanların yaşama standartlarını ve haklarını savunmayı ve dengeli ekonomik gelişmeyi teşvik edecek kuralların yerleştirilmesine önem veren bir bakış açısı ile — büyük şirketlerin işçiler, tüketiciler, küçük ve orta ölçekli işletmeler, bölgesel ekonomiler ve çevre ile ilgili sorumluluklarını yerine getirmelerini talep etmek. Ve ekonomik faaliyetler içinde ve askeri üslerdeki faaliyetlerden kaynaklanan çevresel tahribata –çevre kirliliği de dahil olmak üzere —karşı çıkmak ve doğanın sakınımı ve çevrenin korunması amaçlı düzenleme önlemlerini güçlendirmek.

3. Japonya’nın kendi kendine gıda yeterliliğini arttırma çabalarına önem veren bir yaklaşım ile tarım, ormancılık ve balıkçılık politikasını ve ayrıca enerji politikasını temel olarak değiştirmek; insanların yaşam koşullarını güvence altına alan ve yurt içi kaynakları verimli bir şekilde kullanılmasını gözeten bir bakış açısı ile; can güvenliği öncelikli enerji tedarik/sunma sistemleri kurmak; ve tarımı, hükümetin endüstri politikasında kilit üretken sektör olarak teşvik etmek.

4. Bütün sosyal tabakalardan olan halkın yaşam koşullarını destekleyen kapsamlı bir sosyal güvenlik sistemini asgari-temel sistem olarak iyileştirmek ve kurmak; çocukların sağlık ve refahının sürdürülmesi ve yetiştirilmelerinde kullanılacak sosyal tesisler ve programlar kurulmasına önem vermek ve düşen doğum oranlarını tersine çevirmek için Japon toplumunun çaba göstermesini sağlamak.

5. Halkın yaşam koşullarının korunmasına ve halka sosyal hizmet sağlamaya vurgu yapan bir maliye ve ekonomi politikasının kurulması hedefiyle; harcama bütçesi önceliklerini; savurgan geniş ölçekli kamu projelerine; büyük şirketlere ve büyük bankalara destek vermeye ve silahlanmayı büyütmeye kaydıran uygulamaya son vermek. Bu ekonomi-maliye politikası ile bağlantılı olarak büyük şirketler ve zenginleri kayıran bugünkü vergi sistemine son vermek; yeni vergi ve sosyal güvenlik sistemlerini; yüklerin ödeme gücü ile orantılı omuzlanması ilkesi doğrultusunda kurmak.

6. Bütün ülkeler ile eşitlik ilkesini temel alan karşılıklı yararı gözeten ekonomik ilişkileri teşvik etmek ve Kuzey-Güney uçurumu sorunu ve küresel çevre yıkımı konuları dahil olmak üzere — dünya problemlerinin çözümünde katkılarda bulunmak.

13-         DEMOKRATİK DÖNÜŞÜM (DEVRİM)   JKP VE BİRLEŞİK CEPHE    (Ara başlığı biz koyduk ÇN )

Demokratik dönüşüm, işçileri çalışan vatandaşları, çiftçileri, balıkçıları, küçük ve orta ölçekli girişimleri, aydınları, kadınları, gençliği ve öğrencileri kapsayan, ulusal bağımsızlığı, demokrasiyi, barışı ve daha iyi yaşam koşulları kazanma özleminde olan tüm halkı kapsayan bir birleşik cephe gücüyle başarılacaktır. Bu birleşik cephe siyasi gericiliğin partilerine karşı mücadele içinde; demokratik partiler ve çeşitli alanlarda kamusal çalışmalar yürüten örgütler ve demokratik şahsiyetlerin birliğinin ve güçlenen işbirliğinin sonucu olarak ortaya çıkacak, büyüyecek ve gelişecektir. Bu birleşik cephe çalışmalarında acil-doğrudan hedefler için mücadelede birlik -tarih görüşü ve dinsel inançlar ayrımı yapmaksızın – ortak çabalar ve eylem birliği teşvik edilmelidir.

JKP ulusal ortak çabaların ve birliğin gerçekleşmesi yönündeki akımın en fazla destekleyicisi rolünü üstlenmelidir. Yüksek düzeyde gelişkin siyasi ve teorik yeteneklere ve aynı zamanda işçiler ve halkın diğer tabakalarıyla; yakın bağlar içinde olan büyük örgütsel güçlülük desteğine sahip olacak şekilde JKP’nin büyümesi, birleşik cephenin gelişmesi için vazgeçilmezdir. Halkın taleplerini elde etmek ve dönüşüm davasında ilerleme kaydetmek için, JKP ve birleşik cephe kuvvetlerinin; aktif bir biçimde bir yandan parlamento dışı hareketler ile işbirliği içinde mücadele etmeye bir yandan da Diet Meclisindeki koltuklarını arttırmaya önem vermeleri gerekir.

DEMOKRATİK KOALİSYON HÜKÜMETİ (Ara başlığı biz koyduk ÇN. )

Eğer, JKP ve birleşik cephe güçleri halkın çoğunluğunun desteğiyle; Diet Meclisinde istikrarlı bir çoğunluk kazanırsa, —  bir demokratik koalisyon hükümeti olan – bir birleşik cephe hükümeti kurulacaktır. JKP, “Egemenlik halktadır ” tutarlı ilkesi üzerinde çalışma yürütmüş olan bir siyasi parti olarak, parlamenter çoğunluk tarafından desteklenen bir demokratik koalisyon hükümeti kurmak için mücadele eder.

Uzlaşma gerektiren bir olasılık ( Ara başlığı biz koyduk ÇN.)

Birleşik Cephenin gelişme-oluşma süreci yolunda anlaşma maddelerinin demokratik reform için gerekli bütün ana hedefleri içermediği sonuç olarak da anlaşma şartlarının yalnızca bir kaç uygun hedef üzerinde uzlaşılan bir Birleşik Cephe kurmaya izin verdiği koşullar ortaya çıkabilir. Bu durumda eğer böylesi bir ortak (koalisyon) çaba, halkın çıkarlarını karşılamada ve bugünkü gerici yönetimi alt etmede yararlı olacak bir alternatif ise, JKP, bir birleşik cephenin oluşmasına ve bir birleşik cephe hükümeti kurulmasına yardımcı olmak için –üzerinde anlaşılmış acil-doğrudan hedefler bakışı içinde —  elinden gelen her şeyi yapacaktır.

İlerici ve demokratik yerel öz-yönetimler

Ülkenin her yerinde ilerici ve demokratik yerel öz-yönetimlerin kurulması yerel bölgelerde oturanların ve toplulukların taleplerini gerçekleştirmede temel araç rolünü onayacaktır. Aynı zamanda bu yerel öz-yönetimler demokratik ve ilerici akımları-çabaların ileriye doğru itilmesinde önemli güçler olarak hizmet edeceklerdir.

Ülkede bir demokratik koalisyon hükümetinin kurulması, tekelci kapitalizmin hâkimiyetini ve Japonya’nın A.B.D’ye tabiiyetini temsil eden; bugünkü iktidar güçlerinin direnişini ve engellemelerini alt etme doğrultusunda yürütülen ve halkın çoğunluğunun desteği ile sürdürülen mücadeleler yoluyla mümkün olacaktır. Japonya üzerinde sürdürdüğü hâkimiyet politikasına bağlı olan Birleşik Devletlerin iktidar güçlerinden kaynaklanacak olası engellemelerini küçümseyemeyiz.

Bu mücadeleler bir demokratik koalisyon hükümetinin kurulması ile son bulmayacaktır. Hükümetin kurulmasını izleyen ilerleme sürecinde; Birleşik Cephe Hükümetinin; demokratik güçlerin birliği ve halkın mücadelesi temeline dayanarak bütün devlet örgütlerini sözüyle ve eylemiyle kontrol altına alması ve (ÇN devletin ) uygulamacı-yönetim örgütlerinin yeni belirlenen ulusal politikaları üstlenmesi ve yürütmesi güvence altına almalıdır.

Bir demokratik koalisyon hükümeti; işçileri, çalışan vatandaşları, çiftçileri, balıkçıları, küçük ve orta ölçekli girişimleri, aydınları, kadınları, gençleri ve öğrencileri ve aynı zamanda onların örgütlerini içeren bütün tabakalardan halkın demokratik ittifakı temeli üzerine kurulacaktır. Demokratik koalisyon hükümeti Japonya’nın gerçek bağımsızlığını yeniden sağlama ve Japonya’nın demokratik dönüşümünün yürütülmesi görevlerini uygulayacak olan yeni bir yolun geliştirilmesi için siyasi güce-erke sahip olacaktır.

14- Demokratik dönüşüm — bağımsız, demokratik ve barışçıl bir Japonya kurmak için–, Japon halkının tarihinde önemli bir dönüm noktası olacaktır. Japonya bundan böyle A.B.D’ye tabi olmayacak ve Japon halkı, gerçek egemenliklerini tekrar kazanacak ve ülkedeki halk çoğunluğu asli oyuncular haline gelecektir. Demokratik reformlar, Japonya’nın savaş veya askeri gerilim kaynağı olmasını durduracak ve Asya ve dünyada barış için sıkı bir temel dayanak haline gelmesine yardımcı olacak ve Japon halkının dinamizmini kullanarak yeni bir siyasi, ekonomik ve kültürel gelişme yolunu açacaktır. Japonya’nın gidişatında demokratik ve barışçıl değişimin sağlanması Asya’da barışçı bir uluslararası düzen kurmak için önemli bir rol oynayacaktır ve 21.Yüzyılda Asya ve dünyada durumun evrimi sürecinde önemli bir dönüm noktası olacaktır.

BEŞİNCİ BÖLÜM: SOSYALİST/KOMÜNİST TOPLUM İÇİN

15- Japonya’nın sosyal gelişmesinde bir sonraki aşamadaki hedefi; kapitalizmi aşmak ve sosyalist dönüşümler sürdürmek ve sosyalist/komünist bir topluma ilerlemektir. Dünyamızda Bugüne kadar kapitalist çağın ileri düzeyde ekonomik ve sosyal kazanımlarına dayanan gerçek anlamda bir sosyalist dönüşüm yaşanmamıştır. Gelişmiş kapitalist bir ülkede sosyalizm/komünizme doğru ilerlemeye çalışmak, 21. yüzyıldaki yeni bir tarihsel görevdir. (Ç.N, Yeni girişilecek bir deney olacaktır).

Sosyalist dönüşümün kilit öğesi üretim araçlarının – ana üretim araçlarının mülkiyetinin, kontrolünün ve yönetiminin topluma aktarılması olan-  üretim araçlarının toplumsallaştırılmasıdır. Toplumsallaştırma sadece üretim araçları ile ilgilidir; geçim ve yaşam araçları ile ilgili olarak özel mülkiyet hakkı toplumsal gelişme sürecinin bütün aşamalarında korunacaktır.

Üretim araçlarının toplumsallaştırılması, insanın insan tarafından sömürülmesini ortadan kaldırılmasının yolunu açacak bütün halk için yaşam koşullarının iyileştirilmesini sağlayacak, toplumdaki yoksulluğu silecek ve daha kısa çalışma saatlerini gerçekleştirecek ve böylece toplumun bütün üyelerinin insani gelişimini güvence altına alacaktır.

Üretim araçlarının toplumsallaştırılması, üretim ve ekonomide kapitalistlerin kar arayışı olan itici gücü kaldıracak, üretim ve ekonomiyi toplumun gelişmesine ve toplumun üyelerinin maddi ve manevi yaşamlarının gelişimine yönlendirecektir, böylece sık tekrarlanan ekonomik durgunluğun önlenmesi ve çevresel yıkım tehdidinin daha da etkin bir biçimde düzene koyulması, genişleyen sosyal ayrımın ve diğer problemlerin çözümü için ekonominin planlı tarzda yönetiminin kullanılması mümkün olacaktır.

Üretim araçlarının toplumsallaştırılması ekonomiyi, birinci öncelik-kardır yaklaşımlarının dar çerçevesinden kurtaracak ve insan toplumunu destekleyen yeni bir hızlı maddi üretken gücün gelişimi için koşulları yaratacaktır.

Sosyalist/komünist bir Japonya; demokrasi ve özgürlük de dahil; kapitalist çağın tüm değerli kazanımlarını miras olarak alacak ve daha da geliştirecektir. “Sömürü özgürlüğü” kısıtlanacak ve bunun da ortadan kalkmasının çözümleri — yürütülecek reformlar sürecinde —aranacaktır. Sömürünün ortadan kalkması; kelimenin tam anlamıyla insanoğlunun toplumun kilit oyuncuları haline geldiği bir topluma yol verecektir. “Halk egemenliği ” düşüncesi; bütün alanlarda, politikada, ekonomide, kültür ve toplumda sosyal bir gerçeklik haline gelecektir.

Çeşitli ideolojilerin ve inançların özgürlüğü ve aynı zamanda siyasi faaliyetler – muhalefet partileri tarafından yapılanlar da dahil olmak üzere— etkili bir biçimde korunacaktır. Belirli bir siyasi partiye “sosyalizm” adına “lider” parti olarak ayrıcalıklar vermek veya belirli bir dünya görüşünün  “devletçe seçilmiş felsefe” gibi tanımlanması sosyalizm ile hiç bir ortaklığı olmadığı dolayısıyla kategorik olarak reddedilmelidir.

Sosyalist/komünist bir toplum daha yüksek bir gelişim seviyesine ulaştığında ve nüfusunun büyük bir kısmı sömürü ve baskıya yabancı olan nesillerle şekillendiğinde, ilke olarak bütün baskı-zor biçimlerinden azade, devlet iktidarının gereksiz olduğu,  insanın insanı sömürüsünün olmadığı, ezme ve savaşın olmadığı, eşit ve özgür insan ilişkilerinin topluluğu olan bir topluma doğru ilerlemek için gerçek beklentiler-koşullar gelişmiş olacaktır.

İnsanlığın, insancıl varoluş ve yaşam şartlarına kelimenin gerçek anlamıyla ulaşması ve insan tarihinin gelişiminde yeni bir aşamaya doğru adımlar atması böyle olacaktır.

16- Sosyalist dönüşüm kısa bir dönem içinde yürütülmeyecektir; sosyalist dönüşüm ulusal oydaşmaya dayalı olarak aşama aşama geliştirilmeye ihtiyaç duyan uzun bir süreç olacaktır.

Böylesi bir dönüşüm sosyalizm/komünizme doğru ilerlemeyi destekleyen halk çoğunluğunun arasında oydaşmanın oluşturulması ile başlar; sosyalizmi hedefleyen güç kararlı bir parlamenter çoğunluğun desteği ile kurulacaktır. Bu aşamalarda ilerlerken eyleme geçmek için; ulusal oydaşma oluşturmak ön koşuldur.

JKP, sosyalizme doğru ilerleme yanlısı olan bütün partilerle ve şahsiyetlerle birleşik cephe politikası anlayışı içinde işbirliği yapma tutumuna bağlı kalacaktır. Nüfusun çoğunluğu tarafından kabul edilen ve desteklenen sosyalist reform yolunu izlemeye dönük bir çabada; JKP çalışan vatandaşların, çiftçilerin, balıkçıların ve küçük ve orta büyüklükteki girişimcilerin çıkarlarına saygı gösterecektir.

Japonya’da sosyalizme giden yol süreci, bu süreçte çoğu problemin Japon halkının bilgelik ve üretkenliği ile çözüleceği yeni meydan okumalar ve keşiflerle dolu olacaktır.

JKP aşağıdaki konulara özel dikkat gösterecek ve savunacaktır:

(i) Üretim araçlarının toplumsallaştırılması –durum ve şartlara göre– mülkiyet, kontrol ve yönetim açısından çeşitli biçimler alabilir. Japon toplumuna uyan biçimlerin araştırılması önemli olmasına rağmen, üreticilerin kilit oyuncular olduğu sosyalist ilkeden uzaklaşmamalıyız. Eski Sovyetler Birliği tarafından “millileştirme” ve “kamulaştırma” yanlış gerekçeleri ile üreticileri bastıran bürokratizmin dayatılması hatası tekrarlanmamalıdır.

(ii) Pazar ekonomisi ile sosyalizme doğru ilerlemek Japonya koşullarında sosyalizmin gelişimi yasasına uygundur. Japonya’da Sosyalist reformları gerçekleştirirken, ekonomiyi planlı ekonominin ve pazar ekonomisinin öğelerini birleştirerek; ekonomiyi esneklik ve etkinliği sağlayacak şekilde yürütmek önemlidir ve aynı zamanda çiftçiler, balıkçılar ve küçük ve orta ölçekli üreticiler ve ticaretle uğraşanların bireysel inisiyatiflerine saygı duyan çaba ve arayışlara devam etmek önemlidir. Halkın harcama alışkanlıklarının kontrol edildiği veya tek-tipleştirildiği bir “kontrollü ekonomi” sistemi sosyalizm/komünizm altındaki Japonya’nın ekonomik yaşantısında tamamen reddedilecektir.

17- Sosyalizm/komünizm istem ve talebi salt Japonya’ya özgü değildir.

21. yüzyıl dünyası kapitalizmi aşma ve yeni bir topluma ilerleme akımlarının arttığı bir çağ karakteristiği taşıyacaktır. Bu bütünsel yenileşme, gelişmiş kapitalist ülkelerde keskinleşen ekonomik ve siyasi çelişmelerden ve halk hareketlerinden;  bu yenileşme kapitalist yoldan ayrılmış ülkelerde sosyalizme ilerlemede kendilerine özgü yolu keşfetme çabalarından ve bu yenileşme Asya, Orta Doğu, Afrika ve Latin Amerika’da; siyasi bağımsızlığına kavuştuktan sonra dahi kapitalizm çerçevesinde gelecek vadeden ekonomik gelişme yolunu bulamayan; birçok ülkedeki halk hareketlerinden beslenecektir.

JKP, 21. yüzyılı insanlığın, sömürü ve baskıdan özgür bir topluluk kurmaya doğru tarihsel bir ilerleme yüzyılı yapmak için hiç bir çabadan kaçınmayacaktır, bununla birlikte sosyal gelişmenin her bir aşamasında, Japonya toplumunun ihtiyaçlarını karşılamak için toplumsal dönüşümle ilgili görevleri yerine getirme çabasını sürdürecektir.

 

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!