Jean Michel Chassagne-Röportaj

2012 Mart’ında Ankara ve İstanbul’daki Fransız okullarında sendikalı öğretmenlerle toplantı

yapmak için Türkiye’ye gelen Jean Michel Chassagne; özellikle Fransa’daki sendikal hareketi, sendikal krizi, profesyonel sendikacılığa ve meslek sendikacılığına dair görüşlerini bizlerle paylaştı.

SNUipp-İlköğretimÖğretmenleri Sendikası-Yöneticisiyle Görüştük…

2012 Mart’ında Ankara ve İstanbul’daki Fransız okullarında sendikalı öğretmenlerle toplantı yapmak için Türkiye’ye gelen Jean Michel Chassagne; özellikle Fransa’daki sendikal hareketi, sendikal krizi, profesyonel sendikacılığa ve meslek sendikacılığına dair görüşlerini bizlerle paylaştı.

Jean Michel Chassagne, ilköğretim öğretmenleri sendikası yöneticisi, içerden birisi olarak, ifade ettiği görüşlerin genellemeden kaçınarak ya da indirgemede bulunmaksızın değerlendirilmesinin Türkiye’de sendikal alanda yürütülen tartışmalara katkı sunacağına inanıyoruz.

Anafikir: Bize kendinizi tanıtır mısınız?

Fransız kamu görevlisiyim. Fransa milli eğitim sistemi içerisinde görev yapıyorum. Şu an Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı çalışmıyorum. Çünkü yurtdışındaki Fransız okullarında görev yapmak üzere Fransız Dışişleri Bakanlığı’na atandım. Fransız yasaları çerçevesinde yurtdışında çalışan personel de sendikal haklarını kullanılabiliyor. Sonuç olarak, yurtdışında görev yapan Fransız çalışanlar için bir sendikal temsilcilik bulunmaktadır. Başlangıçta yalnızca Madrid’de lise öğretmeniyken aidatımı ödeyen bir sendika üyesiydim (Anafikir: Yurtdışında ilköğretim ile orta öğretim aynı binada olduğundan genellikle de okullar lise olarak isimlendiriliyor. Fransa’da ilköğretim ile orta öğretim binaları tamamen ayrı ve dolayısıyla ilk ve orta öğretimde görevli eğitimciler aynı ortamda çalışmıyorlar). Yavaş yavaş işleyiş biçimine ilgi duymaya başladım ve Madrid sekreterliği pozisyonu boşaldığında bu göreve geldim. Aday oldum ve meslektaşlarım tarafından bu görevi yürütmek üzere seçildim. Daha sonra, sendikamın İspanya temsilcisi görevinden ayrıldı ve yerine ben seçildim. Burada adaylık gösterilerek düzenlenen bir seçim sonucu değil, meslektaşların bir isim üzerine karar vermesinin ardından sendikanın İspanya temsilcisi seçildim. Bu şekilde sendikam İlköğretim Öğretmenleri Sendikası’nın (SNUIPP-PEGC) İspanya temsilciliği görevine geldim ve dört yıl boyunca İspanya temsilcisi olarak kaldım. Dört yılın sonunda görevi bırakmaya karar verdim çünkü bu dört yılın yeterli olduğunu düşündüm.  Böylece ilk işime, Madrid Fransız lisesinde lise öğretmenliğine geri döndüm. Bu eğitim yılında Yurtdışı Fransız Okullar Bölümü’nde görev almak üzere sendikamın Fransa Dışı bölümünde görev yapan bir arkadaş benimle irtibata geçti.

Anafikir: Fransa’da eğitim alanında faaliyet gösterenleri kamu çalışanları sendikalarını yakından tanıyorsunuz. Bu alanda kaç sendika var?

Eğitim alanında, sadece meslek sendikaları olduğu gibi, büyük Konfederasyonların eğitimde iş kolu sendikaları da bulunmakta. Özet olarak şöyle söylenebilir, bir yandan küçük, daha az üyeye sahip sendikalar bulunurken diğer yandan da üye sayısı daha fazla olan büyük sendikaların eğitim işkolu örgütlenmeleri var. Eğitime özel ( ilköğretim, orta öğretim, üniversite, mesleki eğitim öğretmenleri sendikaları gibi) meslek sendikaları da  var.Benim de bağlı bulunduğum ilköğretim öğretmenlerini sendikası ile ortaöğretim öğretmenlerinin sendikası bir araya gelerek federasyon oluşturmuştur.  Birlik federasyon tarafından temsil edilir. UNSA adlı Federasyon da eğitim alanındaki meslek sendikaları da dâhil olmak üzere sendikaları bir araya getiren çok önemli bir üst kuruluş. Büyük sendikalara geldiğimizde, CGT az çok komünist sayılabilecek bir işçi sendikası ve eğitim işkolu da bulunuyor. CFDT eğitim işkolu (Milli Eğitim Sendikası) da bulunan Hıristiyan bir sendika. Son olarak,  sol çizgide diyebileceğimiz bir sendika daha bulunuyor Syndicat Sud (Güney Sendikası), bu sendika biri eğitim olmak üzere farklı işkolları sendikası bulunuyor. 

Anafikir: Peki sendikaların toplam üye sayısı kaç, öğretmenlerin yüzde kaçını kapsıyor?

Elimde bununla ilgili veri yok. Sendikamda yönetici olduğumdan benim bölümdeki üye sayımızı biliyorum. Toplam üye sayısı içindeki benim bölümüme mensup öğretmenlerin sayısını da.

Anafikir: Kabaca bir yüzde versek?

Şöyle ki, yüzde olarak inceleyecek olsak da sayılar çok iyi saklanıyor. Sendikalar, Genel Merkez’ler şu ya da bu sendikayla karşılaştırılma endişesiyle bu sayıları sır olarak saklıyorlar. Bu şekilde üye sayısı olarak değil de oy sayısı olarak bu rakamları görebiliyoruz. Mesleki alanımızda üyelik oranı son yıllarda oldukça düşük diyebiliriz. Bu durumda personelin %20-24’ü kadar bir üye sayısı olduğunda bunu oldukça iyi bir rakam olarak nitelendirmek mümkün. Yurtdışındaki üyelerimiz içinse bu rakam %45 ki bu müthiş bir rakam; ancak bu yalnızca yurtdışındaki personel için geçerli, yurtdışında personel sendikalaşma anlamında Fransa’daki personele göre daha faal.

Anafikir: Fransa’da sendikaların üye sayılarını açıklamadıklarını söylüyorsunuz.  Sizde üye sayısını belli bir kuruma bildirme zorunluluğu yok mu? Bizde sendikalar üye sayısını Çalışma Bakanlığı’na bildirmek durumunda.

Fransa’da belirleyici olan temsiliyet. Önemli olan komitelerde yer alacak temsilciler için düzenlenen seçimler. Sendikaların gösterdikleri adaylara gelen oy sayısıdır. Bu komiteler teknik çalışma komiteleri olabilir. İşte bu oylar…

Anafikir: Her bir işyeri için mi?

Hayır, illa ki her bir kurum için değil. Mesela, mademki eğitimden bahsediyoruz zaten ben de bu alanda çalışıyorum, Bakanlık’ın eğitim projelerini onaylayan, bu konuda karar alan ve içinde sendikaların da temsil edildiği, Bakanlık düzeyinde bir teknik komite (Milli Eğitim Teknik Komitesi) var. Bu komite içinde sendikalara ayrılmış belli bir kontenjan sayısı var. Bu teknik komitede yer alacak sendikaların temsilcileri seçimine eğitimciler katılarak oy kullanıyorlar. Seçimler yapılıyor. Nitelikli çoğunluk yöntemiyle yapılan seçimlerde en fazla oyu alan sendika da hükümetin muhatabı oluyor. Bakanlık düzeyindeki bu teknik komitede görev alıyorlar. Bir kuruluşa oy vermek ya da vermemek nasıl bir kişinin kendi hür iradesiyle yapacağı bir seçimse, bir sendikaya üye olup olmamak da kişinin kendi özgür seçimi. Üye olmak bir sendikaya oy vermek anlamına gelmiyor. Oy vermek de üye olmak anlamına gelmiyor. Yani, doğal olarak üyelerle ilgili listeler açıklanmıyor, bu da tabi ki Fransa’daki ifade özgürlüğünün bir parçası. Kısaca Sendikaların sayısı konusunda elimizde bu yönde yapılmış bir açıklama yok.

Anafikir: Burada, Türkiye’de sendikalar üye listelerini Çalışma Bakanlığı’na vermek zorundalar.  Bunun sendikalara zararı ne?

Türkiye için bilemiyorum ama Fransa’da bu özel bilgi gizliliğinin ihlali olur. Fransa’da dosyalarımız hiçbir şekilde hükümet birimlerine aktarılmıyor. Ayrıca böyle bir şey suç sayılır. Bu bilgileri ifşası Fransa’da yasal açıdan suç bile sayılır.

Anafikir: Peki, üyelerden aidatlarını nasıl alıyorsunuz?

Üyeler, elbette, üyelik aidatı ödüyorlar. Sendikanın faaliyetlerini yürütmesinde bu aidatların yapılacak işlere göre bir dağılımı oluyor. Yurtdışındayız, burada durum farklı ama ona sonra değineceğim. Öncelikle genel durumdan bahsetmek gerek. Aidatlar, bütünüyle sendikanın iç işlevlerini yürütmek için kullanılıyor. Eğitimde yayınlarımız da bulunuyor. İdari masraflarımız oluyor. Sendika işyeri temsilcisi olan öğretmen, elbette maaşının tamamını sendika için kullanamaz. Bu yüzden, tüm masraflar genel muhasebe birimince ele alınıyor.  Genel muhasebe birimi üyelerin aidatlarından doğan gelirlerin hesabını tutuyor.  Küçük bir parantez açacak olursak, yurtdışında ise bulunduğumuz yerdeki birime maddi katkı için bir miktar aidat geliri yatırıyoruz.

Anafikir: Peki üyeler aidatlarını nasıl ödüyorlar? Örneğin banka aracılığıyla mı?

Sendika üyeleri aidatların gönüllük üzerinden ya doğrudan sendika temsilcisine ya da kendi direktifiyle bankası aracılığıyla aidatını öder. Yurtdışında, burada yurtdışı eğitim biriminden söz edecek olursak, temsil edildiğimiz her bir ülke için alt birimlerimiz bulunuyor. Bu birimlerde bir sayman olması gerekiyor. Bu saymanın, kendi hesabı ve sendika hesabı arasında doğabilecek karışıklıkların önlenmesi amacıyla şahsi hesabı dışında bir hesabı olması gerekiyor. Bu yüzden, sendikanın yerel temsilciliği adına bir hesap açılması gerekiyor. Bizler, bu hesaba ülke temsilciliğine yatıracağımız miktarı yatırıyoruz. Böylece, her bir sendikalının aidatı yerel birime aktarılmış oluyor. Burada, Türkiye’deyiz… Her bir ülkeden toplanan toplam miktar hesaplanıyor. Sonra, kişi başına düşen bir miktarı Türkiye’deki birime Türkiye biriminde belirlediğimiz üye sayısıyla çarpıyor ve idari masrafları için Türkiye birimine aktarıyoruz. Bu genel durum. Her bir sendikalının ödediği aidatın diğer bir bölümü de merkezi olarak sendikanın idari masrafları için kullanılıyor.  Sendikanın tüm yayınları her bir sendikalının adresine teslim ediliyor. Yani, idari masrafların yanı sıra temsilcilerin Paris’e seyahat masrafları, toplantılar ve yayın masrafları da bulunuyor.

Anafikir: Biraz Milli eğitimdeki sendikalardan işkolu ve meslek sendikalarından bahseder misiniz?

Eğitim alanında öğretmenlik mesleği branşlara göre değil, okullara göre sınıflandırılıyor. Fransa’da ortaöğretim, yüksek öğretim, ilköğretim öğretmenlerinin farklı statüleri bulunuyor. Örneğin, ilköğretim ve ortaöğretim öğretmenleri statüleri farklıda olsa birlikte aynı sendikada yer alıyorlar. Bu iki kategori arasında bir ayrım yapılmıyor. Bizim sendikamız ise bu kategoriler ayrı ayrı değerlendiriliyor. Sendikamıza yalnızca ilköğretim öğretmenleri üye olabiliyor. 

Anafikir: Öğretim kurumlarında öğretmenlerin yanı sıra başka mesleklere mensup çalışanlar da olabiliyor, onlar hangi sendikalara üye oluyorlar?

Biz eğitimcilerin mesleki sendikasıyız. Ama Federasyonumuz Birleşik Sendika Federasyonu (FSU) içerisinde başka eğitim sendikaları da var. Örneğin, teknik eğitim öğretmenlerinin bizim Federasyonumuz içerisinde kendi sendikaları var. Birleşik Sendika Federasyonu her durumda bütün bunları kapsıyor ama bu Federasyon içerisinden eğitim sektörü içinde yer alan her bir grubunun kendi sendikası bulunuyor.

Anafikir: Bu durumda sendikal örgütlenme mesleklere dayalı.

Evet, mesleğe bağlı olarak kollara da ayrılıyor. Ama, unutmayalım büyük merkezi sendikalar daha ziyade genel kategorilere dayalı işkolunda sendikalaşma seçeneği sunuyor.  Bu da demektir ki, mesela CGT’nin eğitim sendikasında ilköğretim, ortaöğretim ya da mesleki eğitim gibi tüm dallar bulunmuyor.

Anafikir: Yani, iki tip sendikalaşma bulunuyor, bunlardan birisi meslek, diğeri işkolu bazlı.

Evet. Bu da tamamıyla sendikal kuruluşun tarihiyle ilintili. Birleşik Sendika Federasyonu  (FSU), eğitim alanında mesleki sendikaları bir araya getiren bir federasyonken, CGT eğitim dünyasına özel bir merkezi sendikal konfederasyon değil. CGT’nin içerisinde metalürji, cezaevi çalışanları, ham madde işleme sanayi gibi işkolları da bulunuyor. CGT genel kapsamlı bir sendikal kuruluş, aynı zamanda daha eski bir sendikal kuruluş.

Anafikir: Sendikaların veya federasyonların yöneticileri yalnızca sendikada, sendikal faaliyetlerle mi uğraşıyorlar, yoksa aynı zamanda mesleklerini de icra ediyorlar mı?

Herkesin iş yüküne göre değişen birçok durum var. Tekrar etmek gerekirse ben bir eğitim sendikası olan SNUIPP’in üyesiyim. Paris’te farklı çalışma kolları bulunuyor, mesela yönetim veya bir eğitim araştırma kolu. Her bir kolda çalışan ortalama beş temsilci (delege) bulunuyor. Bu seçimle yenilenen bir sorumluluk. Her 3 yılda bir seçimle temsilciler değişebiliyor. Üç yılın sonunda temsilcilerin görev süresi üç yıl daha uzatılabilir veya başka temsilciler göreve gelebilir. Yine genel sekreter de kongrede seçilerek üç yıl için göreve geliyor ve üç yılın sonunda da bir başkası bu göreve gelebilir. Genel sekreterin görev süresi de uzatılabilir. Bu tüm görev üstlenenler için geçerlidir. Kollarda sekreter olarak çalışanlar işlerin yoğunluğuna bağlı olarak ders vermeyi bırakması gerekirse, o zaman ders verme yükümlülüğünden muaf tutulabilirler. Ama meslektaşlarımızın çok büyük bir bölümü kısmi zamanlı olarak öğretmenliklerine devam ediyorlar.

Anafikir: Kısmi çalışma nasıl gerçekleşiyor?

Çok basit, derslere giriyoruz ancak yarı zamanlı olarak. Haftanın bir bölümünde sınıfta oluyoruz. Diğer bölümündeyse meslektaşlarımızı temsil ediyoruz. Hem meslektaşların temsili, üzerinde çalıştığımız dosyalar, meslektaşlarımızın haklarının savunulması ve hem de sınıftaki görevlerimiz ve öğrencilerin takibini bir arada yürütmeye çalışıyoruz.

Anafikir: Peki yarı zamanlı çalıştığınızda, bunu kim karşılıyor?

Aslında bu bir çeşit dolaylı yardım. Yani, işyerinde çalışılmayan sürenin ücretini Fransa karşılıyor. Fransa içinde bu durumdaki meslektaşlarımızın ücreti hükümet tarafından, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından, Fransa dışındaysak Dışişleri Bakanlığı’na bağlı bir birime bağlı çalıştığından,  başka bir deyişle Dışişleri Bakanlığı karşılıyor. Sendika temsilcilerinin yarı zamanlı çalışmalarının karşılamak için Fransa’da devletin sağladığı bir sübvansiyon. Bu aidat gelirlerinin tamamen dışındadır. Her bir sendikanın yıl içinde ne kadar saatlik bir sübvansiyona sahip olacağı Milli Eğitim Teknik Komitesi seçimlerinde aldığı oya göre belirleniyor. Sendikaların seçim sonuçlarına göre elde ettiği bu süreyi, her bir sendika kendi ihtiyacına göre sendika yöneticileri, sendika kollarında sorumluluk üstlenmiş kişiler, sendika temsilcileri vb. arasında dağılımını yapıyor. Yani bunun sendika içindeki dağılımını sendikalar kendileri yapıyorlar.

Anafikir: Peki devletin bu sübvansiyonu sendikal bağımsızlık açısından bir sorun yaratmıyor mu?

Bu işleyiş biçimi Fransa’da bilinen bir yöntem. Bu güne kadar devlet ile ilişkimizde bağımsızlık konusunda bir sorun olduğu hissini yaşamadık. Bunlar,  sadece basit hukuk kuralları. Bu sübvansiyon sadece sendika temsilcinin işini yapabilmesine olanak tanıma amacı taşıyor. Şunun altını çizebiliriz, ders vermeyi tamamen bırakan temsilci sayısı çok az. Yani birçok kişi mesleklerini icra etmeye devam edebilmek için bu sübvansiyondan faydalanıyor. Tabi ki bu tür sübvansiyonlar devlete belli bir meblağa mal oluyor. Şu an Avrupa’nın birçok ülkesinde bu yönde eleştiriler yapılıyor. Fransa’nın dışında her yerde iktidarda sağ partilerin yeniden hâkimiyet kurmasına şahit oluyoruz. İspanya’da sendika karşıtı bir basın var ve devletin sendikalar yaptığı sübvansiyonları eleştiriyor. Ama devletin sübvansiyon sağlayarak yaptığı harcama sendikaların işleyiş ve temsiliyetleri için güç katarken aynı zamanda hareket serbestliği, bir nebze de olsa özgürlük sağlıyor. Bu paranın sendikalara boyun eğdirmenin bir yöntemi olduğunu düşünmüyorum. Bu para hediye olarak verilmiyor. Devletin tüm Fransızlar adına sendikaların faaliyetlerine devam edebilmesi için onlara bir miktar maddi kaynak aktarıyor, o kadar.

Anafikir: Burada, Türkiye’de, sendika yöneticileri mesleki görevi tamamen bırakıyorlar, devletten de maaş almıyorlar. Dolayıyla da bazı sendikalarda yöneticiler oldukça yüksek ücret alırken, bazılarında da eğitimci iken aldığı ücret tutarında bir ücret alıyorlar. Bu ücret tabi ki üyelerin ödediği aidattan geliyor.

Bu işleyiş biçimi çok korkutucu diyebilirim. Çünkü üye aidatları yöneticilerin geçimini sağlamak için değildir. Yani benim naçizane fikrime göre, Fransa’daki sisteme göre daha kötü bir sistem. Seyahatlerimde başka ülkelerdeki eğitim sistemlerini de gözlemleme fırsatı buldum. Meksika’da sendika aidatları zorunlu. Sendika yöneticileri bu aidatları cebe indiriyorlar ve bu parayla evler, daireler, arabalar alabiliyorlar. Hiçbir şekilde bu para üzerinde bir denetim yok. Yani açık bir şekilde aidatlardan gelen paranın sendikanın faaliyetleri için kullanılması gerekiyor, hiçbir denetim olmaksızın sendika yöneticilerine ücret ödemesi değil. İşte bu yüzden hükümet sübvansiyonları, sendika aidatlarının kötü bir şekilde kullanılmamasını garanti altına alıyor. Sendika yöneticisine bu şekilde ücret ödemesi yapıldığında üyelerin aidatlarının kişisel amaçlar için kullanılmadığından emin olunuyor. Bu şekilde, para kişilerce istismar edilemiyor.

Devam edecek

 

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!