Kapitalizm Virüsü-Mehmet Ali Yılmaz

Herkese “Sağlıklı Günler”!

İnsanlık korona virüsüyle pençeleşirken kapitalistler krizi fırsata çevirmenin, daha çok kar etmenin peşinde.

Tarihin sonu geldi, artık sadece kapitalizm var diyenler bir virüs karşısında perişan oldular. En zengin emperyalist ülkelerin atom silahları koronavirüsüne bir şey yapamıyor, çaresizlik içinde kıvranıyorlar. Sermaye mi daha küresel yoksa virüs mü?

Bu virüsle mücadele de gösterdi ki; bireycilik-serbest piyasacılık, toplumculuk-kamuculuk karşısında eziliyor. Toplumcu sistemler bu saldırı karşısında hakkıyla direnirken kapitalist yönetimler doğal seleksiyonu savunarak ne kadar insanlık dışı olduklarını ortaya koydular. Dinciler ise sorunu Allaha havale ederek saraylarına çekildiler. Kaderlerine terk edilen halkın ise sağlık emekçilerinin savaşma kabiliyetlerine güvenmekten başka bir umarları yok

Özelleştirilen sağlık ve sigorta kuruluşları ile insan sağlığını ilgilendiren fabrikaların ne kadar önemli olduğu bu musibet sayesinde bir kez daha hatırlandı. Şeker fabrikalarını sattıkları için alkol üretilmiyor, alkol olmayınca kolonya yapılamıyor. Bu kriz günlerinde, alkol düşmanlığını dindarlık sananların alkole muhtaç kaldıklarını da gördük! Seçim zamanı kömür, makarna dağıtan zihniyetin çözümü maske ve alkollü kolonya dağıtmakta bulması da yadırganmamalı! Bu arada virüs salgınıyla mücadelede buldukları bir başka çözüm de devlet yurtlarını gece yarısı boşaltıp öğrencileri sokağa atarak buralara gelecekleri bilinen umrecileri yerleştirmeleridir. Halkın vergilerinden çok büyük paylar alan Diyanet İşleri bu umreciler sorunu bile kendi olanaklarıyla çözemiyorsa ne işe yarıyor? Bu tür işler için tarikat yurtları kullanılıyor mu?

Tarih boyunca bilinen gerçek bir kez daha kanıtlanıyor. Tüm dünyada binlerce yıldır dinler hep halkın sırtına bindiler, onlardan sızdırılan milyarlarla desteklendiler ve kurulu düzenlerin hizmetinde bulundular. Egemen sınıfların çıkarları ve örgütleriyle dinsel kurumlar ve propagandaları genellikle içiçe yürür. Türkiye’de buna eklenen devlet dinci kesimin işgaline uğratıldı. Din, devlet, sermaye ve popülist demagojik propagandaları içiçe geçmiş durumda. Bu kriz süresince de bunun böyle olacağını görebiliyoruz.

Ama bu sistem yanlısı çabalarla, genel ekonomik bunalımın daha da derinleşmesinin engellenemeyeceği açık. Virüs kriziyle giderek ağırlaşacak bunalım, din-devlet-sermaye kardeşliğinin hâkimiyetini derinden sarsacak. Halkın bu kurumlara olan güveninin büyük darbe yemesi kaçınılmaz. Çünkü her şeyden önce bugünkü egemenlerin ülkeyi yönetemediklerini, hep kendilerine yonttuklarını, paranın kulu olduklarını halk kitleleri bu kriz döneminde daha açık biçimde görecek. Kokuşan düzenin çürüdüğünü daha net anlayacaklar.

Emperyalist kapitalist dünyada ve onun bir parçası olan Türkiye’de ekonomi daha fazla bozulacak. Fabrikaların birçoğu kapanabilir ya da yarı zamanlı çalışmaya geçilir. Bütün işyerleri ve iş alanları bu krizle sarsılacak, çalışanların tamamı ve bütün halk bu gelişmeden olumsuz etkilenecek. İşsizlik had safhaya varacak, yoksulluk ve açlık katlanarak büyüyecek. İnsanlar sağlık malzemeleri, ilaç, temizlik ve gıda ürünleri bulmakta ve almakta zorlanacak. Sosyal güvenlik kurumları ve kamu hastaneleri görevlerini gerektiği gibi yapmakta güçlük çekecekler ya da yapamayacaklar.

Önümüzdeki süreçte çalışandan çok çalışmayan, işçiden çok işsiz, emekliden çok emekli olamayan, evi olandan çok evsiz ülkelerin nüfusunun önemli bir kısmını oluşturacak. Bu büyük kalabalıklar ne yiyecekler, ne içecekler, nerede barınacaklar? Bu örgütsüz ve kontrolsüz güç sokakları ve meydanları ne tarafa götürürler hiç belli olmaz. Bunlara önderlik edebilecek bir ideoloji, güç, örgüt, vd. henüz kendilerini kanıtlamış değil. Bu kontrolsüz ezilen kesimlere dinler kumanda etmeye çalışırlar ama başarılı olma ihtimalleri zayıf. Çünkü onlara bu sonu hazırlayan ittifakın içinde dinler de var.

Tarih insanlığı yeni bir ekonomik-politik düzene doğru yönlendiriyor.

Bu gelişmeler sadece bizde değil bütün dünyada ve özellikle de daha çok kar etmeyi amaçlayan kapitalist sistem üzerinde etkisini mutlaka duyuracak. Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Neoliberal politikalar ister istemez tarihin çöplüğüne atılacak. Bu gidişe çözüm üretebilecek bir tek ideoloji var. O da kamuculuk, toplumculuktur. Bu devrimci ideoloji yeni dünya koşullarında kendini yeniden halk kitlelerine benimsetebilirse öne çıkma şansını yakalayabilir. Yoksa faşizm veya benzeri bir gericilik bu kitleler üzerinde etkili olur. Burjuva dünya görüşünün yeni koşullara göre kendini restore etmekte ne kadar yetenekli olduğunu biliyoruz. Önemli olan diyalektik materyalist dünya görüşünün bu burjuva restorasyona karşı sağlam bir felsefi gerekçelendirme oluşturarak bu ezilen kesimleri ilerici-devrimci politikalar etrafında mevzilendirmesidir. Bunun için atılması gereken ilk adımlardan birisi de ittifaklar siyasetinin çerçevesini geniş tutmaktır. Lenin’in diyalektik materyalist bir yaklaşımla “dünya devrimi” için, Batılı ülkelerdeki proletarya devrimlerinin yanı sıra Doğunun sömürülen-ezilen milletlerinin devrimci mücadelelerine verdiği önem ne ise günümüzde ezilen, dışlanan kesimlerin proletaryanın mücadelesinin kapsamı içinde yer alması odur. Burada mantık ülkenin ve bütün halk kitlelerinin kurtuluşunu temel devrimci ilkeler doğrultusunda sağlamaktır. Devrimi başarmanın çok yönlü çareleri üretilmelidir. Sürekli yenilen olmak yerine yenen olmak istiyorsak bunu yapmak zorundayız.

Bir başka sorun da umutlu olmaktır. Geleceğe umutla bakmalıyız. Bu krizle birlikte özelleştirmelerin daha şimdiden büyük bir itibar kaybına uğradığını, kamuculuğun öne çıkmaya başladığına tanık olduk. Her musibetten bir hayır doğarmış! En son İspanya’da özel hastaneler kamunun kontrolü altına alındı. Bunun devamında başka alanlarda da kamunun etkinliği artmaya başlayacaktır. Çünkü koşullar bunu dayatıyor.   

Koronavirüs salgını üzerine toplumcular insanlık dersi verirken, emperyalistler çıkar hesabı içinde olduklarını ortaya koydular.

-ABD Avrupa’ya uçuşları yasaklarken, Çin ve Küba, salgının en fazla yayıldığı İtalya’ya uzman doktor grubu ve yardım gönderdi.

-İçinde 682 yolcu ve 381 mürettebat bulunan İngiliz gemisini içinde 5 yolcunun koronavirüs taşıdığı gerekçesiyle bölge ülkeleri kabul etmedi. Bir ülke hariç, o ülke Küba’ydı. Küba bu İngiliz gemisini hastaları tedavi etmek amacıyla kabul etti.

-ABD’nin koronavirüs salgınına bakışının nasıl olduğunu en açık biçimde ortaya koyan Ticaret Bakanı W. Ross oldu. Ross’un Çin’de koronavirüs insanları öldürmeye başladığında söyledikleri emperyalist kapitalizmin gerçek yüzünü açığa çıkaran özellikteydi. Fox News’e konuşan ABD Ticaret Bakanı W. Ross, Çin’deki koronovirüs salgınını “İstihdamın Kuzey Amerika’ya geri dönmesini sağlayacak” şeklinde değerlendiriyordu. Trump’ın Ticaret Bakanı bu salgının Amerikan ekonomisine yarayacağını söylüyordu.

İşte kapitalizm ile sosyalizmin farkı budur. “Ensari” olmak Küba’nın yaptığı gibidir. Dara düşenlere karşılığında hiçbir çıkar gözetmeksizin yardımcı olmak… (AKP yöneticileri Suriyelilere sahip çıkma anlamında kullandıkları “ensar” ifadesini yanlış kullanıyorlar. Doğrusu “ensar” değil “ensari”dir. Çünkü “ensar”; yardımcılar, koruyucular anlamına gelir, “ensari” ise yardım eden, koruyan anlamındadır.)

Kapitalizm, tarihin sonunu getiremedi ama Sosyalizm, bu krizle, bir kez daha insanlığın başlangıcı olduğunu kanıtladı.

Bu günlerde insanları “sağlıklı günler” şeklinde selamlayalım.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!