Kim Kimi Köşeye Sıkıştırıyor?- Mehmet Ali Yılmaz

Son zamanlarda sol kamuoyunda Rusya’nın izlediği bölge politikalarıyla ABD’yi köşeye sıkıştırmaya başladığı şeklinde görüşler ileriye sürülmektedir. Bugünkü dünya koşullarında, Rusya-ABD ilişkilerini tek yönlü olarak ele almanın ciddi yanılgılara yol açma ihtimali yüksek görünmektedir.

Soğuk Savaş döneminde, ABD emperyalizminin büyük hedeflerinin en başında Sovyetler Birliği’ni çökertmek, dağıtmak yer alıyordu. 1979’un Şubat’ında, ABD emperyalizminin Ortadoğu’daki en önemli işbirlikçilerinden olan İran’daki Şah rejimi yıkılıyordu. Bu önemli gelişme üzerine, ABD’nin Sovyetler Birliği’ne karşı yürüttüğü Soğuk Savaş mücadelesi yeni duruma göre planlanacaktı. Bu yeni planın ana stratejisi Sovyetler Birliği’nin güneye inmesini önlemekti. Bunun için de Müslümanların çoğunlukta olduğu ülkelerdeki yönetimleri daha doğrudan yönetmek ya da yeni plana göre şekillendirmek, bağımlılığı tahkim etmek gerekiyordu. Bu yeni projeden beklenen dolaylı bir sonuç da süreç içinde SSCB’ni içerideki Müslümanları da tahrik ederek yıpratmak ve giderek de yıkmak üzerineydi.  Bu yeni stratejinin başarısı için, daha sonraki yıllarda çok sözü edilecek olan, Yeşil Kuşak projesi hayata geçiriliyordu. İşte tam bu sıralarda, 1979’un son günlerinde, Afganistan’ın içişlerine bir süreden beri karışan SSCB’nin bu ülkeyi işgali gündeme geliyordu. Aynı yıl içinde iki komşu “Müslüman ülke”de (İran ve Afganistan) çok büyük değişiklikler ortaya çıkmıştı.

Asya’nın en kritik bölgesinde yer alan bu iki ülkedeki gelişmelere bakınca ABD’nin emperyal politikalarının büyük bir darbe yediği, Sovyetlerin bir dünya gücü olarak çok ciddi mesafe aldığı söylenebilirdi. Ama gelişmeler, hiç de bu yöndeki tespitleri doğrular nitelikte olmadı. Bütün dünyayı o dönemde hop oturtup hop kaldıran bu gelişmelerden birisi, Afganistan işgali, SSCB’nin sonuna doğru gidişini hızlandıran en önemli dış etkenlerden birincisi oldu. Sovyetler Birliği, Afganistan’da tam bir bataklığa saplandı. Bu bataklığı sürekli derinleştiren, içinden çıkılmasını zorlaştıran ABD ve Batılı müttefikleri SSCB’nin dağılmasını bu olayla çok hızlandırmış oldular. SSCB’nin Afganistan işgaliyle aldığı ekonomik, askeri ve siyasi yara; ABD’nin Vietnam işgalinden aldığı yaralardan daha yıkıcı sonuçlar yarattı Sovyetler için.

Özellikle Afganistan olayını hatırlatmamızın nedeni son zamanlarda Rusya’nın başına sarılan Ukrayna belası nedeniyledir. ABD’nin Avrupalı büyük devletlerle birlikte yarattığı Ukrayna sorunuyla Rusya’nın Ortadoğu’da ve Asya’nın diğer bölgelerinde güç kazanmasını engellemeye çalıştığını görmemiz gerekir. Rusya’nın Suriye’de elde ettiği prestijini zayıflatmak, Almanya başta olmak üzere bazı Avrupa ülkeleriyle girdiği olumlu ilişkileri kesintiye uğratmak ve Asya ülkeleriyle kurulan ortaklıkları bozmak için (Rusya’nın)yeni bir bataklığa doğru sürüklenmekte olduğunu söylersek abartmış olmayız. Kırım’daki gibi bazı başarıların da sonuçta Rusya’nın uçuruma doğru sürüklemesinde rol oynayabileceğini unutmayalım. “Deveyi yardan uçuran bir tutam ottur” özdeyişini aklımızın bir köşesine yazalım.

Rusya’nın ne mali ve ekonomik gücü, ne teknolojik düzeyi, ne de askeri gücü ABD ve Avrupa ile boy ölçüşecek durumdadır. ABD ve yakın ortakları, Rusya’yı böylesi büyük ve jeostratejik olarak karmaşık sorunlara hazır değilken, yeterince güç elde etmemişken dolaylı bir saldırıyla savaşa zorladılar ve Putin’in de bu tuzağa düştüğü anlaşılıyor. Avrupa’nın kıyısında yer alan ve Turuncu Devrimin yatağı olan Ukrayna bu tuzağın tam merkezidir ve yeni bir Afganistan olmaya zorlanmaktadır. Yarın Kafkasya bölgesindeki İslamcı savaşçılar başta olmak üzere Rusya’daki bazı ayrılıkçı güçler de devreye sokulurlarsa hiç şaşmamak gerekir.
ABD emperyalizmi, Rusya’nın Avrupa ve Asya’da çok fazla öne çıkmasını, başa güreşmesini istememektedir. Çin gibi çok daha güçlü bir ülke bile ABD ve stratejik yakın ortakları karşısında sessiz ve derinden gitmeyi tercih ederken; Rusya’nın dünya siyasetinde kendi gücünün ötesinde öne çıkması balığın oltaya atlaması gibi sonuçlar yaratabilir.

Bu büyük oyunda Türkiye, ne ABD’ye kendini kullandırmalı ne de herhangi bir nedenle maceraya girmeye kalkışmalı. Özellikle AKP iktidarı ve neo-Osmanlıcı Dışişleri Bakanı fırsatçılık yapmaya kalkışmamalı. Çünkü büyük güçlerin bu tepişmesinin sonuçları çok ağır olabilir ve burada taraf olmak Suriye’de taraf olmaya da benzemez. Ukrayna sorunu büyürse çok daha ağır ve yıkıcı sonuçlar yaratabilir.

 

Mehmet Ali Yılmaz

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!