Kolektif Emperyalizm Nedir?-Ali Murat Özdemir

“Emperyalizm nedir?”, “İlgileneni var mıdır?” gibi sıkıcı sorulara yanıt aramaksızın -ansızın ve apansızın- yazının tepesinde zikredilen soruyla başlayacağım. Bu soruyla başlayınca “Kolektif Emperyalizm” ve “Türk Dış Politikası’nın Ekonomi Politiği” adlı kitaplarda bahsi geçen tanımı kesip yapıştırma imkânım doğacak, bu bir. İkincisi, kavramı duyunca internete girip derli toplu bir yazı arayan az sayıdaki kimseye bir kolaylık sunabileceğim.

 

Yakın zamanlarda kullanılmaya başlanan Kolektif Emperyalizm teriminin mucidi Beytepe Ekonomi Politik Çevresi çatısında metin üreten bir grup yazar değildir muhakkak. Ancak bu terim adı geçen yazar grubu tarafından (Marksist Ekonomi Politiğin çerçevesinde kalarak ama) Kolektif Emperyalizm terimini kullananların o terime yüklediği anlamdan farklı ve özgün bir şekilde kullanılmaktadır. Farkın temelinde Panitch ve Gindin’in yazılarında geçtiği haliyle devletin uluslararasılaşması kavramının Althusserci bir devlet kuramına referansla somutlaştırılması diyebileceğimiz bir teorik tutum bulunmaktadır.

 

Eril ve zehirli dilimle bir ortaçağ atasözünü kendi derdime uyarlamama izin verilsin: Fikirler babalarına değil kendi zamanlarına benzerler (atasözünün aslında “fikir” değil “çocuk” kelimesi bulunmaktaydı). Kolektif Emperyalizm terimi için olan da budur. İş bu yazıyla değerli okuyucuya yukarıda adı geçen kitaplar içerisinde bulunabilecek bir metin sunuyorum, kullandığımız haliyle kavramı tanıtmak maksadıyla.

 

  • Kolektif emperyalizm, emperyalizmin güncel formudur. Emperyalizmin güncel biçimi klasik emperyalizmde olduğu gibi sermayenin genişletilmiş yeniden üretimi için gerekli temsil mekanizmaları aracılığıyla devlet iktidarının (bunun getirdiği düzenleme ve şiddet kipliklerinin) kullanımını kapsamaktadır. Ancak aktüel emperyalist etkinlik -önceki dönemin aksine- bir ulus devlet içerisindeki temsil imkanlarının kullanılması suretiyle, diğer ulusal alanlarda temsil bulan öteki ulusal sermaye öbeklerinin faaliyetinin dışlanmasına dayanmaz. Burada esas olan dinamikler İkinci Dünya Savaşı sonrasında belirmeye başlamıştır. Kolektif emperyalizm, bir devletin –aynı oyun kurallarıyla hareket etmesi kaydıyla menşeine bakılmaksızın- birden ziyade sermaye öbeğine ve bu öbeklerin de birden ziyade yerellikte gerçekleştirilecek değerlenme edimine bağımlı bulunmasının neticesi iktidar aygıtlarındaki biçimsel ve içeriksel dönüşümlerin etkisi olarak kavramsallaştırılabilir. Ancak yeni ve muğlak yapısı içerisinde siyasi alanın muhatap olduğu talepler ve ürettikleri iktidar, kimliklerin libidinal akışına değil, sermayenin artırılmış temsiline dayanmaktadır. Sermayenin küresel ölçekli yeniden üretimi bir imparatorluk devleti değil koordinasyon içerisindeki (ulus devlet demek zor olsa bile) yerel devletlerin etkinliğiyle gerçekleştirilmektedir. Tekrar edelim: Yerel devlet faaliyeti keyfiyete kültürel mülahazaya, kimlik politikalarına ve sair unsura değil, sermayenin küresel ölçekli yeniden üretimine dayalıdır.

 

  • Kolektif emperyalizm faili büsbütün meçhul bir etkinlik değildir.

Küresel ölçekli yeniden üretimin çoklu ama koordineli siyasal merkezleri “hegemon devlet”, “Uluslararası Para Fonu”, “Dünya Bankası”, “Dünya Ticaret Örgütü”, “münferit büyük kapitalist devletler”, “sermaye kuruluşları tarafından fonlanan büyük ‘sivil toplum’ örgütleri” ve “yerel iktidarlar” kapsamında değerlendirilebilir. Ancak bu merkezler hiyerarşiden muaf olmadıkları gibi söz konusu sermayenin bütün yer küreyi eşit şekilde dönüştürdüğü -küresel ölçekli genişletilmiş yeniden üretimin bir mekanı olmadığı- söylenemez. Verilen listedeki “yerel iktidarlar” çoğu kez emperyalist faaliyetin –tek yönlü olmayan- nesnesini oluşturur. Bu bağlamda Rusya, Çin, Brezilya, Hindistan, Körfez Bölgesi gibi büyük iktisadi alanlar içerisindeki kapitalist sınıf ittifak ve faaliyeti, emperyalist etkinliğin asli bileşenin değil nesnesinin üretimine endekslenmiştir. Ancak bu saptamayı yapmakla ortada uyumlu bir küresel kapitalizm olduğu iddiasını sunmuş bulunmuyoruz. Aksine mevcut hiyerarşinin kapitalizmin oyun kuralları üzerinde farklı öneri ve teşkilatlanmalar arasında mevcut gerilimler içerisinden çatışmalı olarak belirdiğini ve her daim sorgulamaya açık olduğunu saptıyoruz. ABD ve Avrupa’ya ait mekânlarda yoğunlaşan emperyalist etkinlik, devlet biçiminin uluslararasılaşması ve çoklu değerlenme süreçleri (genişletilmiş yeniden üretim, özelleştirme, metalaşma) merkezinde kendi karşıtlarıyla yüzleşmektedir.

 

  • Kolektif emperyalizmin işleyişinde hegemon devletin özgün bir rolü vardır.

Karşılıklı bağımlılık süreçlerinin küresel koordinasyonu –kapitalizmin küresel siyasi, ideolojik ve iktisadi ilişkiler ağının ürettiği etkinin neticesi olarak- genellikle hegemon devletin iktidarının kullanımıyla gerçekleştirilir; bu iktidar salt devletlerarası ilişkilerde değil uluslararası kurum ve kuruluşlarda hegemon devletin oynadığı ağırlıklı rolde de kendisini ifade eder. Bu bağlamda hegemon devlet diğer ülkelerdeki yapısal dönüşümleri imkân dâhiline sokan ilişki ağlarının merkezine yerleşip, koordinasyonun siyasi odağı haline gelirken, aynı dönüşümü kendisi de deneyimler.

 

Ancak kolektif emperyalist etkinlik her durumda –mutlaka- hegemon devlet faaliyetiyle örtüşmek durumunda değildir. Koordinasyon bazen Batı bloğu içerisinde bulunan münferit merkezi devletlerin inisiyatif almasını da gerektirebilir.

 

  • Hegemon devletin ayrıcalıklı rolünden imparatorluk fikri çıkmaz. Aksine kolektif emperyalizm denildiğinde, küresel bir imparatorluk fikrinin ve bununla birlikte ulus devletlerin sönümlenerek ulus-üstü bir yapının doğmakta olduğu savlarının kavramsal zıddından bahsedildiğini -yeniden- belirtelim. Kavram ulus devletlerin –şimdilik eti-kemiği belirsiz ancak bolca ilkeli- üst bir siyasi yapılanma içerisinde erimesine değil, sermayenin aynı anda birden çok devlet içerisinde temsiline (dolayısıyla birden çok devletin muhafazasına) dayalıdır.

 

Egemenlik ve bağımsızlık ölçütleri yeniden şekillenmiş ve Sovyet öncesi tertipleri değişmiş olan devletler (yerel devletler) bugün hala küresel güç ilişkilerinin yoğunlaştığı, sermaye ilişkisinin temel uğrak olarak kullandığı ülkesel düzlemin tanımlayıcısıdırlar. Ülkeselliği önce üretmek (bir başka deyişle, kapitalist işbölümünün gerçekleştiği uzamın çok parçalı ve düzlemli yapısını homojenleştirmek), daha sonra da –emekçiler aşamazken- aşmak, kapitalist üretim ilişkilerinin zorladığı bir edimler seti olarak düşünülmelidir.

 

Marx’a göre sermaye, çeşitli biçimleri altında ne kadar yurtsuzlaştırılmış ve ulus-suz görünebilse de, kendini ancak ulus-aşırılaştırmak suretiyle yeniden üretebilir. Bir başka deyişle, kolektif emperyalizm sermayenin ulus-aşırılaşmak (girdiği topraklardaki sınıf fraksiyonlarının bir parçası olarak ilgili siyasal alan içerisinde öncelikli olarak temsil edilmek) suretiyle yeniden üretimi sürecinin bir parçası olduğundan, aşılan şeyi korumak durumundadır.

 

Ülkesel egemenliğe içkin olan dışarısı ve içerisi diyalektiği, kapitalist sömürüye ve bunun yeniden üretimi için gerekli olan kapitalist devlete sıkı sıkıya bağlı olduğu için, içerisinde sınıf iktidarının yer alabileceği yerel-devlet-dışı (ulus devlet iktidarının dolayımı-katılımı-onayı olmaksızın işleyen) kapitalist bir alan hayal etmek, -iktidarın alternatif uzamsal ve kurumsal örgütlenmeleri için ulus devletten başka bir yer bulunamadıkça- mümkün görünmemektedir. Sınıf ilişkisinde ulusal devlet içerisinde temsilin kaçınılmazlığı veridir: “… çeşitli kurumlar; iktidar açısından, ‘iktidar organları’, önceden varolan ve onları etkinliğini tamamlamak amacı ile oluşturan bir sınıf iktidarının uygulama aletleri olmayıp iktidar merkezleridirler” (Poulantzas, 1992:116).

 

  • Kolektif emperyalizm komşu kavramlara indirgenemez.

Kolektif emperyalizm terimi ile ulaşılmaya çalışılan teorik maksadı güden akraba terimler mevcuttur. Bunların en başında neo-liberalizm kavramı bulunmaktadır. Ancak emperyalist etkinliğin aktüel neticelerini kavramsallaştırmak için istihdam edilen neo-liberalizm terimi kolektif emperyalizm teriminin eş anlamlısı değildir. Neo-liberalizm en geniş anlamıyla piyasaların üretimin koordinasyonunda yegane unsur olarak belirdiği ve piyasa menfaatinin toplumsal menfaatin önüne geçtiği bir hale, duruma gönderme yapar. Terimin aynı anda benzer sınıf etkileri üreten bir seri politikanın ortak adı olduğu da su götürmez. Ancak ikinci anlamıyla ele alındığında dahi neo-liberalizm terimi emperyalist etkinliğin (klasik emperyalizm çağına göre bir hayli muğlaklaşmış olsa bile) failine, tikel sermayelerin devlet iktidarını kullanabilme kapasitesine, piyasa dışı şiddet türlerinin amaç yönelimli tatbikine gönderme yaptığı söylenemez. Oysaki emperyalizm dediğimiz şey devlet iktidarının istihdamı ile elde edilen sonuçları da içerir. Daha da ötesine gidebilir, devlet biçiminin içerdiği şiddet dahi emperyalizmin kapsamına sokulabilir.

 

  • Kolektif emperyalizm düşüncesi aynı anda devletin ve sermayenin uluslararasılaşması hususuyla ilgilenir.

 

Kolektif emperyalizm etkisini üreten mekanizma varlığını

 

a)Amerikan hegemonyasına denk gelen süreçte Amerika merkezli üretim ve tüketim normlarının ve bunlarla birlikte önce Amerika merkezli sermayenin ve sonra Japon ve Avrupa merkezli teşebbüslerin uluslararasılaşmasında

 

b)Sosyalist uluslararası işbölümü yaratma teşebbüsünün elem verici yenilgisinde

 

c)münferit sermaye gruplarının farklı devletler içerisinde doğrudan yatırım yapabilmeleri ve bu devletler içerisinde temsil edilebilmeleri için gerekli hukuki-ideolojik-siyasi-iktisadi imkânlara ulaşmalarında, dolayısıyla devlet biçimdeki dönüşümlerde

 

etkin ilişkilere borçludur.

 

Bu nedenle Günümüz emperyalizmini anlamlandırmak ve açıklamak maksadıyla yürütülen soruşturmaların aynı anda iki kulvarda/yolda birden ilerlemeleri gerekmektedir.

 

Bunlardan ilki sermaye birikiminin dinamikleri üzerine yapılan/yürütülen araştırmaların kulvarıdır. Bu ilk yol/kulvar, kendi dönemlerinde (Yirminci Yüzyılın ilk yirmi senesi) geçerli olan dinamikleri kurama aktarabilme başarısını gösteren ancak İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki gelişmelerle yüzleşebilecek potansiyellerden mahrum kalmış olan klasik emperyalizm kuramlarının da koştuğu kulvardır.

 

İkinci kulvar devlet kuramının/teorisinin ilerlediği parkura aittir. Günümüz emperyalizminin anlaşılmasında bu ikinci kulvarın sunduğu katkının önemi esaslıdır. Bir başka deyişle, emperyalist etkinliğin bir ya da birden ziyade devletin (çoğu kez koalisyonlar biçiminde örgütlenen) iktidarına dönüşen sınıf talepleriyle bağlantısını kurabilmek için devlet kuramının sunduğu imkânların değerlendirilmesi gerekmektedir.

 

  • Kolektif emperyalizmi anlamlandırabilmek için iki hususun incelenmesi zorunludur.

 

Bunlardan ilki merkez ülkeler nezdinde temsil imkânı bulan münferit kapitalist çıkarların merkez kapitalist ülkelerin devlet iktidarına tahvil ediliş sürecidir.

 

Kolektif emperyalizmi anlamlandırabilmek için gerekli ikinci husus ise (az)gelişmekte olan ülkelerin kolektif varlıklarının metalaşması için devlet biçiminde gerekli olan dönüşümlerin tahlilidir.

 

  • Kolektif emperyalizmle ultra emperyalizm kast edilmemektedir. Ultra-emperyalizm kuramı (kendi ulusal sermayelerinin baskısı altında hareket eden) “ulus-devletler” arası bir ittifakı gerektirmekteydi. Oysa kolektif emperyalizmin işleyişinde çeşitli devletler içerisinde aynı anda temsil edilen uluslararasılaşmış sermayenin talepleri belirleyici olmaktadır. Tek tek devletlerin ittifakı bu uluslararasılaşmış temsilin -yani farklı gruplar tarafından farklı ortamlarda üretilen ve kolayca devlet iktidarına dönüşebilen çok sayıdaki talebin- ürünüdür.
  • Kolektif emperyalizm tezimiz yeni ölçeğinde işlev gören emperyalist bloklar mantığına dayanmamaktadır. Ancak kolektif emperyalizmin faili, Batı bloğunun iç içe geçen sermaye gruplarının –her durumda olmasa da pek çok durumda ve önemli konularda- içinde temsil edildikleri ulus devletlerin iktidarını uyumlu kullanma ve benzer politikalara tahvil etme yeteneğine sahip bir oluşumdur. Bu durumda emperyalist politikaların kıtasal düzeyde tatbiki önündeki engeller –ulus devleti inkar etmeden- aşılmış olacaktır. Sermaye birikimi (üretici güçler) değilse de düzenleme kıtasal düzeyde uyumlu hale gelecektir. Buradan “…Bu sonuncu emperyalistler arası rekabetin, Lenin’in çözümlemesindeki klasik emperyalizme kıyasla yeni olan yanı ilk olarak uluslararası emperyalist ekonomide sadece üç dünya gücünün karşı karşıya olduğu gerçeğidir…” (Mandel, 2008:443) savına varıp varmamak somut sorunlara somut çözümler arayan düşünürlerin insafına kalmıştır.

 

  • Kolektif emperyalizm kolektif sömürgeleşme sürecinden ayrı düşünülemez. Çizilen tabloya birleşerek kolektif emperyalizmi oluşturan çok sayıdaki münferit kapitalist talebin, Sovyet Sisteminin çöküşü nedeniyle (az)gelişmekte olan ülkeler üzerinde artan/yoğunlaşan etkisini de eklemek gerekmektedir. Bir başka deyişle (az)gelişmekte olan ülkelerin Batı Kapitalizminden kaynaklanan taleplere direnebilme/direnme kapasitelerindeki önemli azalma bugünün dünyasını anlamak için temel unsurlardan birisidir.

 

Ali Murat Özdemir

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!