Korkunun Ecele Faydası Yok -Av. Mehdi BEKTAŞ

Adım gibi biliyorum ki yurtsever çoğunluk, 24 Haziran 2018 cumhurbaşkanlığı seçim sonuçlarını aldıktan, tarafsız olacağına yemin edip yeminini tutmayanın, laik demokratik cumhuriyetin canına ot tıkayanın, devlet olanaklarını fütursuzca kullanarak hukuku hukuk, devleti devlet, milleti millet, halkı halk olmaktan çıkaranın, seçim hileleriyle yeniden cumhurbaşkanı seçildiğini; CHP’nin liberal kimliksiz yöneticiler elinde özünden koptuğunu, cumhurbaşkanı adayının kofluğunu, sosyalist solun dağınıklığını, ayrılıkçı hareketin sırtından milletvekili olmak için sosyalistliği pazarlayanları, sola hayrı olmayanların kendilerine hayrı olacağını sananları gördükten sonra, ülkenin ve halkın geçmişini bilmeyen cahil ve çıkarcı yöneticilerle, yalancı, düzenbaz, dönek pazarlamacılarla kolay baş edilemeyeceğini düşünerek ah vah etmiştir, şaşırmayız, yaşanan da tam budur.

Her işte bir hayır vardır derler. Türkiye’de İslamcılar iktidara gelmeseydi, uzun süre iktidarda olmasaydı, yalancı, talancı, hırsız, yağmacı, din istismarcısı, bölücü, ayrılıkçı, bilim karşıtı, emperyalizmin işbirlikçisi, kapitalist sömürücü sınıf dostu, emekçi ve halk düşmanı, laik eğitim öğretim, devlet ve cumhuriyet karşıtı yapısı bu kadar açığa çıkmazdı diye düşünelim. Ne yaparlarsa yapsınlar bu gerçeği örtemezler, söyledikleriyle, yaptıklarıyla gün gün eriyerek tarihin çöplüğünde layık oldukları yeri alırlar, alacaklardır, siyasi tarihimiz bunun sayısız örnekleriyle doludur, bu ülkenin aydınları, yurt severleri, devrimcileri oldukça, bu son onlar için kaçınılmazdır, bundan kimsenin kuşkusu olmasın.

Dinciler kirli de liberaller pek mi temiz? Hani şu Osmanlı’da Prens Sebahattin’le başlayan özel girişimci, yerinden yönetimci, emperyalizm işbirlikçisi Hürriyet ve İtilafçı çizginin sürdürücüsü Bayar-Menderes ikilisinin Demokrat Partisi, Süleyman Demirel’in Adalet Partisi, Turgut Özal’ın Anavatan Partisi ve tarafsız olmaya yemin etmiş, partisinin, hükümetin, devletin başı Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın AKP’si, bu ülke, bu halk, bu devlet için ne yapmıştır, ne yapıyor? Yaptıkları emperyalizmle işbirliği, ABD’ye bağlılık, kapitalizme dostluk, emeğe ve halka düşmanlık. Kimse yol yaptı, köprü yaptı, baraj yaptı, fabrika açtı, tank yapıyor, uçak yapacak, yerli araba üretecek masalını bize okumasın, dünyada yol, köprü, baraj, yapmayan, fabrika açmayan, tank, uçak üretmeyen ülke mi kaldı? Pakistan Atom Bombası yapıyor, İran baskılara rağmen yapma çabasında, her ülke gücü oranında bunu zaten yapıyor. Cumhuriyetin daha 1924’te Ankara Fişek Fabrikası ve Gölcük Tersanesini, 1925 yılında Atatürk’ün onayıyla silah, bomba ve cephane üretecek olan Şakir Zümre Fabrikasını, Eskişehir Hava Tamirhanesini, 1926 yılında Kayseri Uçak Fabrikasını, 1927 yılında Kırıkkale Mühimmat Fabrikasını, 1936’da Nuri Demirağ Uçak Fabrikasını yapıp faaliyete geçirdiğini ve bu kuruluşların emperyalizmin işbirlikçisi, Amerikancı siyasi iktidarlarca kapatıldığı, işlevsiz hale getirildiği, arazilerinin yağmalanıp satıldığı düşünüldüğünde, şimdi anlattıklarının masal, yaptıklarının ülkeye ihanet olduğunu görürüz.

Kaldı ki önemli olan halkın malını, canını heder etmeden, değerlerini geliştirip koruyarak ekonomik, sosyal, siyasal kalkınmayı sağlamaktır. Kalkınmanın ölçüsü, laik bilimsel eğitim ve öğretim, sanatsal kültürel gelişim, teknik ve sanayileşmede ilerleme, eşitlik, özgürlük ve adalettir.

Bu zihniyettekiler, çağın gereklerine uygun olarak bunlardan hangisini yaptı ve kalıcı oldu? Bunların yaptıkları, laik cumhuriyetin yaptıklarını bir bir ortadan kaldırmak, devrimleri ters yüz etmek, laik ve bilimsel eğitim ve öğretimi yolundan saptırarak, laik okulları Osmanlının mahalle mekteplerine, özerk üniversiteleri evrim teorisini dışlamış yaratılış teorisine bağlanmış medreselere dönüştürmek, tiyatroyu Karagöz Hacivat sahnelemeye, müziği Dede Efendi’ye, darbukaya, cümbüşe, saza indirgemek, folkloru davul zurna halayla sınırlamak, edebiyatı hikaye ve masalla bağlamak, bu topraklarda 624 yıl hüküm sürmüş bir tane, fizikçi, kimyacı, biyolog, astrolog, jeolog, tabip bilimci yetiştirmemiş, büyük devletlerin oyuncağı, “hasta adam”ı olmuş, 1683 Viyana bozgunundan sonra İttihat ve Terakki yönetimindeki Çanakkale direnişine kadar hiçbir zafer kazanamamış Osmanlı’yı yüceltmeyi, Osmanlı Meclis-i Umumisini dağıtan, Kanun-u Esasi’yi askıya alan, Mithat Paşa’yı boğduran, donanmayı haliçte çürüterek Kıbrıs, Girit dahil Türkiye topraklarının iki misli (1,5 milyon kilometre kare) toprak kaybına neden olan, hafiye örgütüne dayanarak ayakta durabilen, Kıbrıs’ı İngilizlere eliyle teslim eden II. Abdülhamit’i parlatmayı, İngilizlere sığıntı Vahdetin’i aklamayı, Atatürk ve milli devrimcileri küçültmeyi sinemacılık sanan; sanayileşmeyi, planlı kalkınmayı durduran, yerli uçak, silah fabrikalarını kapatan, Sümerbank, Etibank gibi bankaları, bunların desteklediği fabrikaları, kurumları kapatan ya da haraç mezat satan, ülkeyi borca batıran, tarımı, hayvancılığı öldürerek üretici halkı tüketici yapan, yurttaşı banka kredileriyle borca batıran, yabancı paralar karşısında liranın değerini ve alım gücünü koruyamayan, tarımı, hayvancılığı öldüren, üretici halkı tüketici yapan, yurttaşı banka kredileriyle borç batağına batıranlar bunlar değil mi?

Bunların halkı cahil bırakmaktan, toplumu kamplara bölmekten, din ve mezhep ayrımı yapmaktan, laik ve bilimsel eğitim ve öğretimi yolundan saptırmaktan, ülkeyi emperyalizmin işbirlikçisi ve sömürgesi haline getirmekten, “devlet malı deniz yemeyen domuz” diye devlet ve kamu malını yağmalamaktan, halkı soyup soğana çevirmekten öte övünebilecekleri bir şeyleri var mı?

Cumhuriyetin sağladığı imkânlarla okumuş, iş ve meslek sahibi olmuş, üst düzey yönetici, bürokrat, bakan, başbakan, cumhurbaşkanı olma olanağını yakalamış bu insanların, büyük devlet adamı, demokrasi kahramanı oldukları savı bir masaldır; bunların büyük devlet adamı olmadıkları, devlet ve kamu malını yağmaladıkları, bir kısmının yargılandığı, bir kısmının meclisteki çoğunluk oylarıyla yargıya teslim edilmedikleri, edileceklerin çıkarılan aflarla kurtuldukları, yeniden “kader kurbanları” masalıyla yeni bir af çıkarma hazırlığı içinde oldukları herkesçe bilinen gerçeklerdir. Bu gerçeklere yalaka yandaşlar ve besleme basın göz yumuyorsa da, namuslu yurttaş göz yummaz, yummuyor da.

Her türlü kötülüğü içinde barındıran, dinci, gerici, faşist, vatan ve millet düşmanı sömürücü liberal, yalancı, talancı, hırsız, soyguncu zihniyetten mi korkup sineceğiz, çekinip susacağız, umutsuzluğa kapılıp mücadeleyi bırakacağız, yok öyle şey! Korkunun ecele faydası olmadığı gibi ölümden ötede köy yoktur. Bazıların söylediğinin aksine bu bir ölüm kalım davasıdır, Türk devrimi hedefine ulaşana, emek iktidar olana, sosyalist düzen kurulana kadar bu dava sürecektir, diyalektik ilkeler çerçevesinde yenilenerek sonsuza değin devam edecektir. Bu davanın bitişi diye bir şey yoktur, davanın adlı ve adsız neferleri vardır, zafer her zaman halka, bilime ve devrime inanlarındır.

Bu inancı taşıyanlara, bu davayı sürdürme kararında olanlara selam, yolu açık, ülkemizin ve halkımızın geleceği umutlu ve aydınlık olsun.

Not: Çuvaldızı başkasına batırırken iğneyi de kendine batır derler, bu da gelecek yazımızın konusu olsun!

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!