Laiklik’ten Geriye Dönüş: Türkiye’de Dinin Yükselişi ve Siyasal İslam -2- Haluk Başçıl

Siyasal İslam’ın İktidara Taşınması

ABD yönetimleri, Orta Doğu’da kendisiyle yakın ilişkide olan ve olmayan tüm Müslüman ülkelerde yönetimlere muhalefet eden İslamcılarla ilişkilerini yeni bir boyuta taşır. Otoriter millici iktidarları İslamcılar karşı yürüttükleri baskı politikalarını sonlandırmaya ve onları da politik sisteme dahil etmeye çalışır. 1998’de ABD Kongresi’nin kabul ettiği ‘Uluslararası Din Özgürlüğü Yasası’ ile birlikte işbirlikçi otoriter iktidarlara yapılacak ekonomik yardımlar demokrasi-insan hakları-inanç özgürlüğü ile ilişkilendirilir.

Graham E. Fuller lan O. Lesser, ‘Negatif bir güç oluşturan toplumsal umutsuzluk, temel hedefin iç koşulları düzeltmek olduğunu açıkça göstermektedir. … ABD’nin yapabileceği en fazla şey, olumsuz politik, ekonomik ve sosyal yönelimleri saptayıp söz konusu rejimlere ABD’nin kaygılarını ve belki reform yapılmadığı müddetçe daha anlamlı yardımlarda bulunamayacağını iletmek olur. … Ama yine de yukarıdaki uyarıları -hiç değilse basına kapalı olarak- ifade etmekte fayda vardır. Aynı zamanda ılımlı İslami gruplarla diyalog içinde olmak önemlidir. … Politik reformla daha hızlı sonuç alınabileceği için, sertlik yanlısı rejimler, şiddete başvurmayan İslami grupları siyasi sürece katmaya teşvik edilmelidir.[1]

ABD yönetimlerine politika üreten ve akıl hocalığı yapan uzmanlar, inanç özgürlüğü örtüsüyle örtülmüş gizli-kapaklı ilişkilerle ABD’nin işbirliği içinde olduğu otoriter yönetimlerin ikna edilerek dincilerin kontrolüne sokulmasını planlamaya girişirler.

Richard N. Haass, bu planın başarısı için tehdit ve şantaj önerir:

‘Eğer istenilen etkiyi sağlayacaksa, gerektiğinde söz konusu hükümetlere ekonomik yardım yapılmalı veya yapılan yardım geri çekilmelidir (ya da çekilme tehdidi yapılmalıdır). … Ekonomik yardım sunmak ve gerçi çekmek, uluslararası kurumları desteklemek veya karşısında durmak ya da yatırımlar için teşvik veya garantiler sunmak ve geri çekmek de aynı şekilde ABD’nin egemenlik hakkıdır. Açık çek sunmaktansa koşullandırmak, ABD hükümetinin ne yapmaya hazır olduğu konusunda bir fikir verecektir.’ [2]

İslamcılar neoliberal emperyalist sisteme entegre edilerek yönetimlere taşınırken, onlardan da ABD’nin Orta-Doğu politikalarına destek vermelerini istenir. İslamcıların iktidar karşılığında taahhütte girmeleri istenen ABD dış politikasının hedeflerini Fuller şu şekilde tanımlar:

  • Birincisi Orta Doğu enerjisinin sanayileşmiş dünya için hayatiyeti her türlü sorgunun ötesindedir. … Petrolün serbestçe akışı geçmişte hemen hiç risk altında olmamıştır; Libya’da Kaddafi, Irak’ta Saddam Hüseyin veya İran’da Ayetullah Humeyni gibi en Amerikan karşıtı diktatörlerden bile bir tehlike gelmemiş, bu liderlerin hepsi de gayet memnuniyetle petrol satmışlardır. … tayini kendinden menkul “petrolün serbest akışını korumak” görevi aslında, daha geniş ABD stratejik amaçları için Körfez’de bulunan ABD askeri varlığını meşrulaştırmak için tasarlanmış bir görevdir. [3]
  • İkincisi ABD’nin İsrail’in güvenliği konusundaki kesin kararlılığı bölgede İsrail’e ezici bir askeri güç sağlamaktadır. [4]
  • Üçüncüsü, nükleer silahların yaygınlaşması (proliferasyon) meselesi… Washington’un söz konusu silahların yaygınlaşmasını önleme politikasının ardındaki temel stratejik zorlayıcı etken, yalnızca devasa bir nükleer çatışmanın bölgeyi sarmasını önlemek değil, fakat bundan daha da önemlisi, başlıca bölgesel güçleri; ABD’nin kendince algıladığı çıkarlar ekseninde ‘bölgedeki polis, barış-koruyucusu, hegemon, dengeleyici güç ve nihayet müdahale için son başvuru mercii olma rolüne engel olacak yetiler geliştirmekten alıkoymaktır. [5]
  • Terörizme karşı savaş …ABD’nin Terörizme Karşı Savaşının özü itibariyle bölgeye yönelik baskı altında tutma girişimi…
  • Beşincisi, bir de söylenmeyen, herhangi bir gücün bölgesel egemen güç haline gelmesini önleme amacı vardır.’ [6]

ABD ve İslamcılar arasında bu çerçevedeki bir ilişki, ülkemizde de 1990’ların ikinci yarısında RP ile kurulur. İslamcı yazarlardan Abdullah Dilipak ve Ali Bulaç ABD’nin yukarıdaki hedefler doğrultusunda geliştirdikleri öneri ve teklifleri 2015’in başında açıklarlar. Kendilerinin de bu tekliflerin yapıldığı toplantılara katıldıklarını söylerler.

ABD-İslamcılar arasında yürütülen bu pazarlıklar Fuller tarafından şöyle ifade edilir:

‘’Gerçekten, ABD politikası muhtemelen İslâmcı hareketler ve hükümetlerin gelişimi üzerindeki en merkezi dışsal belirleyici olacaktır. Gelişmenin bu aşamasında, İslâmcı hareketler ‘İslâmî özgünlük’, ulusal onur ve egemenliğin anahtar koruyucuları rolünü üstlenmiştir, dolayısıyla, doğası gereği bir ABD-Müslüman devlet kapışması halinde Amerikan karşıtı retoriği ilk benimseyecek güçler arasında yer alacaktır. Bu yarı-milliyetçi özelliğin otomatik olarak Amerikan karşıtı olması gerekmez, ancak bölgedeki neredeyse mevcut bütün ABD politikaları karşısında fiilen hemen hemen değişmez biçimde Amerikan karşıtıdırlar.’’ [7]

Hem iç politikada hem dış politikada büyük açmazlarla karşı karşıya kalan işbirlikçi otoriter rejimlere ve ABD’ye yönelik artan toplumsal tepkilerin milliyetçi ve sol ideoloji etrafında ortak bir direniş oluşturması riski, toplumların mezhepler ve etnik kimlikler temelinde kutuplaştırılması ile aşılmaya çalışılır. Toplumların-ülkelerin inançlar ve kimlikler etrafında ayrışmaları hem konjonktüre hem de ABD’nin Yeni Dünya Düzeni Projesi (GBOP)’nin amaçlarına da uygundur. Orta Doğu ülkelerindeki ekonomik-sosyal ve politik sorunlar yumağının çözümünde siyasal İslam’a destek verilir.

Graham E. Fuller lan O. Lesser, ‘Müslüman ülkelerin iç politikasında İslam büyük ihtimalle daha büyük bir rol üstlenecektir. İslami politika, azınlık iktidarı üzerine kurulu olan, otoriter veya despotik denetim araçlarına dayanan eski düzenlerde ve elit yapılarda devrimci (karşı devrimci y.n.) değişimler yaratacaktır. Bölgede demokrasinin yaygınlaşması da başlangıçta İslam’dan bağımsız olarak yine aynı istikrar bozucu etkiyi yaratacaktır.’ [8]

…Ortadoğu’daki eski otoriter düzenlerin dışında acil politik, ekonomik ve sosyal değişimlerle ilgili … Çoğu Müslüman ülkede kurulu düzeni en çok tehdit eden, siyasal İslam’dır; hem de Batı’yı tehdit ettiğinden çok daha fazla. Siyasal İslam, eski düzenin yarattığı küskünlüklerden yararlanarak iktidara gelme ve statükoyu yıkma hedefi güden bir gündem peşindedir.’ [9]

Graham E. Fuller, … otoriter rejimler çöktüğünde, başa geçme ihtimali en kuvvetli olan kesimi İslamcılar oluşturur.’ [10]

ABD’nin Orta-Doğu’nun Müslüman ülkelerindeki milliyetçi iktidarlara yönelik geliştirdiği ‘siyasal İslam stratejisi’ ülkemizde de uygulanır. 1980’lerin sonu ve 1990 ilk yarısında merkez sağ-sol milliyetçi iktidarların ekonomide ve devlet yönetiminde yaptığı reformların yarattığı geniş mağdurlar kitlesi bu partilerden uzaklaşır ve Refah Partisi’ne doğru yönelirler. ABD yönetimi bu dönemde siyasal İslam (önce Erbakan, sonra da AKP’yi oluşturacak Milli Görüş’ten bazı kesimler ) ve Fetullah Gülen ile ilişkilerini geliştirir. Fuller’in ‘Yeni Türkiye Cumhuriyeti’ kitabında ortaya koyduğu tarih tezleri, yazılı görsel basın aracılığıyla İslamcılar ve onların destekçisi liberaller tarafından resmi tarihten kopuş, yeni açılım vb. kavramlarla sunulur. Bu süreçte ABD’deki vakıfların, düşünce kuruluşlarının Türkiye üzerine hazırlanmış raporlar kitaplaştırılır ve Türkçeye çevrilir. Bu yeni tarih yazımı (revizyonu) doğrultusunda Kemalizm ve onun ‘otoriter laik anlayışı’, ulusal egemenlik vb. kavramlara yönelik eleştiriler de artar. Taraf değiştirmiş ve kamuoyunda sol-aydın-demokrat olarak bilinen kişiler, eski siyasal önderler vd. bu raporlarda geliştirilen tarih tezlerinin sol içine taşınmasına katkı verirler. Tüm bu kesimler, el birliği içinde sol-aydın-demokrat, ilerici toplumsal kesimlerde kafa karışıklıklarına yol açarlar. Toplumda gericiliğe-irticaya karşı var olan direnç noktalarını da zayıflatırlar.

Siyasal İslam’ın Neo-liberal Yeni Dünya Düzeni’ne Entegrasyonu

ABD’nin politika üreticileri Siyasal İslam’ın sisteme entegrasyonu ile Komünizme karşı bir kalkan olarak geliştirilen İslamcı ‘Yeşil Kuşak Stratejisi’ nin daha ileri boyuta taşınmasını kast ederler. Bu amaçla Soğuk Savaş dönemi’ nde İslamcılarla oluşturdukları ilişkilerini Soğuk Savaş sonrasının koşullarına ve ABD’nin Yeni Dünya Düzeni planlarına uygun olarak yeniden tanımlarlar. Bu amaçla oluşturdukları ‘Siyasal İslam Stratejisi’: milli-sol iktidarlar döneminin millici-devletçi ekonomilerini neoliberal ekonomik program doğrultusunda emperyalizmin ihtiyaçlarına uygun bir şekilde yeniden yapılandırılması, dış politikada da İsrail’in güvenliğinin sağlanması, enerjinin serbestçe akışını garanti altına alınması ve yeni hegemon bir gücün ortaya çıkışını engellemeyi içerir.

ABD’nin neoliberal ekon