M. Tanju Akad Değerlendiriyor-Birinci Bölüm

I-İRAN VE RUSYA İLE TARİHİ DÜŞMANLIKLARIN HORTLAMASI VE TÜRK DÜNYASI

Asla ayrı düşünülemeyecek olan iki temel faktör, tarih ve coğrafya ağırlığını koyuyor.. Büyük kültürlerin ve güçlerin kesişme hatlarında yer alan Türkiye siyasi fırtınalardan kurtulamıyor. Bu Bizans’tan devralınan bir miras. Hiçbir çaresi yok. Daha doğrusu tek bir çaresi var, o da çok güçlü olmak ama geçmişe baktığımız zaman hiçbir ülkenin uzun süre güç üstünlüğünü sürdüremediğini görüyoruz. Yani bu da olanaksız, en azından sürekli olamaz. Gene de elimizden geleni yapacağız.

Bu topraklar Helenler ve Persler, Romalılar ve yerli hasımları ve Persler, sonra gene Bizans ve Persler, Bizans ve Araplar, Osmanlılar ve Safaviler, Osmanlılar ve Ruslar, Osmanlılar ve Türkler, nihayet Türkler ve Hıristiyan komşuları arasında sayısız çekişme içinde çırpınıp durdu. Ara sıra daha uzaklardan gelenler de oldu ki bunlar arasında Franklar, İtalyanlar, Katalonyalılar, İngilizler vs. de var.

Batı dünyası Soğuk Savaş başlarken işbirlikçi yönetimleri teslim aldı. Zaten onlar da teslim olmak için can atıyorlar gibiydi. Rusların Boğazlar ve Doğu Anadolu üzerindeki talepleri bu süreci hızlandırdı. Batı bu savaşı kazanırken Türkiye’yi itmeye, dışlamaya başladı. Kültürel olarak Batılılaşma süreçlerini budayıp İslamlaştırmaya yöneltti. Bunun iyi veya kötü olması konu dışı. Ama bunun bir amacı da bizi doğumuzdaki Türk dünyasından kopartmaktı. Bu İslamcılıkla değil, ancak laiklikle geliştirilebilecek bir politikaydı.

Böylece…

Türkiye bir yandan Batı’dan dışlanırken, diğer yandan da tarihi düşmanlıklar öne çıkarıldı. Yani İran ve Rusya dişlerini gösterdiler. Bunda, her ikisinin de çok büyük birer Türk nüfus barındırmalarının payı kritik öneme sahiptir. Yani uzlaşmazlığın nedenini ortaya koyar. Hâlbuki tersi de düşünülebilirdi, şayet koşullar çok farklı olsaydı. Ama tarihi refleksler değişmiyor. Avrupa’da tarihi düşmanlıkların uzlaşmaya dönmesi için ardı ardına iki dünya savaşının yıkımı gerekti ama bizim coğrafyamız için böyle bir şey ufukta dahi görünmüyor. Siyaset bir yana bırakılırsa insanlarımızın birbirine çok yakın olduğu görülüyor. Gerek İran ve Rusya içerisindeki, gerekse de bağımsız ülkelerdeki Türklerle yakınlığın geliştirilmesi için gösterilecek çabaların gelecekteki politikalar açısından önemli olduğu ayrıca kaydedilmeli ve üzerinde durulmalıdır. Şimdiye kadar bu konuda pek başarılı olamadık.

Yakın geçmişte, yani 1920’lerden itibaren bir dönem, Türkiye ve Rusya Batı saldırısı altında belli bir işbirliğine gitmişlerdi. Ama aynı dönemde Ruslar Türkleri imha etmeyi de sürdürdüler. Batı bizi tekrar dışlarken bazı kişiler geçmişin işbirliği yanını hatırlayarak İran ve Rusya ile yakınlaşmayı düşündüler. 1990’larda birçok kez ifade edilen bir görüştü bu. Ancak batı dünyası avucundaki kuşu kaçıracak değildi. Kaldı ki İran ve Rusya bunu bildikleri için daima ihtiyatlı yaklaştılar. Tarihi refleksler de daima canlıydı. İşler kızışınca da Türkiye’nin komşularına yönelik girişimlerini baltalamaya başladılar. Suriye bir yana, son günlerde Azerbaycan’da yapılan sabotajlar ve Ermenistan’ı desteklemek için bulundurdukları büyük askeri gücün takviyesi de buna bağlı hususlardır.

Şimdi Batıdan dışlanan Türkiye, Rusya ve İran husumeti ile başa çıkmak zorundadır. Bu elbette ki atlatılacak ama bakalım ne fiyat çıkacak. Bu arada doğumuzdaki Türk dünyasının önemini hiç unutmamamız gerekir.

II-MUHALEFETİ OLMAYAN ÜLKE

Var olan eleştiriler ve ufak tefek protesto eylemleri kitlelerin hoşnutsuzluğuna karşı sistemin emniyet vanasından ibarettir. İstikrarı artırır. Vana gevşetilir, biriken istim dağıtılır. Buhar ya havada dağılır gider, ya da soğuyup depo suyuna döner. Bir işe yaramaz. Yaramaması için gereken tedbirler yerindedir.

Bizdeki duruma bakalım. Politik eylemsizliğin birçok nedeni var. Örneğin, kitle örgütlerini yönetenler, çok az kitle tabanı olan, yukarıdan/dışarıdan gelen yardımla bu mevzileri elinde tutan her türden azınlık (bunu illa dini veya etnik azınlık olarak okumayın, her cinsi var) gruplardır, ama örgütlü ve destekli oldukları için işlerini yürütürler. Bazıları vazifeli, bazıları gönüllüdür işbirlikçilikte. Kendi dar çıkarlarına, ya da efendilerine hizmet etmeyen politik eylemlerden o kadar korkarlar ki, ataleti tercih ederler. Bu da kitleleri zaten dar çıkarlara hizmet eden bu kurumlardan büsbütün uzaklaştırır. Böylece, sistem rahattır. İrili ufaklı sorunlar, politik krizlere dönüşmez, dönüşse de kontrollerinden çıkmaz. Perakende protestolar hiçbir şeyi halletmez.

Şu anda Türkiye’de herkes kendisine verilen rolü kabul etmiş durumda… CHP, MHP, HDP, VP, ÖDP, BHH ve daha bir sürü kıvır zıvır… İşin ilginci, çoğunda (belki hepsinde, istisna var mı?) liboşlar at koşturuyor. Bu durumda, yapılması gereken şey muhalefeti yaratmaktır. Ama görüyorsunuz, örneğin CHP’nin başındaki kliği yerinde oynatmak mümkün mü? Kim biraz öne çıksa tasfiye ediliyor. Kaldı ki muhalefet beş benzemez. Benzedikleri tek nokta hepsinin sahte olmaları…

Demek böyle olmuyor. Yüz yıl geçse de olmaz. O halde başka türlü düşünmek, düşünce alışkanlıklarından, eski teorilerden kurtulmak gerek. Yoksa yüz defa olmuyor baştan alalım dersiniz ama elemanlar notaları okuyamadıktan sonra durum değişmez. Gözbağlarını çözmekten başka yol yok. Ama onlar çözmek istiyor mu? Yoksa öfkelerini bunu söyleyenlere mi çevirecekler. Şimdi durum bu. Huzurumuzu bozmayın, biz duruma uyum sağladık diyorlar.

Muhalefete niyetli olanın işi zor. İlmik ilmik yeniden dokumak zorunda kalacaklar. Bizim yapamadığımızı yapıp yapamayacaklarını görecek kadar ömrümüz kalmadı. Sadece umut edebiliriz. Biz aşırı iyi niyetli ve saftık. Çakallara, siyaset ağalarına engel olamadık. Laf aramıza siyasi hırsımız da yoktu. Anlayıncaya kadar iş işten geçti. Yeni nesiller gene çakalların ağına takılıp kalırsa geçmiş olsun. Ama öyle olmasın…

III- AYAKLANMAYI ÖNLEME OPERASYONLARI

Bu konuda düşünmeden laf edenleri teşhir ve tembih etmek zorundayız…

(1) PKK kentlerde ayaklanma yapacağını aylardır dünya aleme duyurup tehdit etmedi mi? Kentlerde sonuna kadar savaşacağız demedi mi?
….. Hepiniz duydunuz.
(2) Bu tehdide ve kentlerde yaptıkları yığınaklara karşı tedbir alınması şart değil midir?
….. Şarttır, tedbir almayan suçlu olur.
(3) Bazı kentlerin silah deposu haline geldiği operasyonlar sırasında çıkan çatışmalar tarafından ispatlanmıyor mu?
….. İspatlanıyor, ama zaten biliniyordu.
(4) Ayaklanma olup on binlerce kişinin ölmesini mi tercih ederdiniz?
….. Kötü kalple ederdiniz, ölümlü siyaseti önünüze koymuşsunuz
(5) Siz aklınızı mı yitirdiniz? İnsanlığınızı mı? Daha çok ölümden ne fayda umuyorsunuz?
….. Küçük hesapla batılılara işbirlikçilik umuluyor, kara vicdanlısınız.
(6) Hendekleri kapatmaya gelenlere ateş açılmasa işler bu hale gelir miydi? Hendekler zaten bunun için açılmamış mıydı?
….. Gelmezdi, bunlar tuzaktı
(7) Ölümden tarafsanız niçin bunu açıkça söylemiyorsunuz?
….. Hadi bakalım, söyleyin…
(8) Dünyada silahlı güçlerin ateşine karşılık vermeyecek tek bir kişi veya kurum var mıdır?
….. Yoktur, ama siz kardeşlerimizin, evlatlarımızın ölmesini istiyorsunuz.
(9) İkiyüzlülük yapmadan, kıvırtmadan bu soruları yanıtlayacak cesaretiniz var mı?
….. Yok işte, korkaksınız çünkü
(10) Size ateş açılsa kellenizi mi uzatacaksınız?
….. Uzatmazsınııız, kaçarsınııız
(11) Daha çok ölümü, krizi büyütüp yaymak için mi istiyorsunuz?
….. Basitçe evet, ülkenin tümünü bu pisliğe bulaştırma amacındasınız.
(12) Ya da ölü sayısının artıp bölünmenin aracı olarak mı kullanılmasını istiyorsunuz?
….. Elbette
(13) Bu sürecin mimarı olan PKK’ya niçin tek bir laf söylemiyorsunuz?
….. Hadi bakalım, niçin
(14) İkiyüzlü olduğunuzu kabul edecek misiniz?
….. Etmeseniz de biliyoruz zaten
(15) Yaygaranızın nedeni ayaklanmanın önlenmesi, on binlerce hayatın kurtulması mıdır?
….. Evet, öyledir, bundan yarar umuyordunuz
(16) Şiddeti kınarken hiç değilse olayın nedenini ortaya koymayı niçin tekiniz bile yapmadı?
….. İkiyüzlüsünüz.
(17) Hiçbir ülke sınırları içerisinde böyle bir olay isteyebilir mi?
….. İstemeeez
(18) Hiçbir ülke teröre teslim olur mu?
….. Olmaaaz
(19) Maazallah ayaklanma olursa bunun ülke çapında yol açabileceği felaketli sonuçları düşündünüz mü?
…… Düşünmek mi? O da ne?
(20) Acıları bin misli artırmak mı istiyorsunuz?
….. Eveeet, acılar artsın, bize parsa düşer diyorsunuz.
(21) Bu kaostan daha iyi bir dünya çıkması mümkün mü? Bizim doğru düzgün kuramadığımız hukuku faşist-feodal savaş ağaları mı kuracak?
….. Kuramaaaz, eşkiya dünyaya hükümdar olamaaaz.
(22) Batıda yaşayan Kürtleri de mi acıya ortak etmek istiyorsunuz?
….. Üç kuruşluk siyasi çıkar için dünyayı bile yakarsınız.
(23) Nasıl bu kadar duyarsız, düşüncesiz, acımasız, yalancı ve utanmaz olabiliyorsunuz?
….. Ruhunuz kirli.
(24) Mağdurların artması size yarar getirir mi?
….. Altında ezilirsiniz

(1)

IV- “BİZ”İ BİRLEŞTİREN NEDİR?

Bizi birleştiren unsurlar bizi ayıran kuvvetlerden daha güçlü olduğu müddetçe birlik için mücadele edecek ve kazanacağız. Bunları ortaya koymak ve üzerinde düşünmek zorundayız. Tabiatıyla, bunun ilk adımı “biz”i tanımlamaktır.

Biz Türkler etnik olarak tanımlanan bir ulus değiliz. Evet etnik Türkler çoktur ama esas olarak, Türk kültürü etrafında birleşmiş, Türklüğe etnik anlamda bakmayan insanlarız. Amerikalılar, Kanadalılar, Hintliler, Arjantinliler da öyledir. İngilizler ve Fransızlar da öyledir. Kendi oluşturdukları kültür etrafında bir araya gelmişlerdir ki, bunun en önemli unsuru dildir. Türk öncelikle Türkçe ile tanımlanır. Güzel Türkçemizi konuşuruz. Bu bizim en değerli varlığımızdır.

Anadolu’da kurduğumuz devletler 11. yüzyıldan beri “Turchia” olarak adlandırılmıştır, her ne kadar bunlar kendilerine Rumi demiş olsalar da. İşin özü budur. Biz Anadolu’ya geldiğimiz zaman (ki Malazgirt’ten çok öncedir) Saksonlar İngiltere’ye yeni çıkmış, bu ülke ahalisine karışacak olan Normanlar ile savaşa daha başlamamışlardı bile. Lombardlar İtalya’ya, Franklar Fransa’ya yeni giriyorlardı. Bizi tanımlayan Türk dili ve kültürü üzerinde düşünmeden batının siyasi kavramlarını öğrenen zavallı batı takipçileri, bu nedenle bahtsızdır. Ve ne yazık ki, bahtsızlıkları bedhahlığa dönüşmüş, ruhları kararmıştır. Kendi köklerini kesip ölümü bekleyen kesme çiçeklere benziyorlar. Geçmişimizde çok şeyimiz iftihar edilecek şeyler değildir. Ama bu her ülke için böyledir. İnsanlığın ayıpları biter mi? Bunları biliriz ve daha iyisini yapmak isteriz. Elbette yapacağız da. Geçmişte de yaptık.

Bizi biz yapan diğer bir önemli unsur da devlet geleneğimizdir. Bunun kötü yanı insanlarımızın çoğunun devletten, ya da topluma ait kaynaklardan geçinme alışkanlığıdır. Ama iyi haber, bunu aşan insanlarımızın hızla çoğalmasıdır. Tabii, örgütlenerek büyük krizleri atlatmayı bilmemiz de işin başka yanıdır. Devleti üst kurum olarak bırakıp yerel düzeyde hayatlarımıza sahip çıkacak hale gelmemize daha çok var. Gelecekte bunun nasıl gelişeceğini bilemeyiz. Yapacağımız şey, ne kadar zor olsa da, insanlarımızı kamu kaynakları üzerinde çapulculuktan uzaklaştırmaya, daha üretken kılmaya çalışmaktır. Tabii hukukun üstünlüğünün ne anlama geldiğini de öğrenmeleri gerekir. Gezicilerin “çapulcu” sıfatını benimsemeleri ne kadar acı bir tecelli.

Nihayet, en önemli bir varlığımız istiklalimizi engelleyen unsurları bertaraf edip, korumaya kararlı çok sayıda insanımızdır. Kendi ülkemizde, istiklalimizin sembolleri altında yaşayacağız. Birlik irademiz fazlasıyla güçlüdür ve bunu sınamaya kalkanlar, geçmişin yanlış örneklerini hatırladıklarını acı şekilde öğrenecektir. Geçmişi tekrar gözden geçirmelerini öneririz. Bin beş yüz yılda birçok kez zora düştük ama her seferinde çıktık. Gene çıkacağız.

 

MEHMET TANJU AKAD

 

Benzer yazılar

2 Yorum

  1. faruk yüksel

    a)Hace ! asiri isik gibi asiri “kültür”de sorun cikarir.Günümüzdeki devletler arasi anlasmazliklari gecmistekilerle karsilastirmak buna iyi bir örnektir.Gecmiste fütuhatci “Mülk devletler”-hanedan- vardi,günümüzde ise menfaatci-milli cikarlar-“ulus devletler”var.Ve günümüzdeki anlasmazligin temelinde Ankaradaki kötüyönetim-Mißmenagment-var.Yoksa Türkiye Iran,Rusya arasinda tam bir cikar birligi vardir.Onlar enerji ve sanayi hammaddelerini temin,bizde Tarim,hafif ve orta sanayi ürünleri ve turizm hizmetiyle ödeme.
    b)Ulusun olusumda ortak dil,kültür,tarih,cografya vs,vs, iyidir,hostur,havadardir-yani bi zarar gelmez-.Amaaaa orta direk asla degildir.Orta direk ortak cikardir/ortak cikarlarin optimizasyonudur.Bu,ekonomideki kar maksimizasyonunun sosyo-politik düzeydeki yansimasidir.Italya pekcok ortak seye ragmen kuzey italya,özellikle venedik nicin ayrilmak istiyor?Kuzey güneyi finanse etmekten bikti.
    c)Dogu güney dogu eger nüfus fazlasini batiya aktarip,batidan heryil 40-50 milyar $kaynak temin edemezse felc olur,buna ragmen ayrilik talep eden kürt sövenizmi sapkinligin zirvesindedir

    Yanıt
  2. orhan karakuş

    tarihi bir İZ olarak alırken kültüreli damıtmak gerklidir…bu dönüşümde “dil meselesi “önemli bir araçtır…”deruni Türkçe ” bu toprakların ruhudur… dilin bozulması ve kırık bir Amerikancı ve çakma AB jargonları tarafından mas edilmesi ciddi bir tehlikedir… bu topraklarda insanlaşma “futuhatla” geliştirilirken mecrasından çıkarılıp “çakma bir aydınlanma”ile batı hayranlığı yada buna tepki olarak bidatçı bir dincilik ortalığ kaplamıştır…meselemiz şimdide bu kültüreli damıtmak ve iyi tanımlı bir ahlak ile öz değerlerimizi kıymetlendirebilmektir…pkk paramiliter bir örgüte doğru savrulurken mevcut devlet yapısalıda emperyalizmin güdümünde coğrafyamız için truva atıdır…bahsedilen siyasi zevat ve akımların tümüne karşı topyekün bir tavırla beşeri coğrafyamızdaki farklılıkları hasasiyetle gözeten Asya derinliğinde sulh ve hakkaniyet cephesi ile doğrudan demokratik laik bir konferdaral devleti örmek ve bunun inşası için çabalamak lazımdır…baki selamlar…

    Yanıt

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!