Marksizmi; Güncelleştirmek ve Yerelleştirmek Üzerine-Jianhua Lin

Bu yazı Fransa’da yapılan bir uluslararası marksizm akademikkonferansında tebliğ olarak sunulmuştur. Yıl 2007

 

 Çeviri :Cem Kızılçeç

Yazar hakkında: 1966 doğumlu, Liaocheng Üniversitesi Dünya Komünist Hareketi Araştırmaları Enstitütüsü   Başkanı, Shandong Eyaleti   Dünya sosyalist Hareketi Araştırmaları Kurumu Başkanı. Liaocheng Üniversitesi Akademik İşler Dekanı. Huazhong Siyasal Bilimler Üniversitesi Profosörü ve Doktora Öğrencileri Programı Yönetmeni.

 GİRİŞ    

 Marks ve Engels, Klasik Alman Felsefesinin eleştirisi, Klasik İngiliz ekonomi Politiği, İngiliz ve Fransız Ütopik sosyalizminin eleştirisi  süreci içinde, tarihsel materyalizmi ve Artık Değer teorisini keşfettiler ve bu temelde Bilimsel Sosyalizmi yarattılar. Haziran 1847’de Marks ve Engels’in kılavuzluğu ve yardımlarıyla ilk komünist Partisi olan Komünist Lig kuruldu ve Marksizm bu örgütün yönlendirici ideolojisi olarak kabul edildi..

Marksizmin canlılığı zaman ve uzamı aşan karakterdedir. Marksizm 19. yüzyılda doğmuş olmasına karşın; 19. Yüzyılda duraklamamış ve 21. Yüzyıla uzanmıştır .Marksizm Avurupa’da doğmuş olmasına karşın, Avrupa ile özdeş ve özgü  kalmamış bütün dünyaya yayılmıştır. Ne onun düşmanlarının aşağılamaları ve saldırıları, ne onu  kavrayamayanların kuşkuları ve sansürleri  ne de onun doktriner  yorumcularının  onu bozma  çabalarının; onun  gelişmesini durduramadığı veya  onun gelişme temposunu  durdurma olasılığının  başarısız olduğu görülmektedir. 160 yıl boyunca başka hiç bir teori böylesi canlı bir gelişme dinamiği gösterememiş ve tarihin ileriye doğru ivmesini geliştirmede bu denli derinlemesine etkide bulunamamıştır. Marks ve Engels zamanına kıyasla bugünkü dünya durumu dramatik bir değişiklik göstermesine karşın; tarihin genel gelişme seyri önde gelen Marksist düşünürlerin eserlerinde ortaya koydukları fikirlerin ötesine geçmemiştir.

Marksizmin Değeri nerede yatmaktadır?  Kanımca; bu onun zamana uyum sağlaması ve onun her ülkenin somut pratiği ile entegre olması nedeniyledir. Lenin bir yazısında açıkça şunu ifade ediyordu;  sadece ve sadece “ ilk olarak çeşitli çağların temel ayırdedici çizgilerini göz önünde bulundururak ve bunu her ülkenin  somut pratiği ile entegre ederek (tek tek ülkelerin tarihinin tekil  parçalarını değil); taktiklerimizi doğru bir biçimde geliştirebiliriz;  ancak  verili bir çağın  temel  karakteristiklerini temel almak kaydiyle bir veya diğer bir ülkenin özgün spesifik karakteristiklerini anlayabiliriz”  Ve bu  temelde güncel  koşullara  denk düşen  bazı görevler belirleyebiliriz. (Dip Not: 1)

I-            Marksizmi Güncelleştirme Kavramı

Marksizmi incelerken “problem” duyarlıklı bir yöntem izlemeliyiz. Genel olarak “problem” kavramını beş kademe veya düzeyde ele alabiliriz. Hayati  problem, büyük problem, önemli problem, genel bir problem veya  küçük bir problem. Marksizmin incelenmesinde, hayati problem çağ problemidir. Çünkü Marksizm çağımızın sürecini ilerletir ve buna mukabil,  aynı zamanda Marksizmin kendisi de çağın gelişmesi ile – pratiğin ve bilimin gelişmesi ile – sürekli olarak ilerlemektedir.

Sürekli gelişen bir teori olarak, marksizmde her bir tarihsel sıçrama zamanın derin damgasını taşır. Marksizmde her bir  teorik sıçrama, Marks ve Engels gibi marksistlerin çağın  karakteristiklerini inceleme temelinde yaratıcı bir biçimde; araştırmayı ileriye doğru itmeleri  sonucu olmaktadır. Zamanın nabzını  tam bir  şekilde  tutmaları  ve  zamanın gelişme trendi üzerine derin bir öngörü ile; Marksizmde her bir tarihsel sıçrama zamanına ayak uydurma  karakterini yansıtır. Tam da Engels‘in  işaret ettiği gibi; “ Her bir çağda, dolayısıyla bizim çağımızda da, teorik düşünce tarihsel bir üründür, bu farklı zamanlarda çok farklı biçimler kazanır ve bununla birlikte çok farklı içeriklere sahip olur.“ (Dip Not:2)

Lenin de aynı konuda, “ Devrimci  zamanlarda, genel olarak yaşamın akışında olduğu gibi nesnel durum da aynı  hız ve şiddetle değişir. Ve biz de taktiklerimizi ve acil görevlerimizi verili herbir duruma uyarlamayı sağlamak zorundayız“ diyordu.(Dip Not:3)

Günümüzde Dünya Büyük Bir Dönüşüm, Biçim Değişikliği ve Gelişme Yaşamaktadır.

 Bununla eş zamanlı olarak günümüzün başlıca temaları şöyle göze çarpmaktadır: barış  ve kalkınma / çok kutupluluğa gidişin bir ileri bir geri zigzaglarla ilerlemesi / ekonomik küreselleşminin geri döndürülemez  hale gelişi / bilim ve teknolojinin her geçen gün her geçen saat değişmesi / birçok farklı ideojik düşünce eğiliminin bir arada bulunması ve  ülkeler/devletler arasında toplam ulusal etki güçleri düzleminde rekabetin artması ve daha da  keskinleşmesi…

Zamanımızın bu oldukça sarsıntılı akışını dikkate alarak, uluslararası gelişmeler alanında  geniş bir vizyon sahibi olabilmek ve kapsamlı bir stratejik düşünce (uzun vadeli) bakış açısına sahip olmak önemli olacaktır. Bu karmaşık ve değişken durumda; çeşitli içsel  yasaları  bulunan süreç ve olguların araştırılması ve kavranmasında soğuk kanlı  bir yaklaşım geliştirerek, Marksizmi güncelleştirme gibi büyük  bir sorunu doğru bir biçimde ele alabiliriz.

 Aslında, Marksizmi güncelleştirmek demek; onun geliştiği veya geliştirildiği anlamına gelir. Çünkü  teori, insan tarihinin belirli bir aşamasındaki  kavrayış anlamına gelir ve onun  gelişmesi ekonominin, bilimin, teknolojinin ve kültürün gelişmesi ile kısıtlanır. Öyle ki; tarihi, zamanı ve  mekanı aşan büyük bir teori ve düşünce yoktur. Hangi teori olursa olsun onun tarihsel sınırlılıkları bulunur. Dolayısıyla o teorinin izleyicilerinin güncel sorunları  açıklaması olanaksızdır. Mart 1895‘te ; ölümüne çok  uzak olmayan  bir dönemde  Engels,“Marx‘ın  Fransa’da Sınıf  Mücadelelerine Önsöz: 1848‘den 1850’ye“ adlı önemli bir makale yazdı, bu makalede  Engels, 50 yıllık komünist akımın pratiğini ve “ortak  karakteristiklerini“ özetle değerlendiriyor ve açıksözlü olarak  şöyle yazıyordu: “Tarih de bizim  yanlış olduğumuzu kanıtladı; o zamandaki  bakış açımızın bir yanılsama-illüzyon  olduğunu açığa çıkardı. Tarih  hatta daha fazlasını da bize gösterdi; sadece o gün sahip olduğumuz  hatalı  kavramları geçersiz hale getirmekle kalmadı, aynı zamanda tarih  proleteryanın  içinde mücadele edeceği koşulları tamamen dönüşüme uğrattı. 1848 deki mücadele tarzı bugün için her açıdan  geride kalmıştır ve işte özellikle bu dönüşümü  bugünkü koşullarda daha yakından incelemememiz gerekmektedir.” Dip N:4  (ÇN, Mücadele tarzını  vurguluyor.)

Engels şunu da ilave ediyordu; “Tarih bizim ve – bizim gibi düşünen herkesin- yanlışlığımızı kanıtladı. Tarih, Kıta Avurupasında (ÇN,  Normalde İngiltere dıştakalmaktadır) ekonomik  gelişmenin, kapitalist  üretim tarzının tasfiyesini  mümkün  kılacak olgunluk düzeyinden uzun bir uzaklıkta bulunduğunu açıkça ortaya koydu, 1848 den bu yana Kıta Avrupasını kaplayarak süren ekonomik devrimle bunu  kanıtıladı; bunu büyük sanayiin Fransa Avusturya Macaristan, Polonya ve yakın günlerde Rusya’da kök salmasına neden olması ile kanıtladı ve bu arada Almanya’yı olumlu anlamda birinci sınıf bir sanayi ülkesi halini getirerek – bütün bunlar kapitalist temel üzerinde gerçekleşti- dolayısıyla 1848 yılından bakıldığında, kapitalizmin hala  büyük bir gelişme potansiyeline sahip olması söz konusuydu“.  Ve şunu da etkili bir ifadeile yazdı, “Bu gerçek o gün için -1848 de – ve ondan sonrası için sadece sürpriz bir saldırı ile sosyal dönüşüm davasını kazanmamızının ne kadar imkansız olduğunu  gösterdi.“    Bu  ifadelerin anlamı, Marks ve Engelsin dahi  zamanlarında herşeyi çok açık koyamadıklarını ortaya koyuyor, bu anlamda uzak bir gelecekteki sorunlar için de aynı şeyi düşünebiliriz.

ÇKP nin kurucularından biri olan Mao Zedung genellikle şunu vurguluyordu, “ Marx, hayatta iken, gelecekte ortaya çıkabilecek bütün problemleri görememişti, dolayısyla bütün bu problemleri çözememişti. Rusya‘daki problemler sadece Lenin tarafından çözülebilir aynı şekilde Çin‘deki problemler sadece Çin halkı tarafından çözülebilir.“ (Dip N:5)

Deng XiaoPing de bir keresinde etkiliyici bir ifade ile “Marx‘ın ölümünden bir yüzyıl veya birkaç yüzyıl sonra  ortaya çıkacak sorulara  hazır cevaplar  sunmasını bekleyemeyiz. Lenin’den de ölümünden 50 veya yüzyıl sonraki  sonra ortaya çıkan sorulara cevap isteyemeyiz. Gerçek bir Marksist-leninist, güncel durum ışığında Marksizm-Leninizmi kavramalı ona bağlı kalmalı ve onu geliştirmelidir.“ (Dip N:6)

Marks bizzat kendisi bir “akademisyen” idi, ve o asla iktidara gelmemişti, dolayısıyla o yönetme  problemlerine yoğunlaşmadı. Akademisyen önermelerini teorik olarak kurgular. “Eksiksiz-Mükemmel bakış açısı“ tam akademik bakış açısıdır. Marks‘dan farklı olarak Lenin, 1917 de Rusya‘daki devrime önderlik etti ve iktidar düzeyine ulaştı, dolayısıyla o  devlet inşası sorunu üzerine daha fazla yoğun düşündü. Dolayısıyla zamana ayak uydurmak için, dünya politikasında, ekonomisinde kültür bilim ve teknoloji alanında Komünist  Partisi manifestosunun yayınlanmasınından bu yana sadece 160 yıl gibi kısa bir süre içinde dahi gelişebilen büyük değişiklikleri dikkate almalı, halkın ve parti üyelerinin yaşam koşullarında meydana gelen ve sosyal çevrelerinde meydana gelen büyük değişiklikleri dikkate almalıyız. Bu  değişikliklerin  ortaya çıkardığı zorlu meydan okumaları ve yeni  sorunları tam olarak  hesaba katmalıyız. Bunun nedeni  uygulamanın derinleşmesinin ülkenin talebine bağlı olmasıdır. Marksizmin uygulanması ve geliştirilmesi her ülkenin somut  pratiği üzerinde  olabilir. Dolayısıyla Marksizmin teorik formu ve gerçekleşme formu farklı ülkelerin güncel koşullarına göre farklılaşmalıdır ve ülkelerin devlet yapılarında meydana gelen     değişikliklere göre değişecektir. Sadece ve sadece; dünyayı ve  ülkeleri, sürekli bir biçimde   marksizme dayanarak inceleyerek, pratiksel deneyim biriktirebilir, Marksizmin güncelleşmesini teşvik edebilir ve böylece diğer deyişle Marksizmi pratik içinde geliştirip zenginleştirebiliriz.

II-           Marksizmin  Yerelleşmesi  Kavramı

Marksizmin canlılığı ve değer  kazanması her ülkenin somut pratiği ile birleştirilmesinde  ortaya çıkar, bu marksizmin yerelleşmesi kavramıdır. Yerelleşme kavramı esas olarak iki  yanlı bir anlam içerir; birincisi, doğduğu yer anlamında; ikincisi, sömürgeci ülkelerle ilgili olarak yerli ülkeyi anlatması anlamında (Sömürge ülkeler değil).

Marksizmin yerelleşmesi kavramı, farklı  ülke karakteristikleri çerçevesinde – Marksizmin  herbir  ülkedeki somut pratik ile birleştirilmesi yoluyla – şekillenen Marksizmi ifade eder. Sonal değerlendirmede markizmin yerelleşmesi, teori ile pratiğin etkileşimi süreci içinde  ortaya çıkan sorunları çözümlemektir. Marksın ardından  bu adı alan  markizm gelişmiş bir bilimsel sistemdir. Ancak onun değeri  bir ülkenin onu özümsemesi (absorbe etmesi)  ve  zaman içinde geliştirmesi ile ortaya çıkabilir. Marksizmin yerelleşmesi; her bir ülkede ve her bir tarihsel aşamada, – somut uluslararası çevresi ve zamanın karakteristikleri arka planı  içinde – Marksizmin temel çıkış fikirlerinin veya evrensel doğrularının ülkenin pratiği ile birleştirilmesidir. Marksizmin yerelleşmesi, marksizmin temel çıkış görüşlerinin veya evrensel doğrularının, her bir ülkenin yenilenme, inşa, reform ve gelişme pratiği ile  birleştirilmesidir.  Tam da Deng XiaoPing‘in  belirttiği gibi, sadece ve sadece; her bir ülkenin  gerçekleri ile birleştirilerek yeni ilkeler formüle etmek; gerçek Marksizm olabilir, “ Biz daima  dünyanın her bir köşesinde bulunan Komünist partilerin kendi ülkelerindeki koşulların gerçekleri ışığında Marksizmi ileriye götürmelerine ve geliştirmelerine inandık. Eğer gerçekleri kayda almazsak, marksizmden söz etmek anlamsız olacaktır.” Burada Deng XiaoPing gerçekten çok önemli  bir yaklaşımı savunmuştu.

Marksizmin yerelleşmesi kavramı en kısa ifadesi ile tam anlamda uygulama  manasına gelir. Yerelleşmenin doğru anlamı Markizmi her bir ülke içinde özümsemektir, bu da Markizmin  yerelleşmesi veya yerelleşmiş Marksizmdir, birbirinden uzaklaşmak yerine –daha – birleşen biçimde… Marksizmin tam  bir şekilde yerelleşmesi; dogmatizme; kitaplara tapmaya  ve akademik Marksizme ve ülkenin özgün karakteristiklerini dikkate  almak gerekçesine sarılarak Marksizmi inkar etme opportunizmine karşı çıkmalıdır. Dolayısıyla Marksizmin böylesi bir tam uygulama süreci; daha  çok ileri ve geri zigzagları içeren bir süreçtir ve düz çizgide  ilerleyen ve  hemen ulaşılacak bir şey değildir .

YERELLEŞME  KAVRAMI

Bu kavram esas olarak dört yön içermektedir;

1-Yerelleşme öncelikle Marksizmin ruhuna ve özüne sahip olmalıdır. Diğer deyişle Marksist  duruş; bakış açısı ve yönteme… Her bir ülkenin niteliklerini ve stilini taşımalı, komünist  partisini, işçi sınıfını  ve bütün  ülkelerin halklarını silahlandırabilmek için onu görüldüğünde ve duyulduğunda hoş karşılanan bir biçime kavuşturmalıdır. Sadece ve sadece bu yolla nihai olarak Marksizm o ülkede filizlenir fide verir ve meyvalar verebilir.

2- İkinci önemli yön, önde gelen bazı Marksistlerin somut koşullar içinde ortaya attıkları  tezleridir; bunlar belirli bir başka ülkenin güncel koşulları ile uyuşmadıkları için mekanik bir biçimde kopye edilmemelidir. Bunun yerine; mücadele sürecinde ortaya çıkan yeni  çapraşıklıkları ve problemleri çözebilmek için yeni teoriler yaratmalı, yeni bakış açıları  ortaya atmalı ve ülkenin güncel koşulları ve gerçeklerine uygun olarak yeni yöntemler  uygulamaya çalışmalışıyız. Devrimin ve sosyalizmin inşası sürecini geliştirmek için  Marksizmin sistemine yeni yeni teoriler katmalıyız.

 3. Yerelleşme, zamanı geçmiş tezleri veya başlangıç tezlerini veya ilkelerini Markizmin özünü kaybetmemek koşuluyla terkedebilme cesareti gösterebilmeliyiz. Zamana ayak  uydurarak ve yeni gerçeklerle birleşen, zamana uygun düşen yeni teoriler yaratmalıyız.

4. Yerelleşme kavramı aynı zamanda Marksizmin her bir  ülkenin koşulları ile birleşme sürecinde somut hale geldiğini anlatmaktadır.

Marksizm, dünya tarihi ve günümüzün çağdaş toplumu üzerine nesnel ve bilimsel incelemeler yapan bir teorik sistemdir. Marksizm gelişme halindedir. Ancak Marksizm günümüzde iki problemle karşı karşıya bulunmaktadır: birincisi, dogmacılar  tarafından  dogmalaştırılmaktadır; ikincisi, sözde marksistler tarafından  tahrip edilmektedir. Mao Zedung bir keresinde “dogmatizm  reddedilmelidir; çünkü o tarla toprağına yararı bakımından köpek dışkısından dahi daha değersizdir. Bunun nedeni Marksizmin gelişme halinde bir şey olmasıdır; onun her bir parçasının doğuş ve yükseliş aşaması; düzenlilik aşaması ve inişe geçiş aşaması ve zamanının geçmiş olduğu bir aşaması bulunur.” Dip N: 7

Dolayısıyla yerelleşme sürecinde iki eğilime dikkat etmeliyiz; birincisi, doğruları olgulardan çıkarmak meselesi; ikincisi ise öznelciliktir. Birincisini savunmalı ikincisine ise karşı çıkmalı ve önlemeliyiz.

Kanımca; “Marksizmin yerelleşmesi bilimi” başlıklı bir disiplin inşa edebiliriz ve bunun  içereği aşağıdaki altı yönü içermelidir.

1-Önde gelen Marksist yazarları ve onların eserlerini kavramak ve doğru ele almak.

2-Zamanımızın içinde ortaya çıkan problemleri kavramak ve onlarla başetmeye ve çözümler bulmaya uğraşmak.

3- Bütün ülkelerin somut koşulları içinde ortaya çıkan problemleri kavramak ve onlarla uğraşmak.

4- Teorinin gerçeklik ile birleştirilmesi sürecinde ortaya çıkan iki eğilimi ve iki tutumu kavramak ve onlarla başetmeyi öğrenmek. Bu iki tutum; öznelcilik ve doğruyu olgulardan çıkarmak. (Öznelcilik iki tipi içerir dogmatizm ve dar-deneycilik.)

5- Öznelciliği fethetme yöntemi: düşünceyi özgürleştirme, doğruyu olgularda aramak ve  zamanın gidişine ayak uydurmak.

      6-“Marksizmin yerelleşmesi” veya “yerelleşmiş marksizm” terimlendirmesinin   kavranması ve bu terimlendirme ile ilgili derinleşme sorunu; diğer bir deyişle, Markizmin “kaynağı” ile “dalları” (branşları) arasındaki ilişki sorununun derinleştirilmesi.

III. Marksizmin Çinlileştirilmesi Tecrübesinde Bulunduğumuz Yer      

Stalin bir keresinde  çarpıcı  bir  fikir ortaya atmıştı, “Devrimci pratik olmaksızın teori  boştur;  öte yandan, devrimci teorinin kılavuzluğunda olmayan pratik ise kördür.” (Dip N: 8) Ancak Stalin “Marksizmin Çinlileştirilmesi fikrine” itiraz eden ilk kişiydi. Bu Çinlilieştirme ifadesi, tam 14 Ekim 1938’de Anti-Japon savaş döneminde; Mao Zedung’un,-Yeni-demokratik devrim sürecinde- “Ulusal Savaşta ÇKP’nin Tutumu” başlıklı bir yazısında geçiyordu. Stalin bu terimlendirmeye itiraz edince ÇKP ve Mao Zedung bu ifadeyi değiştirerek yayımlanan metinde “Marksizmin Çinlileştirilmesi” yerine “Markizmi Çin’de somut hale getirmek” ifadesini kullanmaya karar verdi.

“Marksizmin Çinlileştirilmesi” önermesi Avrupa’dan süzdürdüğümüz- somurttuğumuz Marksizmi Çin’in gerçeklerine tam olarak uygulamak anlamına geliyordu, diğer deyişle onu Çinlileştirmekti. Olgular Mao Zedung’un ortaya attğı bu önermenin tamamen doğru olduğunu kanıtlamıştır. Bu önermenin uzantısı ise; “Marksizmi yerelleştirmek, Marksizmi her bir ülkenin gerçeklerine uygulamak ve ona ulusal bir biçim kazandırmak” da Marksizmin evrensel doğrusu haline gelecektir, nerede ve ne zaman olursa olsun bu da doğru olacaktır. Bu bakışa karşılık Stalin’in kavramı – onun; “Marksizmin Çinlileştirilmesi”ne karşı yaklaşımı dar milliyetçi bir anlam içermektedir. Çünkü; “Marksizmi Çin’de somut hale getirmek” terimlendirmesi proleterya enternasyonalizmi bakış açısına uygundur. Stalin, daima Marx ve Engels’in teorilerinin geliştirilemeyeceği fakat somutlaştırılacağı fikrinde ısrar eden bir yaklaşıma sahipti.

Lenin, Mao Zedong ve Deng Xiaoping her üçü de Marksizmi zamanın koşulları ve ülkelerindeki pratik ile birleştirmede yüksek bir duyarlılık göstermişlerdi. Deng Xiao Ping bir keresinde “En nihayetinde sormak gerekir; sosyalizm nedir?  Sovyetler Birliği o kadar uzun bir zamandan bu yana sosyalizmi inşa ediyor ve hala onun ne olduğuna dair  kafası oldukça  açık sayılmaz. Belki; Lenin Yeni Ekonomik Politikayı (NEP)  uygulamaya soktuğunda bu iyi bir fikirdi. Fakat zaman ilerledikçe ve değiştikçe Sovyet modeli  kemikleşti-donuklaştı“ (Dip N: 9)

Deng XiaoPing bu sonuca  nasıl ulaşmıştı?

Hepimizin  bildiği gibi; bir fikir oluşturma sürecinde tereddütler; çatışkılar ve sallantılardan kaçınılamaz. Bir “düşünür olarak” Lenin, Rusya‘nın geri ekonomisi, geri politik medeniyeti  ve kültürü ile sosyalist topluma doğrudan değil de ancak ve ancak  dolambaçlı ve dalgalar halinde ilerleyen bir yoldan  geçebileceğini kavradı. Öte yandan da; bir “devrimci olarak “o sosyalist  topluma  doğrudan geçme umudunu da taşıyordu. 1918‘den 1920 ye kadar süren “Savaş komünizmi Politikası” dönemi içersinde onun bu devrimci fikirleri güçlenmişti; 1921‘in bahar aylarından itibaren ise Rusya Lenin’in önderliğinde tarihsel bir tercih yaparak  Yeni Ekonomik Politikayı uygulamaya karar verdi.

Lenin sosyalist topluma doğrudan geçme kavramını reddetmeyi düşünmüştü. Lenin‘in az gelişmiş doğu ülkelerinde sosyalizmin inşası sürecine ilişkin düşünsel arayışında iniş çıkışlar  olmasına karşın, onun arayışını iki noktada özetleyebiliriz: 1-Sadece gelişmiş batı ülkeleri sosyalist devrimden sonra doğrudan sosyalist topluma geçeceklerdir; az gelişmiş doğu ülkeleri sosyalist topluma dolambaçlı yollardan; dalgalar halinde ilerleyen bir yoldan ilerleyeceklerdir. 2-Dolambaçlı yol kavramı üç yön içerir; Ekonomik inşa sürecinin kilit  noktası  meta ekonomisini geliştirmektir, Politik inşa sürecinin kilit noktası demokrasiyi  kurmaktır, üçüncüsü İdeolojik ve Kültürel inşa sürecinin kilit noktası ise Kültür Devrimini teşvik etmektir.

Bu  üç yönü geliştirmede merkezi yön ise ekonomik gelişmeyi merkezi görev olarak  belirlemek ve üretici güçleri geliştirmek ve özgürleştermek için elden gelen her şeyi yapmaktır. Lenin’in yukarıda özetlediğimiz bu iki yaklaşımı günümüzün sosyalist inşa  çalışmalarına kapsamlı bir biçimde ışık tutmuştur.

Mao Zedong  orjinal düşüncesi ve yaratıcı tarzı ile tarihsel bir dev  idi. O, ısrarlı bir biçimde  Marksizm-Leninizmi kavramak ve aşmak gerektiğini savunuordu. İşte bu “aşma ruhu“ ve yaratıcılık sayesinde; o başarılı bir biçimde büyük bir doğulu yarı-sömürge yarı –feodal  ülkede  proleterya devrimi ve sosyalizmin inşası tarihsel sorununu çözümleyebildi. O, bu  yaklaşımla ekonominin ve kültürün oldukça geri olduğu Çin’de sosyalist bir modernleşmenin ortaya çıkabileceği yolu ortaya çıkarmak için mücadele etti.1949‘da  ÇHC‘nin kuruluşunun hemen ardından Mao Zedung bir keresinde “halkın demokratik diktatörlüğü altındaki yeni  demokratik toplumun” geliştirilmesi süreci içinde sosyalist topluma girilebileceğini (ÇN cümlede belki anlamı var ) belirtmişti. Bu önermedeki kavramın kendisi dahi dikkat çekici ve yaratıcı idi. Ancak ÇHC‘nin ilk erken döneminde; Çin “ Rusya tipi yoldan” ayrılamadı ve  “Çekinceler koymaksızın Rusya ile birlikte aynı tarafta“  yer almaktan başka şansı yoktu . Temel olarak Çin sosyalist gelişmesinde Rusya‘yı model olarak aldı. 1956‘da Rusya‘nın  ekonomisi, politik sistemi, ideolojik ve kültürel yaşamı yüksek düzeyde merkezileşmiş olan sosyalist sistemi ciddi bir biçimde eleştiriye tabi tutulunca (ÇN. Kruşcev Kastediliyor); Mao Zedung ve diğer Marksistler, tarihsel deneyimler ve Rusya’dan çıkarılan dersler ışıgında yeni bir sürece evrildiler. Bu dönüm noktasının ifadesi olarak Mao Zedung’un “On Büyük ilişki üzerine“ adlı makalesinde ortaya çıkan fikirler üretildi ve halk içindeki çelişkilerin doğru ele alınması üzerine yeni fikirler oluşturuldu. İşte bu dönüm noktası Çin‘in gerçeklerinden  hareket eden Çin‘e Özgü Karakteristiklerde Sosyalizmin İnşası arayışının asıl başlangıcını oluşturdu. Ne yazık ki; 1957 sonlarından itibaren, karmaşık bir iç ve uluslararası koşullar  altında Çinli Komünistler Parti çalışmasının odak noktasını sınıf mücadelesine kaydırdılar. Bunun sonucunda sosyalist gelişme yolu üzerine arayış süreci normal bir şekilde ilerleyemedi.

Bu tarihten itibaren arayış süreci ileri ve geri sendelemeler zigzaglar ve ödenen ağır bedellerle  ilerledi. 1978‘den itibaren büyük bir  teorik ve politik cesaret göstererek, bu arayış  çabası içinde ağır sorumluluklar altına girdi. Sosyalizm Nedir ve Sosyalizm Nasıl inşa edilebilir(?) sorularına ve böylesi geri bir doğulu ülkede sosyalizmi pekiştirme ve geliştirme sorularına yeni yanıtlar üretme çabasını devam ettirdi. Ve  uzun  bir  sure boyunca  süren arayışın sonucu olan “ Çin‘e  Özgü Karakteristiklerde Sosyalizmi  İnşa  Etmek “ şeklindeki temel önermeyi ve sloganı ortaya attı. Bu 1956‘dan sonraki ikinci önemli dönüm noktası idi. Bu slogan ile açık bir biçimde Komünist Partisi‘nin ve ülkemizin tarihsel görevi ve  mücadelenin  yönü ortaya konulmuş oluyordu. Bu birkaç canlı sözcükle o; günümüzün çağdaş Çin‘inin  bağlandığı büyük davayı bu terimlerle özetlemiş oluyordu. Eylül 1982 de; 12. Parti  Kongresinin açılış konuşmasını yaparken Deng XiaoPing bu fikri şöyle ifade ediyordu:          “ Modernleşme sürecini yürütürken Çin’in gerçeklerinden yola çıkmalıyız. Hem devrimde  hem inşa çabalarımızda dış ülkelerden öğrenmeli ve onların tecrübelerinden esinlenmeliyiz. Fakat dış deneyleri mekanik bir biçimde uygulamak ve dış modelleri kopye  etmek bizi hiç bir yere götürmeyecektir. Bu açıdan birçok ders almış bulunuyoruz. Marksizmin evrensel  doğrularını Çin‘in somut gerçekleri ile birleştirmeli; kendimize özgü bir yol oluşturmalı ve Çine özgü Karakteristiklerde bir sosyalizm inşa etmeliyiz. Uzun  tarihi sürecimizi gözden geçirdikten sonra vardığımız temel sonuç budur.“  (Dip N: 10)  

Deng XiaoPing Mayıs 1989 da da şu fikri de ortaya attı; “Her bir ülke sosyalizmi kendi koşullarına uygun olarak inşa etmelidir. Sabit modeller yoktur ve olamaz.“ (Dip N:11.) Çünkü, “ülkeler birbirlerinden bir çok açıdan farklılıklar gösterirler; mesela, ekonomik temelleri, tarihleri, doğal çevreleri ve komşu ülkeleri farklıdır. Diğer ülkelerin deneylerini inceleyebiliriz fakat asla onları kopye edemeyiz.“ (Dip N:12).

“Rusların izlediği yolu izlemek“ fikrinden; daha sonra  “Kendimize ait olan yolu izlemek“ fikrine geçiş süreci; Komünist Partisi’nin kavrayışını derinleştirdiğine; evrensellikten, özgünlüğe  doğru  ilerlemeye işaret ediyordu. Ve Marksizmi Çin‘in sosyalist inşa pratiği süreci ile  birleştirmede; gelişkin bir kavrayış ile yola girilmesinin yeni bir başlangıç noktası böylece ortaya çıkmış oldu. Daha sonraki arayış süreci içinde teorik araştırmalar ve pratik deneyler sonucunda Çinli Komünistler başlangıçtaki formülasyonu; “Çine Özgü Karakteristiklerde Sosyalizm“ terimi olarak daha kısaltarak; standart bir formülasyon olarak ifade etmeye  başladılar. Kanımca bu arayış kesinlikle Marksizmin bahçesinde ve dünya komünist akımı  içinde olağan üstü bir yer edinecektir.

Dolayısıyla; sonuç olarak, sadece  ve sadece Marksizm ve Bilimsel Sosyalizm, daha tam  olarak Çin‘e özgü karateristiklerde sosyalizm Çin‘i kurtarabilir, Çin‘i geliştirebilir ve Çin’e kılavuz olabilir.

 

DİPNOTLAR

1 Vladimir Lenin. Collected Works (the Chinese version, the second edition), vol.26, Beijing: People’s Publishing House, 1995.

2 Karl Marx and Frederick Engels. Collected Works (the Chinese version), vol. 4, p.284, Beijing: People’s Publishing House, 1995.

3 Vladimir Lenin. Collected Works (the Chinese version), vol.29, p.44, Beijing: People’s Publishing House, 1985.

4 Karl Marx and Frederick Engels. Collected Works (the Chinese version, the second edition), vol. 4, Beijing: People’s Publishing House, 1995.

5 Mao Zedong. Collected Works (the Chinese version), vol. 8, p. 5, Beijing: People’s Publishing House, 1999.

6 Deng Xiaoping. Collected Works (the Chinese version), vol. 3, p. 291, Beijing: People’s Publishing House, 1993.

7 Yu Guangyuan. “The Explanation and Criticism of ‘My Theory on the Four Kind of Consumer Goods”(Chinese version), p. 3, Socialist Market Economic Forum in China, 2004.3.

8 Joseph Stalin. Collected Works (Chinese Version), p.199-200, the People’s Publishing House, 1979.

9 Deng Xiaoping. Collected Works (the Chinese version), vol. 3, p. 139, Beijing: People’s Publishing House, 1993.

10 Deng Xiaoping. Collected Works (the Chinese version), vol. 3, p. 2-3, Beijing: People’s Publishing House, 1993.

11 Deng Xiaoping. Collected Works (the Chinese version), vol. 3, p. 292, Beijing: People’s Publishing House, 1993.

12 Deng Xiaoping. Collected Works (the Chinese version), vol. 3, p.263, Beijing: People’s Publishing House, 1993.

 

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!